PLAKET VERİP, ALIRKEN SAKIN ARDAHAN'DA KALP KRİZİ GEÇİRMEYİN!


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..



Gazeteci Fakir Yılmaz Pazar Günleri ve Hafta İçi Özel Programlarla TEMPO TV’de 


Sizde Tempo TV ekranına konuksunuz..



MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Son iki haberimiz için TIKla abone ol, izle..  


Bu haber aşağıda ki linki kopyalayarak izleyebilirsiniz..


https://www.youtube.com/watch?v=x_54lQa4WaQ&ab_channel=ArdahanTV



HAYIRDIR BU PLAKETLER SORUNLARI ÇÖZDÜKLERİ İÇİN Mİ YOKSA BİLMEDİĞİMİZ BİR KATKILARI DOLAYSIYLA MI NE VERİLDİ?..


Başta en azında bir çikolata kutusu yanına almayıp, Ardahan’a gelen İstanbul’un çikolata fabrikaları ile dolu Esenyurt’un ilçe belediye başkanı ile tabela dernekler olarak adlandırılan  stk temsilcileri olmak üzere mevcut seçilmiş vekil ve belediye başkanı olmuşlar gibi ellerine aldıkları çantalarla geldikleri memlekette sorun dinlediklerini belirtip, kendilerine ait sanal sayfalarda bolca paylaşanları yapanların kurtarmaya çalıştığı Ardahan’da hala Anjiyo Servisi kurulamazken, hastanesinde Kardiyoloji doktoru da yok.



Şu an koronadan ağır hasta olduğu öğrenilen Ardahan Üniversitesi Rektörü dahil birçok insanın kalp hastası olduğu Ardahan’da bir anda yaşanan ve anında müdahale edilmemesi halinde öldüren kalp krizi gibi rahatsızlığı yaşayanların dikkat etmesi gerek kentti kurtaracaklarını ileri sürüp, şenlik ve festivallerde plaketle ödüllendirilirken bu heyecan arıdan yaşayacakları bir kriz ardından önce ilçedeyse ilçe hastane veya sağlık ocaklarına, sonrasında ambulans yetişirse Ardahan Devlet Hastanesine, ardından Kars’a, yaşamaya dinip hayata sarılama arzusu sürerse Erzurum’a sevk edileceklerini bilip, bilmedikleri de kalp krizine müdahale edecek Anjiyo merkez ve Kardiyoloji doktoru kadar önemli.


GÖRÜŞTÜM AMA Anjiyo’ya gelemedik!.


09/04/2022 tarihli haber


Eski bakan ve başbakan ile sağlık bakanı ile görüştükten sonra kendi sanal ortamında bir açıklama yapan ancak Anjiyo hakkında önemli bir gelişmenin olmadığını ‘Ama’ diyerek konu hakkında önemli bir gelişme olmadığını ima etti.



Anjiyo ve doktor sıkıntısı yaşanan ve bir süre önce AK Partili belediye tarafından kapısına mühür vurulan Çıldır hastanesinin bitmeyen inşaatı gibi birçok sorun ile baş başa bulunan Ardahan’da yaşanan sağlık sorunları birinci elden bakana iletildi.


Ardahan’da Ardahan AK Parti Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay; Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca ile bir araya gelerek, Ardahan’ın Sağlık alanında ki sorunlarını görüştü.


Bir süre öncede eski ulaştırma bakanı ve son Başbakan Binali Yıldırım’ı da ziyaret edip, başta 20 yıldan fazladır bitmeyen Göle yolu olmak üzere kent genelinde bir tülü bitmeyen yollar konusunda bilgi veren AK Partili Ardahan Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay geçtiğimiz günde Sağlık Bakanı ile görüşüp, Anjiyo ve doktor sıkıntısını aktardı.


** ANJİYO AMA!..


 


Eski bakan ve başbakan ile sağlık bakanı ile görüştükten sonra kendi sanal ortamında bir açıklama yapan ancak Anjiyo hakkında önemli bir gelişmenin olmadığını ima eden Atalay şöyle dedi.


Atalay, ”En önemlisi talepte vazgeçmediğimiz Anjiyo Ünitesi.


Anjiyo Ünitesi ile ilgili başarıya en yakın noktaya geldik. Diğer taleplerimizin tamamının karşılanacağı müjdesini hemşerilerimle paylaşmak istiyorum. Açıklama yaparak görüşme sonrası şu açıklamada bulundu.


Atalay; ”Bugün Sağlık Bakanımızı ziyaret edip sağlık alanındaki sorun ve taleplerimizi ilettim. Ardahan Hastanesi için ek bina, Çıldır Hastanemizin hizmete açılışı için ek ödenek, Göle Hastanemiz için yeni bir tomografi cihazı, doktor ihtiyacımız ve en önemlisi talepte vazgeçmediğimiz Anjiyo Ünitesi.


Anjiyo Ünitesi ile ilgili başarıya en yakın noktaya geldik. Diğer taleplerimizin tamamının karşılanacağı müjdesini hemşerilerimle paylaşmak istiyorum.


Sayın Bakanımıza göstermiş oldukları sıcak ilgiden dolayı şahsım ve memleketim adına teşekkür ediyorum.


Küçük ama Güzel Ardahan’a hayırlı olsun.


       Orhan Atalay AK Parti Ardahan Milletvekili



YOLARINDAN GÜLLER AÇMAYAN KENT!..


Gece saat kaç bakmadım, art arda gelen mesajlarda bir hemşerim ve okurumun eline aldığı cep telefonu ile gazeteciliğe soyunup uzun süredir uzak kaldığım Ardahan’ın köylerinde yaşanan sorunları bana ‘Gazeteci bunları, bu yaşananları niye yazmıyor, neden gündeme taşımıyorsunuz?’ diyordu.




Cep telefonumun hafızasını dolduran onca ve görüntüyü izleyip, bakarken o özlediğim yollarda acaba kaç kez geçtiğimi düşünüyor ve kaç kez haber yaptığımı saymaya çalışırken yeğenim Hüseyin’in metropolün asfaltlı yollarından bize misafirliğe gelirken ‘Yaz gazeteci’ türküsüyle süsleyip, bana attığı görüntüyü de hatırlayıp, o görüntüyü paylaşırken altına yazdığım mesajın ne olduğunda bakıyordum.

Evet, şu an türkücü birinin Belediye Başkanlığını yaptığı, bir türkücünün futbol takımına başkan olmaya çalıştığı Ardahan’ın ‘Ardahan’ın yollarında Güller açar bağlarında…’ türküsüne kaynak olan o gülleri ve yolları 53 yaşına gelmiş biri olarak hiç görmedim desem inanın..




Çünkü yollarında gül değil hep çukur, çamur gören bir gazeteci olarak o türkünün ne zaman yazıldığını da bana düşündüren Ardahan’ın yollarının durumunu ortaya koyan onca fotoğraf ve görüntüye bakıp, ilk görüntüyü ‘Ardahan’da her yol bozuk’ başlığı ile  YouTube ArdahanTV ve instagram sayfamda hemen paylaştım.

Ve haberini de hazırlanırken geçtiğimiz gün yapılan Canibeg Yayla Şenliğine giden Vali, Vekil ve bu festival, şenlikler üzerinde iş yapıyorlarmış gibi bol bol selfie çeken STK başkanlarının yolu kesen Göle ilçesine bağlı Günorta köylülerinin bozuk, tozlu yolunun yapılıp, yapılmadığında merak edip, en son gelen mesaja yeniden dönüp, onca fotoğraf ve görüntünün altına düşen notu okumaya başladım.

O notta; ‘Ardahan’ın Hanak ilçesine bağlı ve yolları bir hayli bozuk olan yolların köylerin isimleri ve bu köylerin yayla yolları da bozuk’ notu ile bana gönderilen ve bu köylerin Koyunpınar, Çavdarlı, Serin kuyu, Çiçekli Dağ, Aşağı Karakale, Yukarı Karakale, Çat, Aşağı Aydere ve Yukarı Aydere olduğunu belirtenin Ardahan Hanak Çiçekli Dağ Köyü Dernek Başkanı Halim Yılmaz’ın olduğunu görürken aynı zamanda iş insanı olan ve yaz tatili için köyüne giden bir insanın, stk başkanının duyarlı olduğunda ortaya koymaktaydı.




Türkiye’nin Kafkasya’ya sınır olan ve Ermenistan ile Gürcistan’a komşu olan Ardahan’ın köy yolları gibi uçakta inmeyen Cumhurbaşkanının yönettiği bu ülkede onca yayla yolları gibi 20 yıldan fazladır bölünüp, yapılamayan Göle-Ardahan, Ardahan-Hanak, Ardahan-Çıldır, Ardahan-Damal ve Posof yollarının yanı sıra şehirler arası yollarında da güller açmadığını tam söyleyip, yazımı bitirirken torun Dağhan’ım da benim bugünkü yazımda ne yazdığımı sezmişçesine birazda dedesinin özlemi ile hazırladığı klipi gönderiyordu.

Onca bozuk yollardan fotoğraflar, görüntüler atanlar gibi oda WhatsApp’tan hazırladığı klipi bana gönderiyordu, ‘Dede sen gazetecisin yazacaksın tabi..’ dercesine..

Torun Dağhan’ın, yeğenim Hüseyin’in birkaç gün önce gönderdiği klibe eklediği, ‘Aman gazeteci gel bizim köye, bizim halleri de yaz.. Şehirdeki ojeli parmakları yazma birde bizim köyde nasırlanmış elleri de yaz gazeteci, yaz gazeteci yaz..’ türküsünü gazeteci dedesinin fotoğrafları ile süslediği fotoğraflara eklemesi de sanki bir tesadüf değil, bölgenin, ülkenin sorunlarının sezgisiydi..

Bende, bu son gelen ve gülsüz kalan ay yüzlü değil, Mars yüzlü yolları anlatan bu 4, 5 mesaj ardından 35 yıldır yazdığım gibi yollarından gül açmayan Ardahan’ın yollarını bir kez daha yazdım, ilgili, ilgisizlere bıraktım diyerek..


NEHİR TAŞTI, ARDAHAN OVASI SULAR ALTINDA KALDI..


Ardahan’ın ortasından geçen Kura Nehri, sağanak yağış ve karların erimesi sonucu taştı.


Taşan nehir, Ardahan Ovası’nın yarısını sular altında bıraktı. Kura Nehri’nin taşması sonucu tarım arazileri de sular altında kaldı. Ovanın yanında kurulan evlerin yakınlarına kadar giden suyun yağışlarla birlikte artabileceğine dikkat çekildi. Sular altında kalan tarım arazilerde ise ekili alan olmadığı için bir sıkıntı oluşturmadı.


Fatih Aksoy isimli vatandaş, kar sularının erimesiyle taşan Kura Nehri’nin Ardahan Ovası’nı göle çevirdiğini söyleyerek, “Her sene baharın gelmesiyle eriyen kar sularının oluşturduğu eşsiz bir manzara. Fakat tarım arazileri de sular altında kaldı. Ama olumsuz bir durum değil. Özellikle geçen yıl yaşanan kuraklığın ardından, kış boyu yağan karın erimesi çiftçimize deva olacaktır. Memleketimizin her mevsimi çok güzel, şu an tabloları aratmayan çok güzel bir görüntü var” dedi.



5 NİSAN’I UNUTTURAN 5 NİSAN!


AVUKATLAR BİR ARADAYDILAR..

Ardahanlı Avukatlar 5 Nisan Avukatlar Günü sebebiyle Milli Egemenlik Parkı’nda bulunan Atatürk Anıtına çelenk koyup, bir açıklama yaptılar.

Ardahan Barosu Başkanı Av. Murat Yolçu ve meslektaşları tarafından çelenk sunumu gerçekleştirildi. Çelenk sunumunun ardından saygı duruşu ve İstiklal Marşı okundu.

Tören, Başkanı Av. Murat Yolçu ve Baro Yönetim Kurulu üyesi Av. Beytül Ünver’in konuşmasıyla sona erdi.



Ekonomik sıkıntıların had safada olduğu şu günlerde 5 Nisan 1994 yılında yaşanan ekonomik kriz bile 5 Nisan 2022’de yani bugün yaşanan ekonomik krizin gölgede bıraktı.

Bilindiği gibi yeniden parti kuracağı konuşulan zamanın başbakanı Tansu Çiller başkanlığındaki DYP-SHP hükümeti, faiz oranlarını düşürmek amacıyla piyasaya yüksek miktarda para sürülmüş ancak yüksek likidite, faizi düşürmek yerine, buyıl yaşandığı gibi o dönemde dövize hücuma neden olmuştu.

Zamanın hükümeti, döviz satarak talebi düşüreceğini, paranın borsaya yönleneceğini söylüyordu. Ancak 52 milyon dolarlık hacmi olan borsa para çekmekte yetersiz kaldı. Bankalar yüksek devalüasyon olacağını beklentisiyle hareket edince piyasaya sürülen döviz, fiyatı düşürmedi aksine arttırdı. Dolar, birkaç ay içinde 8 bin liradan 42 bin liraya fırladı, 38 bin lirada tutundu. Döviz rezervleri 7 milyar dolar iken Nisan 1994’te 3 milyar dolara düştü.


Yüzde 400 faizli bono çıktı

5 Nisan 1994’te hükümet, “enflasyonu hızla düşürmek, TL’de istikrar sağlamak” amacıyla 5 Nisan Kararları’nı açıkladı.

Dengeleri düzeltmeden faiz oranlarını düşürme çabası, faizde çok daha yüksek artışla sonuçlandı. Dövize olan talebi kesmek ve kısa dönemli kamu borçlarını ödeyebilmek için hükümet mayıs ayında yüzde 400 faizli borçlanma kâğıtlarını piyasaya sürdü.


BAŞSAVCI’DAN 

5 NİSAN MESAJI.. 

5 Nisan Avukatlar Günü kutlamasında, ‘Herhalde dünyada bir hak vardır ve hak gücün üstündedir’ temasını işleyen Başsavcı Arısoy, mesajında şu ifadelere yer verdi;

“Hak arama özgürlüğünün öngördüğü savunma hakkı hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmazlarındandır. ‘Hukuk Devleti’ kavramı içindeki adalet ve demokratik laik sistemin temel taşlarından olan yargı ile savunma hakkının uygulayıcısı avukatlık birbirine bağlı müesseselerdir. Avukat; hukuk devleti ilkesinin temel taşlarından biri olup,  aynı zamanda yargılamanın asli unsurlarından birini teşkil eder. Birey hak ve özgürlüklerinin kullanılması ve savunulmasında vatandaşlarımıza hukuki anlamda rehberlik eden, savunma hakkı gibi kutsal bir kamu hizmeti gören avukatlarımızın tüm toplumda gerekli saygınlığa erişmesi ve bu bilincin tüm topluma yerleşmesi hepimizin ortak arzusudur. ‘Adalet Mülkün Temelidir’ sözünden hareketle adaletin tecellisinde çok önemli ve ağır bir görev üstlenen başta Ardahan Barosu avukatlarımız olmak üzere tüm avukatlarımızın 5 Nisan avukatlar gününü kutluyor, görevi başında yaşamını yitiren avukatlarımızı rahmetle anıyorum.”


ÜNİVERSİTE ÇARŞIYA İNİYOR!


Kent merkeziyle kopuk olmakla eleştirlen Ardahan Üniversitesi ARÜ’nün kurucu Rektörü Prof.Dr. Ramazan Korkmaz’ın projesini hayata geçiriyor.

Aynı zaman da Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı da olan Gazeteci Fakir Yılmaz’ın bir süre önce boşaltılan içinde bir çok tagrihi binanın bulunduğu askeri kışlanın Güzel Sanatlar Fakültesi olması yönünde yıllar önce başlattığı imza kampanyasına imza atanların sevidiği bu karar Ardahan kamuoyunda da olumlu karşılandı.

Ardahan Valisi Hüseyin Öner, ARÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber, Vali Yardımcısı Şahin Demir ve İl Özel İdaresi Genel Sekreter Yardımcısı Turan Yıldız’ın katılımı ile Ardahan Üniversitesinin eski askeri kışla olan ve Millet Bahçesi olması için çalışma başlatılan alanda kurulması istenen Güzel Sanatlar Fakültesi için protokol imzalandı.

Rektör Biber ile birlikte protokol evraklarını imzalayan Vali Hüseyin Öner, basın mensuplarına yaptığı açıklamada, imzalanan protokol ile Aziziye Kışlasında uygulanan Millet Bahçesinin kapsamının genişletilmesi, halkın her kesimine hitap edecek hale getirilmesi ve cazibe alanına çevrilmesinin amaçlandığını söyledi.

Vali Öner, daha sonra şunları şu detayları paylaştı: “İl Özel İdaremize tahsisli 29 bin metrekarelik parselde, Aziziye Kışlasının bulunduğu bölümde TOKİ tarafından taşınmaz kültür varlığı olarak 4 tescilli binada restorasyon çalışması başlatıldı. Önemli bir seviyeye gelindi, çalışmalar bu senede devam edecek. Millet bahçemiz iki bölümden oluşmakta, birisi 29 bin metrekare büyüklüğünde İl Özel İdaremize tahsisli arsa ve diğeri de Alabalık deresinin karşısında 41 bin metrekare civarında büyüklüğe sahip olan Kültür ve Turizm İl Müdürlüğümüze tahsisli olan arsadır. Toplamda ilimizde 70 bin metrekare alanı olan bir Millet Bahçesi’nin 2023 yılında bitmesini hedefliyoruz. 29 bin metrekare alanda ki iki bloğu Ardahan Üniversitemize, şehrin tarihi dokusuna da uygun olacak şekilde Güzel Sanatlar Fakültesi için tahsis ettik. Bugün protokolünü imzalıyoruz. Bu protokol ile Üniversitemiz şehrimizle daha fazla kaynaşmış olacak. Ayrıca tarihi ve kültürel dokuya sahip bir alanda Güzel Sanatlar Fakültesinin anlamlı olacağını düşünüyorum. Şimdiden bu protokolün ilimize hayırlı olmasını diliyorum.”

ARÜ Rektörü Prof. Dr. Mehmet Biber de Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Millet Bahçesi içerisinde şehirle bütünleşecek olmasının önemli olduğunu, burada eğitim vermesi noktasında tüm hazırlıkları ve gereklilikleri en kısa sürede hazır edeceklerini ifade etti.


ARDAHAN GÖÇE TEŞVİK EDİLİYOR!


Ardahan esnafı çoğu gün siftah yapamadan kepenk kapatırken işyeri masraflarının zor çıkardığını belertiyorlar. 


***Durgunluğun sebebi esnafın küçük olması


Ardahan’da her dönem yaşanan durgunluğun başında esnafın ve iş adamların küçük sermayelerle iş yapmasından kaynaklanıyor.

Ardahan’da en büyük yatırımlar kamu tarafından yapılırken bu işleri genelde il dışından gelen müteahhit firmalar alıyor.  Yabancı firmalar yaptıkları çalışmalarda kullandıkları malzemelerin büyük bölümünü de il dışından temin edince Ardahan piyasalarına yansıması gereken para şehirden çıkıyor. 

Ardahan’da, işleri alan firmalar akaryakıtlarını bile il dışından getirdiler. Ardahan’da bıraktıkları tek para ise bakkallardan yaptıkları alışveriş oldu. Onun da bir çoğunu ödemediklerini duyuyoruz..


***Ardahan Memur maaşı ile geçiniyor. 

Türkiye’nin en küçük ili olan Ardahan’da ekonomik sorunlar hat safhaya ulaşırken  esnaf ise memur maaşlarıyla ayakta duruyor.

Ardahan’da faaliyet gösteren esnafların geneli işlerinin sadece maaş günlerinde iyi oldukları belirtiyorlar. 

Ocak-Şubat ayları işlerin en durgun olduğu zaman olduğunu belirten esnaflar bu aylarda havanın soğuk olmasının insanları evlerine kapattığını bu yüzden de kimsenin harcama yapmadığını belirttiler.

***Sorunu hükümet çözer..


Ardahanlının sürekli sıkıntı yaşaması insanları zoraki bir göçe zorluyor. Ekonomik durumu iyi olanlar daha fazla büyümek, iyi olmayanlar ise iş bulmak umudu ile  başka şehirlere göç ediyorlar. 50 yılı aşkın bir zamandır devam eden bu göç Ardahan’da telafisi mümkün olmayan zararlar verdi.

Ardahan’ın  gelişmesi ve kendi iş gücüyle ayakta durması için hükümet bazında bölgesel bir ekonomi programı uygulanması uzun yıllardan beri dile getirilerken bu yönde bir çalışma yapılamaması Ardahan’ı her gün sefalete sürüklüyor.

Ak Parti Hükümeti tarafından çıkarılan ve 11 ili kapsayan teşvik yasası ilk başta sorunları çözer gibi görünse de daha sonra bu illerin sayısı 35 in üzerine çıkması yatırımcıları daha avantajlı illere çekti. 

11 geri kalmış ilin karşısında Düzce, Aydın, Afyan, Adıyaman, Burdur gibi büyük şehirlere yakın illerin teşvik kapsamına girmesi bir anda yatırımcıları bu bölgelere çekerek bu şehirleri sanayi bölgesi haline getirdi. Ardahan gibi -30 derece soğuk altında yaşayan iller ise bu teşviklerden yararlanamadı.

Ardahan ve Ardahan gibi illerin  gelişmesi için hükümet bazında ciddi bir çalışma yapılması gerektiğini belirten ekonomistler  Ardahan ile Düzce’ye aynı ekonomik programı uygulamanın Ardahan’daki insanları o bölgelere göç etmeye zorlamak olduğu dile getiriyorlar.


AÇILMAYAN YOL AÇILIYOR!


Altında Posof Ulgar tünelinin açılmayı beklediği Ulgar dağı gibi Ardahan’ı Karadniz’e bağlayan Sahara’nın alternatifi olan ancak 50 yıldır, bir türlü onarılıp, bitirilemeyen Ardahan-Ardanuç yolu aylar sonra da olsa kardan temizleniyor.

50 fazladır açılmayı bekleyen ancak bir türlü tamamlanmayıp, akıcı trafiğe açılmayan Ardahan-Ardanuç yolu kardan açılmaya başlandı.


ARÜ’YÜ KARDAN SONRA KURT BASTI!

Ardahan Üniversitesi (ARÜ) Kampüsü’ne giren kurtlar, bir öğretim görevlisi tarafından görüntülendi.

Ardahan’da kötü hava şartları sebebiyle kırsal kesimlerde yiyecek bulamadığı tahmin edilen 2 kurt, üniversite kampüsüne girdi. ARÜ Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu’nun arka kısmındaki ormanlık alana kadar inen 2 kurt, akşam saatlerinde görevlileri görünce ormanlık alana doğru uzaklaşmaya çalıştı.

Kurtları, ARÜ Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Özkan Karadavut cep telefonu kamerası ile görüntüledi.


ÇILDIR’DA ŞİDDETLE MÜCADELE!


İçişleri Bakanlığı’nın talimatları doğrultusunda sürdürülen kadına yönelik şiddetle mücadele çalışmalarının gözden geçirilmesi amacıyla Ardahan’ın Çıldır ilçesinde toplantı düzenlendi. 


Toplantıya Çıldır Kaymakamı Fatih Bayram, kurum amirleri, muhtarlar, rehber öğretmenler ve kolluk birimlerinde konuyla ilgili görevlendirilen personeller katıldı. 

Konuyla ilgili yapılan sunumların ardından bir konuşma yapan Kaymakamı Fatih Bayram, kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda ilçede ki tüm kurumlara ‘bu konuda titiz çalışmalıyız’ diyerek seslendi. 

Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com


ÇILDIR GÖLÜ DÖNDÜ!


Gelen son dakika haberlerine göre Renkli görüntülere sahne olan Çıldır Gölünde buz gibi havada, içleri ısıtan atlı kızaklar eşliğindeki gönüllere hitap eden ‘Sema’ gösterisi yerli ve yabancı turistleri adeta büyüledi.

Renkli görüntülere sahne olan Çıldır Gölünde buz gibi havada, içleri ısıtan atlı kızaklar eşliğindeki gönüllere hitap eden ‘Sema’ gösterisi yerli ve yabancı turistleri adeta büyüledi.

Hava sıcaklığının zaman zaman sıfırın altında 10 dereceye kadar düştüğü Ardahan’da, yüzeyi 25 santimetre buz tabakasıyla kaplanan Çıldır Gölü, farklı güzellikler ve heyecanlar sunuyor. Doğu Anadolu’nun tek tatlı suyuna sahip 124 bin metrekare yüz ölçümüyle ikinci büyük gölü olan Çıldır Gölü’nün üzerinde yürüyüş yapanlar, atlı kızak gezilerine katılanlar ve otomobiliyle gösteri yapanlara da rastlanıyor.

Ardahan Üniversitesi (ARÜ) Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Özkan Karadavut, Çıldır gölü ve bölgenin tanıtımı için buzla kaplı göl yüzeyinde sema gösterisi gerçekleştirdi.

Karadavut, “Ardahan’a bağlı Çıldır gölü üzerindeyiz. Çıldır Gölü’nün yüzeyi tamamen donmuş durumda. Yurt içi ve yurt dışından birçok turisti ağırlayan bu gölde bizde bir gösteri gerçekleştirdik. Bu güzel doğa başta olmak üzere meşhur sarıbalığını yemeye davet ediyoruz.” Dedi.

Neva Karadavut ise, “Burası gerçekten çok büyük bir göl ve kış aylarında tamamen donuyor. Göl üzerinde araçlarla drift yapılabiliyor, atlı kızaklar ve motorlarla gezi yapabiliyorsunuz. Buranın doğal güzelliği gerçekten gelip görmeye değer. Ünlü Sarı balığı yemenizi tavsiye ederim. Sizleri Ardahan Çıldır gölünü ve buranın doğal güzelliklerini görmeye bekliyoruz” şeklinde konuştu.


KAR SAVAŞÇILARINA DA ALKIŞ!


Son olarak yıllardır altında tünel açılması beklenen Ardahan’ın Posof ilçesine giden yolun üzerinde geçtiği Ulgar dağında yaşanan karlı tipinin yaşamı olumsuz etkilemeye devam ettiği Ardahan’da bir kış daha geride kalmaya hazırlanırken kış boyunca büyük mücadele veren yol işçileri de sağlıkçılar gibi alkış bekliyor.


Kış aylarında karayollarında yaşanan sorunlardan sürücüler büyük ölçüde etkilenirken yolları açık tutmak için karayolları ekipleri gece gündüz demeden çalışıyorlar.

Yazın yol yapım ve bakım  işlerinde kışın ise karla mücadele de karayolları ekipleri   gece gündüz demeden  24 saat bakım evlerinde yolda kalan vatandaşların yardımına koşuyorlar. 

Ardahan merkezde bulunan Karayolları 126. Şube Şefliği ekipleri kışın gelmesi ile birlikte, zorlu bir çalışma maratonunun startını günler öncesinde verdiler. 

Karayolları 126. Şube Şefliği kendi sınırlarındaki yollarda karla mücadelesini, 50 kişilik çalışma ekibi, 10 kamyon, 5 greyder, 3 rotatif ve 2 yükleyici araçla gece gündüz demeden etkili kar yağışları, fırtına ve tipiye karşı veriyor. 

126. Şube Şefliği sınırlarında en yüksek rakıma sahip Ardahan-Şavşat Karayolu’nun Sahara Mevkii bu yıl 6 kez ulaşıma kapandı. Karayollarının en yüksek kesimini oluşturan Ardahan-Şavşat Karayolu’nun Sahara Bakım Evi sorumlusu Katip Ayık, Ardahan-Şavşat Karayolunun Karadeniz’den gelen fırtınalardan etkilendiğini belirterek, her fırtına sonrası yol birkaç saat içerisinde ulaşıma kapanıyor. Görüş açısı olduğu zaman yol açma çalışması hemen başlar ve yol ulaşıma açık tutulmak için sürekli çalışılır. 


***En büyük sorun dikkatsiz sürücüler ..

Uyarılara uymayan sürücülerin çok sorun yarattığını belirten Ayık; ‘Kış aylarında yola çıkanlar bu yolun sürekli riskli olduğunu biliyorlar, ama çoğu zaman fırtınaya aldırış etmeden yola çıkan vatandaşlar Sahara Mevkiinde yolda kalıyorlar, buda bizim işimizi zorlaştırıyor. Görüş açısı hiç olmadığı günlerde yolda kalan vatandaşları kurtarmak için çalışma yapıyoruz. Bu çalışmalar bizim açımızdan da çok zor oluyor her an yoldan düşme tehlikemiz var. Bunun için havanın kötü olduğu günlerde sürücülerin yol durumunu öğrenmeden yola çıkmamasını tavsiye ediyoruz. Kötü havlarda yola çıkanlar hem kendilerini hem de kurtarma ekiplerinin hayatlarını riske atıyorlar.’ dedi.



YAŞ 53, GAZETECİLİK 35..


1987’de 18 yaşında olan kardeşim Devrim Savaş Yılmaz’ın beklenmedik intiharı benim için bir dönüm noktası oldu. Kendisi “Türkiye” gazetesi muhabirliği yapıyordu. Onun hatırı için ben de onun yerine haber yapmaya başladım. Ancak zamanla cami, vali ve okul haberleri dışında haber yapamayınca gazete ile anlaşamadık.

33 yaşında evli, 4’ü kız 5 çocuk babasıyım. Lise mezunuyum. Gazetecilik dışında matbaacılıkla da uğraşıyorum. Gazetenin haber, dizgi, montaj ve baskısını kendim yapıyor bazen de gazeteyi kendim dağıtıyorum.

Babam “Fakir Dostu” ismiyle kurduğu gazeteyi teksir makinesiyle çıkarıyordu. Baskı makinesini ilk defa o zaman görmüştüm. Sonra işler biraz daha ilerleyince babam ve avukat amcam birlikte 1980 yılında “Doğu Anadolu Gazetesi” isminde bir başka gazete kurdular. O gazete ise tipo baskı makinesiyle çıkarılıyordu.



**Mecburen Matbaa da..

Türkiye gazetesinden ayrılınca, “Doğu Anadolu” gazetesine haber yorum yazıları yazmaya başladım. Bir gün matbaa çalışanımızla sobanın etrafında muhabbete koyulunca şimdi hatırlayamadığım bir nedenle tartışma yaşadık Bugünkü internet adminleri gibi o zamanın dizgicisinin bana kızıp, matbaayı terk etmesi üzerine de ben kollarımı sıvadım. O an matbaa boyasına ilk bulaştığım an oldu.

Sonuçta makinenin etrafı eğri büğrü basılmış, yırtılmış sayfalarla doluydu. Boya içinde kalmam yetmemiş, ilk sayfasını ters basmıştım. Her şeye rağmen gazete çıkmaya başlamıştı. Bir süre yayımlanan gazete, Ardahan’daki göçten mesleği nedeniyle etkilenen avukat amcamın İstanbul’a gitmesiyle gazetenin yönetimi tamamen bana geçti.


**İlk sansür amcamdan..

Ancak ben gazeteyi çıkardıkça meğerse avukat amcam, yayımladığımız yazılar nedeniyle İstanbul’da mahkemeye çağırılıyormuş. Uzun bir süre davaların sürmesi üzerine “amca emriyle” matbaa kilitlendi. Yani ilk sansür iktidar, muhalefet ya da devletten değil, şu an hayatta olmayan babamın yerine tüm aileye babalık yapması gerekirken miras kavgası nedeniyle benimle ve hala ailem ile uğraşan avukat amcamdan geldi.


**Baskı makinesini kaçırdım..

Babamın aldığı baskı makinesiyle ilgili amcam ile “Matbaa babamındır” kavgası verdikten sonra, 3-4 hamal tutarak gece matbaanın kilidini de kırarak makineyi büyük bir traktör lastiği üzerine koyup yine traktörle mahalle arasında kiraladığım bir dükkâna taşıdım. Yağmur kar yağdığında toprakla örtülü damından akan damlaların tın tını sesiyle gazete kağıtları, kurşun harfler ve başımızınız ıslandığı yeni matbaamda çıkarmaya başladığım gazetenin adını da “Yeni Kuzey Doğu Anadolu Gazetesi” koydum.

Gazete ilk önce günlük çıkıyordu ama zaman içinde maddi imkansızlıklar ve teknolojik sıkıntılardan haftada iki gün yayımlanmaya başladı.


**Aile ve çevre desteğiyle yaşıyoruz..

İlk yayla yasağı haberlerini “Aydınlık” gazetesine ben yaptım. Bu durum gazeteciliğe sarılmama yol açtı. Ardından “Evrensel”, “Güneş”, “Gündem” sonra şimdi havuzda diye eleştirilen Milliyet, İsmail Küçükkaya’nın haber müdürüm olduğu ve birlikte attığımız bir manşetiyle Metin Göktepe’nin ‘Gazetecilik Başarısı’ ödülünü aldığım Akşam, 15 Temmuz sonrası kapatılan Taraf, 2000 Dergisi ve birçok ulusal yerel yayın organı ve gazetelerinde uzun süre muhabirlik yaptım.

Yani 1987’den bu yana hem yerel gazetede hem de ulusal gazetede muhabirlik yapıyorum. Para kazanmıyorum. Hatta vergi ve yanımda ilk olarak gazeteciliğe başlayan birçok kişiyi gazetecilikten emekli edip, kendimizin borç altında kaldığı sigorta borcumuzdan dolayı aldığımız resmi ilan bedellerine o ilk dönemlerde icra el koydu. Ama hala sizin ve okur, dostların verdiği reklam desteğiyle gazeteciliğimize devam edip, yaşıyoruz. Ve aralarında YouTube ArdahanTV, Tempo TV, hedeftv ile yerelde, ulusalda görüntülü yayınlarda yapıyoruz.


**Küçük yerde gazete çıkarmak güzel, ama..

Ama bugün yeni kurduğumuz ve googel gibi olmazsa da iktidarların ve devletin desteği ile ayakta duran haber ajanslarına rakip olacağına inandığımız ve www.segirt.com gibiyeni sitemiz ve diğer yayın organları aracılığı ile ulusal ve dünyaya açılsakta küçük bir yerde yerel bir gazete çıkarmak çok güzel. 

Ha bu arada 10 Nisan’da günlerini kutlayacak olan polislik mesleği gibi stresli bir iş olan gazetecilik ve matbaacılık sıkıntıları olmayan kolay bir iş değil. Ancak çok sıkıntı yaşasakta sizlerin nezdinde yerimizin her geçen gün artması insana zevk veriyor. Tabi ki gerçekçi ve tarafsız olursanız… 

Bir düşünün, gecenin bir saatinde birileri yaşadıkları bir sorun karşısında sizi arayıp sıkıntısını, sorununu anlatabiliyor. Yani size değer veriyor, kendisinden biliyor… Bu tabi ki güzel bir duygu.

Devlet ve siyaset, kamu alanıyla ilişkimizle ilgili aynı şeyi söyleyemem. İşte orada durmak gerekiyor. Çünkü gazeteciliği yani al yapıştırla değil, gerçek anlamda yapmaya çalıştığınızda siyasi iktidarlar ve resmî kurumlarca radikal bir anlayış olarak algılanır, gazetenizin ve sizin başınıza her an, bir şey gelebileceğini göz önünde bulundurmanız gerekiyor. İşte biz bunlara katlanarak mesleğimize devam ediyoruz.


**Özdemir dönemini unutmayacağım..

Özdemir’in Ardahan’a gelip valilik rütbesi alarak İstanbul’a vali – Emniyet müdürü olarak geri dönen Hasan Özdemir dönemini hiç unutmayacağım. Çünkü kendisini eleştirdiğimiz için her yazımıza tekzip gönderiyordu. Bize bir günde 8 dava açarak bizi günlerce Adliye koridorlarında tutuyorlardı.Öyle ki mahkemeye gitmekten gazete çıkaramadığımız günler olmuştur. Ama gelip, gecede olsa gazetemizi çıkardığımız gibi Özal’ın ölüm haberini gazete olarak ilk veren gazeteciler olmak için aynı gün 2.gazeteyi çıkardığımız günlerde olmadı değil..

Hatta her ilçeye gazete çıkarıp, Göle Yeni Gözlem, Hanak/Damal, Çıldır ve Son Vilayet Gazetelerimiz gibi bugünde bölgenin ilk ofset matbaası gibi ilk sanal gazetesi olan https://sonvilayet.com E-Gaztemizi gün içinde hazırlayıp, yayınlıyoruz.

Ve bu durum sadece Özdemir döneminde değil, şu benim gibi birçoklarının adlarını bile hatırlamadığı, unutulup, sade vatandaş olan vali, kaymakam, idareci, siyasetçi gibi yöneticilerin yaptığım haber ve yorumlarımız dolayısıyla hakkımda açtıkları davalar ardından jet hızı ile verilen kararlar yüzünden hakkımız olan resmi ilanlarımızı verdirmemiş, haciz yoluyla el koymuşlardı.

Evet, tek tek teşekkür ettiğim kutlama mesajları ile 53. doğum yıldönümümü hatırlatan okur ve dost, arkadaşlarımın bu süre içinde yani 35 yıldır kesintisiz devam eden ve kendi gazetem Kuzey Doğu Anadolu, ekonomik sıkıtılar ve bürokratik baskılar dolayısıyla birleşip, meslektaşlarımla birlikte 23 Şubat Gazetesi, yazı ve haberlerimin yayınladığı Hedef Gazetesi, kocaelibakis.com, Sol Medya, Bülten TV, kuzeytv, Doğu Beyazıt, sakınca.com, kocaelihaberci.com gibi birçok gazete ve internet haber sitesinde devam eden gazetecilik hayatımın hiçte öyle kolay geçmediğini, geride kalmadığını da bilmelerini istedim bugün…



ARŞİV HABER 20.04.2015 HABER/YOUM/REKLAMLAR..


YAZARLARI YÜZ YAŞINDA

ONLAR SAHİPSİZ KALDILAR..


Gün geçmiyor ki, bir iş kazası, bir yol kazası, bir patlama, bir sel baskını, bir asansör düşmesi, bir yangın yaşanmasın.

Hayatı kuranlar, ellerinin nasırı, alınlarının teri, akıllarının aydınlığı ile yarınlara kapı açanlardan üçü, beşi, onu, yirmisi, otuzu, hatta üç yüz biri bir cinayete kurban gitmesin…

Cinayetlerin faili de belli aslında fiili de… Kimsenin katili ya da cinayeti hazırlayan gerçek nedenleri araştırdığı da yok, araştırmaya niyeti de… Hacılara hocalara ısmarlanacaktır yine emekçi cenazeleri, fıtratlarında, yazgılarında bulunacaktır kabahat…

Soygun ve sömürü düzeni gemi azıya aldıkça…

Onların ekmek ve hayat taşıdığı yığınlar, komşuları, akrabaları, köylüleri, şehirlerin çevrelerinde yerleşik cami-tarikat cemaat ağlarında yaşayan hemşerileri, onlara ihanet edip patron saflarına, özelleştirme, babalar gibi satma, tarım ve hayvancılığı yok etme şampiyonlarına, üreticiyi petrol şirketlerinin yönettiği karayolu ve mazot borcu kıskacında boğan politikalara oylarını yağdırdıkça bir bir kapanıyor kapıları…

Acıları büyüyor, büyüyor, feryatlar, ağıtlar, çocuk ağlamalarından yürekler parçalanıyor.

Onların yazarı yüz yaşına bastı bu yıl. İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde bu yaş dönümü çok güzel bir sempozyumla kutlandı. Teşekkürler MSGSÜ, Teşekkürler Sayın Handan İnci…

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin Handan İnci öncülüğünde düzenlediği “DOĞUMUNUN 100. YILINDA ORHAN KEMAL” sempozyumu, bugün edebiyat dünyasında sahipsiz gibi kalmış emekçi yığınların yüreği vicdan, adalet duygusu ve kardeşlikle çarparak yıllar önce duran sahibi Orhan Kemal’i genç kuşaklara taşıma, edebiyat piyasasına bir işaret fişeği olma işlevini başarıyla yerine getirdi.

Dünyanın egemenlerinin yönettiği popüler imgelere, yığınları politika arabalarına bağlarken kullanılan mistik ve teolojik akıntılara kapılmış giden edebiyat seçkinleri, ekranlarda edebiyat adına ahkâm kesenler de izleyebilseydi keşke etkinlikleri.

30 Ekim 2014 Perşembe günü yapılan iki konuşmada Orhan Kemal’in özgün duruşu ve o çoğul, çoksesli yazın damarı biraz örselenmiş olsa da, sonraki konuşmalarda, sunumlarda kendi gerçekliği yeniden kuruldu, günümüze bir iyilik, adalet ve kaynayan bir dil damarı olarak yeniden tanımlandı.

Benim konuşmam 31 Ekim Cuma günü idi. Ancak, söz sırası gelmeden söz alıp bir şeylere maydanoz olma gereği doğdu.

Perşembe günü Orhan Kemal romanı üzerine yapılan oturumda söz alan bir konuşmacı, Orhan Kemal”in Murtaza kahramanı üzerine kurduğu “Makbul Vatandaş” başlıklı konuşmasını, tam da 21. Yüzyıl başı modası olan “Erken Cumhuriyet Dönemi Kültür ve Eğitim Politikaları” eleştirisi üzerine yöneltmişti. Konuşmacıya göre, “makbul vatandaş” Murtaza, dönemin baskıcı, tek tip insan yetiştirme anlayışının ürünüydü. Ezanın Türkçe okunmasından Hasan Âli Yücel’in kimi konuşmalarına, Türk Tarih Kongresi’nde dile gelmiş bazı abartılı tezlere kadar farklı simge ve semboller bir araya getirilmişti. Konuşmayı destekleyen döneme ilişkin kimi görüntülerin de perdeye yansıtılması ile Orhan Kemal’in aslında yaşamına tanık olduğu bekçi Murtaza, Latin harflerinin kabulü ve Türkçe’nin resmi dil olarak kullanılması, karma eğitim, eğitimde birlik, kadın hakları, okuryazarlık seferberliği, Köy Enstitüleri’nin kuruluşu gibi birçok kültürel yeniliği topluma kazandıran dönemi karikatürize ederek, açıklardan, sapmalardan, yanlışlardan yola çıkarak yansıtan politik ve kurgusal bir kahramana dönüşüvermişti.

İlgili bildiri, bir yazarın tek bir metni üzerinden farklı bir bakış açısı, görsel ve ideolojik metaforlar aracılığıyla olduğundan çok başka bir alana taşınabileceğine ilişkin örnek bir çalışma olarak izlenebilirdi. Orhan Kemal, tüm yapıtlarını okumamış ve yaşam öyküsünü iyi bilmeyen dinleyiciler tarafından kendi yazınsallığının dışında bir yere kolayca oturtulabilirdi. Aynı oturumda söz alan doğudaki üniversitelerden birinde görevli bir konuşmacı da yazarı kaba gerçekçi, olgulara dogmatiğe varan Marksist bir sınıflar ayrımı üzerinden bakıyormuş gibi gösterince, on yıllardır bildiğim, yakından tanıdığım Orhan Kemal, farklı bir yazar kimliğine bürünüvermişti. Salonu dolduran genç öğrenciler için yeni bir Orhan Kemal tanımı doğuyordu sanki. Bazı alkışlar da ideolojik çekiştirmeleri onaylayan ayrı bir güç taşıyormuş gibi geldi bana…

Oturum bitiminde söz alarak bazı anımsatma ve uyarılar yapmak zorunda kaldım. Arkasından ilk konuşmacının kendi tezini vurgulayan yanıtı ve salondan gelen farklı bir sesle Orhan Kemal gerçekliği epeyce örselenmiş oldu.

Cuma günkü Konuşmamda, Orhan Kemal’in çoksesli metinlerine bir bütün olarak bakılma gereği üzerinde durmaya çalıştım…

Orhan Kemal’in birbirini karşısında yer alan parodik kahramanları, yan yana ve karşı karşıya konarak değerlendirilmelidir. İlk konuşmada yapıldığı gibi, belli bir dönem politikalarını eleştiri amacıyla toplumsal işlevi belli öngörülerle tanımlanan Murtaza karakterinin karşısına “Müfettişler Müfettişi” ve “Üçkâğıtçı”nın başkahramanı Kudret Yanardağ konmadığında, Demokrat Parti döneminde ve günümüzde Cumhuriyet’e yöneltilen kimi eleştirilere Orhan Kemal de tamamen katılıyormuş gibi olabilmektedir. Oysa ki, Demokrat Parti iktidarına son veren 27 Mayıs 1960 hareketi ile ilgili olarak söylenmiş sözlerin içinde en önemlilerinden birisi de Orhan Kemal’e ait olanı olmalı… “Bu yaşıma kadar ben, hiçbir otoriteye böylesine gönül vermemiştim. Sağ olsunlar!” der… (Fikret Otyam, Orhan Kemal; 27 Mayıs ve Milli Birlikçiler için, Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektupları, İstanbul 1975, s 207) İstanbul notlarında da üst üste yıkım görmüş gecekondu bölgelerini görünce, “buralara 27 Mayıs bir an önce gelmeli” diyerek 27 Mayıs’tan farklı beklentiler içinde olduğunu belli eder.

Orhan Kemal’in ve bazı aydınların beklentileri yerine gelmemiş olsa da, özgürlükçü ve çalışan yığınlardan yana olan bir Anayasa kazandırmıştı 27 Mayıs…

“Müfettiş” karakteri, modern bir toplum olarak görünmesine karşın modernitenin gereklerini içselleştirmeyi başaramamış, modern olanla, pre-modern’in, hatta “antika”nın birlikte yer aldığı eklektik toplumu liğme liğme döküp saçmaya yarayan bir işlev görür… Tüm sahte ve riyakârca davranışların, görünüşte işleyen yasa ve kuralların arkasındaki boşluğun, saçmalığın, iğretiliğin panzehiri gibidir. “Müfettiş”, sözde birlikteliğin, “milli birlik ve beraberlik” nutuklarının yamalarını, teğellerini sökünce, o kutsallaştırılmak istenen toplumsal yapı kumdan kuleler gibi yıkılıverir. Kurnaz, işbilir Müfettiş’in karısı ve çocukları karşısındaki zavallılığı da Orhan Kemal diyalojik tutumunun farklı bir görünümü olarak yer alır.

En önemlisi, Müfettiş Kudret, dini siyasete alet ve aracı etmekte epeyce başarı kazanmış bir politikacı olarak, Demokrat Parti ve hatta günümüz iktidar partilerinde sıkça görülebilecek tutum ve karakterlerin parodileştirilmesi olarak da kolayca okunabilir.

Kendisini “Aydınlık Gerçekçi” bir yazar olarak tanımlayan Orhan Kemal, sosyalist bir düşünce yapısı taşıyor olmakla birlikte siyasi kimliğinin gölgesini kahramanların üzerine düşürmemeye, bireyi içinde bulunduğu toplumsal koşulları paranteze alarak tanımlamaya özel bir çaba göstermiştir. Söz gelimi, epeyce polis, mahkeme baskısı çekmiş Orhan Kemal, polis karakterleri kurgularken onları tamamıyla özgür kişilikler olarak düşünmüş, mesleki duruşlarını kişiliklerinin görüntüsü durumuna getirmemiştir. Arkadaş Islıkları’nın polis komiseri “kışkırtma” ve “propaganda yapma” gibi suçlamalarla karşısına getirilen sosyalist İlyas Usta’ya ve onunla dost oluvermiş kahramanımıza karşı çok adaletli davranmıştır.

“Devlet Kuşu”nda da mahallede çıkan olaylar sonu polis girer araya. Her iki tarafı da dinler, yoksul insanları anlayışla karşılar, sessizce oradan uzaklaşmalarına yardımcı olur.

Orhan Kemal”i 100. Doğum yılında onu tek ayakla yürütmek yerine kendi gerçekliğine yakın bir tanımlama ile bugüne taşımanın da ona göstereceğimiz saygının önemli bir parçası olması gerektiğini hiç unutmamalıyız.


Konuşmamda bunları dile getirmeye çalıştım.


Sempozyum üniversite öğrencileri tarafından büyük bir ilgiyle izlendi. Tanıtım iyi yapılmış, öğrenciler gönüllü olarak ve koşarak gelmişlerdi konuşmaları izlemeye… Handan İnci ve üniversite yönetimini özellikle bu bakımdan kutlamak gerek.


Sempozyumun Cuma günü öğlen sonu oturumunda söz alan Haydar Ergülen, Orhan Kemal’in vicdan sahibi, iyilikten, güzellikten yana bir yazar olduğunu, yüreği yoksullardan yana vuran bir solcu olduğunu, bugünkü yaşanan karanlık günlerin en büyük nedeninin o güzel solun bulunmaması olduğunu söyledi… Sempozyumun en duygulu, Orhan Kemal’in yokluğunu en güzel anlatan konuşmaydı…

TEŞEKKÜRLER MSGS ÜNİVERSİTESİ

TEŞEKKÜRLER HANDAN İNCİ

TEŞEKKÜRLER HAYDAR ERGÜLEN…

TEŞEKKÜRLER ORHAN KEMAL… IŞIKLAR İÇİNDE UYU…

31 Ekim 2014, Alper AKÇAM



Bu Nasıl Bir İş? AK Parti Yöneticiler Saffet’in Yanında!


Seçim çalışmalarına başlayan siyasiler oy alma telaşına düştüğü şu günlerde parti yöneticilerinin kendi adaylarından ziyade başka adayların yanında yer almalar ve partililer olmayanları karşılamaları dikkatlerden kaçmıyor..


**AK PARTİ İL BAŞKANI YARDIMCISININ BABASI, 


**AK PARTİ KADIN KOLLAR BAŞKAN YARDIMCISI,


**AK PARTİ YÖNETİCİLERİ BAĞIMSIZ ADAYINI KARŞILADILAR..


Genel seçimlere doğru gidildiği şu günlerde AK Partili yöneticilerinin başka adayların yanında yer almaları dikkatlerden kaçmadı.


AK Parti eski İl Başkanı Nusret Koyuncu’nun yanı sıra AK Parti İl Başkanı Yardımcısı Hikmet Görmüş’ün babası, AK Parti Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Seher Çoban’ın Bağımsız Milletvekili Adayı Saffet Kaya’yı sevinçle karşılamaları dikkatlerden kaçmadığı şu günlerde bir çok kişide aynı gün bir kaç adayın yanında görülüyor.



ARŞİV HABER EK-21.02-18 Mayıs 2014  HABER/YOUM/REKLAMLAR..



Yazarlarımızı okuyor musunuz?

Soma’da üç yüzün üstünde canın toprağa girdiği, ekmek parası uğruna ocakların söndüğü, AVM’ler, HES ve maden arama şirketleri, rezidanslar, ultralüks cipler, para sayma makinaları, yüzlerce milyarlık saatler için insan hayatının hiçe sayıldığı, kurban edildiği bir zaman dilimini yaşıyoruz. 

Yine bir 19 Mayıs’tayız. Soma’daki acıya isyan eden, zamanında alınmamış önlemler, sağlanmamış iş güvenliği için sesini yükseltmeye çalışan ağıtlar anası olmuş şehrin ve onlara destek olmaya çalışan insanların dilini kısmak, her şeyin yalnızca kader ve takdiri ilahiden ibaret olduğunu söyleyerek inanç bezirgânlığıyla ortalığı yatıştımak isteyen bir ekip gelmiş Soma’ya, bakandan talimat alıyor.

Şekilde görüldüğü gibi…

Biz bu ekibi 1919 19 Mayıs’ından da biliyorduk. Bunlar, 95 yıl önce de görevdeydi. Talimatları yalnızca işbirlikçi saltanat makamından, hilafet kurumundan değil, İngiliz gizli servislerinden de alıyorlardı. İngiliz gizli servis görevlisi Rahip Fru (binbaşı rütbeliydi), takma sakal ve cübbeyle dolaşıyordu Anadolu’yu. Yanında Necmeddin Mollalar, yerli din adamları, kimi hocalar da vardı. Anadolu coğrafyası emperyalist güçler tarafından dört bir yandan işgal ediliyordu. 

Halkı Mustafa Kemal’e karşı kışkırtıyor, kurtuluş savaşına engel olmaya çalışıyorlardı. “Dinsiz, imansız, Bolşevik” yaygarasıyla karalıyorlardı Kuvayı Milliyecileri. Yurtlarını emperyalist işgalden kurtarmak, halkının ekmeği, suyu, çoluk çocuğunun geleceği, özgürlüğü için yola çıkmış yiğit insanlara kara çalıyorlardı. 

Kurtuluş Savaşı, makamı, rütbeyi, parayı hiçe saymış bir avuç fedakâr insanın yaktığı ateşle bir anda koca bir Anadolu isyanına dönüştü. Emperyalizmin tankı, topu karşısında halk el ele verdi. Kağnılarla, sırtlarla cephane taşındı cepheye; yediden yetmişe, yalın ayak, bin yamayla savaşa girdi Türkiye. Dünyaya örnek olacak bir Kurtuluş Savaşı destanı yazıldı.

Yine öylesine baskın, soygun, kandırmaca günlerini yaşıyoruz. Din bezirgânları, emperyalist ortaklarıyla birlikte soyup sömürdükleri ülkeyi karanlık bir ortamda tutmak, halkı kendi çıkar ve iktidar arabalarına at gözlüğüyle bağlayabilmek için kutsal inançları kullanıyorlar. Politika sahnesinde büyük ölçüde başarılı da oluyorlar.

Yeter artık demeli ülke. Yeter artık demeli binlerce yıldır dayanışmayla, imeceyle hayatına sahip çıkmayı başarmış Anadolu. 

Bir avuç kömür için bir hayat veren şanlı işçi sınıfımızın sağlığını hiçe sayan, en basit önlemleri almayan, yurdumuzun dağını taşını, deresini gözünü kırpmadan “babalar gibi satan”, şehirlerdeki her boşluğa AVM kuran, ormanlarımızı, dağlarımızı, derelerimizi yağmalayan talancılara bırakmamalıyız toprağımızı. 

95 yıl sonra da uyanmayı, bezirgânların yalanlarını yüzüne vurmayı başarmalıyız.

Yaşasın 19 Mayıslar!

19 Mayıs 2014, Alper AKÇAM

 



Vizyonumuz: Perakende oto yedek parça sektöründe teknolojik değişimlere ayak uydurarak müşteri değeri ve tatminini sağlamaktır.


Misyonumuz: İhtiyaç duyulan yedek parçayı sürekli çeşitlendirerek müşteriye en kısa zamanda en uygun fiyatta ve en iyi hizmetle sunmaktır. 









HANAKLI KÜVET VE İÇ KAPLAMADA MARKA!