Aynı zaman da Ardahan Dernekler Federasyonu ve Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı da olan Gazeteci Fakir Yılmaz’ın, Ertan Sarıçam, Naif Sural, Yüksel Özcan, Sinan Onay, Soner Görmüş, Taner Altıparmak, Barış Gümüş, Vargin Yıldız, Çetin Derin, Barış Bilgin, Özkan Karakaya, Muharrem Çapan, Murat Morkoç, Aytaç Aktaş, Erhan Bingöl, Caner Çoban, Asım Bulut, Levent Deniz, Kıvanç Oktay, Onur Balcı, Erdal Güzel, Sezer Pehlivan, Mustafa Gök, Asım Bulut, Ömür Gündühev, İskender Yılan, Kürşat Aktaş, Bora Tekgül ile birlikte 19 kişilik yeni yönetimi başkanlığına gelmesiyle birlikte ilk yıllarda ki heyecanı yakalayan Serhat Ardahan Spor’a sahip çıkan Ardahanlılar tam bitti derken yeniden ayağa kalkan takımlarına yeniden maddi, manevi olarak destek vermeye başladılar.
**Büyüğünden, Küçüğüne Herkes Serhat Ardahan Spor Diyor..
Başta Ardahan Belediye Başkanı Faruk Köksoy olmak üzere tüm toplumun tüm kesimlerinin birlikte ayağa kaldırdığı ve 3. Lig özlemini gidermeye çalıştığı Serhat Ardahan Spor’a büyüğünden, küçüğüne herkesin sahip çıkmaya çalıştığı şu günlerde lige çıkamayacak haldeyken yeniden toparlanıp, elemeler ardından beğenilen futbolcuları ile anlaşarak sahaya çıkan takım antremanlarına başlayıp, 29 Ağustos’ta yapılacak olan Türkiye Kupasına hazırlıklarına başladı.
**Herkes Cambaz Olmuş..
Türkiye’nin Kafkaslara açılan iki gümrük kapısına sahip olmasına karşın ithalatın, ihracatın yok denecek kadar az olduğu Ardahan’ın hayvan pazarındayım.
Birinci geçim kaynakları olan hayvancılığı hala atadan/deden kalma yöntemlerle yapan ancak Belediyesince hazırlanan proje ile modern bir meydana kavuşan ve son yıllarda verilen teşvik, desteklerle üyesi olmaya çalıştığımız Avrupa normlarında hayvancılığa geçiş yapan Ardahanlıların hemen hepsi orada desem abartma demeyin..
Çünkü valilikte, İl Özel İdareye, Hastaneden, Karayollarına kadar hemen her kurumda çalışan devlet memurunun da eline aldığı çubukla cambazlık yapmak için orada olduğunu görü, biraz şaşırıyor, birazda normal görüyordum.
Çünkü İstanbul başta olmak üzere metropollerde de memurların hem dairede hem de simit , su sattıklarını da hatırlıyordum..
Evet, hayvanın çok ama tüccarın yanı sıra wc’si, çay ocağı ve araç parkı yani kısacası çevre düzeni bitirilmeden teslim edildiği ileri sürülen bir hayli büyük bir o kadarda modern olan Ardahan Hayvan Pazarında dolaşırken gördüğüm en önemli konu hemen herkesin cambaz olduğuydu.
Hayvan cambazlarının yanında onca cambazın elindeki çubukla bir o yana bir bu yana koşturup, yakaladığı hayvan sahibinin ellerini tutup, satılmak için gelen hayvanı alıcıya sattırmaya çalıştığı ve arada yaptığı cambazlıkla alacağı parayı hesap ettiği sabahın erken saatlerinde ki meydan manzarası bana bir diğer cambazlıkları da hatırlatmadı değil.
Çünkü doların ateşini arttıran gelişmelerin altında yatanında cambazlıktan öte bir şey olmadığı yani son olarak yeniden İran’a konula ambargonun altında yatanında para olduğu ve bu paranın getirdiği stresin ülkeler arasında ki gerginliği arttırdığını da görüyordum, mesai saati geldi, bir an önce meydanda ki cambazlığı bitirip, daireye geçmeye çalışan memur cambazları izlerken..
İran ambargosu ile yeni bir Zarraf olayı yaşanır mı bilmem ama İran’a konula ambargo gibi bizlere de konulan ambargoların nasıl olup aşılacağını düşündüğümüz bu süreçte cambazlık yaparak geçinmeye çalışanların hali de gözümüm önünde geçmedi değil.
Çünkü onca oyunun oynandığı hayat denen bu yolda önünüze getirilen onca engeli aşmak, geçimi sağlamak için usta bir cambaz olmanız gerektiğini ve bunun en güzel örneğini Ardahan Hayvan Meydanında cambazlık yaparak hayata tutunmaya çalışan devlet memurlarının halinde anladım.
CHP’de yaşanan cambazlıkların, iktidarın işsizliği, her geçen gün kötüye giden ekonomiyi cambazlıklar yaparak götürmeye çalıştığı bir süreçte Ardahan Hayvan Meydanında yapılan cambazlıkların onların yaptığı cambazlıklar yanında bir tırnak parçası olmayacağını da his ederken bu ülkende olduğu gibi tüm dünyanın cambazlıkların üzerinde döndüğünü anlayarak ayrıldım, cambazlığı anlamayıpta kurban almak için gidip, eli boş döndüğüm meydanda..
***
Benim Cumartesi Yazılarım..
Çoktandır ele alamadığım Cumartesi yazılarımı özledim..
Çünkü yine bir cumartesi günü ele aldığım yeni bir yazımın 33 yıldan fazladır siyasi, politik, toplumsal ağırlıklı olan baş yazılar ele aldığımı çoğu okur bilir, sanır..
Halbuki; Aşkı, sevgiyi, doğayı kısacası onca güzel ve insana nefes veren şeyleri olduğu gibi cumartesi yazılarımı da unutturan yoğunluk yüzündedir yazdıkça rahatladığım Cumartesi yazılarım..
‘-Neydi bu cumartesi yazıları?’ diye merak edenlerin benim gazeteci kimliğimin yanında sadece stk başkanlıkları, siyasetle uğraştığımı ama şiirlerde yazdığımı bilmez belki..
Gerçi Kuzey Doğu Anadolu, 23 Şubat Gazetesi, Çıldır Gazetesi, Göle Gözlem Gazetesi, Hanak/Damal Gazetelerimin okurları bilir, o kadar sert bir simaya sahip olan benim aslında duygusal bir o kadar şair yürekli olduğumu bilseler de; İstanbul’un en güzel gazetelerinden olan Gazete Damga okurları bilmezler diye yeniden bir cumartesi yazısı yazmam gerekti belki de..
Peki ne anlatır bu benim uzun süredir ele alamadığım ve yazma, anlatma fırsatı bulamadığım benim Cumartesi yazılarım?!.
Büromun penceresini ıslatan yağmurun damlalara gibi hayat denen bu yolda yaşadığımız onca sorun ve sıkıntılar ardından gizli gizli akan gözyaşlarımızın yüreğimiz de yanan ateşi korlatma çabası gibi her Cumartesi günleri ele aldığım bu yazılarımın kendi iç dünyamda yaşadıklarımın birikmesi ile dışa yansımasıdır benim Cumartesi yazılarım..
Kalbi, yüreği gibi param parça olmuş olan bir insanın zaman zaman sahile çekilmiş olan ve koşarak binmek istediği yelkenleri kırık direğine sarıldığı kayıkla fırtınaların, tusinamilerin dolaştığı okyanuslara açılmak istemesine benzer benim Cumartesi yazılarım..
Su almaya başlamış kayığın o özlediği adaya ulaşıp, ulaşamayacağını hesaplamadan her dakika biraz daha şiddetlenen yağmurun delirttiği denizin ortasında kendisini bulup, sağına, soluna bakıp aradıklarını bulamadığı andır benim Cumartesi yazılarım..
Çölde su arar gibi gördüğü serabın peşine takılan bedevinin tuttuğunu sandığı aşk gibi çok sevdiği devesinin elinden çıkıp, gittiğini anlatır benim Cumartesi yazılarım..
Belki de bin bir çiçekle donatılmış olan Ardahan’ın yaylaları gibi ovalara, dağlara kaçmak için sessiz köy yollarına kendini atmaktır benim Cumartesi yazılarım..
İyi çekmeyen araç radyosunda ki kulağa hoş gelen bir cızıltı eşliğinde geride bıraktıklarını unutmak, ansızın terk edenlerle yaşananları hatırlamamak içindir belki de benim Cumartesi yazılarım..
İçine kapanıp, kalbini dinlerken beynini günlük yaşantıdan uzak tutup, dinlendirme çabası mıdır yoksa benim Cumartesi yazılarım?
Kim bilir belki de için için yanan ve her an patlayacak bir volkan olan yüreğini serinletmeye çalışan bir insan halidir benim Cumartesi yazılarım..
Ve belki de ondandır iç dünyam da yaşadıklarımla olan savaşın taraflarının anlaşılmaması içindir kaçıp, yazmamaya gayret ettiğim Pazar gününü beklemeden şimdiden okunmaya başlanan benim Cumartesi yazılarım..
Kısacası; Sırdaşım, kozmik odam, karanlık kuyudur benim Cumartesi yazılarım..
Yani; Arada bir açılıp ama Kırk Haramiler gelir korkusu ile yeniden kapanan kalbimin, yüreğimin, kapısı mıdır benim Cumartesi yazılarım..