Alınan bilgilere göre eski adı Saskara olan ve Hanak ilçesinin en büyük Alevi köyünde yaşayan Nüretttin Sayın isimli kişi evinden çıktıktan sonra dönemedi.
**Kaftancıoğlu Hanak’ta Anıldı..
*13/04/2016 Tarihli Haber
Ümit Kaftancıoğlu, öldürülüşünün 36. yılında, Hanak Belediyesi tarafından düzenlenen etkinlikle anıldı.
21. Dönem Milletvekili Faruk Demir, Dr. Alper Akçam ve Dr. Canan Kaftancıoğlu, Ümit KaftancıoğluÜmit Kaftancıoğlu, öldürülüşünün 36. yılında, Hanak Belediye Başkanı Ayhan Büyükkaya tarafından, Hanak Kaymakamlığı Kültür Merkezi Salonunda düzenlenen etkinlikle anıldı. Etkinlikte 21. Dönem Milletvekili Faruk Demir, Dr. Alper Akçam ve Dr. Canan Kaftancıoğlu, Ümit Kaftancıoğlu’nu anlattı.
Etkinlikte, Öztürk Tatar’ın hazırladığı, Ümit Kaftancıoğlu’nun yaşamını anlatan “Bir Garip” adlı belgesel izlendi ve Ümit Kaftancıoğlu’nun derlediği türküler seslendirildi.
Ümit Kaftancıoğlu, öldürülüşünün 36. Yılında yapılan anma programının açılış konuşmasını yapan Hanak belediye Başkanı Ayhan Büyükkaya, Bu yıl üçüncüsünü düzenlediğimiz ve düzenlemekten gurur duyduğumuz. Ümit Kaftancıoğlu toprağında yaşıyor ve Köy Enstitülerini Yaşatma’’ paneline hepiniz Hoş Geldiniz. Sözlerime Ümit Kaftancıoğlu’nu anlatarak başlıyorum. Asıl adı Garip Tatar olan Ümit Kaftancıoğlu, ilçemizin Koyunpınar (eski adı Saskara) köyünde 1935 yılında dünyaya geldi. Halk âşıklarının, söz sohbet bilenlerin dizinin dibinde destan, masal, türkü, efsane dinleyerek büyüdü. Okuma ve yazmayı çok küçük yaşta öğrendi. İlkokulu bitirdikten sonra Köy Enstitüsüne girmek için yollara düştü.1957 ‘de Cılavuz Köy Enstitüsünden mezun oldu. 3 yıl kadar Ülkenin çeşitli yerlerinde öğretmenlik yaptı. 1961 de Balıkesir Necati Bey eğitim enstitüsünde edebiyat bölümünü bitirdi. Bir süre de Türkçe öğretmenliği yaptı. Türlü soruşturmalardan sonra öğretmenlikten uzaklaştırıldı. Çalıştığı her yerde baskıyla karşılaşan Kaftancıoğlu bir konuşmasında: Gerek 12 Mart darbesinin etkisiyle, gerek o dönemin Başbakanı Nihat Erim’in açık baskısıyla, birtakım kişilerin ihbarıyla bu servisten alınarak TRT de ki görevimden sürüldüm’diyerek yaşadığı baskıyı anlatmıştır” dedi.
Ümit Kaftancıoğlu, TRT ‘de çalıştığı sürede başarılı yapımlarıyla dikkat çekti ve Dönemeç adlı hikâyesiyle TRT büyük ödülünü aldı diyen Büyükkaya, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Köy odası programlarını hazırlayan ekibin sorumlusu oldu. Hakullah adlı röportajıyla 1972 Ali Naci Karacan Birincilik ödülünü aldı. Gerçek edebiyatın halkın ağzında, dilinde olduğunu bilmeliyiz.” diyen Kaftancıoğlu, Anadolu’yu gezerek derlemelerle halkın sözlü edebiyatını ve halk türkülerini yazıya döktü. Bunların dışında, Dönemeç, İstanbul Allak Bullak, Tüfekliler, gibi birçok roman ve edebi eseri de Ülkemize kazandırmıştır. 45 yıllık kısa hayatında çok büyük başarıların altına imza attı. Ümit Kaftancıoğlu sadece Bölgemizin değil, Türkiye’nin önemli bir değeridir. Kaftancıoğlu çok yönlü kişiliği, üretken yapısıyla her türlü övgüyü hak etmiş bir değerdir.
Yaşama sevdalı olan Kaftancıoğlu bir sözünde: “Ölüm hiç önemli değil, Yaşam var dağ gibi, yaşam var gökyüzü, deniz gibi. Üzülecekse O insana şaşarım, bin bir meyve yüklü bir ağacın altında yere düşmüş sararmış bir yaprağa üzülsün’’ Diyen Kaftancıoğlu; 11 Nisan 1980 ‘de ne yazık ki birçok aydın, yazar ve sanatçımız gibi demokrasi ve özgürlük düşmanları tarafından katledildi. Doğan büyür diyen Kaftancıoğlu; Anadolu’nun aydınlığa yürümesinde bir kez doğduktan sonra ölümü yenmiştir. Kaftancıoğlu gericilere, aydınlık düşmanlarına inat 36 yıldır aramızda yaşamaktadır ve yaşamaya devam edecektir.”
**Değerli Dostlar Konuşmama Köy Enstitüleri ile devam etmek istiyorum:
Huzurlarınızda; Köy Enstitülerinin Yetiştirmiş olduğu Değerli Edebiyatçımız, Aydınımız Dursun Akçam’ı da burada saygı ve minnetle anıyorum. Köy Enstitüleri; Mustafa Kemal Atatürk’ün Eğitimdeki En büyük projesi ve hayaliydi. Kurulduğu yıl 20 milyon nüfuslu ülkeydik. Bu nüfusun 17 milyonu eğitimsizdi, işte böyle bir dönemde kuruldu köy enstitüleri, üstelik bu eğitimsiz nüfusun yüzde %80 köylerde yaşıyordu. Üretim için köylüyü eğitmek, eğitirken de toprağı bilinçli kullanarak üretime ve ülke ekonomisine katkı sağlamaktı amaç. Çünkü demokrasi ve çağdaşlaşma; okuma yazması olmayan, yurttaşlık bilinci olmayan kişiler ile sağlanamazdı. Aralarında yoğun sınıf farkı oluşan yoksul köylüler ile kentliler arasındaki eşitsizliği dengelemek ve köy halkına pratik bilgi vermek amacıyla, 1936 yılında Köy Eğitmeni Projesi adıyla başlattığı bir eğitim devrimidir.
İsmail Hakkı Tonguç yönetiminde başlayan bu projenin başarılı olması üzerine 1937 ve 1939 yıllarında çıkarılan yasalarla köy enstitülerinin temelleri sağlamlaşmaya başlamıştır.
17 Nisan 1940 ‘ta Köy Enstitüleri Yasası çıkarılarak köy okullarında görev alacak öğretmenleri yetiştirmek üzere kent ve kasabalardan uzak, geniş arazisi bulunan uygun yerlerde köy enstitüleri kurulmaya başlanmıştır. Örneğin; Çifteler, Hasanoğlan ,Cilavuz, Dijle ,Aksu Köy Enstitüleri gibi ülkenin 4 bir yanına yayılarak toplamda 21 tane Köy Enstitüsü açılmıştır.
Ulaşılmak istenen hedef, Atatürk’ün halkçılık ilkelerine uygun olarak, geniş halk kitlelerinin eğitim düzeyini yükseltmek, böylece reformların yerleşmesi için gerekli koşulları yaratmak, halkın politik, ekonomik ve kültürel yaşama aktif olarak katılmasını sağlamak ve aynı zamanda kendi konusunda bilinçlendirmektir.
Köy enstitüleri kurulduğu ilk günden beri gericilerin, emperyalizmin yerli işbirlikçilerinin hedefi haline gelmiştir.
Köy Enstitülerinin kapatılması için, özellikle 1950 seçimleri sonrası dönemin sağ iktidarı tarafından kampanyalar düzenlenmiş ve 1954 yılında tamamen kapatılarak Türkiye’nin aydınlık geleceğine zincir vurulmuştur. Dünyaya örnek gösterilecek tek modelimizdir. UNESCO halen bu projeyi gelişmekte olan ülkelere önermektedir. Konuşmamı burada bitirirken, bir kez daha değerli edebiyatçılarımız Ümit Kaftancıoğlu ve Dursun Akçam’ı saygı ve minnetle anıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyorum.
Daha sonra Ümit Kaftancıoğlu, öldürülüşünün 36. yılında, anma ve anlama paneli düzenlendi. 21. Dönem Milletvekili Faruk Demir’in yönettiği panelde Dr. Alper Akçam ve Dr. Canan Kaftancıoğlu, Ümit Kaftancıoğlu’nu anlattı.
Ümit Kaftancıoğlu’nun fikirleri yalnız bir çıkış veya varış değil, tükenmez bir koşu olduğunu kavramak önemli. Bugün herkesin görevi onun fikrini ve hayat felsefesini anlamak ve sahip çıkmak olmalıdır 21. Dönem Milletvekili Faruk Demir: “Kısacık yaşamına Köy Enstitülü yazar ve sanatçılar kuşağının seçkin bir temsilcisi olmasını sağlayacak yapıt sığdırabilmiş bu insanı dil ve düşünce dağarcığımıza kattıklarıyla unutulmaz olmayı hak etmiştir. Bu değerimizi ne denli ansak azdır. Ümit Kaftancıoğlu acı ve ağır bedellerin ödenmediği, aydınlık bir Türkiye için mücadele ediyordu. Bu yüzden ona sıkılan hain kurşun bu ülkenin geleceğine de yıkılmıştır. Ümit Kaftancıoğlu insanca yaşamın mücadelesini veren biriydi. Halkımızın birbirine düşman edildiği, vatan hainlerinin gözünü kırpmadan intihar saldırıları ile vatandaşların yaşamını elinden aldığı bugünlerde onun fikirlerine daha sıkı sarılmalıyız” dedi.
Ümit Kaftancıoğlu’nun ‘Ölümümde eşim, çocuklarım, bir tek damla gözyaşı dökmesin istiyorum. Benim için caddeleri dolaşsınlar, bir kitap karıştırsınlar, kalabalık bir sinemaya gitsinler, bir konferansı, bir konseri dinlesinler. Yaşam hiç önemli değil. Yaşam var, dağ gibi. Yaşam var, gökyüzü, deniz gibi’ sözlerini hatırlatan Dr. Canan Kaftancıoğlu: “Ne mutlu bizlere ki ölümünden 36 yıl sonra bile Ümit Kaftancıoğlu’nun izinden gidiyoruz. Müzik dinliyoruz ve bir konferansta birlikteyiz. Bugüne kadar onu tanıyıp da ondan etkilenmeyen bir insan görmedim. Herkese ve her şeye yetişmiş ve faydası dokunmuştur. Kaftancıoğlu’nun memleketinden gelip de İstanbul’da onun yanına gitmeyen yoktur. Her zaman yöresine ve hemşehrilerine sahip çıkmıştır. Kısacık yaşamında halkını mutlu etmek için mücadele etmiş ve doğru bildiğini söylemekten de geri kalmamıştır. Ve bu uğurda da birçok aydınımız gibi ölümü göze almıştır. Kaftancıoğlu ve onun şahsında aydınlık bir Türkiye uğruna yitirdiğimiz bütün değerlerimizi saygıyla anıyorum” diye konuştu.
Son olarak Alper Akçam da şunları kaydetti: “Ümit Kaftancıoğlu, büyük bir edebiyatçı ve çok yönlü bir insandı. Gülen, güldüren hayat dolu bir insandı. Kaftancıoğlu’nun güzelliği, onun hayat dolu oluşundaydı. Korkuya ve kasvetli insanlara gülerek karşı çıktı. Derlediği türkülerle, masallarla, yazdığı öykülerle, romanlarla çığır açan bir insandı. Kaftancıoğlu ve yoldaşları tekilleşmeye karşıydılar, çoğulculuktan yanaydılar. Burada onun o güzel anısı önünde saygıyla eğiliyorum.”
![]() |
Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var |
fakiryilmaz323@hotmail.com
![]() Yüz binin altına düşen nüfusu ile hala kurtarılmayı bekleyen bu kentin dinamikleri iş birliği içine girip, bir araya gelmedikçe ne kent, ne kasaba nede köyler sorunlardan kurtulmaz.. Çünkü Vekillerinin kendi başına, belediye başkanlarının bir araya gelemediği, Ticaret Odasını son üç yıldır ziyaret etmeyen belediye başkanının olduğu, batıda ki federasyonlarını vekilin, belediye başkanlarının hatta valisince yok sayıldığı, derneklerin kaz ve piknik etkinliklerinden öteye gidemediği bir kent hep yalnızlığa ve sorunlarla boğuşmaya devam eder. Hepimizin hatta sanal kalemşörlerinin bile yalnız olduğunun farkında olmadığı bir kentin insanları olarak o kentin gelişmesini, büyümesini beklemek kadar saf olmanın da anlamı var mı bilmem ama bir gerçek var ki oda Ardahanlı hep yalanızdır.. İleri gidenin paçasına yapışıldığı, iş yapanın altı boşaltılıp, önünün kesildiği, toplum lideri diye bilinenlerin eteklerinde ki taşı dökmediği, aydını, okumuşunun kendisini sakladığı yada değer verilmediği bir Ardahan’ı her birimiz ayrı ayrı kulvarlarda nasıl olup kurtaracağımızı düşünmeyenler yukarıda ki fotoğrafta ki gibi yalanız kalmaya, bir iki bürokratın yalandan not tutmasıyla tatmin olmaya mahkümdür. Bu nedenle buradan bir kez daha diyorum ki; Gelin etekler de ki taşları dökelim, bakanda çıkaralım, başkan da.. Gelin kentin ekonomi dinamiği olan ticaret odasını olduğu gibi federasyonlarını, derneklerini ziyaret edelim, akıl alıp, fikir verelim.. Gelin bu kentti yalanız kurtulacağını düşünmenin en büyük hata olduğunu anlayıp, ya bismillah deyip, el birliği yapalım.. Aksine mi? Daha çok kurtuluş masalları dinler, bir iki traktörün satılması, iki katlı binanın 5 katlı olmasını izler ve yine tek başımıza kalır, kenttimizde her geöen gün boşanıp, önce kasaba, sonra köy, ardından virane olur.. Örenk mi? 1923 yılından bu yana ilerliyor muyuz, geriliyor muyuz ona bakın.. Bakmak içinde internetten geçmişe ve geleceğe bir bakın yalanız Ardahanlı ve Ardahan’ımın..
![]()
**Haydi Ardahan Sevdalıları..
Prof. Dr. Ramazan Korkmaz,
**ARDA/FED Kongreye Giderken..
|
|