BİLİYOR MUYDUNUZ?.. KIBRIS’TA DA ARDAHAN VAR!.
ARDAHANLILAR YURT DIŞINDA DA ÖRGÜTLENİYOR!..
ARDAHAN veya ARDANA (Yunanca/Αρδανα, Türkçe/Ardahan), de facto olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti‘nin İskele ilçesine bağlı, DE JURE olarak ise Doğu Akdeniz’in yer altı kaynaklarının tartışıldığı ve bu yer altı kaynaklarının yer yüzüne çıkarılmasının kavgasının sürdüğü bir süreçte Kıbrıs Cumhuriyeti‘nin Mağusa Bölgesi‘ne bağlı Ardahan isimli köyde bulunan kadınlar, Ardahanlı Kadınlar Derneğini kurdular. Toplam nüfusu 1.500 civarında olan köydeki kadınlar Türkiye’de ki kadınlara örnek bir davranışla bir araya geldiler.
Ardahan Kadınlar Derneği Faaliyete Başladı..
Başta İstanbul’da olmak üzere yurt genelinde bir araya gelemeyen, gelenlerin de ayrı ayrıu dernek ve etkinlikler yapan Ardahanlı erkeklerin bir birini yediği bir süreçte Kuzey Kıbrıs İskele Belediye sınırları içerisinde yer alan Ardahan Köylü Ardahan Kadınları Derneği faaliyetlerine başladı.
İskele Belediyesinden verilen bilgiye göre, dernek yetkilileri “İskele ve köylerindeki kadınların daha aktif bir rol oynaması için kadınları her platformda destekleyen” İskele Belediye Başkanı Hasan Sadıkoğlu’na ziyarette bulundu ve desteklerinden ötürü teşekkür etti.
İskele’ye bağlı Ardahan Köyü’nde yeni kurulan Ardahan Kadınlar Derneği Başkanı Kamelya Gargı ve beraberindekiler ilk ziyaretlerini Sadıkoğlu’na yaptı.
Dernek başkanı Kamelya Gargı, dernekleri hakkında bilgi verdi ve önümüzdeki dönem için planladıkları projelerini paylaştı. Gargı, kendilerini her zaman destekleyen ve yanlarında olan Sadıkoğlu’na teşekkür etti. Gargı’ya ziyaretinde Ardahan Köyü Muhtarı İsmail Çavdar’ın yanı sıra Yönetim Kurulu Üyeleri Nejla Özkök, Firdevs Çavdar, Sakine Ayaz, Gülseren Şener ve Raziye Öğüt eşlik etti.
Ardahan Kadınlar Derneği’ni kabulünde konuşan İskele Belediye Başkanı Hasan Sadıkoğlu, ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. İskele ve köylerindeki kadınların projelerini her zaman desteklediklerini ve desteklemeye devam edeceklerini ifade eden Başkan Sadıkoğlu, henüz yeni olmasına rağmen aktif bir şekilde faaliyet gösteren Ardahan Kadınlar Derneği’ni tebrik etti.
KIBRIS’TAKİ ARDAHAN’DA DERTLİ!..
Türkiye’nin Gürcistan ve Ermenistan’a sınır, 3 Gümrük Kapısı olmasına karşın ithalat/ihracaatın yok denecek kadar az olduğu ve bir çok sorun dolayısıyla her yıl ortalama bin kişinin başka illere göç etmek zorunda kaldığı Türkiye’deki asıl Ardahan gibi Kıbrıs’taki Ardahan’da dertli..
Kıbrıs İskele bölgesine bağlı Ardahan köyü seçimden seçime siyasilerin uğrak noktası olurken, köy halkı ise seçimlerden önce verdikleri sözleri seçimlerden sonra unutan siyasetçilere güveninin azaldığını söylüyor… Köy halkı Ardahan’ın sadece seçim arifesinde hatırlanan ve köye sadece oy potansiyeli gözü ile bakılmasını istemiyor.
Köy kahvesine gerçekleştirdiğimiz ziyarette köy halkı adeta açtı ağzını, yumdu gözünü. Her seçim öncesinde olduğu gibi bu seçimler için de köye gelen siyasi isimlerin çeşitli vaatlerde bulunduğunu söyleyen köy halkı, “her seçimlerde vaatler verilir ama seçimler geçince unutulur. Siyasetçilere güvenimiz azaldı” şeklinde serzenişte bulundu.
Kıbrıs Ardahan köyü halkı için en önemli sorun benzer birçok köyde olduğu gibi verilen kırsal kesim arazilerindeki alt yapı eksikliği…
Öte yandan “Türkiye’den gelen su içilebilir mi içilemez mi? Bilmek istiyoruz” diyen köy halkı, bazılarının kuyu suyunu Türkiye’den gelen su diyerek 4.50 TL’den satıldığını söylediğini bazılarının ise kuyu suyu ile Türkiye’den gelen suyun karıştırıldığını söylediğini iddia ederek ” bir yetkili de çıkıp bu suyu analize gönderip sunun içilebilir olup olmadığını açıklamıyor. Biz bunu talep ediyoruz” dedi.
“Turistlere rezil oluyoruz”
Uzun yıllar önce Adana’dan KKTC’ye göç edip yaşamını burada sürdüren vatandaşların ağırlıklı olduğu Ardahan 450 nüfuslu bir köy… Köyün hemen girişinde bulunan ve Bin 800lü yıllarda inşa edildiği bilinen Hristiyan dinine ait ibadet yerinin bu günkü hali ise hem utanç veriyor, hem de gerek köy halkı gerekse kiliseyi ziyaret eden turistler için tehlike saçıyor. Yıllar önce çanı çalınan kilise tahribata uğratılırken, bakımsızlık ve ilgisizlikten çökme tehlikesi bulunan kilisenin bir bölümü tahta korkuluklarla korunmaya çalışılıyor. Pek çok köyün turizme kazandırılması yönünde çeşitli çalışmaların yapıldığını belirten köy halkı, yıkılma tehlikesi bulunan bir ibadet yerinin bu denli ilgisiz bırakıldığından yakınarak “köye ziyarete gelen turistlere rezil oluyoruz” şeklinde konuştu. Güvercinlerin evi haline gelen kilisenin etrafında da yaklaşılmaması için herhangi bir uyarıcı levha bulunmazken, köy halkı önce çocuklarının güvenliği sonra turizmin gelişmesi açısından kilisenin bakıma alınıp yıllar önce çalınıp bulunan çanın yerine takılmasını istiyor.
“Türkiye’den gelen su içilebilir mi içilemez mi? Bilmek istiyoruz”
Türkiye’den gelen su ile birlikte köye yeni su hattının döşendiğini söyleyen Ardahan halkı için su konusu en büyük sorunlardan biri halinde. Su konusu kendi aralarında da tartışma sebebi olan köy halkı, daha önce kuyulardan evlere verilen suların içilebilir nitelikte olmadığını kaydetti. “Türkiye’den gelen suyun içilebilir mi içilemez mi? Bilmek istiyoruz” diyen köy halkı, bazılarının kuyu suyunu Türkiye’den gelen su diyerek 4.50 TL’den satıldığını söylediğini bazılarının ise kuyu suyu ile Türkiye’den gelen suyun karıştırıldığını söylediğini iddia ederek ” bir yetkili de çıkıp bu suyu analize gönderip sunun içilebilir olup olmadığını açıklamıyor. Biz bunu talep ediyoruz” dedi.
Kırsal kesim arsaları kullanılamıyor
Köyün gençlerine verilen kırsal kesim arazileri de köy halkı için ayrı bir sorun. Verilen arazilerin alt yapıları eksik ve arsalar kullanılmaz durumda. Köyün en güzel yeri ise mandıra bölgesi olarak kullanılırken, köy halkı, köyün arasına sıkışan mandıra bölgesinin kırsal kesim arsası olarak verilebileceğini ve mandıra bölgesinin de köyden uzaklaştırılmasını düşünüyor.
Fakir Yılmaz/Özel Haber
KORGENERALİ NEDEN BIRAKTINIZ?..
*Hukuk Devleti, Hukukun Üstünlüğü, Yargı Bağımsızlığı ve Hakimlik Teminatı hususlarına ilişkin olarak Ardahan Barosunun da imza attığı ortak açıklama..
**HUKUK DEVLETİ-YARGININ BAĞIMSIZLIĞI
Son birkaç gün içinde, yerel mahkemece ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen bir eski korgeneralin, istinaf aşamasında Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi’nce beraatine karar verilip tahliye edilmesi, ardından tahliyeye itiraz edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi’nce tekrar tutuklanması, beraat kararı veren mahkeme heyetinin görevden alınıp başka mahkemelere atanmaları, bu hususta başta Sayın Cumhurbaşkanı ve Yargıtay Başkanı olmak üzerine yapılan açıklamalar kamuoyunca yakından takip edilmektedir.
Avukatlık Kanunu’nun 76.maddesi uyarınca “hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak” görevi yüklenmiş Barolar olarak açıklama yapılması gereği doğmuştur.
Anayasamızın 2. Maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti “hukuk devleti”dir. Hukuk devleti ilkesi yargının diğer erklerden bağımsız olmasını gerektirir. Demokratik rejimlerde bağımsız ve tarafsız bir yargı organı, temel hak ve özgürlüklerin korunmasındaki en büyük güvencedir.
Anayasamızın 9. Maddesine göre “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”
Anayasamızın 138. Maddesine göre “Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler/Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.”
Anayasamızın 159. Maddesine göre “Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.”
Anayasamızın 38. Maddesine göre “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”
Sayın Cumhurbaşkanı’nın söz konusu olay ile ilgili “gerekli talimatları verdik, tahliye kararı veren heyet Fetö’cü” şeklindeki beyanı Anayasanın 138. ve 38. maddelerine açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
Sayın Yargıtay Başkanı ise açıklamasında “Beraat kararı veren mahkeme başkanı ve üyelerini kararın arkasından görevden alan HSK’nın bu işleminin yanlış “ olduğunu beyan etmiştir.
Elbette aynı dosya ile ilgili farklı mahkemelerce tam tersine kararların verilmiş olması tartışılmalı ve eleştirilmelidir. Kasıt veya kusur var ise mahkeme heyeti ile ilgili idari ve cezai soruşturma da açılmalıdır.
Ancak, mevcut sistem içinde hakim ve savcılar büyük bir baskı ve tedirginlik içindedir. Verecekleri kararlarla ilgili soruşturmaya uğrama korkusu yaşamakta, İkballeri ile vicdanları arasında sıkışmış vaziyette görev yapmaktadırlar.
Biz aşağıda imzası olan Barolar, hukuk devleti, hukuk güvenliği, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hakim ve savcı teminatı ilkeleri ile masumiyet karinesi ilkelerine tam ve eksiksiz bir şekilde uyulmasını, bu ilkelere yönelik ihlallerin sonlandırılmasını talep ediyoruz.
Kamuoyunun bilgilerine saygıyla sunulur.
Adana Barosu , Afyonkarahisar Barosu, Amasya Barosu, Ankara Barosu , Antalya Barosu, Ardahan Barosu, Artvin Barosu, Aydın Barosu, Balıkesir Barosu, Batman Barosu , Bilecik Barosu, Bingöl Barosu , Bolu Barosu , Burdur Barosu, Bursa Barosu, Bartın Barosu
Çanakkale Barosu, Çorum Barosu , Denizli Barosu, Diyarbakır Barosu , Düzce Barosu, Edirne Barosu, Erzurum Barosu, Eskişehir Barosu, Gaziantep Barosu , Giresun Barosu , Gümüşhane-Bayburt Bölge Barosu, Hatay Barosu, Iğdır Barosu, İstanbul Barosu , İzmir Barosu, Kahramanmaraş Barosu, Kastamonu Barosu, Kayseri Barosu , Kars Barosu , Kırklareli Barosu, Kırıkkale Barosu, Kilis Barosu, Kocaeli Barosu, Konya Barosu, Kütahya Barosu, Malatya Barosu, Manisa Barosu, Mardin Barosu , Mersin Barosu, Muğla Barosu
Muş Barosu, Niğde Barosu, Ordu Barosu , Osmaniye Barosu , Sakarya Barosu , Samsun Barosu , Siirt Barosu , Sinop Barosu , Şırnak Barosu, Şanlıurfa Barosu, Tekirdağ Barosu
Tokat Barosu , Trabzon Barosu , Tunceli Barosu, Uşak Barosu, Van Barosu, Yalova Barosu, Yozgat Barosu
**Gülen’e bir küfür de ben mi etsem?
28 Yıla yaklaşan gazetecilik hayatımda ele aldığım yazıları toparlama fırsatı bulsam bu yazılarımın bir çoğunda bugünlerde bir hayli tartışılan Fethullah Gülen ve cemaatiyle ilgili yazılara rastlanacağını biliyorum.
Çünkü onca yazımda dikkat çektiğim bu cemaatin gün gelecek İran’daki Humeyni devrimini gerçekleştirmek için adım atacağıydı..
Ve bu iddialarımı Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü günlerde ve AKP’nin ilk yıllarında daha da çok dillendirmiş, adeta bugün yaşananlara dikkat çekmiştim.
Çünkü biliyordum ki, biliyorum ki; Fetullah Gülen ve benzerlerinin dini kullanıp, iktidarı ele geçirmek, İran misali bir yönetimle ülke idare etme hayallerinin olduğunu..
Neyse geriye gidip, başınızı ağrıtmadan ve en önemlisi bunların amacının ve çalışma şekillerinin Ardahan’da Gülen’in gazetesinin ilk muhabirlerinden olan ve bugün hala ajanlık yapanlara sorun deyip geçerken asıl konuya, Gülen’in bugün bizleri nasıl birilerine mahkum ettirip, ‘Yönetimde Asker olmaktansa yine bunlar olsun..’ dedirtmeye zorda bıraktığına gelmek istiyorum..
Çünkü dün demokrasi nediri bilmeyenlerin bizlerden daha çok demokrasici kesilip, demokrasi adına asıl amaçlarına yol açılmasını sağlayan yine Gülen ve cemaatinin ülkeyi ele geçirme planlarıdır.
Ve bizi iki arada bir derede bırakan Cuntaya kalkışmalarıdır..
Bu ülkede amaçlarını açıkça değil, dinle perdeleyip ülke yönetimini ele geçirme hesapları yapanların asıl hedeflerinin bir diğeri de ülkenin parasal kaynaklarını ele geçirmek olduğunu, herkesin bilmesini, anlamasını isterken Gülen ve cemaatinin bu amaçlarına ulaşmak için bugün olduğu gibi dün de gerçek demokratları, gerçek demokrasi mücadelesi verenleri de bu tür yollarla zorda bırakıp, kötünün iyisi dedirterek kullandığını da bilmek gerekir..
Evet bugün yaşananlar dolayısıyla Gülen’e okkalı bir küfür edesim gelse de yine kendimi tutup, her iki tarafın oyununa gelmek istemiyorum..
Çünkü dün önünde diz çökenlerin bugün Gülen’e ve cemaatine küfür edenlere benzemekten korkarım..
- Böyle bir seçimle iktidara gelenler, düzenledikleri tiyatro ile halkın egemenliğini çalan zalim ve madrabaz hainlerdir.” Teorinin sahibi Friedrich Nietzsche sanki Esenyurt’ta Ardahan Toplumuyla birlikte yaşamış ve elde ettiği deneyimlerle bu kanıya varmış. Kabul etseniz de etmeseniz de toplumumuzun genel durumu Friedrich Nietzsche teorisinde bahsettiği ruh haliyle aynıdır, Toplumuzun bu hale gelmesinde sözde toplum önderliğine soyunmuş kişilerinde etkisi yok denemez.
- Öyle bir toplum düşünün ki, yıllarca kendi dilini, dinini, mezhebini, ırkını, kültürünü kullanan kişilere karşı sessiz ve duyarsız kalsın. Siyasi, sosyal ve ticari çıkar grupları yıllardır insanların emeklerini, duygularını sömürmüş, ama bu toplum her şeye rağmen kutuplaşma, ayrışma olmasın diye gördüğünü ve bildiğini bile unutmuş, sineye çekmiş. Sömürülen, ajite edilen duygular sarmalıyla başlayan süreç Göle Dernekler Federasyonunun kurulma süreciyle de çok farklı bir boyut kazanmaya başladı. Süreç öyle hızlı ilerledi ki, toplum ne olduğunu bile anlamadan yaşandı ve bitti. Aslında derneklerin aciz tutumlardan kurtulabilmesi için federasyon mantıklıydı ama oluşum süreci resmen ihanete dönüştü.
- Birde toplumun bu kadar sessiz ve duyarsız olmasına vesile olan kişiler var elbette, bu kişiler yıllardır her ortamda bulunup ama renk değiştirmeyen, utanmayan, kişiliği oturmamış, onuru ve gururunu çıkarlarının gerisinde tutan ve bu işleri geçim kaynağı haline getiren bir yığın gereksizler sürüsü var. Bu gereksizler kimi zaman devrimci demokrat, kimi zaman bu işlerin kitabını yazmış, sınırlarını çizmiş, kimi zaman toplumun kanaat önderliğine soyunmuş maskeleriyle dolaşırlar.
- Devrimci demokrat olarak tanınan arkadaşlar bir şeyleri ya unutmuşlar yada onlar için bu düzen böyle işliyor. Bizim bildiğimiz devrimciler, ortak yaşamı merkezlerine alır ve toplumun bütün hassasiyetlerine, değerlerine saygı duyar, emeğe saygıyı esas alır, toplumları ayrıştırmaz ve iftiralar atarak insanların birbirlerine olan güvenlerini zedelemeye çalışmaz, yöresindeki tüm renkleri görür, inançlara saygı duyar, birlikteliği ve beraberliği sağlamak adına bir çok fedakarlıklar yapar,ülke siyasetini iyi analiz eder ve bulunduğu her ortamda şeffaf ve örnek alınabilecek şekilde analizler yaparak ortak paydalarda buluşmayı hedefler v.s.v.s. Daha da uzatabiliriz.
- Bizim bölgemizdeki ve derneklerimize yakın duran sözde devrimciler adeta ‘biz yeteri kadar bedel ödedik sıra yemekte’ edasıyla arka plandan dernekleri dizayn etmeye çalışırlar.İftiralar ve riyakarlıklar havada uçuşur,adı seçim olan her türlü ortamda hemen belirir ve kendilerine göre bir yönetim gelebilmesi için ona buna laf atar,derneği bir siyasi partinin şubesiymiş gibi düşünüp sosyal sorumluluk ve ülke gündemindeki siyasi olaylara tepkisiz kalmakla insanlara baskı kurar ama dönüp baktığında ise başkalarından istediklerini kendileri genelde hiç yapmamış olurlar.Neyse bu gereksizleri de herkes biliyor,çok anlatıp meşrulaştırmamak lazım.
- Bir de bu işlerin kitabını yazan ve sınırlarını çizenler var, önceleri derneklerde çeşitli görevler alıp sonrasında ise toplum mühendisliğine soyunan bu tipler, kendi egolarını tatmin edebilmek ve toplum içerisinde varlıklarını devam ettirebilmek adına akla mantığa aykırı, ilkesiz, kanunda yeri olmayan, köy derneklerinde parçalanmalara yol açabilecek ne kadar yöntem varsa kendilerine göre şekillendirip sözde üst yapılar oluştururlar. Nede olsa bu toplum şikayet,muhalefet,itiraz ve çatlak ses çıkarmaz eğer çıkarsa Göle’nin birlikteliğini zedeleyen insan olarak yansıtılır ve kimsede bu riski almaz.İşin enteresan tarafı da bu çok bilmişlerin destekçileri de kendilerine aydın,demokrat süsü verenlerdir.Toplumun hassasiyetlerinden uzak,kendi çıkarları biryana birilerine şirin gözükmek adına kendi toplumuna ihaneti adeta bir görev edinmiş bu bilir kişiler,utanmadan her geçen gün kendilerine yeni bir misyon yüklemeye devam ederler.Neyse bu gereksizlerden de çok bahsetmeyelim.
- Sonuç itibariyle, Göle Derneğinin seçimleri öncesinde birlik beraberlik adına ortak bir aday önermiştik, bu teklifimiz mevcut başkan ve yönetimi tarafından reddedildi. Olabilir kişilerin tercihidir saygı duymak zorundayız fakat bu kısa süre içerisinde kendilerini bu toplumun önüne bir set olarak koymuş bazı gereksizlerle yaşanan tartışmalar, yapılan görüşmeler, havada uçuşan hakaretler ve iftiralar aslında bu Derneğin ne hale geldiğinin bir göstergesiydi. Bu yetmezmiş gibi geçmiş dönemde başkanlık yapanların da bireysel sohbetlerde bahsettikleri rahatsızlıkları genel anlamda çoğulcu bir şekilde kamuoyu ile paylaşmamaları ve çekimser kalmaları da bu toplumun zaten çoktan ayrıştığının ve bu Derneğin ne şekilde yönetilmek istendiğinin apaçık deliliydi. Yani anlayacağınız lanet olsun size de dernekçiliğinize de alın sizin olsun dernek.
- Son sözüm, unutmayın bir yalana inanmış olmak sizi aptal yapmaz. Çünkü Saf Olmak, Şerefsiz Olmaktan Daha İyidir!