Çıldır Kültür Merkezi’nde Aşık Şenlik Kültür Derneği tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen ve Çıldır Kaymakamlığınca desteklenen etkinliğe, Ardahan ve Kars’tan aşıklar katıldı.
Vatandaşların büyük ilgi gösterdiği etkinlik, 17 halk ozanının deyişleri ve atışmalarıyla başladı. Halk ozanlarından Ercan Şimşekoğlu ve Gökmen Dursun’un atışmaları salonda yoğun alkış aldı.
Ardahan Valisi Mustafa Masatlı, burada yaptığı konuşmada, Aşık Şenlik’in Osmanlı-Rus Savaşı sırasında sazı ve sözüyle bölge halkını düşmana karşı birlikte tutmayı başardığını söyledi.
Aşık Şenlik’in bölgenin ve Anadolu’nun en önemli değerlerinden biri olduğuna dikkati çeken Masatlı, şunları kaydetti:
“Aşık Şenlik, bu bölgenin işgal altına alınmaması için buradaki insanımıza direnişi göstermiştir. Direniş ruhu ile onlara vatan, millet sevgisini katmıştır. Bu açıdan Aşık Şenlik, bizim için önemli bir değerdir. Halkı düşmana karşı en şiddetli şekilde ayaklandırmış ve bilgilendirmiştir. Bayrağı en önde tutarak mücadele vermiştir. Aşık Şenlik’in birçok yönü olduğu gibi kahramanlık yönü de var. Bugün aşıklarımız onu bize anlattı. Biz bu topraklarda yaşıyorsak onun gibi insanların sayesindedir. Aşık Şenlik tarih boyunca anılacaktır. Önemli olan tüm yurdumuzda hakkıyla bilinmesidir. Biz bilinmesi için çalışıyoruz.”
Çıldır Kaymakamı Bedirhan İmamoğlu ve protokol üyelerinin de katıldığı etkinlikte, Vali Masatlı tarafından Aşıkşenlik Kültür Derneği Başkanı Halil Sayak ve halk ozanlarına teşekkür belgesi verildi.
Âşık Şenlik, Osmanlı Devleti zamanında başkenti Ahıska olan Çıldır Eyaletinin en güçlü âşıklarından biridir. Şenlik’in ataları, Tiflis güneyindeki Borçalı bölgesinden gelip bugünkü Ardahan ilimizin Çıldır ilçesine bağlı Suhara (Yakınsu) köyüne yerleşmiş muhacir Terekeme-Karapapaklardandır.
Şenlik, Molla Kadir Efendiyle Zeliha Hanımın ilk çocuğu olarak 1853 yılı baharında Suhara köyünde dünyaya geldi. Göbek adı Hasan olup mahlâsı Şenlik’tir.[42]
Av merakı olan 14-15 yaşlarındaki Hasan, kırda uykuya dalar ve pîrler elinden içtiği bâdeyle âşık olur. Hayvan otlatmada, yahut kuş, ördek avında uykuya daldığından söz edilmektedir. “Hayvan otlatmada” diyenler, uyuyan genci akşam üzeri aramaya çıkan babasının bulup getirdiğini söylüyorlar. “Avlanmada” diyenler ise ertesi günü kuşluk vakti eve kendisinin geldiğini ifade ediyorlar. “Nerde kaldın? ” diye soran annesine tüfeğini saz gibi tutarak ilk deyişini söylüyor:
Üryayı âlemde yatdığım yerde,
Neçe yüz min hayâl gûşuma geldi;
Üğbeüğ canıma saldı bir ataş,
Sevdiğim Salatın düşüme geldi.
Bu deyişi, oraya çağrılan köy imamına söylediği de rivayettendir. Bu rüyâda sevdiği kız Salatın’ı görür gibi oldu; ona aldırmadı, Peygamberimizi seçkince gördü deniliyor. İkinci deyişi de şöyle başlar:
Yığılın ahbaplar yâren yoldaşlar,
Bir sağalmaz derde tüşdüm bu gece;
Hikmet-i pîr ile âb-ı zülâldan,
Kevser bulağından içdim bu gece.
Oğlunda âşıklık alâmetleri gören babası onu Ahılkelek’in Lebis köyüne Hasta Hasan’ın çırağı saz ustası Âşık Nuri’nin yanına götürür. Orada üç beş ay kalarak saz vurmayı öğrendiği söylenir. Âşık Nuri’ye dayısı İbrahim’le gitti. Birkaç günlük saz taliminden sonra döndü. Yahut, Âşık Nuri’ye kendisi gitti, orada bir müddet kalıp saz öğrendikten sonra köyüne döndü gibi muhtelif rivayetler de vardır.
Bütün kaynaklar Şenlik’in ümmî olduğu, tahsili olmadığı konusunda müttefiktir.
Bizce bu husus izaha muhtaç görünmektedir. Zira Şenlik, okumuş bir anne-babanın çocuğudur. Babası molladır, annesi de medresede okumuş bir kadındır. Böyle bir anne babanın ümmî çocuğu bize muhal görünüyor.
Şiirlerinde sıkça ilimden irfandan bahseden bir insanın ümmîliği iddiası pek inandırıcı gelmiyor. Bunca söylediğini ‘Kulak dolgunluğu ile öğrenme’yle, ‘Büyüklerinden işittikleriyle bilgi dağarcığını zenginleştirme’yle izah etmek zordur. Şenlik’in şiirlerini dikkatle inceleyenler bunu hemen anlayacaklardır.
“Kelâmı Kadîm içinde herfi herfden seçerem
Gel seninle sayah indi Yâsîn’deki âyeti”
diyen şâirin, koşma tarzında söylediği iki elifname incelendiğinde de onun okumuş kişiliği ortaya çıkar:
Elif iki ba bir harften ayrılır,
Te tekmilden heceleyip gelmişem.
Se’de sabreylerem cem’e cebir yoh,
Ha’da Hak’gın bâdesini içmişem.
Medresede okumuş olan Posoflu Zülâlî ve Hanaklı Mazlûmî gibi şâirlerin şiirleriyle Şenlik’in şiirlerini karşılaştırdığımızda farklı kültürün izlerini değil, aynı kültürün izlerini görürüz. Bunun için de “Ümmî olduğundan dolayı eserlerinde medrese kültürünün izleri yoktur.” iddiası doğru olamaz.
Şu var ki Şenlik’in yazmayı bilmemesi düşünülebilir. Zira o devirde Tiflis müftülüğünün tayin ettiği köy mollaları ve medrese muallimleri, “Yazı nakış gibidir. Yazmayı öğrenmeseniz de olur. Kur’an ve Mevlid’i okumak yeter! ” yollu propagandalara alet olurlar ve beş yıl okuyanlara bile yazı öğretmezlermiş.
Bazı kitaplarda Şenlik’in, Narmanlı Sümmanî, Karslı Nihanî, Borçalılı Abbas ve Erzurumlu İzanî’yle yaptığı karşılaşmalardan söz edilirken onun Posoflu Zülâlî’yle karşılaşması ya kısaca geçilmekte, ya da bu karşılaşmaların olmadığı iddia edilmektedir. Posoflu Âşık Zülâlî’nin Çıldır’a gidişi ve Şenlik’le yaptığı karşılaşmanın güzel bir üslûpla hikâyesi, Posoflu Zülâlî adlı kitabımızda yine kendi kaleminden verildi.[43]
Zülâlî’nin ifadelerinden, onun Şenlik’e hürmet hisleriyle dolu olduğunu anlamaktayız. Şenlik’in ölümünden yıllar sonra Çıldır’ı ziyaret eden Posoflu Zülâlî’nin Çıldır üzerine söylediği bir deyişteki şu mısralar çok anlamlıdır:
Ağası gedesi cümlesi birlik,
Hürmet muhabbetle ederler dirlik,
Ne zaman ki ölmüş babanız Şenlik,
O zaman bozulmuş ziynetin Çıldır.
Zülâlî, burdadır erenler hâsı,
Ehli dil ocağı pirler ülkesi,
Güzeldir âhengi hoştur şivesi,
Yahşıdır lisanın sohbetin Çıldır.
Bu konuda en güzel sözü söylemiş olan Çıldırlı Haydar Çetinkaya’nın ifadelerini de özetle anmadan geçemeyiz: “Şenlik ve Zülâlî, Kars ilinin yetiştirdiği ender şâirlerdendir. Dışarıdan baba dedem olan rahmetli Çoban İsa’nın Zülâlî’yi yenip geri çevirdiği iddiası yalandır. Zira ehli dil olan dedem hiçbir zaman Şenlik ve Zülâlî ayarında bir şâir olamamıştır. İşin iç yüzüne vakıf olamayan bazı âşıklar mahallî tesirlerle bazı uydurma beyanlarda bulunuyorlar. Usta Şenlik 93 Harbinde ne kadar millî kahraman ise, Zülâlî de millî mücadelenin başlangıcında o derece vatan için çalışan kimsedir.”[44]
Onun çocukluk yılları, 1854’te başlayan Kırım Harbi hercümerci içinde geçmiştir. 1877’de cereyan eden yeni bir Osmanlı-Rus savaşı, Şenlik’in memleketini de Türkiye’den koparmıştı. O, bu esaret yıllarında, halkımızın millî duygularını diri tutarak düşmana karşı uyanık olmasını sağlayan bir önderlik görevi yapmıştır:
Ehli İslâm olan işitsin bilsin,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana;
İsterse Uruset ne ki var gelsin,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
Kuşanın kılıncı, giyinin donu,
Kavga bulutları sardı her yanı,
Doğdu koç yiğidin şan almak günü,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
Asker olan bölük bölük bölünür,
Sandız mı ki Kars kalesi alınır!
Boz atlar üstünde kılınç çalınır,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
Kavga günü namert sapa yer arar,
Er olan göğsünü düşmana gerer,
Cemi ervah bizle meydana girer,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
Hele Al-Osman’ın görmemiş zorun,
Din gayreti olan tedarik görün,
At tepin, baş kesin, Kazağ’ı kırın,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
Ben-Asferdir bilin Urs’un aslı,
Orman yabanisi, balıkçı nesli,
Hınzır sürüsüne dalıp kurt misli,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
Şenlik, ne durursuz, atları binin,
Sıyra-kılınç düşman üstüne dönün,
Artacahdır şanı bu Âl-Osman’ın
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
Rus zamanı Çıldır Kaymakamı olan Ermeni asıllı Andon’un huzurunda şu deyişi söyleyecek kadar yiğit ve vatanperverdir:
Hulusi kalbimden bilsen fikrimi,
Men Allah’dan Âl-Osman’ı isderem;
Merhamet sahibi, irahmi gani,
Nesli mürsel, hükmü hanı isderem.
………….
Osmanlı askeri, şâhlar serveri,
Kaf’dan Kaf’a zîri zeminden beri,
Dilinde salavat, zikri ezberi,
Hükmetmeğe, birce onu isderem.
Gamgîndir bu sefil Şenlik’in şâdı,
Hiç fikrimden çıhmaz Âl-Osman adı,
Gidipdir dünyanın lezzeti, tadı,
Mahşer günü bir mekânı isderem.
Şenlik, büyük şâirlerin yetiştiği bir bölgenin çocuğu olduğu gibi, büyük âşıklar yetiştiren bir okulun da gerçek hocası sayılır. Azerbaycan’ın meşhur âşıklarından Şamhorlu Dede Kasım’ı usta tanıyıp onun etkisinde kaldığı söylenir. Yine aynı coğrafî sahada Şemkirli Hüseyin, Borçalılı Abbas, Gökçeli Elesger ve Ahılkelekli Hasta Hasan gibi güçlü âşıklar yetişmiştir. Şenlik, Hasta Hasan’ın çırağı olan Âşık Nuri vasıtasıyla Hasta Hasan’dan da etkilenmiştir. Kendisi de birçok çırak yetiştirmiştir.
Âşık Şenlik, şiirlerini mahallî Terekeme/Karapapak ağzıyla söylemiştir. Bundan dolayı yurdumuzun her yöresinde onu kolayca anlama işi biraz güçleşmektedir. Hele o ağzı bilmeyenler tarafından yazılan Şenlik şiirlerini anlamanın güçlüğü iki katına çıkmaktadır. Onun içindir ki Şenlik üzerinde araştırma ve inceleme yapanlar, evvela onun Türkçesinin nüanslarına hâkim olmalıdırlar.
Şenlik’in en güzel parçalarından birinin ilk hanesi:
İster ihtiyar ol, ister nevcivan,
Bu dünyada baki kalan öğünsün.
Meraksız, fikirsiz, gamsız her zaman,
Başatan şâd olup gülen öğünsün.
şeklinde iken, bu deyişin son mısraı başka bir kaynakta, “Her zaman şad olup gülen öğünsün” şeklinde verilmekte ve usta bir şâire art arda “her zaman” dedirtmektedir. Öyle anlaşılıyor ki Şenlik’in kullandığı ağızdaki “başa tan” sözünün “Başa dek, sonuna kadar” anlamına geldiği bilinmeden, yahut da sadeleştirme gayretiyle tahrifat yapılmaktadır.
Şenlik gibi bir millî edebiyat kahramanının bugünlere kadar silik hâlde kalması çok üzücü bir hadisedir. Onu sadece Kars’a, Çıldır’a gömmek büyük bir millî kayıptır. Onun şiirlerinde geçen “Âl’Osman, Din-i İslâm, Moskof” gibi kelimeler onu sakıncalılar arasına sokmuştur. Bundan dolayı da yıldızı parlamamıştır.
Âşık Şenlik meşhur Koçaklama’sındaki haykırışlar bazılarının hoşuna gitmemiş olmalı ki, Rauf Mutluay’ın hazırladığı Türk Halk Şiiri Antolojisi’nde kendisine yer bulabilen bu koçaklamanın,
Hele Âl’Osman’ın görmemiş zorun,
Din gayreti olan tedarik görün,
At tepin, baş kesin, Kazağın kırın,
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana.
şeklindeki hanesi alınmamıştır.
Kırzıoğlu, Şenlik’le ilgili bir yazısında “Aydın edebiyatımızda Namık Kemal ne ise, halk edebiyatımızda da Âşık Şenlik odur…” derken onun halk arasında millî duyguları daima canlı tutmadaki çabasını veciz bir şekilde ifade etmiş oluyor. Namık Kemal’le benzeşen bir yönü de avcılığı bırakmasıdır. Bir sürgün avında tüfeğinden çıkan mermiyle yere yığılan karacanın ve etrafında dolanan yavruların elem verici hâli Namık Kemal’in yüreğini sızlatmış ve tüfeğini atarak avı bırakmıştır. Tıpkı onun gibi Âşık Şenlik de vurduğu kartalın ciğerlerinin parçalandığını görünce çok içlenmiş, üzülmüş ve o acıyla bir deyiş söylemiştir:
Ne baharsın melûl melûl yüzüme,
Üreğime goydun veremi gartal.
Ganat çaldın pervaz etdin uçmaya,
Zâlim gülle kesti aranı gartal.
Kırk yaşına geldiğinde de tüfeği atmış, avı bırakmıştır.
Yörede saz çalmanın dindar çevrelerde hoş karşılanmadığından dolayı bazı şâirler saz yerine değnek tutarak deyişlerini söylerlerdi. Saz çalanlar da belli bir yaştan sonra, kemal çağında sazı bırakırlardı. Şenlik’in de 54 yaşında iken sazı bıraktığı belirtilmektedir.[45]
1873-1875 yılları arasında Kars’ta askerlik yapmış; askerlik sonrası Arpaçay, Revan, Gümrü, Ardahan, Ahıska, Posof, Şavşat, Tiflis ve Borçalı köylerini dolaşmıştır. “Tarih bin üç yüz on dört senede/Seyhat etdim gezdim diyar gurbeti…” diye başlayan ve Ahıska, Posof ve Şavşat seyahatini dile getiren kırk hanelik seyahat destanı, onun parçaları arasında en seçkin olanlarından biridir:
Tarih min üç yüz on dört senede,
Seyhat etdim gezdim diyar gurbeti;
İbtida Hokam’da oldum sakinet,
Size agâh edim her malûmatı.
……………….
Azgur’da diyerler Süleyman Hoca,
Ona mihman oldum üç gün üç gece,
Harfi harften seçip ayırır hece,
Hıfzında zaptedip ilmi lügati.
Ahıska şehrinden düşende yola,
Çıhtım Koblıyan’a bir azim ile,
İndim Bolacur’da Faruk Beygile,
Üç gün orda gurduh hoş sakineti.
Varhan’da birisi hatrıma deydi,
Çığnatma tallayı deyip çoh söydü,
Köye yetişmezden kenardan govdu,
O mekânda gördüm terki töhmeti.
Adigön’de Şakir ağayı sorduh,
Oğlu garşı geldi atları verdih,
Heybe eğnimizde dört sahat durduh
Dediler bu yerin budur âdeti.
Duğur’un âlemde bulunmaz eşi,
Mehmet efendi var muhabbet başı,
Elvanlı ebrüşüm tirme gumaşı,
İhsan gıldı bize verdi hilatı.
…………………
Seyahat esnasında gördüğü bazı kabulsüzlükler bazen Şenlik’i kızdırmıştır. Meselâ Ardanuç’un Danzot köyünde kendisini inciten birisi için söylediği ve 13 kıta olan şu hiciv, böyle bir anın ürünüdür:
Kâğız git Danzot’ta Aziz ağaya,
İbtidada itibarsız itoğlit!
Söyle niçün etdin yüzü garalıh,
Değildin devletsiz, varsız itoğlit!
Gittih kapusunda durduk bir zaman,
Esdi tipi boran, şiddetli duman,
Çağırdı çavuşu, tapşırdı heman,
Sürgün etdi hulûkârsız itoğlit!
Danzot’a gelende öğrendih seni,
Dediler ağadır, el hanedanı,
Bizden esirgedin bir lokma nanı,
Peynirsiz, ekmeksiz, lorsuz itoğlit!
Gezdim bu diyarı ta baştan başa,
Görmedim sen teki bir mutruf poşa,
Gönül bir gafesdi, gırıldı şüşe,
Yeksan eyledin tutarsız itoğlit.
Yığıldı ahbaplar, mendilim çaldı,
Köyünüzde ticaretim bu oldu,
Bu destanî menden yadigâr galdı,
Sen de galma kesbü kârsız itoğlit!
Gul Şenlik’e vurdun töhmetli gürzü,
Boynuna borç etdin bu çirkin sözü,
Her yerde söylerler Çingene, Dürzü,
Edepsiz, erkânsız, arsız itoğlit!
Şenlik, yaşadığı devirde bu yörelerin en güçlü şâiriydi. Karabağ’dan Batum’a, Erzurum’dan Tiflis’e kadar ünü yayılmıştı. İrticali ve hayal gücü kuvvetli bir âşık olan Şenlik, çağının ünlü âşıklarıyla meydan olmuş, deyişmiştir. Âşıklıktaki kudreti onun hayatına mal olmuş, Revan’da karşılaşıp bağladığı âşıklardan onu çekemeyenler, yemeğine vadeli ağu koyarak zehirlemişlerdir.
Usta Şenlik, 1912 yılında vefat etmiştir. Mezarı, doğduğu köydedir. Elimizdeki birçok eski yazılı defterde henüz yayımlanmamış şiirleri bulunan Şenlik’le ilgili araştırma ve incelemelerimiz devam etmektedir.
İçin Mevlid şerbetini,
Hakkın inayetidir bu.
Habibin, Fahri âlemin,
Nübüvvet şerbetidir bu.
Cebrail, arşın hocası,
Yazılmış levha hecesi,
Âmine, isneyn gecesi,
İn’am ü rağbetidir bu.
Allah’dan hidayet yetti,
Melekler destinde tuttu,
Cebrail sâkilik etti,
Cinânın lezzetidir bu.
Habib’in cismi, nûri-pâk,
Semada zikreder eflâk,
Buyurmuş: Levlake levlak,
Kur’an’da âyetidir bu.
Zikroldu Muhammed adı,
Melekler merhaba dedi,
Müminler gönlünün şâdı,
Münafık töhmetidir bu.
Zikreder elfazı demde,
Kadehi sahbayi cemde,
Yetirir livaül-hamde,
Mahşer mağfiretidir bu.
Âşıkam pîrler pîrine,
Makamı Behişt, nuruna,
İki cihan serverine,
Kul Şenlik’in met(h) idir bu
Eserleri
Şiirleri;
Ağlarım, Baba, Bahdavar, Bu Dünyada Baki Kalan Öğünsün, Can Sağ İken Yurt Vermeyiz Düşmana 93 Harbi Koçaklaması, Çıldırlı Aşık Şenlik ile Posoflu Aşık Zülali Atışması, Çıldırlı Şenliğin Yadigarı Var, Deli Gönlüm Nasihat Etsem, Düşmüşüm Gam Deryasına, Düşüftü, Efkar Olmuşam, Eler, Faydası Ne? Gülmeye Geler, Hak ile Yaksan Benim, Hakkın Bâdesini İçmişem, Hürü,
İhtiyarlık, İsterim, İtoğlit, Kartal, Kevser Bulağından İçtim Bu Gece, Kırmızı, Kul Şenlik’in Methidir Bu, Mana Ad Olur, Mecnun Eyledin, Mevla’yı Seversen Konuk Et Beni, Nevbahar Kimidir? Rüyayı Alemde Düşuma Geldi, Tur Dağında Musa as Hikayesi, Ya Bulunur Ya Bulunmaz.
Bu Dünyada Baki Kalan Öğünsün
İster ihtiyar ol ister nevcivan
Bu dünyada bâkî kalan öğünsün
Meraksız fikirsiz gamsız her zaman
Her zaman şâd olup gülen öğünsün
Müddet ki Hazret-i Ademden beri
Okunmaz defteri bilinmez sırrı
Bu dünyadan gitti nice bin biri
Ahretten dünyaya gelen öğünsün
Yapıldığından bu yana her esen rüzgarda dış cephesi dökülen Ardahan il Sağlık Müdürlüğü boş kalan lojmanlarına sağlıkçı arıyor.
Sağlık Müdürlüğüne ait bir çok lojman boş kalınca İl Sağlık Müdürlüğü elinde bulunan sağlık lojmanlarını tek tek kamuoyuna duyurdu.
.jpg)
**Ardahanlı İstanbul’da MHP’de Aday
Ümmet Tatar 3. Bölgede Milletvekili Aday Adayı Oldu..
*13/03/2015 Tarihli Haber
Bir çok Ardahanlının yaşadığı İstanbul 3. Bölgede Milletvekili Aday Adayı olan Ardahanlı İşadamı Ümmet Tatar resmi başvurusunu yaptı.
Bir milyona yakın Ardahanlının yaşadığı istanbul’da yeni bir Ardahanlı daha siyasete atıldı.
Ardahan Kotozkara köylü İş adami Ummet Tatar İstanbul 3. Bölgeden Milliyetçi Hareket Partisi’nden Milletvekili Aday Adatyı oldu.
Amacının ülkesine, milletine hizmet etmek için sitasete atıldığını belirten Ardahanlı İşadamı Tatar, bir çok hemşehrimin yaşadığı İstanbul’ı TBMM’sin de temsil etmek için çıktığımız bu yolda Allah utandırdamısın dedi.
**Ne olacak bu Ardahanlının hali?..
Fakir Yılmaz
Siyasiler bir şey yapmıyor der, ama siyasetçiyi görünce önünde ceketini ilikler, etmediği yağcılığı bırakmaz..
Belediyenin çalışmadığını çeper diplerinde söyler dururuz, ama başkanı gördüğümüzde evin önünde ki çöplerin neden günlerdir kaldırılmadığını sormayı unutuveririz.
‘Gazeteci yazmıyor, satılık basın’ diye eleştirir, yerden yere vururken günlük bir gazete almayı akıl etmeyiz..
Dernekler çalışmıyor der ama federasyon o beklenen çalışmayı ortaya koyunca önce şaşırıp, ardından her yapılan etkinliğe elli kulp takıp, desteklemekten kaçarız..
Ve son olarak Ardahan’ı Kalkındırma konferansı düzenlenir, birimiz kalkıp, gidip, katılmaz, bir görüş belirtemeyiz..
Evet ne olacak bu memleketin hali diyenler sizlere soruyorum, ‘Ne olacak bu Ardahanlının hali?’
Sizce Ardahan mı haksız yoksa Ardahanlı geçinip, Ardahan’a gerçek anlamda sahip çıkmayan ama adından, etinden, sütünden, suyundan, havasından kaymaklananlar mı?
Bilmem ama bu işte bir terslik olduğu kesin..
Çünkü dediğimiz gibi Ardahan deyip, Ardahanlı olmanın gereğini yapmayanların yine biz Ardahanlılar olduğunu herkes bilmeli, anlamalı, anlatmalıdır..
‘Bu memleketten bir şey olmaz’ deyip, bir şeyi yapması gerekenlerin kendileri olduğunu unutanların yine Ardahanlılar olduğunu unutan biz Ardahanlılar ayağımıza kadar gelen ülkenin en önemli siyasileri, akademisyenleri, iş adamlarını görmezden gelmesi ne kadar anlamlı bir şeydir..
İşte tamda burda bir soru sorup, Ardahanlının kendisini sorgulaması gerekmez mi?
Yok canım sormaz..
Çünkü o hep konuşur ama ‘Gelin konuştuklarımızı hayata geçirelim’ diyenlerin paçasına yapışmaya bayılırken, aşağıya çektiklerimizle birlikte yoksulluğun, sahipsizliğin ve de iş yapamamazlığın çukuruna birlikte düşer ve hep orda kalır, bir türlü yukarı çıkamayız..