ORHAN hedeftv'de ve NASIROĞLU tempotv'de GAZETECİLERİN KONUKLARI OLACAKLAR..


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..



Gazeteci Fakir Yılmaz Pazar Günleri ve Hafta İçi Özel Programlarla TEMPO TV’de 


Sizde Tempo TV ekranına konuksunuz..



MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Son iki haberimiz için TIKla abone ol, izle..  


Bu haber aşağıda ki linki kopyalayarak izleyebilirsiniz..


https://www.youtube.com/watch?v=x_54lQa4WaQ&ab_channel=ArdahanTV



Geçtiğimiz günlerde kardeşini kayb eden, bu nedenle zorunlu ara verdiği televizyonculuk programlarına bugün ve yarın iki konuğu ile devam edecek olan Gazeteci Fakir Yılmaz konuklarıyla birlikte gündemi ve ülkenin yanısıra dünyayı tartışmaya devam edecek.


Yeniden televizyon programlarına başlayan ve geçtiğimiz hafta başında hedeftv de yayınlarına kaldığı yerden devam eden Gazeteci Fakir Yılmaz’ın bugünkü konuğu CHP Gebze İlçe Başkanı Gökhan Orhan olacak.


Cumartesi günüde Tempo TV’de Gazeteci Özlem Şeyma Yılmaz ile birlikte İş insanı, Maktekser Yönetim Kurulu Başkanı Ali Rıza Nasıroğlu’nu konuk edecek olan Gazeteci Fakir Yılmaz kentlerine, ülkelerine ve dünyaya açık olan iki isim ile gündemi tartışmaları bekleniyor.



Devlet olmak..

Partiyi devlet sananların, ‘Biz olmasak devletin bekası olmaz’ diyenlerin sayısının bir hayli arttığı şu son yıllarda devlet anlayışının parti anlayışı olduğunu ima edip, kendi anlayışlarını adeta zorla insanlara enjekte edenlerin toplumu baskı altına almaya çalışırken ben ve çoğumuzun artık unuttuğu devlet kelimesi ve bu kelimenin ne anlama geldiğini merak edip, devletin ne olduğunu hatırlama adına küçük bir araştırma yapma gereğini duydum.

Çünkü, her konuşmalarında birbirlerine demediklerini bırakmayan ama  güzel denecek konuşmalarında, ‘Ben bunu söylerken ‘Bu dediklerimi 84 Milyon insanıma diyorum’ diyerek eleştirdiklerinin de içinde olduğu nüfusun tümünü içine alan, sözlerden bahseden siyasiler ve onların başında olduğu bürokrasik devletten daha çok devletim der dururlar..

Aslında devleti oluşturan yani bürokrasi denen ama iktidarın içinde olanın yönettiği ‘devlet’ denen kavramın ‘önemi ve anlamı nedir?’ e baktığımız da eskisi gibi kalın, sararmış ve bugün unutulan sözlüklere değil yine google amcaya başvuruyoruz.

Peki o zaman ‘devlet nedir, kimdir? ‘diye bir soralım google amcaya..

Şimdi geçelim devletin ne olduğunun cevabına;

**Devlet Nedir, Ne Demektir? 

Devlet; tarihin ilk dönemlerinde ortaya çıkan bir kavramdır. Devlet; zaman içinde insanın kendi varlığını sürdürmesi, güçlünün güçsüze baskı kurmasını engellemesi ve varlığını sürdürebilmesi için kendi oluşturduğu bir kavramdır.

Pek çok sosyal ve siyasal konuda olduğu gibi devlet konusunda da herkesin üzerinde ittifak ettiği kesin ve tek bir tanım bulmak mümkün değildir. Bunda muhtemelen devlet kurumunun zaman ve mekân değişkenleri açısından gösterdiği farklılıklar etkili olmaktadır. 




Bugünkü anlamda devlet genel olarak 17. Yüzyıldan bu yana yaşanan değişimler nedeniyle eski dönemlerdeki devletten oldukça farklı özellikler taşımaktadır. Devletin yapısındaki farklılaşmalar onun tanımı ve analizi ile ilgili çalışmalarda da kendini göstermiştir. 

Mesela, İslam dünyasında devletin siyasal bir kavram olarak kullanılmaya başlanmasından itibaren birbirini izleyen üç ayrı dönemde üç ayrı anlamda kullanıldığı gözlenmektedir. Buna göre ilk dönemde zafer, güç veya egemenliğin dönüşümlü olarak el değiştirmesi anlamında kullanılmıştır. 

Ardından gelen ikinci dönemde bir hanedanın egemenliği veya onun siyasal iktidarını ifade etmiştir. Devleti Âl-i Osman dendiğinde Osmanlı hanedanın egemenliği ve siyasal iktidarı anlatılmıştır. 

Son dönemde ise ulus temelinde en yüksek seviyede örgütlenmiş ve uluslararası sistem tarafından tanınmış siyasal yapı anlamında kullanılmıştır.

Batıda da benzer bir durum gözlemlenmektedir. Eski Yunan’da devlet (polis), ortak “iyi hayatı” gerçekleştirmek amacıyla bir şehir düzeyinde örgütlenmiş organik bütünlüğü ifade ederken Roma İmparatorluğu’nda hukuki olarak birbirinden ayrılan bölgeleri kapsayan geniş bir coğrafi alanda siyasi düzeni sağlamaya yönelik bir örgütlenmeyi anlatıyordu. 

Böylece hukuk ve düzen fikri devletin temelini oluşturmaya başlamış, bu süreçte hukuk ve bürokrasiye dair düzenlemeler çeşitli kurumların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Daha sonra imparatorlukların parçalanmasıyla birlikte ulus temelinde örgütlenmiş yeni bir devlet formu ortaya çıkmıştır.


Siyasal iktidarın ulus temelinde örgütlenmesiyle ortaya çıkan modern ulus devlet formu 1648 Vestfalya Antlaşması’yla Avrupa’daki uluslararası sistemin temel birimi hâline gelmiş bulunmaktadır. Bu tarihten itibaren devlet kavramı ulus kavramıyla birlikte siyasal iktidarın en yüksek düzeydeki örgütlenmesi anlamında kullanılmaya başlanmıştır.

Birinci ve klasik devlet tanımı, onu oldukça geniş ve genel bir biçimde bir toplumdaki egemen yönetim örgütü olarak tarif eder. Böyle bir genel durumda, devlet ister Yunan kent devleti ister Roma İmparatorluğu isterse İslam cemaati veya bir Afrika kabilesi olsun, her tür yönetim biçimini veya bu yönetim formlarını hayata geçiren organizasyonu ifade eder. 

Söz konusu geniş devlet tanımında meşruiyet biçimleri arasında bir ayrım yapılmadığı gibi, yönetim yapısının genel doğası üzerine de herhangi bir şey söylenmez. Genel anlamıyla devlet, bu yüzden seküler ilkelere dayanabildiği gibi teokratik ilkelere de dayanabilir, geleneksel veya modern devlet de olabilir. 

Devletin ikinci ve daha özel bir tanımı, Orta Çağdan sonra, özellikle bireyciliğin doğuşuyla birlikte ortaya çıkmış, belli bir coğrafya üzerinde mutlak bir kontrole sahip seküler ve ulusal örgüte gönderme yapar. Nitekim Max Weber’e göre, devletin en önemli veya yegâne özelliği, güç kullanımını otorite ile bütünleştirmiş olmasıdır. 

Söz konusu devlet, her şeyden önce on beşinci yüzyıldan itibaren ortaya çıkmaya başlayan modern devlettir. O, dahası seküler bir devlet olmak durumundadır. 

Çünkü ister Yunan kent devleti ister Yahudi cemaatinin devleti olsun, geleneksel devlet dinî diye nitelenebilecek yönetim biçimlerini ifade eder. Buna göre, söz gelimi Yunan’da her kent devletinin bir Tanrı’sı olmak durumundaydı.

Böyle bir durumda devlete sadakat içinde olmak aslında kent devletinin Tanrı’sına sadık kalmak, Tanrı’ya itaat etmek ise devlete itaat etmek anlamına gelmekteydi. 

Oysa modern devlet, otorite veya işlevinin Tanrı’dan türetilememesi veya yüksek bir amaçtan çıkarılmaması anlamında seküler bir gücü temsil eder. 

Öte yandan modern devlet mutlak bir egemenliğe sahip olan bir güç ya da kurumlar bütününü ifade eder. Buna göre salt hükümetten ibaret olmayan, sivil topluma karşıt durumda bulunan ve insanları son tahlilde kontrol edip düzene sokan meşru roller kümesinin belirlediği sabit politik sistem olarak devlet, toplumdaki bütün topluluk ve grupların üzerinde yer alan mutlak ve sınırlanmamış iktidarı ifade eder. 

Gerçekten de modern devlet çok merkezli ve çoğulcu iktidar yapısından tek, bölünmemiş, merkezi bir iktidar yapısına geçişi ifade eder. Bu ise elbette, egemenliğin devletin mutlak ve sınırsız gücünü ifade eden en belirleyici unsur olduğu, devletin toplumdaki bütün diğer grup ve organizasyonların üzerinde olan en üst güç ya da otorite olduğu anlamına gelir.

Devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde yaşayan bireyler için bir düzen tesis eden siyasal örgüttür. 

Bu yüzden onun bir başka temel özelliği coğrafi alan özelliği olmak durumundadır. Yani devletin nüfuz alanı, coğrafi olarak tanımlanmış olup şemsiyesi altında yer alan herkesi kuşatır. Buna göre coğrafi alan özelliği onun otoritesinin belli bir coğrafya üzerinde yaşayan herkesi kapsadığını ortaya koyar. O, ayrıca yurttaşlarını kontrol etme araçlarına sahip olur. Bu yüzden devlet halk, ülke ve politik otorite gibi üç temel öğeyi ihtiva eden siyasi örgütlenmeyi ifade eder.

Devlet, sosyal hayatın örgütlenmesinden sorumlu kurumlar bütününü ifade eder. O, bundan dolayı sivil toplumdan ayrılır. İşte buradan hareketle devletin bir başka temel özelliğinin kamusallık olduğu söylenebilir. Bu özellik, devletin ya da kamusal organların, sivil toplumdaki bireysel ihtiyaçları karşılamaya yönelen aile benzeri özel ya da sivil kurumların tam tersine, kollektif kararlar alıp uyguladığını ortaya koyar. Başka bir deyişle, devlet, özel ilişkiler alanından farklı olarak kamusal bir alan yaratıp burada etkili bir yönetim sağlayabilmek ve vergi toplayabilmek için bürokratik kaynaklara sahip olur.

Devleti belirleyen bir başka temel özellik hükmetme özelliğidir. Bu özellik, devlet otoritesinin “zor” la desteklenmesini, onun yasalarına itaat edilmesini ve yasaların ihlalinin cezalandırılmasının sağlanmasını ifade eder. Devlet, buna göre hukuk alanını yaratan, yönetimi altında yaşayan herkes için yasa koyan, pozitif hukukun yaratıcısı olan güçtür. 




Sınırları içinde devletin hukuku evrensel olup orada yaşayan herkes onun otoritesine tabi olur. Başka bir deyişle, o zorunlu yargı gücüne sahiptir. Devletin sınırları içinde yaşayanlar onun otoritesini kabul edip etmeme konusunda tercih hakkına sahip değildir. O, dahası güç kullanımı tekeline sahip olan, otorite ve iktidarını silahlı güçle tesis eden bir üstün iradeyi temsil eder.

Bu yüzden, onun bir başka özelliği meşruluktur. Meşruluk, devletin toplumun daimî çıkarlarını ve “ortak iyi” yi yansıtma özelliğini tanımlar. Gerçekten de “Devlet belli bir toprak parçasında meşru fiziki güç kullanma tekeline sahip olduğunu iddia eden örgüttür” diyen Weber, bununla devletin sadece yurttaşların itaatini sağlama yeteneğine değil, aynı zamanda böyle davranma hususunda tanınmış bir hakka da sahip olduğunu anlatmak ister.



arşiv haber 18.02.2019 tarihli haber/yorum



Nasıroğlu ve Özgür: Derdimiz Ardahandır..


23 Şubat’ta İstanbul/Sefaköy’de gerçekleşecek olan Ardahan’ın 98. Kurtuluş Yıl Dönümü çalışmalarının yanı sıra başta Ardahanlı siyasiler ve adaylar olmak üzere yerel seçimleri yakın takibe alan Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı Gazeteci Fakir Yılmaz Ardahanlı İş Adamlarını ziyaret etmeye devam ediyor.


Son olarak Ardahanlı İşadamladan Ali Rıza Nasıroğlu ile Ataman Özgür ile MAKTEKSER Adlı Firmanın Genel Merkezinde görüşen ARDAFED Başkanı/Gazeteci Fakir Yılmaz iki iş adamından önemş mesajlar aldı.


Geçtiğimiz yılın sonunda Ardahan’a birlikte getirdiği 30 Ardahanlı İş adamının ziyaretleri, Serhat Ardahan Spor ve kongreye gidecek olan Ardahan Dernekler Federasyonun gecesi ve çalışmaları ile ilgili açıklamalar da bulunan Ardahanlı iki iş adamı her Ardahanlı gibi kendilerininde dertlerinin Ardahan olduğunu belirttiler.


Ardahan ve komşusu olduğu Kafkaslar da yapılacak işler konusunda da görüş, alış verişinde bulunan Ardahanlı İşadamları Nasıroğlu ile Özgür başta İstanbul’da olmak üzere yurt genelinde sağlanacak olan samimi Ardahan birlikteliği ile alınmak istenen yolun daha çabuk kısalacağına da dikkat çektiler.



Aşk’ta dahil ne yapsan olmuyor mu demek mi lazım?!.


İnsanlığın var oluşundan bugüne kadar yani yasak olmasına rağmen Hz. Adem’den Hava’nın ilişkisinden bugüne kadar süren süreci devam ettirenin en önemli faktörü Aşkın hak ettiği yeri bulamamasına da vefasızlık denir.


Çünkü insanların yani erkek ile kadının yakınlaşmasına sebep olan aşk sadece insanların çoğalmasına neden olmamış ve o günden bugüne çoğalan insanların bir birlerini tanımasına da büyük katkı sunmuştur.

Ve insanların bir işi, bir ilişkiyi başlatmak için önce o işe, o ilişkiye aşık olmalıdır, olması gereklidir, olmasa başlamadan başarısızlığı tadar..

Bu nedenle aşkı götürüp, illaki Adem ile Hava’nın meselesine yani cinselliğe bağlamayın..

Çünkü dağları deldiren Ferhat ile Şirin’in aşkının bugün Bin 400 yıldır yaşayan Hz. Muhammed’in Allah’a ve onun emirlerine olanın da aşk olduğunu anlamak o günden bugüne yaşanan aşkların önemini anlatan en güzel şeydir diğer adı aşk denen hayatımız boyunca verdiğimiz mücadele..

İşte bu mücadele içinde kimi ilahi için, kimi aşkı için, kimi ise toplumu için yani kısacası hayat denen yoldaki yaşamı boyunca inandığını şevkle yapması için aşkı his etmeli ve bunu his edeceklerle birlikte mücadele etmelidir.

Bu yönde mücadele edenleri de aşkını anlayacak kadar aşkı bilmelidirler..

İşte tam da burada karşımıza bir sitem çıkmakta.

O da; ‘Yaaa Aşk’ta dahil ne yapsan olmuyor?’ sitemidir..

Yani aslında isyan olan bu çıkış ile aşkla başlanıldığı sanılanın adımın gerekli değeri, hak ettiği yeri bulmadığını belirtip, sitem ve şikayetlere başvuranların aslında teslim bayrağını çektiklerinin farkında değiller..

Çünkü aşkın diğer bir adının teslimiyet olmadığını, kazanana kadar mücadele etmek gerektiğini ve kazanamasa da kayıp etmeyenin kendisi olmadığı, tam aksine hissettirmeye çalıştığı aşkıyla geride, toplum nezlinde bir eser bırakacaklarından bi haberler..

Bunu anlamak içinde Adem ile Hava’nın yasak aşkıyla başlayıp, hayatın tüm alanlarından yani iki insan arasında ki özel ilişki, iş hayatında ki başarı, siyasetteki önemli adımlarının başarısının bugünlere kadar gelmesinin altında yatan, onlara can veren Aşk’ın ta kendisidir.

İşte bu alanda, bu anda her alan da verilen mücadelenin de asıl adı başarmak, hissettirmek yani diğer adıyla aşkın ta kendisidir..

Bu nedenle aşkı küçümsemeyin, siyasette, ticarette, hatta özel hayatta anlayıp, önemseyin ki sizde hedeflediğiniz noktaya ulaşmak için başarılı olasınız..



**ARDAFED Ardahanlıların Yanındadır..


Başta İstanbul’da olmak üzere yurt genelinde güçlü bir lobi oluşturma iddiasıyla çalışmalarına devam eden ve bunu yaparken bin bir engellere takılan bir kurum düşünün ve o kurumun tüm engellemelere karşın 2010 yılından bu yana bugüne kadar gelmesini hayal edin.

Ve o hayalinizi kurarken gerçekleştiğini görün..

Evet yıllardır ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ iddiasıyla yol alan ve son 4.5 yılda bu yolu daha da açan önemli etkinlikler gerçekleştiren bir kurumdan, Ardahan Dernekler Federasyonundan, kısa adı ARDAFED olan be ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ diyen bahsediyoruz..

Ve bu yolda, yani son yıllara da üzerinde çok durduğu ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ parolasını haklı çıkaran önemli gelişmelere şahit olan yani İstanbul’da 4, Kocaeli’nde 2, Bursa’da 1, Ardahanlının Belediye Başkan Adayı olması ile yoluna devam eden Ardahan Dernekler Federasyondan bahsediyoruz.

4 gün içinde 1.5 Milyon insanın bir araya geldiği, Ardahan adının 20 Milyonluk metropol İstanbul’un her tarafına yazdırıldığı, ardından yine İstanbul’un Avrupa yakasından bir ilki ‘Ardahan Bal Festivali’ ni gerçekleştiren ve 2. Ardahan’ı Tanıtma Günleri de gerçekleştiren Ardahan Dernekler Federasyonu bugünlerde bir hayli tartışılıyor, hatta neredeyse sanki adı Ardahan değilmiş gibi ‘Vurun Abalıya’ misali ile sert bir dille eleştiriyor.

Buna neden ise; 

Son yıllara düzenlediği devasa önemli toplantılarla ile Ardahanlı İş Adamlarını bir araya getirmesi, sanatçılarına, köylerine dernekler kurdurması, önemli etkinlikler imza atması yada bugün, ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ parolası ile tetiklediği ve KAI, KAISİAD gibi saçmalıkları tüm eleştirilere karşın geriye itip, Ardahan adını öne çıkararak, verdiği öz güven ile toplam 7 Ardahanlı Belediye Başkan Adayının oluşmasına katkı sunduğundan dolayı değil, yaptığı ziyaretler..

‘-Vay efendim falan yeri neden ziyaret etmediniz, filan adamı niye ziyaret ettiniz?’ denilerek eleştir yağmuruna tutulan Ardahan Dernekler Federasyonunun diğer bir amacının yurt genelinde 3 bine yakın Ardahanlının Belediye Meclis Üyesi olmasına katkı sunmak olduğunu anlamayan, anlamak istemeyen, anlamamazlıktan gelenlerin asıl hedefinin, ortaya koyduğu çalışma ve çabalar ile toplum tarafından sahiplenen ARDAFED’in başkanı ben ve kadromun olduğunu da çaktırmak istememekteler.

Halbuki; Benim ve kadromun yani Ardahan Dernekler Federasyonunun Başkan yardımcılarını yıpratmak olduğu gibi bu kurumun tek amacının Ardahan, Ardahanlı ve Ardahan Lobisi olduğunu anlamak istememekteler.

Kısacası; ARDAFED üzerinden, ‘Vurun Abalıya’ denildiği şu süreçte derdin Ardahan değil, ARDAFED üzerinden biz yöneticilerinin olduğu şu günlerde ki eleştirileri yapanlar ve herkesin bilmesi gereken tek şey bu kervan yoluna bakmaya, Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ parolası ile başta İstanbul’da olmak üzere yurt genelinde çalışmalarına devam edecektir.

Ve bu çalışmaları yaparken eleştirileri yapanların da içinde olduğu tüm Ardahanlıların yanında olduğu da artık kabul edilip, bilinmelidir.