Gazeteci Fakir Yılmaz Pazar Günleri ve Hafta İçi Özel Programlarla TEMPO TV’de
MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Son iki haberimiz için TIKla abone ol, izle..
**Levhaları da yolları gibi perişan!
İzmir Büyükşehir Belediyesinin desteği ile asfaltlanan şehir içi yolların birisinin ortasına bina yapıldığı Ardahan’da kışın yaklaşmasına karşı hala yapılmayan onca bozuk köy yolunun ne zaman yapılacağı halen belli olmazken bu köyleri gösteren levha ve tabelaların da bakımsızlıktan yıkık, dökük olduğu görülmektedir.
Milletvekilleri, Valilik, Kaymakamlıklar ve Muhtarların sorunlarına eğilmediğinden yakınan Ardahanlı köylüler, ‘Yıl bitti, kış geldi, hala yollarımız bitmedi’ diyerek tepkilerini ortaya koymaktalar.
**Muhtarlar ve Heyetleri Ne İş yaparlar?
Yıllardır Genel Sekreteri olmayan ve Vali Yardımcısı tarafından yönetilen Ardahan İl Özel İdare bünyesinde bulunan köylerin yolları gibi levhalarının da viran olduğu görülürken bu köylerin sorunlarının çözümü için seçilen muhtar ve heyetlerin nerede, ne iş yaptıkları merak edilmektedir.
Çıldır Kaymakamı Fatih Bayram ve Belediye Başkanı Yakup Azizoğlu da eşlik ettiği Ardahan Valisi Hüseyin Öner’in ’19 Ekim Muhtarlar Günü’ dolayısıyla Çıldır Muhtarlar Derneği’ni ziyaret ederek, günlerini kutladığı köy muhtarlarının başta köylerini gösteren levları olmak üzere alt yapı ve diğer sorunların çözümü için ne yaptıklarının da sorgulandığı Ardahan’da seçilmişlerin içinde olan muhtarların gerektiği gibi görev yapmadıkları belirtilmekte.
Köylerin amiri olan ve köylünün yaşadığı sorunları çözmeleri için seçilen köy muhtarları ile azalarının ne iş yaptıkları ve neden başta olağanüstü bozuk yollar olmak üzere, köylülerin neden sorunlara el atıp, yetkililere bildirmedikleri, çözüm bulmadıkları merak edilirken, muhtarlığı sadece boynuna kravat takıp, beline tabanca takarak, ‘muhtarım’ diye ‘kent merkezlerine gelerek, akşama kadar kahvehaneler de kumar oynamak olmadığını’ belirten köylüler bu yollardan, levhalardan sorumlu olan muhtarlara ve köy yollarından, levhalarından, sularından sorumlu olan İl Özel İdaresine ateş püskürdükleri görülüyor.
KENTLERİ GÖRMEYEN OTOYOL!..
‘Deprem paralarını ne yaptınız?. Ya 128 milyon doları?.. Hatta daha ileriye de gidilip, ‘kırmızı, mavi yeşil kategoride aranan ve başına 5 milyon, 3 milyon, 1 milyon ödül konan “etkisiz hale getirildi” denilerek 40 yıldır bitmeyen ama hep biten, terörü bitiriyoruz’ denilip, buraya ayrılan paraların hesabı sorulduğunda “yol yaptık, köprü yaptık, siz bir kurşunun kaç lira olduğunu biliyor musunuz?’ savunması yapan 20 yıllık iktidarın hakkını yememek gerek..
Her ne kadar yapılanların 5 müteahhit aracılığıyla hem de torunumun torunu borçlanırken Marmaris’e giden yollara köprülere bakmak yeter artar bile.
‘Ne demokrasisi, insan hakları, adalet onlar bahane siz bilmiyorsunuz terör bölecek’ dediği ama kimsenin bölmediği, bölmek istemediği ülkenin bölünmüş denilen yollarının bir türlü bitmediğini yazarken kendimi yoldan çıkmış olarak paralı otobanda bulu veriyorum.
Kafkasya’ya açılan yolun üzerinde bulunan Ulgar gibi tünellerinin açılmadığı bir zamanda ve bir tren istasyonu kurulamayan, havaalanı yapılmayan, Gürcistan ve Ermenistan’a komşu, iki ülkeye sınır kentinden kalkıp düştüğümüz yollarda yaşanacak bir depremle %70 inin yerle bir olacağı iddia edilen gecekondu metropolu İstanbul’a geldik o yollardan.
Yetmedi her geçişi bir uçak bileti parası olan Osmangazi köprüsüne ulaşmak için ya bedava denen ama onların da paralı olduğu marmara boğaz köprülerinden, olmadı, deniz altından geçip tatil kenti Marmaris’e, yani deniz sezonunun kapandığı bir zamanda Ege’ye doğru yol almaya başladık kesintisiz ama çok paralı otoyoldan.
Bir türlü yapılamayan yerli araba gibi yaşanan orman yangınlarından önemini anlayıp, aradığımız, kiraladığımız uçakların pist olarak kullanabileceği genişliği ve güzelliğindeki yolların kep batıya yapıldığını gördüğüm İstanbul-İzmir yolu boyunca isimleri oksijen olan tesisler dışında ne bir şehir, ne bir kasaba nede bir belde ya da köyle karşılaşmamanın üzüntüsünü yaşıyorum, ’80 yıl boyunca yoktu, 20 yıldır yani bugün var.. Nankörler şükredin’ diyerek..
En çok üzüldüğüm de Çıldır gölü gibi batı yakasını özlediğim körfezi saran Gölcüğü, babamın son yıllarını geçirdiği Yalova’yı yetmedi 4. metropol Uludağ’ı Bursa’yı, siyasi cinayetlerin işlenebileceği söylenen bir zamanda hala karanlıkta kalan kamyon cinayetinin yaşandığı Çatlarcasına ayranını içemediğim Susurluğu göremedim..
Kentleri, kasabaları öteleyen Balıkesir’i es geçen kömürü ile ünlü Soma’yı, ihtiyacını hissettiğim bir yaşta Osmanlı padişahlarını ayakta tutan mesir macununu tatmadan geçtiğim Manisa’yı, ‘gavur var’ diyerek adı ağızlara alınmak istenmeyen İzmir’e “ileri marş marş” şarkısıyla el sallattıran paralı otobanda delik cebimin içine incir ağacı dikilmiş halde Aydın’a yaklaşmıştım. Ve adının başında Türkiye olmasına karşın üye sayısı bir elin beş parmağını geçmeyen Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Gazeteciler Federasyonu, Basın Konseyi, başında bulunduğum Ardahan Gazeteciler Cemiyeti gibi İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Basın İş Sendikası Ekonomi Muhabirleri Derneği gibi kuruluşların ve CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun da katılacağı ve fikir teatisinde bulunacağını düşündüğüm toplantıya katılmak için kentleri görmeyen yollara düştüğümü anladım. Ambulansların bile durdurulup, para alındığına da şahit olurken..
Aynı manzaranın birisini de kominist denen terzi Fikri’nin memleketi olan Fatsa’da, sahil yolunda el sallayarak, hızla geçen araçları durdurmaya çalışanların 50 TL. karşılığında gemileri limana olmasa da, yangınla gündemde olan orman içlerine çektiklerini görmüştüm…
Yani kısacası; Ekonomik krizden mi, çok gelişmişlikten mi, 60 yıldır kapısına dayanıp, içine giremediğimiz Avrupa kültüründen mi bilmem ama, bu memlekette güzel kadınların, hatta onları sollayan erkek / kadınlar ada manzaralı kaldırımda gelen, geçeni durdurmaya çalışırken, belediyelerinde o kaldırımlarda park yeri arayanlara yer satma derdinde olduğunu görüyordum, ekonomik sorun yok, enflasyon gelecek ay düşecek denen ülkenin en büyük metropolünde…

Kaldırımlar işgal, kiralık satılık!..
Ardahan’da valinin makamının penceresinden bakıldığında, görülen kaldırımın üzerine yapılan bir binaya verilen iznin yasallığı tartışıla dursun, Kura Nehrinin yanı başındaki otel projesinin nasıl ve hangi yasa ile bir anda betona döndüğünü gördüğüm Ardahan’da devam eden yanlış yapılanma devam ede dururken, kendimi yeniden İstanbul’da buluyordum…
Ve hemşerimin CHP’nin ilçe başkanı olduğu ve HDP, İYİ Parti destekli seçilen CHP’li belediye başkanının başında olduğu Küçükçekmecedeyim.
Yüzeyi buz tutmakla gündeme gelen, ama orman yakan sıcaklarda serinletecek bir sahili olmayan Gürcistan ile ortak Aktaş Gölünün büyük abisi olan Çıldır gölüne benzer ama Çıldiŕ Gölü gibi çokta değerlendirilmeyen bir gölüde olan Çekmecenin sefa süren değil, köyü olan semtini gezerken bir şey fark ediyorum…
Ve yine bir hemşerimin başında olduğu, sanayi kenti Kocaeli Dilovasını hatırlıyorum, Kars’ın gölgesinde kalan memleketim Ardahan gibi, Gebze’nin gölgesinde kalan Darıca’yı anımsıyorum, memleketimde ve yollarda da ışıl, ışıl yanmasını beklediğim yeni, güzel sokak lambalarıyla…
AK Partili olup İran’ı hatırlatan giyim, kuşam kültürü ile anımsatan Sultanbeyli, Siirtli Büryan Kebaplı Fatih ilçesi gibi gökdelenli semtlerin arka, gecekondulu, köy misali mahalleleri, semtleri anımsatan son İstanbul gezimde dikkatimi çeken şey, insan sayısının göç dolayısıyla her yıl daha da azaldığı ve bu nedenle yeşillenen Ardahan kaldırımları konulu yazımdı…
Çünkü, CHP’li Kemal Cebi’li Küçükçekmece’nin adeta 90 derece olmasa da, 70 derece değişip, modernleşip, güzelleştiği Dilovası’nın da sanayi karanlığından aydınlanma isteğini ortaya koyan yeni sokak lambalarından anlarken, kendimi İstanbul’un sahil yolunda buluyorum…
Oradan da Tuzla, Pendik Kartal, Maltepe ve Kadıköy’e kadar uzanan yollarda geçen araçlara sokak lambaları gibi parlayan güzellikleri ile el sallayan mini eteklileri görünce bu yazımında kaldırıma çıktığını anlıyordum…
Buna neden ise aracımı park etmeye çalıştığım her caddenin ve sokağın CHP’li olan büyük şehir belediyesi tarafından adeta para makinesi haline getirildiğini ve değnekçilerin bir hayli çoğaldığını da görürken, kiminin benim gibi rastgele kaldırımlara araç park ettirerek, kiminin ise birer kız kulesi güzelliği ile gelip geçen araçlara sinyal verip, limanlarına çektirme derdinde olan İstanbul’da kaldırımlar yeşillenmezse de işgal edilip, bir anlık zevk için kiralık, hatta satılık olmuştu…
Aynı manzaranın birisini de kominist denen terzi Fikri’nin memleketi olan Fatsa’da, sahil yolunda el sallayarak, hızla geçen araçları durdurmaya çalışanların 50 TL. karşılığında gemileri limana olmasa da, yangınla gündemde olan orman içlerine çektiklerini görmüştüm…
Yani kısacası; Ekonomik krizden mi, çok gelişmişlikten mi, 60 yıldır kapısına dayanıp, içine giremediğimiz Avrupa kültüründen mi bilmem ama, bu memlekette güzel kadınların, hatta onları sollayan erkek / kadınlar ada manzaralı kaldırımda gelen, geçeni durdurmaya çalışırken, belediyelerinde o kaldırımlarda park yeri arayanlara yer satma derdinde olduğunu görüyordum, ekonomik sorun yok, enflasyon gelecek ay düşecek denen ülkenin en büyük metropolünde…
İSTANBUL ARDAHAN OLDU!..
İstanbul’da 245 bin 653 Yaşıyor..
arşiv haber 06/02/2016 tarihli haber
TÜİK açıkladı: Gurbetçiler memleketi geride bıraktı..
TÜİK verileri, İstanbul’da yaşayan Erzincanlı, Giresunlu, Kastamonulu, Sinoplu, Sivaslı, Tuncelili, Bayburtlu ve Ardahanlı sayısının, bu kentlerin nüfusunu geride bıraktığını ortaya koydu.
