HDP'liler Ardahan'da Dükkan Kapattılar, Göle'de Büro Açtılar!

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan sonra Ardahan’a gelen Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Göle de seçim irtibat bürosunun açılışında halka hitap etti.


Ardahan’da ve diğer ilçelerinde Belediye Başkan Adayı çıkarmayan HDP’nin Göle’de ki Büru açılışı seçmen tarafından ciddiye alınmazken, Gizli anlaşmayı bozan CHP’ye inat çabalar içinde olduğu gözlenen HDP Ardahan İl Örgütüne tepkiler nedeniyle küçük bir kalabalık tarafından ‘Hoş geldiniz Sayın Genel Başkanımız’ pankartıyla karşılanan HDP Genel Başkanı Sezai Temelli, birlik ve beraberlik mesajları verdi, halkların kardeşçe bir arada yaşamasının önemine değindi.


Kars Milletvekili ve Belediye Başkan Adayı Ayhan Bilgen, Iğdır milletvekili ve Van Milletvekili ile 25.Dönem Ardahan Milletvekili Taşkın Aktaş’ın da katıldığı açılışta HDP Genel Başkan Sezai Temelli Halka hitap etti. Yoğun güvenlik önleminin alındığı miting alanında soğuk havaya rağmen partililer ve katılımcılar konuşmaları dinlediler.


Temelli, konuşmalarında ekonominin kötü gidişatına, demokrasi ile hukuka ve barışa kardeşliğe vurgu yaptı. Kayyum atanan belediyelerden bahseden Temelli Tarım politikasını da eleştirerek kentlerdeki çarpık yapılaşmaya dikkat çekti.


Kar altında küçük bir kitleye seslenen HDP Eş Başkanı Temelli, “Yıllardır iktidar partisinde olan Göle Belediyesinin hali ortadadır. Bu seçimde siz değerli kardeşlerimizin oylarına talibiz.  Eşit adil bir düzen için sizlerin desteğine ihtiyacımız vardır. İnanıyorum ki Göle halkı üzerine düşeni yapacaktır” dedi.


HGP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, seçim maratonun ikinci gününde Ardahan’ın Göle ilçesinde halk buluşmasına katıldı. Burada güncel gelişmeleri ve seçim çalışmalarını değerlendiren Temelli, şunları söyledi: 


Sevgili arkadaşlarım, bugün 2 Mart. Bundan tam 25 yıl önce demokratik siyasete tahammül edemeyenler, o gün yine demokratik siyasete saldırmışlardı. 2 Mart 1994 vesilesiyle, huzurlarınızda sevgili Orhan Doğan’ı anmak istiyorum. Türkiye siyasetine, Türkiye demokrasisine o büyük katkıları yapan mümtaz insanı dokunulmazlıkları kaldırarak gözaltına almışlardı. O gün Türkiye siyaseti ve demokrasisi çok büyük bir yara aldı. O yarayı gidermek için, demokrasiyi onarmak için bu ülkede çok büyük mücadeleler verildi. Bu mücadeleyi veren arkadaşlarımızın başında gelen sevgili Figen Yüksekdağ’ı, sevgili Selahattin Demirtaş’ı da 4 Kasım 2016’da demokrasiye karşı yapılan bir darbeyle gözaltına alındılar. 


BU HAKSIZLIĞA SON VERMEK İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ


Türkiye demokrasisi yine büyük bir yara aldı. Türkiye demokrasisine bu zulmü yapanlar, Türkiye’de demokratik siyasete tahammül edemeyenler bugün ülkeyi içinden çıkılmaz bir noktaya sürükleyenlerdir. Buna son vermek bizim elimizde. İşte buna son vermek için mücadele ediyoruz. Bu adaletsizlik, bu hukuksuzluk bitsin diye, bu savaş bu zulüm bitsin diye demokrasiden, barıştan yana mücadelemizi yükseltiyoruz, yükseltmeye de devam edeceğiz. 


KAYYIMLARIN SUÇ DOSYALARI ELİMİZDE


Çıkın halka açıklayın neden kayyım atadınız. Şimdi yine meydanlarda diyorlar ki biz o belediyelere kayyım atayarak oradaki yolsuzlukları, suçları önledik. Ellerinde bir tane belge yok. Bir tane suça dair, yolsuzluğa dair belge yok. Ama onlar kayyım atadıktan sonra o kayyımlarla ilgili olarak bizim elimizde onların işlediği suçlara ilişkin onlarca dosya var. Tam 2 yıl 4 ay boyunca her gün suça bulaşmışlar, her gün yolsuzluk yapmışlar. bunların hesabını 31 Mart’tan sonra soracağız. Onlara kendilerine sorsanız bizim belediyelerimiz suça bulaşmışmış. Bütün belediye kaynaklarını Kandil’e gönderiyorlarmışmış. Bir tane belge yok. Halkın belediyelerinin kaynakları, yine halk için kullanılmıştır ve bunun belgeleri ortadadır. Bir tane suç ve yolsuzluk belgesi bulamadan iftara atarak, çamur atarak, halkı aldatarak siyaset yaptıklarını sanıyorlar. 


HALKIMIZI SİYASETE DAVET EDİYORUM


Hayır siyaset yapmıyorlar, siyaseti tüketiyorlar. Biz halkı siyasete davet ediyoruz. Gelin siyaset yapın, gelin belediyelerimizi seçilmişlerle birlikte siz yönetin. Ancak o zaman bunların yaptığı yolsuzlukların önüne geçilir. Geçmişte böyle yapıyorduk yarın da böyle yapacağız. 1 Nisan’dan sonra yerel yönetimlerimizi hep birlikte yöneteceğiz. Her bir kuruşun hakkını vererek yoksulluğu, yolsuzluğu bitirerek, işsizliği bitirerek hakça, adaletçe bir düzeni belediyelerimizde hayata geçireceğiz. Bir ülkede adaletsizlik varsa o her yere ulaşır. Bugün Türkiye’deki en büyük adaletsizliklerden biri de iktisadi alanda yaşanmaktadır. Herkes borçlu. Yoksulluk giderek yayılmakta, işsizlik her ay yeni bir rekor kırıyor. 


HALKIN KAYNAKLARINI SAVAŞA MERMİYE YATIRIYORLAR: BİZİM BARIŞA İHTİYACIMIZ VAR


Hayat pahalılığı her yerde, kimse geçinemiyor. Çünkü bunlar halkın kaynaklarını, toplumun kaynaklarını halk için değil; kendi zenginlikleri ve haksız servetleri için kullandılar. Bunlar halkın kaynaklarını savaş ve silahlanma için kullandılar. Bizim savaşa ve mermiye ihtiyacımız yok; bizim barışa, ekmeğe ihtiyacımız var. Aşa ve işe ihtiyacımız var. Ama savaştan beslenen bu iktidar halka zulmetmeye ve haklarını gasp etmeye devam ediyor. Buna da hep birlikte 31 Mart’ta son vereceğiz.  


ÇİFTÇİ DOMATES YERİNE MERMİ EKSEYDİ TERÖRİST OLMAZDI


Bu ülkeyi yönetemiyorlar. Yanlış ekonomi politikası dedim. Bunun suçlusu kim biliyor musunuz? Şimdi çıkmış her yerde konuşuyor. Bunun suçlusu teröristler. Kim bu teröristler? Bakın bugün kimler terörist? Çiftçiler terörist çünkü domates ekiyorlar, halbuki mermi ekselerdi terörist olmayacaklardı. Esnaf terörist, hal esnafı terörist, manavlar terörist, patlıcan biber domates sattıkları için terörist. Onun yerine mermi satsalardı terörist olmayacaklardı. Zihniyete bakın. Yaklaşıma bakın. Eğer bugün bu ülkede bir tarım sorunu yaşanıyorsa, gıda fiyatları bu kadar pahalı ise işte bunun sebebi tarımı yönetememe halidir. Tarım politikalarının yanlışlığıdır. Evet tarım politikaları yanlıştır. Bakın mazota gelen zam çiftçiyi perişan ediyor. Ne yapacak çiftçi? Mazota zam geldi diye traktöre su mu koyacak? Elektriğe yaptıkları zam ortada, ne yapacaksınız? Elektriğe gelen zamlara rağmen nasıl ucuz üretim yapacaksınız? İşte esnaf, çiftçi ve sanayicinin durumu ortada. Ama sorarsanız bu zamlardan hiç bahsetmiyorlar. Neden bahsediyorlar? Tarımda teröristler varmış, gıda fiyatları bu yüzden yükseliyormuş.


TÜRKİYEYİ İKTİDARIN UTANÇLARINDAN KURTARMAYA GELİYORUZ


Oysa tarımı da hayvancılığı da bitirdiniz. Ekilebilir arazileri kuruttunuz, hayvancılığı yok ettiniz, ormanları yaktınız, HES’leri kuruttunuz. Bir tarım ülkesi olan Türkiye bugün ithal et ve samanla ayakla duruyor. Bu bir utanç değil mi? Bundan kurtulmanın yolu sağlıklı ve doğru bir tarım politikasından geçiyor. İşte biz yerelde iktidara geldiğimizde bu tarım politikasını hep birlikte hayata geçireceğiz. Tarım ve hayvancılığı yeniden canlandıracağız. Kooperatiflerimiz ekilebilir arazileri ıslah edecek, belediyelerimiz ve kooperatiflerimizin işbirliği ile hem sağlıklı gıda üretimini sağlayacak hem de yoksulluğu ve işsizliği önleyeceğiz. Bizim modelimiz budur. Bunu hayata geçirerek aslında bugün en çok göç veren Ardahan, Kars bu çileden kurtulacak. Çalışmak için göç etmek zorunda kalanlar yurduna geri dönebilecek. Burada üretecek bizimle birlikte yönetecek. Üreten bizsek yöneten de biz olacağız. Bunlar yönetemedikçe ülkeyi kutuplaştırıp bölüyorlar. Bunlar halkları toplumu karşı karşıya getirerek, Kürt ile Türkü, Alevi ile Sünniyi karşı karşıya getirerek bu ülkeyi bölüyor. Buna izin verecek miyiz? Bir arada yaşayacağız, bu nefret söylemine düşmanlaştırıcı dile ve bizi bölmeye çalışan siyasete hep birlikte son vereceğiz. Buna son vermenin yolu 31 Mart’a giderken tecride karşı çıkmaktır, savaşa karşı çıkmaktır, yolsuzluk yoksulluğa karşı çıkmak ve sandıklara sahip çıkmaktır. Hep birlikte geleceğimize sahip çıkacağız.


SAVAŞA KARŞI BARIŞ İRADEMİZİ HER YERDE ORTAYA KOYACAĞIZ


Savaş politikalarından, zulüm politikalarından kurtulmanın yolu bir iradeyi güçlü bir şekilde ortaya koymaktan geçiyor. O da barış iradesidir. Bu irademizi her yerde ortaya koyacağız. Barış demek aslında toplumsal barış demektir, bir arada yaşamaktır. Kentlerimizi bu anlayışla yeniden inşa edeceğiz. Bunların kentsel yıkımlarına bütün kentleri betonlaştırmalarına bütün kaynaklarımızı yola betona yatırmalarına karşı, ekolojik toplum anlayışımızla kentlerimizi var edeceğiz. Yine kentlerimizi eşit temsiliyet üzerinden yöneteceğiz. Eş başkanlık sisteminde olduğu gibi kadınlar söz, yetki ve karar sahibi olacak. Kadınların kentlerini var edeceğiz. Türkiye toplumunda eğer demokratik bir gelişme ve hukukun üstünlüğünü istiyorsak atmamız gereken öncelikli adım eşit temsiliyettir. Bunu her yerde koruyacağız. Yine kentlerimizi emeğin ve emekçilerinin kenti yapacağız. Yoksulluğu önlemenin yolu emekten yana olmaktır. İşsizlikle mücadele etmektir, üretimde emeğin ve işçinin, çiftçinin esnafın söz sahibi olduğu bir yapıyı var etmektir. Bunların hepsini birlikte yapacağız. Kooperatiflerimizle, belediye iktisadi teşekküllerimizle ve KOBİ’lerle bunları birlikte hayata geçireceğiz. Ancak o zaman barışın kentlerini toplumsal barışı var edebiliriz. Bunları birlikte var edeceğiz bundan kimsenin şüphesi olmasın. 


BU ÜLKENİN ÖNÜNÜ AÇMAK İÇİN İKTİDARA GELİYORUZ


Bakın, halktan toplumdan o kadar kopmuşlar ki ne söylediklerini bilmiyorlar. Tek söyledikleri bir şey var sabah akşam HDP’ye saldırmak, bizi düşmanlaştırmak. Bunu kendisi ve bir kaç bakanı, adayları her yerde yapıyor. Ya siz bırakın HDP’yi, 17 yıldır iktidardasınız, 17 yıl sonra bu ülkenin hali nedir? Çıkın önce bunun hesabını verin. “Biz hata yaptık, şuralarda yanlış yaptık” diye bir özeleştiri verin. HDP iktidarda mıydı, 17 yıldır bu ülkeyi HDP mi yönetti? Biz bu ülkeyi değil 17 yılı bırakın 17 ayda düzlüğe çıkarırız. Biz iktidara geliyoruz, bu ülkenin önünü açmaya bu ülkeyi demokratikleştirmeye geliyoruz. Bu ülkeye barışı getiriyoruz. Önce yerel yönetimlerde sonra Türkiye’de iktidara geleceğiz. Sadece Türkiye’de değil hem Türkiye hem de Orta Doğu hem de Avrupa’da barışı gerçekleştireceğiz. 


AVRUPAYA ÇAĞRI: TÜRKİYEDE YAŞANANLARA GÖZ YUMARAK DEMOKRATİK OLAMAZSINIZ


Avrupa’ya sesleniyorum: Bugün Türkiye ve Orta Doğu’yu görmezden gelerek demokrasiyi koruyamazsınız. Kendinize yeter bir demokrasi ile huzuru bulamazsınız. Orta Doğu ve Suriye’de yaşananlara kulaklarınızı gözlerini yumarak, Türkiye’deki bu otoriter rejime sessiz kalarak Avrupa’da büyük bir adaletsizliğin önünü açarsanız. Gelin Türkiye’de yaşananlara sessiz kalmayın, gelin AİHM’in kararlarının uygulanması için devreye girin. Gelin CPT’nin bu görmezden gelen tavrına son verin. Türkiye cezaevlerinde ve İmralı’da yaşananlara son vermek için üzerinize düşenin gereğini yapın. Çağrımız buradan uluslararası kamuoyunadır. Demokrasi her yerde adalet her yerde herkese diyoruz. 


BİZİM DÖNEMİMİZDE KADINLAR 55, ERKEKLER 60 YAŞINDA EMEKLİ OLACAK


O kadar halktan kopuklar ki dün bir şey söylüyor. Diyor ki 65 yaş üzerindekiler diyor elden ayaktan düşüyor. 65 yaşına gelmiş insanları yok sayma başlıyor. Oysa bir çoğumuz için yaşam emekli olduktan sonra başlıyor. Biz emeklilerin kentlerini de var edeceğiz. Tüm emeklilerimiz 65 yaşından sonra yaşadıkları kentlerde huzur içinde sosyal yaşamı bizimle birlikte var edeceğiz. İktidara geldiğimiz zaman 65 yaş emekliliğini, bu mezarda emeklilik yasasını değiştireceğiz. Kadınlar 55, erkekler 60 yaşında emekli olacak. Ve emekliler sosyal yaşamın içinde, torunlarımız, çocuklarımızla kentin sosyal dokusu içinde kent yaşamına katkı sunacaklar. Çalışmak zorunda kalmayacaklar. Bugün 8 milyon emekli çalışmak zorunda çünkü geçinemiyor, yoksul. Biz belediyelerimizde, yerel yönetimlerimizde emeklilerin çalışmak zorunda kalmadığı projeleri hayata geçireceğiz. Yoksullukla mücadele ederken bu konuyu öncelikli konu olarak ele alacağız. Birlikte pişirip birlikte yiyeceğiz. Yoksul emekli insanlarımızla dayanışma içinde olacağız. 


SENİN DE EMEKLİ OLMA YAŞIN GELDİ


65 yaş hatırlatması iyi oldu. Bende diyorum ki madem insanlar 65 yaşında elden ayaktan düşüyor sen de 65 yaşındasın. Senin de emekli olma yaşın gelmedi mi? Elden ayaktan düşme ama emekli olma yaşın gelmiş. Diyoruz ki siyasette de emekli yaşı olmalı. Beli bir yaştan sonra artık gençlerin önü açılmalı, öyle göstermelik bir iki genç vekil meclise sokarak değil gençlere siyaset yapma olanağı sağlamak için siyasette de bir emeklilik yaşına ihtiyacımız var. Var mısınız 31 Mart’ta hep birlikte bunların emeklilik işlemini başlatmaya? O zaman 31 Mart’ta sandıklara giderek oylarımızı kullanarak hem geleceğimize sahip çıkalım hem de gençler için siyasetin önünü açalım. Bu 65 yaş üstü siyasetçilere emeklilik işlemi başlatalım.


UMUT VE GELECEK BİZDEN YANADIR


Sevgili arkadaşlarım, 31 Mart’ta Türkiye’de çok önemli bir seçim başlayacak. Bu önemli seçimle birlikte Türkiye’de demokrasinin, hukuk devletinin önünü açılacak. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi ile bu ülke yol alamıyor. Türkiye halkları çoğulcu, demokratik ve laik bir ülkeye ihtiyaç duyuyor. Bunu yapabilmek için o güçlü irademizi bütün haksızlıklara bütün baskılara ve şaibelere rağmen sandıklara taşımalıyız. Türkiye’yi değiştirmeli dönüştürmeliyiz. Umut ve gelecek bizden yanadır. Bize düşen umudun yolcuları olarak asla vazgeçmemektir. Nasıl ki bugüne kadar diz çökmedik bundan sonra da kararlı bir şekilde yolumuza devam edeceğiz. Hepimizin yolu açık olsun. Dönen dönsün yolundan biz dönmeyiz. 



**Erdoğan’ın Ardahan Sakinliği, Kaliforniya Çamı..


Havaalanı ve Kars-Tiflis-Bakü Demir Yolunun merkeze uzatılması beklenen ülkemin sınır kentinde düzenlenen mitingde konuşan Başkan Erdoğan’ı ekranda pür dikkatle hem izleyip, hemde telefon kamerası ile aldığım görüntüyle kayıt altına alıyor, Erdoğan’ın Ardahan’da yaptığı konuşmayı takipçilerimin de görmesini istiyordum.

Çünkü ülkemin 3 gümrük kapısına sahip olmasına karşın ihracat ve ithalatın en az yapıldığı sınır, serhat kentte yapacağı konuşmasında vereceği mesajlar hem Ardahan’da ki partisinin adaylarını hemde genel gündemi belirleye bilirdi..

Evet, günlerdir beklediğimiz, hava alanı olmadığı için helikopter ile şehrin futbol sahasına inen, buradan camiye gidip, cuma namazını kılan Erdoğan’ı Ardahan’da çıktığı mitingde pür dikkatle izlerken bir taraftan da benim gibi onun yapacağı konuşmayı merak edip, sahayı dolduranlara bakıyorum, inceliyorum.

Ve Erdoğan’ı izleyip, dinlerken yetmedi cep telefonu ile görüntüsünü kayıt edip, canlı yayınlarken en çok ta merak ettiğim diğer bir konu miting alanını dolduranların tutum ve tavırları oluyor.

Soğuk bir günde Ardahan’a gelip, başta Ardahanlı ozanların söylemleri olmak üzere ilçelerinin adlarını tek tek veren ve sanki bir Ardahanlıymış gibi 3.5 yıl önce yine bir miting için geldiği Ardahan’ı çok yakından tanıyormuş intibası vermeye çalışan Başkan Erdoğan’ı izlerken diğer taraftan sahayı dolduranların kimler olduğuna bakıyorum.

Ve çoğunu tanımayıp, miting alanını dolduranların kendileri gibi giyimlerinin bir hayli yeni ve lüks olduğuna takılıyorum..

MHP ile girdiği ittifak gereği mi, bir süreci daha tamamlamak ve hedeflediği yere doğru engelsiz gitmek için mi bilinmez ama her seçim döneminde yeni bir oluşum, arkadaş veya parti ile yol almaya devam eden Erdoğan’ın yaklaşan yerel seçimler öncesi bir hayli kırıp, döktüğü Kürt seçmene yönelik Ardahan’da yumuşak ama Ardahan’dan sonra gittiği Artvin’de ve diğer illerde yeniden sertleştiğini izlerken tesadüfen takılıp, adeta dünü ve bugünü anlatan bir yazıya takılıyordum.

Ve hiç bir yorum katmadan aşağıda aynen yayınladığım o yazının neyi anlatmak istediğini siz okurlara bırakıyordum.. 

Çünkü o yazıda kesilip, yok edildiği sanılan canlıların tüm baskı ve şiddetlere karşın vede yok sayılmalarına rağmen her geçen gün ve başka bir nedenle çoğaldığını yeri geldiğinde ‘varız, buradayız’ dediğini anlatıyordu aşağıda ki yazı..

İşte o yazı;


**Ağacı Kesilen Adamın İntikamı..


Redondo Beach / Kaliforniya’da yaşayan yaşlı adamın düzenli olarak baktığı ağacı köklerinin kaldırımın üzerine çıkması sebebiyle, belediye tarafından kesilmesine karşı aldığı inanılmaz intikam belediye başkanına gönderdiği mektup ile ortaya çıktı;

“Merhaba sayın belediye reisi. Bugün bu mektupla size ölüm, yeniden doğmak ve intikam üzerine bir hikaye anlatacağım…

3 yıl önce bugün, Sizin başkanlık yaptığınız Redondo şehir konseyi, evimin önünde büyüyen ve 30 yaşında olan ağacı kesme kararı aldı.

Bunun tek sebebi ağacın köklerinin kaldırımın üzerine çıkmaya başlamasıydı. Gerçek bir sorun bile değil…

Tüm bunların üzerine, ağacın bakımını düzenli olarak ben yaptığım ve evimin önünde olmasında dolayı, ağaç kesim masraflarını da ‘yasa gereği’ bana ödettiniz.

O ağaca gerçekten bir aile bireyi gibi bakmıştım. Gerektiğinde gübreledim, zararlılardan korunması için ilaçlar verdim.

Bir fideyken dik durabilmesi için ona destek yaptım. Zamanla büyüdü ve çok güçlü bir ağaç oldu.

Evladı kendi ayakları üzerinde durmaya başlayan bir baba gibi gururluydum. Ben bu dünyadan ayrıldıktan sonra bile, arkamda benden kalan canlı ve yaşayan bir hatıra bırakmanın verdiği mutlulukla hayatımın son yıllarını geçiriyordum.

Ancak sizler belli belirsiz bir bahaneyle, çocuğum gibi gördüğüm, ağacımı öldürdünüz.

Bununla da yetinmeyip, celladının ücretini dahi bana ödettiniz. Başkan, Steve Aspel, 3 yıl önce siz benim evladımı öldürdünüz…

Ve bugün intikam zamanı!

Siz ağacımı kestikten 5 ay sonra, yani bundan 2 yıl 7 ay önce, şehrin belediye yetkisi altındaki çeşitli yerlerine, 45 adet Redwood Kaliforniya çamı ve 82 dev sekoya ektim.

Bilmiyor olabilirsiniz, ancak ektiğim bu ağaçların özelliği dev boyutlarda olmaları ve boy atmaya başlamadan önce toprağa sıkı sıkı kök salmaları.

Yani siz bu mektubu okuduğunuz sırada, dışarıdan küçük gözüken o ağaçlar toprağa doğru 10 metre kök saldılar bile.

Önümüzdeki, aylar içerisinde ise mevsimleri geldiği için akıl almaz bir hızla uzamaya başlayacaklar ve boyları 70 metreye dayanacak…

Siz o gün görmezden gelebileceğiniz bir sorunu, kendinize görev edinip ağacımı kesmiştiniz. Bugün ise, belediye denetimi altında olan yerlerde 100’e yakın dev ağaç büyümekte ve bu ağaçlar benim ağacım gibi kolayca sökebileceğiniz ağaçlardan değil…

Bunu yapmaya kalksanız bile, her birinin kökünden sökmek size bir servete mal olacaktır…

İyi günler, sayın belediye başkanı…

Sadece kökü kaldırıma çıktı bahanesiyle kestiğiniz o ağacın, bugün 100 ağaç olarak geri döndüğünü size iletmek için bu mektubu yazıyorum ve hayatımın son günlerinde size ağaç dolu bir şehir bırakıyorum. İşte benim intikamım…”