MOBESELER ÇALIŞIYOR MU?

Mobesa ve Kameraların Çalışmadığı Ardahan'da Gasp!..Mobesa ve Kameraların Çalışmadığı


Ardahan’da Gasp!..


*Arşiv Haber 13/10/2019 Tarihli Haber


Ardahan’da meydana gelen gasp olayında bir tekel bayii soyuldu. Alınan bilgilere göre Ardahan Kars Caddesi üzerinde bulunan bir tekel bayine giden 2 gaspçının kameraları çalışmayan iş yeri sahibini tehdit ederek kasasında ki paraları alarak kayıplara karıştılar. Gaspçıların kim oldukları öğrenilemezken buna neden olanın kent genelinde bulunan Mobesa kameralarının çalışmaması ve soyulan iş yerinin kameralarının kapalı olmasının neden olduğu ileri sürüldü.



Sağlık Müdürü Bu Olay Doğrumu?


*Arşiv Haber 10/10/2018 Tarihli Haber


Pratisyen hekim Gökhan Arkan’ın Ardahan Devlet Hastanesinde, ilk iş gününde yaşadığı ve istifa etmesine sebep olan olay, sosyal medyada ‘sağlıkta şiddet son bulsun’ dedirtti. ‘Ameliyathane Girilmez’ adlı sanal bir sayfada konu hakkında bir açılama yapan Pratisyen Hekim Gökhan Arkan isimli Doktor kimler olduğunu açıklamadığı ancak Ardahan’da yaşadığı olay ardından istifa ettiğini açıkladı.


Ardahan İl Sağlık Müdürlüğünün konu hakkında bir açıklama yapmazken, doktoru tehdit edenlerin kimler olduğu, haklarında herhangi bir soruşturma başlatılıp, başlatılmadığı bilinmezken Ardahan’da yaşadığı olay ardından görevinden istifa edip, Ardahan’da ayrılan doktorun sanal ortamda paylaştığı iddialar şöyle;


‘4 Ekim Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra Pratisyen Hekim olarak ilk iş günümdü. Çok mutlu çok heyecanlıydım. Sonunda uğruna olabilmek için nice emekler verdiğim kişiydim, doktordum. Memleketin en uzak köşesinde acil serviste insanımıza dokunacak, belki de hayatlar kurtaracaktım. Bu nedenle 30’da 30 acil tıp uzmanlığı yazmıştım. Sonuçların açıklanmasını bekliyordum.

İlk hastamdan sonra Hastanede tomografinin önünde yardım isteyen bir gruba rastladım, koştuk arkadaşımla beraber. Bilmediğim bir çocuk hasta, kan kustu dediler. Etrafta kan lekeleri vardı. Nabızlar iyi. Bilinç durumunun iyi olmadığına anlık olarak karar verdim boyunluğu olduğu için travma hastası olarak değerlendirip kırmızı alana götürelim diye personelimize talimat verdim. O sırada neden olduğuna anlam veremediğim bir şekilde “seni öldüreceğiz” diyerek agresif davranışlara girişildi. Orada tahminen sekiz kişilerdi. Çocuğu tanımıyorum. Doktoru değilim, değerlendireceğiz acil kırmızı alanda, izin verin çocuğu çıkartalım dedim. Tamam ama sen öleceksin dediler.


Çocuğu kapalıya çektikten sonra çok daha kalabalık oldular güvenliklere saldırdılar biz çocuğa müdahale etmeye çalışırken. ( daha doğrusu uzmanlar geldiler. ) Orada saldırılar bitmedi ve polise haber verildi. Polis ekipleri gelmeden güvenlik arkadaşlarımızdan birinin de burnu kırılmış. Hala içeri girip beni ve bir uzmanı işaret ederek öldüreceklerini söylediler. Bu olaylar hayli uzun surdu. Öfkeleri dinmedi. Öfkenin nedeni Tomografide içerideki hastanın çekimi varken onu çıkartıp kendi hastaları içeri alınmadığı içinmiş. Hatta kendi çocuklarının tomografi çekimini saldırarak yarıda kestirmişler. Başhekimimiz konuştu, başhekim yardımcılarımız konuştu yine de saldırganlardı. Ölüm tehditlerinden geri adım atmıyorlardı. Ben 155 aracılığıyla polis aracına binerek öğretmenevine oradan da havalimanına geçtim. İstifamı bir arkadaşıma teslim ettim, Evime, memleketime döndüm. 1300 km’yi bunun için gelmişim. En çok da umudumu heyecanımı kırdıkları için üzgünüm”



**Gazetecileri Öldürmeyin Efendiler! 

*Fakir Yılmaz/Gazeteci


ABD Başkanının ‘Ben olmazsam iki hafta sarayda oturamazsın’ diyerek aşağladığı Arabistan Kralının emrinde bulunan Büyükelçiliğe giden gazetecinin ortadan kayıp olması ardından Bulgaristan’da yolsuzlukları araştıran gazetecinin hunharca öldürüldüğünün haberlini alıyoruz.

Dövülerek öldürülen Metin Göktepe’nin adına verilen ödülü alan bir gazeteci olarak ‘Gazetecileri öldürmeyin efendler’ başlıklı yeni bir yazı daha yazdıran bu iki önemli son gelişmeye baktığınızda dünyada olduğu gibi ülkede bu mesleği yapanların ne kadar riskli bir iş ile uğraştığını da bir kez daha üzülerek anlıyor ve kahroluyorum.

Çünkü ülkenin idarecilerinin kendilerini eleştiren ortaya koydukları politikaların yanlışlığına dikkat çeken ve toplum gözü, kulağı ve ağzı olan gazetecilerin haber ve yorumları ile geldikleri yerlerde gazetecilere düşman kesildiği bir dünya da yaşadığımızı da hatırlıyorum.

Yazıma başlamadan önce açtığım facabook sayfamda 7 yıl önce attığım manşeti yeniden tazeleyen iki gazetecinin öldürülmesi olayını ‘Arayanlar oradaydı, kayıp edenler yoktu’ olarak değil de, ‘Ölenler burada, öldürenler yoktu’ şeklinde değiştirmeme neden olan Arabistan Başkonsolosloğunda ki gazetecinin kayıp oluşu ile Bulgaristan’da ki Avrupa Fonlarını araştran gazetecinin hunharca öldürülmesi gazeteciliğin içinde bulunduğu, karşı karşıya olduğu tehlikelri de anlatmıyor değildi.

Öldüremediklerini de hapse, sürgüne gönderen bir anlayışın devam ettiği dünyada demokrasinin 4. Kuvveti olarak lanse edilen ama her iktidarın birinci düşmanı halinde olan basını oluşturan gazetecilerin bu kahreden olaylarla karşı karşıya olmalarına rağmen görevlerini en iyi şekilde yerine getirme çabası maalesef zor bir durum.

Hele hele ki ülkemizde son yıllarda ki tutuklu gazeteci sayısının yanında baskılar dolaysıyla gazetecilik yapamaz hale sokulması ise bir başka önemli bir durumdur.

Gazeteci ise tehlikedir, gazeteci ise imkânlarını kıs, gazeteci ise içeri at, gazeteci ise kağıda, ekmeğe muhtaç et politikasının yürürlükte olduğu bir süreçte bir ülkemizde diğeri ülkemize komşu olan diğer bir ülke yaşanan bu iki olay bu ülkede ve dünyada gazeteciliğin hele hel muhalif gazeteci olmanın bedelinin ne olduğunu siz değil son iki gazetecinin saf dışı edilmesi ile anlayabiliriz.

Kendilerinde olmayanın gazeteci değil, terörist, ajan olarak ilan edildiği bir ülkede gazetecilerin tutuklanmasını, öldürülmesini ve ayakta kalma mücadelesi verenleri kağıtsızlıkla, açlıkla terbiye edilmesini de yazmak Suudi ve Bulgar gazetecisini yaptığı gazetecilik kadar tehlikeli ve korkunç bir duygu..

Çünkü;

‘Basın Milletin Müşterek Sesidir, Basın Hürdü, Sansür Edilemez’ sözlerinin ‘Adalet Mülküin Temelidir’ sözü kadar değersiz kaldığı bir dönemde bu iki olayın perde arkasına baktığınıza da gazeteci düşmanı, basın özgürlüğünü ret eden bir anlayışın sadece biz de değil, tüm geri kalmış, sözde gelişen ülkelerde aynı acı bir durum olduğunu da görmüş olursunuz.

Neyse çok uzatıp bizde başımıza iç açmadan te bir şey diyerek yazımızı bitirelim..

Belik anlayan olur diyerek;

‘Gazetecileri Öldürmeyin Efendiler’