İŞ İNSANI, SİYASETÇİ ÇETİN ÇAPAN
GAZETECİLERLE GÜNDEM TEMPO TV’DE
GAZETEMİZ ve MAŞETİMİZ ULUSAL TV HALK TV’DE
YERELDEN ULUSALA GAZETECİLİK..
Gazetelerimiz, Ülkenin en çok izlenen haber kanalları FOX TV ile Halk TV’de başta olmak üzere sabah saatlerinde en çok izlenen televizyon kanallarının ekranlarında yer almaya devam ediyor.



.jpg)

Kalitesi SYDV kömürleri ile ısıtılmaya çalışılan bir çok ev gibi okullarında da yeterince ısınamamaktan yakınan Ardahanlı öğrenciler, bir yaz boyunca dağda, bayırda gezen hayvanların gübrelerinde elde edilen ve yerel ağızla ‘Kerme’ olarak adlandırılan tezeklerin yanı sıra odunla yananan teneke sobaların yanın da bir oda veya salonda yakılmaya çalışılan kömür sobalarının bulunduğu okullarınında yeterli bir ısınmanın olmadığını belirtmekteler.





.jpg)
Bir süre önce CHP’nin yeni Genel Başkanı Özgür Özel’i makamında ziyaret edip, “Değerli yol arkadaşım, kadim dostum, kardeşim Sayın Genel Başkanım Özgür Özel’i ziyaret ettim. Yolun ve yolumuz açık olsun.” sözlerini kendisine ait sanal sayfasında paylaşan Çetin Çapan’ın büyük ilgi gördüğü ve bir çok Ardahanlının yanı sıra Kars ve Iğdırlının da yaşadığı Çekmeköy’ün Belediye Başkan adayı olacağı belirtilmekte.

BUGÜNÜ ANLATAN YILLAR ÖNCEKİ YAZILARIM..
Yasayı uygulatmakta, yasaya uymakla ve o yasaları olduğu gibi insanları korumakla mükellef polislerin bazılarının otelleri olduğunu, bu polis kıyafeti içindeki mafya hatta pezo diye suçlananların yetim kızlar başta olmak üzere bu otellere birçok yasa dışı olaylarla ilgilendiğini ileri süren İYİ Parti Genel Başkanı, eski içişleri bakanı Meral Akşener’in bu ve buna bezer açıklamaları öncesinden bugün oğluna kadar gelen iddialarla bir hayli gergin olduğunu da izliyoruz.
Ve aynı Akşener’in bugün yaşadıklarının altında yatan ana sorun ve iftiraların 6’lı masadan kalktığı için ve önümüzdeki seçimlerde kendi adaylarıyla yerel seçime gideceğini belirtmesi ile karşı grubun kendisini ve partisini dizayn etme çabaları olduğu ve bu nedenle oğluna kadar ulaşan çok ciddi iddiaların şer, yıpratma olduğunu savunuyor.
Bilmem ama benim arşivlerimde karşıma çıkan ve 2019 yılında ele aldığım yazımda bugün yaşanacakları sanki 5 yıl önce sezmiş bir medyum misali ele almam beni de şaşırtmadı değil. Çünkü beş yıl önce yazdığımı 5 yıl sonra CHP’ye yaşatan aynı İYİ Parti bugünlerde bir hayli kötü günler yaşıyor gibi.. Ve bu dünyanın etme bulma dünyası olduğunu bir kez daha ortaya koyan bu duruma bakınca yılar önce yazsam da bugünü anlatan o yazıyı bir kez daha yayınlamak istiyorum, hem de yeni bir seçime beş kala..
Evet, işte o beş yıl önce yazdığım ve bugün teknolojik kızımızın nazik sesi ile seslendirerek, o çok okumayı seviyormuşuz gibi ‘baaa çok uzun yazı’ dediğiniz sizlerin dinletisine bıraktığım o yazım..
İyi Parti CHP’ye Gol mü Atıyor?
Meclise giremeyecek derecede olduğu bir sıra CHP’nin 20 Milletvekilini istifa ettirip, el attığı, Başkanlık seçiminde ittifak kurduğu İYİ Parti de adaylarını açıklamaya devam ediyor.
Her ne kadar başkan Erdoğan görmezden gelip, adını anmasa da bana göre özellikle sağ ve muhafazakar kesimin kabul etmeye başladığı ve artık ciddi bir parti konumuna gelen İYİ Partinin de bunun farkına varıp, CHP’ye rağmen kendi adaylarını çıkardığını hem de CHP’nin iddialı olduğu yerlerde de..
Bunun en son örneğini Ardahan’ın da içinde bulunduğu 99 belediye başkan adayını açıklarken ilginç bir o kadar da düşünülecek adımlar attığını gördüğümüz İYİ Parti’nin bir tarafta ittifak içinde olduğunu belirttiği diğer tarafta ‘Biz sağ milliyetçi ve muhafazakar kesimin temsilcisiyiz’ diyerek sanki CHP’ye gol atmaya çalışıyor gibi..
Bunun en bariz ve açık örneğini de CHP’li Muharrem İnce’nin adaylığına karşı, ‘CHP beni meclise taşıtabilir, bende İnce’yi destekleyeyim’ dememiş, kendi adayını, kendi genel başkanını, Meral Akşener’i aday göstermiş bu yetmez şimdi de Ardahan’da CHP’ye gol atmaya çalışıyor, hem de geçen seçimde CHP’den belediye başkan adayı olmuş ve CHP’nin oylarını kendi oyları sanan bir isim ile..
Kaldı ki, Aynı isim bu seçimlerde de CHP’den aday olmak istemiş ancak aday gösterilmemişti.
Yani, bir önceki seçimlerde DYP’den daha sonra CHP’den olmadı, yaklaşan 2019 Mart seçimlerinde yeniden CHP’den aday olmak isteyen ancak aday gösterilmeyince önce bağımsız adaylığa yelken kıran sonra da artık CHP’nin seçim ittifakı ortağı olan İYİ Partiden resmen aday olan Mete Özdemir ile CHP’ye gol atmak istediği alenen ortada olan İYİ Partinin bu çıkışlarını Ardahan dışında diğer bir çok İl, İlçe ve Belde de yaptığına da şahit olmaktayız.
Bunun diğer bir örneği de Kocaeli’de, Gebze’de yaşanmaktadır..
Evet bu durumların yaşandığı muhalefet kanadında diğer bir gol atma işi de İYİ Partinin ittifak içinde olduğu CHP’yi HDP’den uzak tutma çabalarıdır..
Evet CHP’nin güçlü olduğu bir yerde aday gösterip CHP’in en güçlü rakibi olan AK Parti’ye arkadan destek veren ve bu yetmez gibi, CHP’den aday olmuş ve yeniden aday olmak isteyenleri aday gösteren aynı İYİ Parti bir taraftan da CHP’yi HDP’den uzak tutarak gol yemesini sağlıyor.
Ve bunu yutan CHP ise alenen gelen golleri görmeyip, hala İYİ Parti’ye sen ‘Kardeşim sen iyi mi yoksa kötü parti misin’ demeden hem İYİ Parti ile iyi olmaya çalışıyor, hem de İYİ Partinin korkusundan arka kapılarda görüştüğünü saklayan HDP’yi hem de muhafazakar oylara hitap eden Saadet Partisini görmezden geliyor..
Ve başta İstanbul’da olmak üzere yurt genelinde seçim kazanacağını sanıyor..
arşiv haber/yorumlar 26.03.2012 tarihli haberler/yorumlar tarihli haber/reklamlar

en yeni makele
LİNKİMİZDE YAZARLARIMIZIN GÜNLÜK
YAZI VE YORUMLARI OKUYABİLİRSİNİZ..





Çanakkale’de 1915 yilinin 18 Mart’inda dünyanin en büyük savas güçleri (İtilaf Devletleri) elimizde kalan son toprak parçasindan da bizleri kovmak için bogaza demirlemislerdi. Akillarina koymuslardi…Kararliydilar…. Bu defa 1071’de bu topraklara yerlesen “barbar(!)” bir milleti söküp atacaklardi. Kindarca, hunharca ve vahsice yüklenmislerdi . Hem karadan, hem denizden… “Uzak Asya’dan dörtnala gelip bir kisrak basi gibi Akdeniz’e uzanan bu memleket” onlarin sinesine bir hançer gibi batiyor olmaliydi… “Binlerce yildir onlara korku salan bir milletin” varligindan kurtulmayi planliyorlardi. Şakalari, insaflari ve kaybedecek vakitleri yoktu… Gözleri ve vicdanlari kararmisti.Ne istiyorlardi?… Rusya’nin emellerini ,İstanbul’u, Anadolu’yu,Ege’yi,Akdeniz’i ve daha birçok seyi… Ama önce asirlardir boyun egmemis bir Millet’in kellesini koparmaliydilar… Sömürgelerinin kanlarina batan “dislerini “ Türk’lerin de kanina geçirmek istiyorlardi… Yillardir sömürdükleri uzak diyarlarin siyahi ,hindu ve anzaklarindan ciliz canlarini bogazda da feda etmeleri isteniyordu. Bu zavalli insanlar kime karsi savastiklarini bilmeden körü körüne saldiriyorlardi. Bu yaban ellerde ne için, kimin için savasiyorlardi ? Bilmiyorlardi… Ama sömürgeciler de bir seyi bir seyi bilmiyorlardi: Türklerin tarih sahnesinde bir kez daha sahlanacagini…Mustafa Kemal’in essiz dehasinin ilk isiklarini gösterecegini…Ulubatli Hasan’in çelik inancinin bu defa Seyit Çavus’un sinesinde ateslenecegini… 275 kiloluk top güllesi Koca Seyit’in kollarinda bir kusa dönerken, Seddül Bahir açiklarinda bir tarih yaziliyordu. Bogazi geçmeye çalisan son İngiliz Zirhlisi da bogazin kanli sularina gömülüyordu… “Sadece vahsetlerin denk oldugu bir savas tek disi kalmis canavarin” hüsrana ugramasiyla bitiyordu. Balkan savaslari ve birinci dünya savasiyla baslayan bir milletin makus talihi, Çanakkale ve ardindan verilen kurtulus savasi ile tersine dönüyor, binlerce sehidimizin kani pahasina cennet vatan kurtuluyordu. 18 Mart ruhunun sonsuza kadar yasamasi dilegi ile, sehitlerimize olan borcumuzun asla bitmeyecegi duygusuyla, Gazi Mustafa Kemal’i, her biri Mustafa Kemal gibi olan tüm sehit komutan ve askerleri ,gazileri saygi, minnet ve rahmetle aniyorum. Prof.Dr.Yavuz ÖZTÜRKLER
Malatya Emniyet Müdürlügü, Belediye Baskanligi ve İl Müftülügü’nün ortak projesi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakani Fatma Şahin’e sunulduktan sonra, Malatya İl Genel Meclisi 6 Ocak 2012 tarihli bir kararla kadina yönelik siddeti, İmamlara Havale etti. Buna benzer ilginç bir projeye de Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlügü imza atti Emniyet Müdürlügü, Belediye Baskanligi, İl Genel Meclisi ve Aile ve sosyal politikalar İl Müdürlügünün gelistirdikleri bu projeye göre, bunsan sonra bosanma asamasina gelen çiftler artik aile mahkemelerine degil. Aksakalli insanlar gönderilecekler. Tarikat seyhleri veya Mollalar” Yazisin üzüntüyle okudum. Gazeteci Bülent Kutlutürk’ün haberi söyle: “Kollayici Hizmetler; adli projeye göre olusturulacak komisyon, bosanmak isteyen ailelerin bosanmasini engelleyecektir. Gelenek ve göreneklere bagli olan”akil adamlari” ile “aksakalli” insanlarin görev alacagi komisyon, çiftleri bir araya getirerek suretiyle baristirmaya çalisacak ve onlari dini konularda bilinçlendirecektir. Kisaca bu projeye uygulmaya konuldugunda Türk Medeni Hukuk’u yok sayilacak Projenin mimarlari olan Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü Hidayet Bozkurt ile Bakan Fatma Şahin,’in güzeldir, uygundur ve tüm Türkiye’ye örnektir diye savunduklari bu proje. çagin gerisindedir. Cumhuriyet devrimleri ile hesaaplasmadir. Zaten bir ayagi topal olan demokrasimize de siyah bir gölge düsürmüstür. “İlginç degil midir, Aile düzeninin imamlar Tarafindan belirlenmesi?” Kadina yönelik siddet; Çagdas Türk mahkemeleri ile degil. Egitimle degil. İnsan haklari baglaminda degil. Aksakallilar; yani tarikat Şeyleri, hacilar hocalarin telkihleri ile önlenecek. buna akil erdiren varsa beri gelsin!…. Böyle bir proje Kadin a özgürlük degil, olsa olsa büyük bir felaket getirir. Allah dört kanina kadar ruhsat vermis diyebilen bir anlayisin özgürlük getirdigi nerede görülmüstür? Türkiye hukuk sistemi ile yönetilen tek İslam ülkesidir. Avrupa birligine girme, Avrupa demokrasinin normlarini yakalamak iddiasindadir. Bu iddiaya ragmen ortaya konulan bu proje ile Yarginin yerini Mollalari koymak, Türk Medeni kanununun rafa kaldirilmasi demektir. Hükümetin özellikle de Bakan Şahin’in niyeti bu ise açikça söylemesi gerekir. Şimdi bir örnekle yazima devam etmek istiyorum: Muhtesem Yüzyil filminde kadiya teslim edilen kadinlarin halini görüyoruz!… Kadi hareme ve de güzel kadinlarin has odalik olarak padisah’in koynuna girmesine karsi degil. Padisah istiyorsa istegi kadar kadinla birlikte olabiliyor. Bu proje destek bulursa kocadan siddet gören kadin, yargiya degil,. Hocaya gidecektir. az mi gördük hoca olmaktan daha çok koca olan Hocalari?… Bakiniz Şehzade Mustafa’nin haremi için seçilecek olan kizlarin haline!…. Çogu devsirme ve korumasiz kizlar kendi aralarinda savasiyorlar adeta. Ne kadin namuslari ne de onurlari kaliyor. her sey ayak altinda!… Padisah’a ne hacet; Müslüm Özgündüz’ hempahlarina, Emire’ye, Fatmalara bakiniz yeter!… Böyle olursa binlerce kadin imam nikahi teranesiyle kölelesmez mi? CHP Kadina %25 kota vermisti. CHP Genel Baskan Yardimcisi Gürsel Tekinin İstanbul’a Basörtülü bayanlari partiye kazandirmak için kampanya basladiktan sonra CHP de Tüzügünde Kadina %25 kota verdi. Kadinlari Türkiye yönetimine çekmek için yogun çaba gösterdi ve genel seçimlerde Milletvekili adaylari listesini hazirlarken de sözünü tuttu, kanimca bekledigi oyu alabilse bu iddiasini büyük oranda gerçeklestirmis olacakti AK Parti oyunun %20’sini kadinlar sayesinde aldi. Bunu hepimiz biliyoruz Bu proje destek bulursa hocalar sayesinde bu oran daha da yükselebilir. bu bakimdan Hoca çok daha rahat koca da olabilir. Kimi Aydinlar, yazarlar, Ozanlar çiktiklari TV ve RADYO programlarinda sözüm ona, ve kadin a deger veren sözler söylerler ama bunlar erkek egemen toplumlarda havada kalir, unutulur gider. Büyük Ozan Murat Çobanoglu kanini söyle anlatir: “Bir erkegin esi onun dostu olur da arkasinda durursa, onun sirtin yere getiremez. Dünya dostu olur da esi düsman olursa sirti yerden kalkmaz. Diger bir sözcük ise Her basarili erkegin arkasinda basarili bir kadin vardir. mustafakupeli36@gmail.com
15 Kasim 2011 günü saat 11 usagi ile Kars’a hareket ettigimde İstanbul’da hava biraz kapali ama 8-10derece civarindaydi. Gitmeden önce birçok kisi kalin giyinmemi orada havanin çok soguk oldugunu -17 dereceleri gördügün söyledi. Tavsiyelere uyup olabildigi kadar kalin giyindim ve 2 saat sonra Kars’taydim. Uçak bulutlarin altina indiginde tavsiyeleri dinlemis olduguma mutlu oldum çünkü yukaridan bakildiginda bütün Kars ve civari bembeyaz karlarla kapliydi. Karsilamaya gelen dostum Tuncay Akdeniz’le birlikte onun ofisine gittik. Bilgisayarindaki 1-2 eksikligi hallederken uzun süredir özledigim sohbetleri de yapma sansimiz oldu. O gün Ardahan’a gitmek niyetindeydim ancak Tuncay bey bu gece birakmam diyerek Kars’li misafirperverligini ortaya koydu. O gece Geç saatlere kadar beraber sohbetler yaparken bir yandan da kar yagisi iyiden iyiye kendisini göstermeye baslamisti. Sabah 07:00 de uyandigimda ortalik bembeyaz olmustu. Saat 10:00 da Ardahan’da olmam gerektiginden hemen yola çiktim. Hafif bir kar yagisi altinda 90km yolun çogunlugunda sonsuzluga dogru hareket ediyormusum hissiyle tek basima gittim. Sadece arada sirada karsidan gelen bir arabayla karsilasiyordum. Ardahan’a dogru yaklastikça Kar yerini karla karisik yagmura birakmisti. Saat tam 10:00 da Ardahan’daydim. Buradaki isimi bir çirpida hallettikten sonra kendimi Ardahan’in bir lokantasina attim. Buraya özgü 1-2 sey yedikten sonra orada görüsmelerimi yapmak üzere kendimi sokaklara attim. Görüsmelerimi de yaptiktan sonra Ardahan kalesini, Kura nehrinin üzerindeki köprüyü ve kalan sokaklarini gezdim. Bu arada saat 14:00 olmustu. Gürcistan’a dogru yola çikmak üzere kendimi arabaya attim. Yaklasik 100km mesafedeki Türkgözü sinir kapisina gidip karsiya geçen bir araba bulmayi umut ediyordum. Eger bulamasam Posof-Kayinli köyde bulunan dostum Ednan bey’in misafiri olacaktim. Yolda kar yagisi yeniden basladi. Atatürk’ün Gölgesinin çiktigi Damal’i, Hanak’i geçtikten sonra Ilgar geçidine geldim. Burasi 2550 rakimda ve gerçekten yolu bilmeyen, yalniz birisi için macerali bir yoldu. Sol taraf tamamen uçurumdu. Posofa yaklastigimda dik bir yokusu indim. Posof Agaçlik ve güzel bir Anadolu ilçesiydi. Yol üzerinde Tarlasindan Posof’a giden 2 kisiyi abraya aldim. Benim de Çildir’li oldugumu duyunca çok sasirdilar. Samimi bir sohbetten sonra onlari inecekleri yere biraktim. Sinir Kapisina gittim neredeyse hiç kimse yoktu. Sadece Gürcistan’dan Türkiye’ye geçen bir minibüs dolusu insan gördüm. Geçenleri önce Türk sandim. Ancak Türkçe bilmediklerini görünce karsi tarafin Güvenli olup olmadigini, Nereleri görebilecegimi içlerinden İngilizce bilene sordum. İçimi rahatlatan seyler söyledi. Kafamda hemen plan yaptim. Arabayi sinirda birakip Karsiya geçip gece Ahiska’da kalip ertesi gün de Tiflis’e geçecektim. Pasaport islemlerim yaklasik 10 dk.sürdü. Saat 16:00 gibi karsi taraftaydim. Etrafta 3-5 kisiden baska kimse yoktu. Öylece kalakalmistim. 5-10 dk. Bekledim geçen herhangi bir araba da yoktu. Biraz sonra yanima birisi gelip tarzanca Taksici oldugunu istersem Ahiska’ya götürebilecegini söyledi. Kisa bir pazarliktan sonra 30TL ye anlastik. Taksiye bindik yola çiktik. Taksici ilk uyarisini yapti. Gürcistan yerel saati bizden 2 saat ilerideydi. Yani orada saat 18:30 olmustu. Ve hemen hemen her yer kapaliydi. Biraz sonra bana eger 50tl verirsem beni Tiflise Gönderebilecegini söyledi. Bu teklif daha mantikliydi. Kabul ettim. 15 dk. sonra Ahiska’daydim. Küçük bir yer oldugu belliydi. Beni bir minibüsün yaninda indirdi. Parami ödedi ve 5-10 dk. Beklemeden sonra minibüs hareket etti. Yolumuz yaklasik 250km civarindaydi. Disarida yagmur yagiyordu Halbuki Ardahan’da önemli miktarda Kar vardi. Ben buranin da karli olacagini saniyordum ama hava yumusakti.. Hiçbir sey göremiyordum ve konusulan hiçbir seyi anlamiyordum. Camdan disaridaki tabelalari okumaya ve anlamaya çalisiyordum fakat yazi karakterleri de tamamen oraya özgü oldugundan bir sey anlamaya mümkün yoktu. Dünya genelinde Türk gibi Şoför olmak degimi vardir ya bu söz Gürcü soförleri bilmediklerinden olacak sanirim. Yagmurlu ve önünü göremedikleri halde nasil o hizda gittiklerine sasirarak devam ettik. Ancak bir süre sonra uykum geldi ve Tiflis’e kadar uyudum. Yolun sonuna geldigimizde saat 23:00 olmustu. Minibüsten indim. Ama bir film karesine düsmüs gibiydim. Tiflis’in neresinde oldugumu, en yakin otelin nerede oldugunu, güvenli olup olmadigini bilmeden öylece kalakaldim. Üstelik dil bilen kimse de yoktu. Dogrusu biraz korktum. Halbuki gitmeden orada 5-10 kisiden birinin Türk oldugu veya Türkçe bildigini, oralarin köy gibi yerler oldugu söylenmisti. Fakat gördügüm manzara hiç bu durumda degildi. 3-5 taksiciye otel sordum fakat dil bilmediklerinden anlasamadik. İçlerinden bir tanesi biraz daha ilgili davrandi. Otel aradigimi söyledim. O da istersen götüreyim dedi. Kaç para olacagini cep telefon una yazdirarak anlastim. 50Lari ye (Yaklasik 60TL) otel ve Taksi olarak anlastik. Orada Tek istedigim temiz ve basimi sokabilecegim bir odaydi. Gelirken önünden geçtigimiz bir otele götürdü. Otel görevlisi biraz ingilizce biliyordu. Boynuna sarilasim geldiJ 30$a oda konusunda anlastik. Taksici de Larim olmadigini görünce 10$ istedi. Tartismak istemedim. Odaya yerlestim. Hemen üzerimi degisip kendimi sokaklara attim. Yolda 1-2 markete ugradim ama $ kabul etmediler. Karnim acikmisti. Ama sanirim $in geçmedigi ve İngilizce bilinmeyen Dünya’daki tek ülkeye düsmüstüm. Şehirde bir tur atip geri otelime döndüm. Bir dus alip uyudum. Sabah erkenden uyandim. Otelin kahvalti salonunda Azerice Konusan birilerinin yanina gittim ve sehir hakkinda biraz bilgi aldim. Bulundugumuz otel merkezde sayilirmis. Rustavelli ve Ortecala’yi mutlaka görmeliymisim. Yakindaki bir döviz bürosundan Biraz Lari yapip otel parasini ödedim ve ayrildim. Şehirde yürüyerek kesfetmeyi ve halka temas etmeyi sevdigimden Otobüs duraklarina, üste geçitlere yakin olacak sekilde 5-6 km.yürüdüm. Şehir haritasi alayim dedim ama bulamadim. Önüme gelen herkese İngilizce biliyor musunuz? Diye sordum çok az evet cevabi aldim. Evet diyenlere de nereleri görmem gerektigini sordum. Postahane sordum ama bilen olmadi. Şehirde çok Türk görmeyi umuyordum ama Hiç görmedim diyebilirim. Beko, Aksa Jeneratör gibi markalara sik sik karsilastim. O magazalarda da Türkçe bilen bulamadim. Rustavelli’ye gitmek üzere Metroya bindim. Oldukça gelismis ve yerin altindan isleyen bir metro sistemi oldugunu görünce çok sasirdim. İnsanlar geyet egitimli ve samimi görünüyordu. 5-6 durak sonra indim. Yaklasik 50mt yerin altindan yürüyen merdivenle son derece temiz, bakimli ve güzel bir meydana çiktim. Kaliteli Rus yapilari oldugu belliydi. Birçok resim çekerek yürüdüm. Yolda Cafe Antalia diye bir yere girdim.içeride baklava, börek v.s satiyorlardi. Sahibi bir Türk’müs ancak orada degilmis. Bir seyler atistirp yoluma devam ettim. Ardahan’in içerisinden geçip Tiflis sokaklarinda dolasan Kura nehrine sehrin her yerinde rastliyordum. 2-3 sokakta bir baska bir meydana çikiyordum ve daha çok sasiriyordum. Hele meydani diye bir yere geldigimde gözlerimi alamadim. Meydanin tam ortasinda yaklasik 15-20 mt. Bir sütun üzerine yapilmis At üzerinde bir adam elindeki mizragi bir ejderhanin agzina sokarken tasvir edilmis bir heykel gördüm ki bence herkesin görmesi gerekiyor. Yoluma devam ederken yolda yürüyen liseli olduklari belli olan 3 kiz gördüm İngilizce biliyor musunuz? Diye sordum evet dediler.Şehir hakkinda bir seyler sorarken bir ara belki Türkçe de biliyorlardir diye aklima geldi ve gerçekten çok sasirdim çünkü kizlarin 3ü de gayet güzel Türkçe konusuyorlardi. Türk Kökenli misiniz? Dedim hayir Gürcüyüz ama burada Türk kolejinde okuyoruz Türkçeyi de orada ögrendik dediler. 10-12 defa da Türkiye’ye gelmisler. Kizlar çok yardimci oldular.Ortecela’ya gitmek istedigimi söyledim bizim okulumuz da orada dediler. Beni bir otobüse bindirdiler ve yolculara da beni nerede indirmeleri gerektigini tembihledi gittiler. Ortecelayi biraz dolastiktan sonra Azerbaycana gitmek için otogara gittim fakat kara giriside 1-2 gün beklettiklerini ögrenince vazgeçtim. Geri dönmeye karar verdim ancak otobüsler ancak 2 günde bir varmis ve o gün otobüs yokmus. Geri dönüs için tek yolum geldigim gibi dönmekti. Otogarda tanistigim bir Türk beni bir Türkçe bilen bir taksiye bindirdi. Minibüs duragina geldim. Yaklasik 250 km yolum vardi ve saat 19:00 dan önce orada olamazsam sinir kapaniyordu. Minibüs kalkana kadar bir lokantada yemek yedim. Minibüse bindim o kadar yol için 12Lari (15TL) ödedim. Neyse ki sorun olmadi. Ayni yoldan geri döndüm. Geri dönerken biraz daha rahattim. Yolda mola verdigimizde Şöförle de diger Yolcularla konusmaya çalistik ama basaramadik. Ahiska’ya geldigimde bir taksi tutup sinira Saat 19:00 civarinda geri geldim. Birkaç dk.da siniri geçtim. Sinirda biraktigim Arabama Atlayip Ednan beye ugradim. Çay, Peynir, Ekmek vs. yedikten sonra Çildir’a dogru yola çiktim. Yaklasik 90km yolu 2 saatte tamamladiktan sonra Kendi Köyüm YukariCanbaz’a geldim Köy meydaninda Agabeyim karsiladi. Eve gittim oldukça yorgun oldugumu o zaman anladim Hemen uyuyup Ertesi sabah saat erkenden uyandim. Çocuklugumun geçtigi evde ve köyde sanki yillardir oradaymisim da birisi pause tusuma basmis sonra da tekrar play yapmis gibiydi. Ogün ve ertesi gün Çildir’daki islerimi halledip Tekrar Gürcistana nasil gidecegimin hesaplarini kafamda yaparak Kars’a ve oradan da hava yoluyla İstanbul’a geri döndüm.
Gençligimde istedigimdi: sanat felsefesi ögrenmisim, bilmisim. Güzel nedir? Güzel için deger kriterleri, üzerine makale yazmakti. Güzel tanimi ve güzel’in kavramsal kültürü bizim düsünsel dünyamizda degisik derecelerde cerayan etmistir. Çok harika tanimlarin icra edilmedigi dönemler yoktur. Tanimlanamadigi, fakir tanimlarla geçistirilmis evreler de vardir. Tanimliyorsaniz birseyi, oda sizi tanimlar. Bunu böyle hiç düsünmedik! Ama hakikat böyledir. Mukabiliyetlidir; sanat kavramlari. Benidetto Croce’nun Estetigini Ardahan kütüphanesinde güç- bela hirpalaya bilmistim. Yaldatiyorum! Dogrusu: Kültür Bakanligi bastirmisti Croce’nun ESTETİK kitabini ve rafta agizüstü adam gibi yatiyordu. Kütüphaneci Cihansah Özer buyur etti. Oturdum… Kitabi almistim. Yola çiktim. Kitap koynumdaydi. ” Bülbül’ü getirmek degil öttürmektir marifet.” derler. Acaba okuyabilecek miydim? Okuyup anlayabilecek miydim? Yaz gecelerin birinde.. Evimizin Yeni Mahalleyi gören büyük balkonunda kitabi okumaya basladim. Gece serin ve ilik olurdu. Balkon iki karpuzlu lambayla aydinlandi. Annem yemekten sonra çay koydu. Çayi sinide ve demlikle getirdi. Çayimizi içtik. Gece rüzgar önünde birazcik serinlik getirdi. Fakat çayi içince ne yel, ne ürüzgar basimiza tebelles olabildi. “Agam böyle, pasam söyle, sene kurban!” O gece ben kitabi kurdaliya kurdaliya demeginen iki sayfa okuyabilmistim. Be! Beeee! İkinci sene yaz aksami yine balkondayim. Bursadan gettigim İsmail Tunali’nin Estetik kitabini okuyorum. Yeni Mahalleden toy sesi geliyor. Simizar Halagilin o taydan az ileriydi. Ses oyun havasiydi… Temiragayi ne güzel, nede güzel çalerdiler! “Oy kurban olem Cemile ben sene…” diye de söyliyerdiler! O ara kitabin 53. sayfasinda: Bir yanbeyi verdi kitap bene! George Lukas sanat eserinin öz varligi anlatiliyordu. Benedetto Croce’da güzelin sezgi ve mantikla idrakini okumustum. Şimdi LUKAS’ta sanat eseri ve güzelin varlik çerçevesini okuyordum. Geçen sene Croce’da bilissel süreci kavramistim. Geriye ne kaldi, onu merak ediyordum. Varlik ve bilis, ikisi disinda kalan ne ola bilirdi? Dügünün sesi kesildi. Elektirik gitti, geri gelmedi. Heralde baska seyler de olmadiydi! Benjamin Button gibi zaman akiyordu. Kitaplar bitmiyordu. Sonra birden bire bitiyordu. Yenisi yine yenisi geliyordu: Yine evdeydim. Gebzedeydim. Dogal gaz petegin dibinde çayimi içiyorum ve Heidegger’in Varlik ve zaman kitabini okuyorum. Yazar ne kadar açik ifsa ediyordu: Güzeli, manayi ve öteki seyleri. Gebze den Ardahan’a… Heidegger’den Croce’ya, maziye ve simdiye akip giden zaman bir otuz yil kadardi. Croce’nun Mantik dedigi ile, ve sezgiyle,güzeli tanimlariz lafini aha ki anliyordum. Elimde ki bir ardahan sari çiçegi, ne güzel! Bu mantikla yargiladigim ve somut çiçektir. Soyut alemden referans almakligim ise mutlak. Tipki Eflatun’un İDEA alemi gibi… O ise soyut alem oldugundan onu ancak sezeriz. Sariçiçek elimde ve sariçiçegin bir suretiyse İdealar alemindedir. İkisi bir arada mütalaa edilerek VAR kabul edilebilir. Croce bunu diyormus. Ve ben Heidegger’in vasitasiyla aha ki anliyordum. Ernest Bloch’un zikrettigi usulde bu merkezde degil miydi? “Sariçiçek hayat dedigimiz bu somutlukta süreç elemani olabilir, ki öyledir.” der. “Süreç kesilimindeyse hakikat’te sariçiçegi seyran edebiliriz.” der. Somutta ki çiçek soyut oluyor. Soyutta ki çiçek ise hakikatte ki somut sariçiçek oluyor. İste yeni zamanlarin yeni mantik düzeni bu. Ve algilamakta zorlandigimiz mantik dizgesi de bu. DALGA Bulutu kestiler bulut üç parça Kanim yere akti bulut üç parça İki gemiciynen Van Gogh’dan asirilmis Bir kadinin yüzü ha ha ha. Bir kadinin yüzü avucum kadar İki gözümle gördüm vallahi billahi Yildizlar vardi kafayi çekmistim Bu kimin meyhanesi ha ha ha. Bu Ali’nin meyhanesi bu da masa Bu ipi kimse için gezdirmiyorum Bir kere asilmistim çocuklugumda Direkler gemideydi ha ha ha. İki gemiciynen Van Gogh’dan asirilmis Bir kadinin yüzü kaçiyordu yetisemedim Ben ömrümde ask nedir bilmedim Süheyla’yi saymasak ha ha ha. _CEMAL SÜREYA Fethi Naci, Edip Cansever’le Kumkapida içerlerken sunu istemis: On en iyi Türk siiri listesi yapsana! demis. Edip cansever’de listeyi yapmis. DALGA siiri on taneden birisidir. Dokuz tane daha var. Onlarida yazmak isterdim. Somutta soyut varmis. Bunu bildik. Soyutta ise siirin has’i varmis. Onu da bildik!
Eskibeyrehatun Dernek Baskani Yasar Geler’in özel çabalariyla, İstanbul Kartal’da bulunan ELİF KİTABEVİ Ardahan’in egitimine katkida bulunmak amaciyla dernege çok miktarda egitim araç- gereci bagislamistir. Yaklasik 47 koliden olusan egitim gereçleri, Çildir İlçesinde egitim görmekte olan, özellikle İlkögretim ögrencileri olmak üzere ortaögretim ögrencilerinin de yararlanabilecegi egitim dökümanlarini kullanilmak üzere Çildir İlçe Milli Egitim Müdürlügüne göndermistir. Gönderme isinde ise, egitime katkilarini sürekli hale getiren Ardahan Kültür Evi Baskani Tuncer Dag’in girisimiyle, ayni zamanda Karsli hemsehrimiz olan Aras Kargonun destegiyle çok indirimli bir fiyattan tasinmasi saglanmistir. Dernegimiz; İlimiz Ardahan, İlçemiz Çildir ve Köyümüz Eskibeyrehatun’un her türlü sorununa duyarlidir ve her zaman da duyarli olacaktir. Her ne kadar uzaklarda olsak ta, O memleket bizim memleketimiz, oralarin her türlü sorunu bizim sorunumuzdur. Sadece egitim degil bölgemizin genel tüm sorunlariyla ilgiliyiz. Dernek olarak elimizden geldigi, gücümüzün yettigi oranda hiç düsünmeden elimizi tasin altina koymaya haziriz. Daha önce de, köyümüzün okulunun, camiinin ve ilçemizde kurulmasi planlan kütüphanenin ihtiyaç duydugu destegi vermistik. Şimdi de tüm ilçemiz ögrencilerinin yararlanacagi bu egitim destegini sunmaktan son derece mutlu ve gururluyuz. Tüm ilçemiz ögrencilerine yararli olacagi ümidiyle basari, saglik ve mutluluklar diliyoruz. Yasar GELER Egitimci-Yazar/Eskibeyrehatun Dernek Baskani Haber ekleme saati: 14.50-26 Mart 2012 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetsi.com
**BU HABERİ ARDAHAN TV’DE İZLEYEBİLİRSİNİZ.. Kurtulus Haftasi programlari çerçevesinde devam eden etkinliklerin üçüncüsü Ardahan’in Hanak İlçesinde yapilan gösterilerle devam etti. Kurtulus günü dolaysiyla bir konusma yapan Hanak Belediye Baskani Tasdemir Çoban 91 yil önce bu topraklari canlari pahasina savunup, yurt topraklarina kazandiran atalarin torunlari olarak ekonomik kurtulusu hak ettiklerini belirtti. Çoban, bugün Hanak’in yani basinda geçen dogalgazdan bile faydalanmamamiz gibi kurulacak denilen Hanak Meslek Yüksek Okulu’nun da halen açilmadigini belirttigi açiklamasinda Hanak’in dogalgaz ile isitilip, Hanak Meslek Yüksek Okulunun açilmasini istedi. **Hanak’ta Kurtulus Törenleri Coskuluydu.. Ardahan’in Hanak ilçesinin düsman isgalinden kurtulusunun 91. yil dönümü çesitli etkinliklerle kutlandi. Törenler Hükümet Konagi önündeki Atatürk anitina çelenklerin konulmasiyla basladi. Törene Ardahan Valisi Mustafa Tekmen, Ardahan Belediye Baskani Faruk Köksoy, Hanak Kaymakami Adem Çelik İl Jandarma Alay Komutani Samit Tokmak, Hanak Belediye Baskani Tasdemir Çoban, daire amirleri ve vatandaslar katildi. Hanak Belediye Baskani Çoban, törende yaptigi konusmada, Hanak’in düsman isgalinden kurtulusunun 91. yil dönümünü kutlamanin mutlulugu ve gururunu yasadiklarini ifade etti. Haberi ekleme saati: 14.56-02 Mart 2012 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
Ardahan merkeze bagli bulunan Ölçek köyünün İstanbul/Bagcilar’da kurulan Ardahan Merkez Ölçek Köyü Dernegi, Cumartesi Günü Bagcilar Halk Sarayi’nda kaz gecesinde bir araya geldiler. Halk Müzigi Sanatçisi Sefa Günes’in de sahne aldigi gecede davetliler lezzetli kaz etinin tadarken, yöre sanatçisi Sefa Günes’in söyledigi türkülerle eglendiler. Atila Korkmaz’in sunumuyla, gecenin onuru konugu Ölçekli Dursun Akçam’in oglu doktor yazar Taner Akçam’di. Taner Akçam gecenin açilis konusmasinda birlik ve beraberligin önemine vurgu yaparak dayanisma gecesinden duydugu memnuniyeti dile getirdi. Ardahan Ölçek Köyü Yardimlasma ve Dayanisma Dernegi Baskani Yüksel Kavak hemsehrilerinin gösterdigi ilgiye tesekkür ettigini söyleyerek “Bagcilar’da ilk gece olmasina ragmen salonda yer kalmadigini, hemsehrilerinin ilgi ve alakasina da yürekten tesekkür ettigini söyledi. Geceye Bagcilar’da bulunan Ardahan Ölçekli isadamlari da katildi. İsadamlarindan Cemil Çeliktürk, Cengiz Koç, Atilla Çeliktürk, Tekin Korkmaz, Bayram Çakmak, Saim Sariçam ve Adnan Uygur’da Ölçeklileri yalniz birakmadi. Ölçek Köyü’ne hertürlü hizmeti ve katkiyi saglayan Taner Akçam, Cevdet Şentürk ve Hamit Çeliktürk gecenin ilgi odagiydi. Gecede yapilan açik artirimla Ardahan’in en pahali kazida 3,500 TL gibi bir fiyatla isadami Cemil Çeliktürk aldi. Geceye ulusal ve yerel basinin da ilgisi büyük olurken Ölçek Köyü Derneginin Basin Danismani Volkan Çelikürk basinin gösterdigi ilgiden dolayi tesekkür etti. Geceye Bagcilar Belediyesi’nin Basin Sorumlusu Abdullah Aridoru, Star Gazetesi ve Bagcilar Gazetesi, Yasam Gazetesi’nden Lütfu Bulut, Günesli Haber Gazetesi’nden Mithar Sayar ve birçok yerel basin Ardahan Ölçek Köyü’nün Kaz Gecesi’ni onurlandiran isimlerdendi. Haberi ekleme saati: 14.03-02 Mart 2012 Haber/Foto: www.siyasalbirikim.com.tr
Ardahan Valisi Mustafa Tekmen, “Devlet-i Aliye-i Osmaniye, Yüce Osmanli devletidir resmi adi. Osmanli imparatorlugu diye ifade edenler yanlis söylüyorlar” dedi. Ardahan Üniversitesi (ARÜ) ve Ardahan İl Emniyet Müdürlügü’nce hazirlanip SODES’e sunulan ve kabul kabul edilen “Uygarligi aydinlatan bilgi günesleri projesi Çanakkale gezesi” kapsaminda Çanakkale’ye giden 49 Üniversite ögrencisi, yola çikmadan önce Vali Mustafa Tekmen bir araya geldiler. Ögrencilerle sohbet eden Vali Tekmen, Çanakkale gezisine tarihi ve zaman tüneli benzetmesi yapti. Çanakkale’deki gezinin çok önemli oldugunu ifade eden Tekmen, tüm ögrencilerin tarihi ve Çanakkale’yi iyi bilmesi gerektigini söyledi. Konusmasinda, “Osmanli İmparatorlugu diyenlerin yanlis ifade kullandigini, bunun gençler tarafindan bilinmesi gerektigini” ifade eden Vali Tekmen, sunlari söyledi: “Devlet-i Aliye-i Osmaniye, Yüce Osmanli devletidir, resmi adi. Osmanli imparatorlugu diye ifade edenler yanlis söylüyorlar. Osmanlilar hiçbir zaman kendilerini imparatorluk ilan etmemislerdir. Biz dogruyu ögrenmek, dogruyu bulmak zorundayiz. Siz ilmin basinda besiginde olan insanlarsiniz. Arastirin daima. Hazirci olmamak lazim. Hazirci olursa insan, önüne geleni yemek isterse, zehirde yiyebilir. Bu nedenle arastiracaksiniz. İmparatorluk sömürme demektir. Fransa imparatorlugu. Onlar zaten imparatorluk kelimesini kullanmislardir.” Vali Tekmen, Osmanli devleti bünyesinde olan milletlerin hiçbir zaman sömürüldüklerini söylemediklerini sözlerine ekledi. Daha sonra ögrenciler Çanakkale’ye ugurlandilar. Haberi ekleme saati: 13.02-02 Mart 2012 Haber/Foto: www.kuzeyanadolugazetesi.com
Bu yaz, bu yaz köye gittim. Köy Bir sükûti hayal gibiydi. Her seyden elini ayagini çekip kösesine çekilen, yüreginde ve yüzünde yillari yillarin yorgunlugunu tasiyan, titreyen esmer nasirli elleri ve beyaz leçek dedigimiz yazmasiyla sildigi gözlerinde, tasidigi o yillari tekrar tekrar yasayan bir ihtiyar gibiydi. Bir baska teselliye kalan, kendi içinde kaybolan, sizlayan, kanayan, yanan, perisan bir terk edilmis sevgili hatta yar gibiydi. Kosarak gitmistim ama o beni Basmadi bagrina bir ana gibi sicacik, hatta soguktu kar gibiydi. Baglamanin tellerinden dökülen, yürege mengene vuran efkâr gibiydi. Yolcu edilen ya da yolcu eden, yüreklerinin yarilarini birbirlerine veren didarlar gibiydi. Bir camin arkasindan yitip gittiginiz, yaprak yaprak gazellenen en hüzünlüsünden bir bahar gibiydi. Köy Donuktu, sanki ona degil de bir resme bakar gibiydim. O degil sanki bir baska diyar gibiydi. Bir kirginligi, bir darginligi var gibiydi. Ne ben taniyabildim onu ne de o taniyabildi beni. Ben dedim, ben sana geldim. Ben, bu günü çok bekledim. Eli bos, gönlü dolu geldim. Susuyordu, kalmamisti eski nesesi, kalmamisti neselendirecek kimsesi. Bütün mahallesini toplasan bir odaya hala bir mahallelik yer kaliyordu geriye. İnsanin inanasi gelmiyor. Vay be diyor, vay be! Demek terk etmek dedikleri bu oluyor ha! Bizim yaptigimiz yani. Biz öyle koyup gitmisiz onu ya da o öyle sanmis. Biz anlatamamisiz ona giderken onu geriye degil yüregimize koydugumuzu. Gurbette açtigimizda hangimizin valizinden çikmadi ki ne zaman koydugumuzu bile fark etmedigimiz geri dönme istegi? Ama bunu da söyleyememisiz ona. Bu yüzden kirgin sanirim, bu yüzden dargin. Hani görmeseydi göz ya da yasamasaydi gönül, aramayacakti belki o zaman bulamayacagini bile bile o eski günleri. Hep böyle sanacakti belki o zaman, sessiz, kimsesiz. Evleri içinde birileri otursun diye degil de, yalnizliga sembol olsunlar diye yapmislar sanacakti. Daha girer girmez basliyor hayal kirikliklari. Efonun dükkaninin önünde yada köy kahvesinde büyük bir samatayla tavla oynayan ve yüzlerinde tebessüm, gözlerinde merakla onlari seyreden gençleri ariyor göz. Ne gençleri görebiliyor ne de Efonun büfeden esinlenme dükkânini. Yüksek esiginden geçerken genzine dolan, bisküvi kokusu karisimli kara lastik kokulu raflari ariyor insan. Köye ait olmayan ama köyden baska hiçbir yerde de olmayan çocuklugumuzun o çekici, iz birakan kokusu. Kendi yalnizligina müebbet hapis köy kahvesinin binasinin önünden geçerken, tekrar hissetmek için o kokuyu derin bir nefes aliyor insan, ama nafile. Sanki bugün gibi diyorsun yasadiklarim ya da bugün hiç yasanmamis gibi yasadiklarim. Kimisi, ütülü gömlek ve kumas pantolonlu ayakkabili, kimisi kara lastikli, paçalari yün çorabin içine kapali, pantolonu yamali ve ayni tezgâhin üstünde oturup çene çalan, alisverise gelenleri seyreden, dayanamayip lafa karisan köyüm insanlarini ariyor insan. Sorulan “Yegenim kimin oglusun sen …?” sorulari açilacak bir muhabbetin girisini temsil ediyor. Dükkanlardan SERDAR dedenin ELBEYİ dedenin ve yada ZİKRİ ve MUHTET abinin dükkanlari sanki hepimizin anilari dükkanlarin içine kilitlenerek terk edilmis. Bundan sonra dükkanlardan alis veris düsünenlerin aklindan su soru geçmeyecek “simdi acaba dükkan açikmi dir ?”. Kapali, kapatilmis! Artik “misafir sekeri, bir kutu kirpit, bir paket tursil, bir paket sana yagi, yarim kilo püsküvet, bir sise gaz yagi, 34 numara cizlavet lasdigi naylon ve de krem renginde, varise çoçuklara birer çift pilaç bakacagim laflari ile baslayan muhabbetler yapilmiyor artik . Onu ve onunla ilgili hatirladiginiz her seyi ebediyete tasimak üzere anilar kütüphanenizde “K” ile baslayan raflardan birine koyabilirsiniz artik. Geçmemis sanki su çayirlardan okulun önündeki sahadan yüzlerce çocuk. Sesleriyle doldurmamis tüm meydani ve ara teneffüsleri. Güneye çarpip geri gelmemis o civiltilar. MEHMET , KORKUT , TAZEBEY , FAHRETTİN … ve isimleri sizlerde olan diger ögretmenler tur atip su okul bahçesinde, derse girmemisler sanki. Şu merdivenin yaninda avazimiz çiktiginca and içmemisiz her sabah ya da milli marsimizi söylememisiz o tiz seslerimizle. Sanki hiç Mahalle savaslari baslatmamisiz kardesçe çiktigimiz okulun arkasindaki meydanda su sari kireçligin basinda. Mevsimin üsümüslügünü birakmamisiz sanki ve islakligini kurutmamisiz halka olusturdugumuz teneke sobanin etrafinda. Annelerimizin, iki dikdörtgen kumasi birlestirip diktigi torbadan bozma renga renk okul çantalarimizi boynumuzdan ve bir omzumuzdan geçirerek sirtimiza atmamisiz. İçine de, defter kitabimizin yani sira “Allah ne verdiyse ” mönüsünden olusan ögle yemeklerimizi koymamisiz. Defterlerimizin yaprak uçlari geriye dogru kivrilmamis çimento kagidi ile kaplamak için ugrasmamisiz ve biz bu yüzden azarlanmamisiz. İlaç tipalarindan silgi, kiraz ve erik zamklarindan yapistirici icat etmemisiz. Şiirler ezberleyip resmi törenlere, ilk toplum karsisi heyecanlarimizi yasamamisiz. Gezi kollarina seçilip pikniklere gitmemisiz yerli mali haftasi kutlamalari yapmamisiz ve yumurta tokusturma, yogurt içinde para bulma ve çuval yarislari yapmamisiz. Diktigimiz agaçlara can suyu verdigimiz ve teneffüslerin hararetini söndürdügümüz bir çesme vardi sanki surada. O çesme artik hiçbir fidani yesertemiyor, ne beslendigi kaynak var ne de o çesme var. Kurumus,kurutulmus! Köy hiç ihanet etmemis anilara, her karisi kendi öyküsünü özenle korumus. Sizi görür görmez de eski bir kapta sunuyor size sakladiklarini. Tirmanmaya çalistigimiz bizim mahalle yolunda yazin arabaya, kisin hizaklara binmemisiz sanki. Okulun önündeki su meydanda yada ADİL dayinin her aksam top oynamamisiz. Ne top oynayan çocuklar kalmis geriye ne de ADİL dayi. Oynadigimiz çayirlari artik diger çayirlardan ayirt edemiyorsunuz, hepsi ayni anda yesil, hepsi ayni anda sari. Sanki rahmetli BİLAL abi ile TAZEBEY hoca hiç mahalle maçlari organize etmemis, yaylada ise biz rahmetli Mehemmet dayiya Erkan’a izin ver diye yalvarmamisiz. Ne mahalle maçlari kalmis geriye, ne de saydigim bu kisiler nede maçlar yaptigimiz son model gözümüze kiyamadigimiz mikassa kaplamali sari top . Her aksam bir evde toplanmamisiz, oturmamisiz gece yarilarina kadar ve sabahin köründe de çayir biçmeye gitmemisiz sanki. Şu taslarda oturmamis gençler ve efkârlarini üflerken semaya geceye ates böcegi olmamislar sanki. Harmanlarda gümbür gümbür çalmamis davul zurnalar ve akin abinin baglama ritimleri ile biz ayak uydurmaya çalismamisiz kaçkeye , temir agaya , üç ayak agir bara . Yalanmis, hepsi yalan! Tütmeyen bacalarimiz ve zirzali kapilarmizmis ille de anilarmis unutamadigimiz anilarimizmis bizden geriye oralarda sahipsiz kalan. Duymak ya da bilmek çok önemli olmuyor çogu zaman. Her seyi en son gördügü haliyle hatirliyor insan. Bu yüzden bakmam ben hiçbir ölünün yüzüne. Keske hiç gitmeseydim diyorum bazen ve görmeseydim bu halini. Hep son biraktigim gibi sansaydim, hep gülen yüzünü hatirlasaydim köyümün . Hep fotograflariyla avunsaydim. Hep herkesi orda sansaydim. Yapacak hiçbir sey yok. Hepimiz Ömrümüzün sonuna kadar oralarda yasarken, buralarda yaslanmakmis kaderimiz. *Petek İnsaat – Emlak Yönetim Kurulu Baskani
Bunca yogun günden enflasyonu içerisindeyken ve ortalik toz duman olmusken acaba ne yazabilirim diye düsünüyordum ki, yazmak istedigim halde, her nedense hep ötelemek zorunda kaldigim Hirant Dink cinayeti ile ilgili bir seyler yazmak için geç olsa da zamanin geldigine karar veriyorum. Böyle olunca, üzerimdeki büyük bir yükten daha kurtulmus olacagim. 17 Ocak 2007 tarihinde Agos gazetesi Genel yayin yönetmeni Hirant Dink davasi ile ilgili söyle bir hafizami yoklasam ortaya ne çikar, merak ediyorum? 5. Yilini tamamlayan Hirant Dink davasi nihayet mahkemenin verdigi kararla sonuçlandi. Mahkemenin davayla ilgili vermis oldugu tahliye kararlari toplumun bir kesimi tarafindan memnuniyetsizlikle karsilandigini ve bu tepkilere bakildiginda yarginin adaleti dagitma konusunda pek adaletli davranmadigini yazmak istersem, acaba yarginin hukuk anlayisina haksizlik etmis olur muyum bilemiyorum? Bu yorum kimine göre haksizlik, kimine göre de yerinde ve isabetli bir tespit olarak algilanabilir. Ancak; böylesine farkli algilardan anlam çikarmak ne kadar dogrudur buda tartisilir… Yasalarla çerçevesi belirlenen cezalar bellidir. Suça istirak eden bireysel veya örgütsel olusumlar ve bu olusumlar içerisinde yer alan kisiler kim olursa olsun buna bakilmaksizin uygulanabiliyorsa, zaten böyle bir tartismanin hiçbir anlami kalmaz. Bunu da çok iyi biliyoruz ki, evrensel hukuk açisinda kisiler arasinda ayirim yapilamaz, imtiyaz saglanamaz. Her hangi bir davayla ilgili Savci bir kovusturmada kuvvetli süpheye ulasiyorsa kim olursa olsun tutuklama talep eder ve karari vermekte hâkimlere düser. Zira adaleti dagitmakla mükellef hâkimler suçu sabit gösteren her türlü emareye ragmen delil yetersizligine hükmederek bu temelde kararlar verirse, o zaman elbette kamuoyu tarafindan memnuniyetsizlik gibi refleksler görülebilir, hukuka olan inanç parametrelerinde inisli çikisli çizgiler belirginlesebilir. Eger insanlarda adaletin yerini bulmadigi algisi gelisirse, bu hayal kirikligi ve güvensizlik duygusu ön plana çikarir. Ve böyle bir hataya düsülür, toplum vicdaninda derin süpheler olusmaya baslarsa, insanlarin yargi mekanizmasina olan inancina gölge düsürecek, duygularini darmaduman edecektir. Buna en iyi örnek Hirant Dink davasidir. Hirant Dink davasinda yasanan gelismeler ne acidir ki, kamuoyu vicdaninda telafisi mümkün olmayan derin yaralar açmistir. Hirant Dink organize bir sekilde birileri tarafinda güpe gündüz sokak ortasinda öldürüldü. Ve yine o birileri yakalandiklarinda götürüldükleri emniyet müdürlüklerinde kahraman gibi karsilanir, orada bulunan bütün emniyet görevlileri (cinayeti isleyen) sahisla fotograf çektirmek için siraya girecek kadar basiretsizlik örnegi sergilerse, iste o zaman bunun hiçbir açiklamasi olmaz, olamaz. Eger iddia edildigi gibi bu olayin arkasinda bir örgüt varsa, savcilarin görevi bunu ortaya çikarmak ve adaletin yerini bulmasi adina, içinde inanç kirintilari barindiran insanlari ikna etmek, vicdanlari huzura kavusturmaktir. Bu cinayeti isleyen tetikçilerin arkasindaki karanlik güçler ve örgütler kim? Onlar tespit edilerek yargi önüne çikarilmalidir. Bunu yaparken öncelikle bu iste kusuru ve zaafi bulunan güvenlik birimlerden baslamak yapilacak ilk is olmalidir. Bu emri verenlerin tetikçilerle hiçbir hukuki ve fiili irtibati saglayacak delil birakmadiklari, bundan dolayi örgüt suçu kapsaminda cezai yaptirimlar uygulanamayacagi mütalaa edildi. Dogrudur, eger örgütsel hiçbir emare yoksa tabi ki, hukuki olarak bu kapsamda yargilamanin yolu kapalidir. Oysa ayni davada yargilanan ve yattigi süre göz önüne alinarak tahliyesine karar verilen Erhan Tuncel en az 15 defa Hirant Dink’e yapilan suikasti bütün ayrintilariyla gerekli birimlere rapor ettigini açiklamisti. Buna ragmen hiç kimse parmagini oynatma geregi duymamis. Ayni sahis Yasin Hayal’in silah ve para temin ederek İstanbul’a geldigini ve Hirant Dink’in ev ve isyeri civarlarinda kesif yaparak bölgenin krokilerini çizmis oldugunu ve eylem için dügmeye basmak için uygun zaman kolladigini bile rapor etmis. Fakat her nedense aylar öncesinden yapilan bu ihbarlar nazari itibara alinmamis, adeta cinayetin amacina ulasmasi için görmedim, duymadim, söylemedim suskunluguyla üç maymun oynanmistir. Eger emniyet ve istihbarat birimleri için muhbirlik yaptigi iddia edilen Erhan Tuncel dogruyu söylüyor ve iddiada bulundugu gibi emniyet birimlerine olayi bildirdigi halde gerekli tedbirler alinmadiysa, o zaman hiç kimse elini alnina birlestirip uzaklarda bir seyler aramaya çalismasin. Bu pek’te inandirici olmaz. Eger bir seyler yapilmak isteniyorsa, öncelikle evin içinden baslamakta fayda vardir. osmankamaci@hotmail.com
**GDO’lu Ardahanli.. Sevgili Basin, degerli okuyucular, herkese merhaba. Hani derle ya, ya okuyup yazacaksin, ya da gezip göreceksin. Bizler kismen de olsa, gezip görüp okuyup yazdiklarimizdan, dogrusu gerçek yasamdan, hiç de bir sey görmedik gibi. Be kardes sen ne söylersin olmaz böyle bir sey. He ya, olur olur… Bu kafa bizde varken bu memlekette daha çok seyler olur. Ben sadece memleketim için yazar söylerim. Ha diyeceksin ki sen korkaksin, erkeksen memleket için de yaz, o zaman adam sanirim. Ben adam gibi adamim, dogdum bagimsizca ülkemde yasadim. Dogdum bagimsiz Türkiye dedim, ölsem de yine derim, kahrolsun fasizm emperyelizm ve de yandaslari derim. Sen de kimsin bana lolo satarsin, bizim orada saticilar olmadan pazarci katircilar, eskiden karadenizden gelirdi, bizim saf köylüleri kandirir bir çuval misira bir tarla satin alirdi. Bir cuka bir buka, bir kilo peynir üç kilo kiraz, biz o köylü degil miyiz? Şimdi ne olmus, iki sepet kirazi satan adamlar simdi memleketi satiyorlar, sen neresini alirsin?.. Hayir olmaz öyle bir sey, bu memleket hepimizin, biz kardes degil miyiz, ben neresini alayim emmi çok ayip, demek sen bizi de satarsin. Ama kime sormasi ayiptir, yok öyle bir sey, sata sata bir sey kalmadi ki. Kalmadi, degerlei bitirdi, basi bos sagda solda, insan dedigin üç bes canavar kaldi. Emi onlari kimse almaz ki, basina bela mi edecek? Niye ogul? Bali sizin petegi bizim gibi, siz uyaniksiniz ya, basimi fazla agirtma neler bucaliyorsun, pek de ilgi alanima girmiyor, ola niye sende kimsin ogul biz hem emoglu hemseri Ardahanliyiz lo. Bizim memleketin güzel bali, yagi kasari ve de eti, hele de kaz eti meshur olurdu he mi? Ha, amma simdi meshurluk da kalmadi. Niye kardes ne oldu, meshurlar ABD li oldu sosyeteye karisti. Meshur olmayanlar da Hindistan dan gelen GDO lu kaza ördege karisti. Ula o da nereden çikti, Hindistan, Çin. Hükümet hükümdar oldu ya, açildi saçildi, o da eteklerinin altindan çikti, ne oldu begenemedin mi kardes? Nasil begenemedin yoksa beni de mi? Yoksa Silivriye götürürler? Yok kardes ben de begendim, ben de kaz eti yemem. Madem ki Tayip emmi sana kizar. Niye kizmasin ki? Memleket namussuz iffetsizlerle dolmus, herkes olabildigince serefsiz olmus, memlekette üç bes insan kalmista ne olmus, Tayyip emmi de devrimci olmus. Birileri devlete, millete kral gibi hükümdar olmus. Bizim bir kazimiz vardi onu da Çinliler’in GDO’lu kazlari ördekleri kalmis,, yiyecek bize bir sey kalmais. Bu memleket bu kadar mi sahipsiz, bir zamanlar ABD’nin GDO’lu sigir etleri yetmedi hepimizi kanser etti, bir de Rus un Çernobili yetmemis gibi simdi ÇİN, Hindistan kazi nereden çikti, sanki memlekette kaz ördek yokmus gibi. Hepimiz kanser memleket kanser. Tayyip hasta meclis hasta, memleket ölmüs, vaylar bize memleketin haline. Ordu komutanihapis olmus.., suçu ABD’li olmamis, Tayyip hastalanmis bizim memleketin kazlarina ne olmus. Soruyorum o Çin’in ördegine kazina nasil o memlekete sala durmus. Ya olur mu böyle? Sayin Tarim Müdürümüz bunlari denetledi mi? Bize kari mi var zarari mi? Biz memleketin kazini meshur etmeye çalisirken, bunlardan nereden çikti? Yaziklar olsun bize, yaziklar olsun Avrupa’nin GDO lu inekleri ile memleketi kanser edenlere yaziklar olsun. Üç bes degerimizi elimizden almaya çalisan yöneticilere yaziklar olsun. Şimdi de çin kazlarini yer ölürüz. Peki müdür siz denetleyin biz ölelim, siz sorun biz cevap verelim, bu zavalli halki kim uyandiracak, bu zalimlere karsi kim dur diyecek, bnlardan kim hesap soracak, peki sonumuz ne olacak, ya Irak ya Libya da Suriye olacak. Adam birkez dogar birkez ölür, amacimiz adam gibi ölmek. Lütfen adam olun ülkemiz degerlerine sahip çikin. **Ne is yapar benim 109 dernegim? Sayin Basin dogru, siz de yazarçizer döver, yeri geldiginde onure eder, yerinde de döversiniz, bunlari biliyoruz, tabi ki haklisiniz. Sizlerde ya variz ya da yok. Ya göründügümüz gibi olmaliyiz, bir seyler üreterek, ya da oldugumuz gibi olmaliyiz. Kapasitemiz bu kadar, üretemeyen varliksiz bir örgütüz. Söylenenleri, yazilanlari da sindirerek bu kadar da verimsiz bir seyler üretemeyecek kadar da yetersiz bir sivil toplum örgütüyüz. Ancak her zaman her yerde olmaliyiz ve de olacagiz diyecek güce sahibiz. Peki, sizde kimsiniz? Dur orada, sende kimsin, adin ne, nerelisin, ney apar kime hizmet edersin? Yok, öyle birini tanimayiz, öyle bir kurulusumuzda yok. Öyle bir kurulusumuz da yok üyemizde yok, sen git kimligini baska yerlerde ara, adam gibi gel bizimle konus. Ardahanliyim de biz de sizi taniyalim, övelim. Ya yok olalim ya taniyalim, olmaz mi? Tabi ki isine gelirse.. Biz çok adam olmayanlari bagrimiza bastik, neler gördük neler yazdik. Bos kuru gürültüden öte bir yol alamadik. Yine kapilari kapali, yine ulari kesik, yine yüzü gülmeyen, yine kar da isinamayan, yine yollari bozuk, yine egitimden yoksun, yine kaderine küsmüs yürekli yigitleri bikmadan yollara düsmüs, çigliklari atarak memleket sevdalari ile cosan, gönülleri zorluklari ile alismis sevdalari ile asan güzel yigitlere selam olsun. Selam olsun Ardahanlinin savunucusu yürekli yigitlere selam olsun. Selam olsun korkmadan, kederinde yaninda, acisi ile tatlisini paylasana yigitlere selam olsun. Karlar kasirgalar basinda gereksiz estirilen diyarima selam olsun. Biz amiriz, biz vekiliz, biz baskaniz, biz dedik mi yapariz diyenlere karsi, direnen basinimiza selam olsun. Ardahanliyiz deyip kükreyen, bos kaoslar ile hava atan dernekçilere selam olsun. Selam olsun dernekçilere, selam olsun sahipsiz memleketimin haline. Selam olsun halkimiza, selam olsun yanlis yönetici ve idarecilere, selam olsun selam Ardahan’in yürekli yigitlerine selam olsun. **Yaziklar olsun Yaziklar olsun memleketimi yanlis yönetenlere, yaziklar olsun onlarin savunucusu siyasiler, yaziklar olsun gerçekleri görmeyen Ardahanlilara. Yaziklar olsun memleketimin insanlarinin duygularini emegini sömüren zavallilara yaziklar olsun. Be kardes, Ardahanli saniyor musunuz ki yaptiklariniz görmüyor? Görüyor, ancak sizler Ardahanlilari görmemezlikten gelerek, yapmak istediklerinizi ögrenene dek kaçiriyor Ardahanli. Unutuyor o geçen zamani. Yine döküyorsun aklindan geçen lütuflari, yine kandiriyorsun Ardahanliyi hiçbir sey olmamis gibi her sey tozpembe yine Ardahanli alkislamakta sahane. Seçilene kadar, anam bacim kardesim, kapilari açacagim, dogalgazi getirecegim, lojistik bölge ilan edecegim, her derdinize deva olacagim. Hani nerede yaptiklariniz? Ardahanliyi degil kendi haklariniz savunmaktan acizsiniz. Hani diyorum ya yaziklar olsun, kizmayin bana. Yanlis mi kardes? ARFED gecesine valisi vekili baskani is adami gelecegim diye kandirirsan, a.. federasyondan bana ne. Buradaki halk sahane dersen, yöneticilerin kilina dokunmazsan, halkin sorunlarini hiçe sayarsan elbette ki yaziklar olsun. Ardahan’in yürekli bir basini var, onunla durmadan ugrasir, yargilarsin. Tabi ki yaziklar olsun. Öyle ya kel basa simsir tarak derler ya, tara tarayabilirsen. Buradan Ardahanliya soruyorum hani nerede gücünüz, hani haklarinizi savunacak sivil toplum kuruluslarimiz, derneklerimiz nerede? Yaz olacak yonca bitecek misali, ancak yazin circir böcegi gibi senliklerde ötecek, kis gelince uykuya yatacak, bu mu dernekçilik, bu mu Ardahanlinin yaninda olmak, bu mu haklarini savunmak. Bu mu Ardahan basinin her gün agir ceza kapilarinda geri durdurmak, tabi ki bu degil. Öyle ise sen haklisin gazeteci kardes, aklina agzina geleni yaz, adam olmayanlari yaz, Ardahan’i da Ardahan’i tanimayanlari da yaz, halkina söz verip sözünde durmayanlari yaz, halkina hainlik eden zavallilari da yaz, yaz gazeteci kardesi yaz, sairin dedigi gibi: “Sen seni bilirsin sen seni Sen tanimazsan, bir gün vurur onursuzca patlatirlar enseni.” Bunlari da yaz. Buradan tüm Ardahanli is adamlarina, Ardahan’in ilçe köy derneklerine ve de Ardahan’in degerini savunamayan siyasilerine sesleniyorum. Memleketin degerlerine sahip çikmayan herkesi göreve davet ediyorum. Saygilarimla. ARDAHAN DERNEKLER FEDARASYONU EGTİM SEKRETERİ ŞEMSETTİN ŞENEL
Yirminci yüzyil filozoflari: George Edward Moore, Ernest Bloch, Edmund Husserl, M. Faucoult, Heidegger ve digerleri, okudugum kitap güzel çevirisiyle yag gibi akiyordu. Son yillarda agir kitaplarin çok iyi çevirilerini anlayarak okuyoruz. Almanyada dogan, büyüyen neslin marifetiymis meger ki bu çevirilerin vasfiyeti. Çevirilerde ayrica Klasik Osmanlica felsefi terim ve terminoloji tercihan yekta kilinmis. Eskiden… güzel kitaplari alirdik elimize, okuyamazdik. Çeviriler kötüydü. Zeyyat Selimoglu çevirisi Alman yazarin öykü kitabiydi. Birinci sayfada kaziklatmisti beni. Devam edemedim. ” Kadin bagiriyordu kocasina:” – Hey koca! Koca! diye” ydi. Oracikta kitabi elimden yere saldim, daha okumadim. Almancadan çeviriyorsun. Tamam anladik. Alman kadin kocasina dalindan bagirer. Bunun Türkçede karsiligi: ‘Hey herif!’tir veya ‘Babamiz’ derler, ‘Bizimkisi’ derler, Sen kalk direk çevir: KOCA; KOCA! diye. Bu zorlamadir. Çeviriyi hafife almadir. O ekol sükür bugün kalmadiya! Nese Doster Karsli yazar. İsmini hep duyardim. Fakat onun hakkinda hatirladiklarim. Hiçbir kartezyen vasita kullanmayacagim. Hayat sürecinden oyucuma ne dökülürse! ’93 müydü? ’94 müydü? İstanbul ögretmenleri arasinda ATATÜRK konulu bir kompozisyon yarismasi düzenlenmisti. İstanbul Milli Egitim Müdürlügü düzenlemisti. Naci Akay’da Müdürdü. Tuzla Avni Yukariuç İlkögretim Okulunda Resim derslerine giriyordum. Şimdi burdan dönüp bakiyorum da: Okul, muhit, dönem, ögrencilerim, gençligimiz ne katen güzelmis. Saat üç gibi çikardik okuldan. Elli metre uzakta Tren İstasyonu vardi. Banliyö trenler vizir vizir Gebze’ye, Haydarpasa kanatsiz kusla uçardi. Ögrencilerin sesleri insani yorardi. Yorgunlukla, arginlikla istasyonda kanepeye oturmustum. Selamlasmalar, safa hoslar bittikten sonra karar verdim.Ya Pendige, ya Gebzeye gidem dedim. Güz ayiydi. Pendikte çay bahçesindede oturdum. İki kompozisyon yarismasina katilmistim bahsettigim arefede. Gentas kitaplari, egitimle alakali yarisma düzenlemisti. Gentas’inkinin ardindan; İstanbul Milli Egitimin yarismasi: 24 Kasim ögretmenler gününe denkgelmisti. Ona da katildim. Dediklerimin tümü bu AMBİYANS’ta cereyan etti. Düsüne biliyor musunuz? Çay bahçesinde çayimi içmistim. yarismalara yazdiklarimi tekrar kafamda yaziyordum. Bahçenin sahabi müzik çalmayi kesmemis, yeni bir parçayi özü çaldi. Jane Birkin söylüyordu. Şarkiyi tanimistim. Öyün evin yikilsin ay arvat… arvat sahabi! Eliza! Eliza! Mersi ! Mersi boku madam! Ela! Ala!… Şarki çok güzeldi! Eliza buysa? Hayat ne? Hayat oysa? Eliza neydi? Hayvak hay! Et kemükten ayrilerdi? Kartal, Pendik; gittik geldik! Tahayyül edebiliyor musunuz? Eliza’da bitti! Son tren kalkti. Gebzeye giderim. Be harya giderdim ki? Ba, ba, ba… geçif getmisem suyun kiragi bir yerdi adini tapa bilsem bir! Üsümüsem de agzim dat!.. zehir dilim pas tutuf! Ne firildakti? Tren insan istifi hamsi istasyonu sasirmisti. _2 Nese Doster: Atatürk konulu kompozisyon yarismasinda ikinci gelmisti. Ben üçüncü olmustum. Bir doçentte birinci gelmisti. Törene çagrilmistim. Bir hafta önce okul müdürü beni çagirdi. Gentas’in yarisma kagidini bana tevdi etti: 1254. olmustum. Müdür zarfi yirtmisti. Sonucu o da merak etmisti. Benden evel ögrenmisti. Bir hafta sonra ayni oda da üçüncü oldugum yarismayi res’en teblig ediyordu. Bu da ALLAH’tan idi fakat bu kerre hayirli haberdi bu! Ödüllerimizi Nedret Selçuker ünlü spiker verdi. İsbankasi, para ödülleri çekle hazirlamisti. Belgeli ve törenli yarismada Nese Doster’i sadece uzaktan görebildim. Karsli oldugunu sonradan ögrendim. Kadiköy Anadolu Lisesi Edebiyat ögretmeni ve Cumhuriyet gazetesi köse yazarligi yaptigini ard arda ögreniyordum. Ve yillar sonra Kars Güzel Sanatlar Lisesine gittim. Kars’ta: Kars’ta kaldi aklim isimli kitabini gördüm. Emekli olmustu. Siyasal Birikim internet gazetesinde benim öyküler yayinlanmaya baslayinca NEŞE DOSTER’in nefis edebi yazilarini gördüm. NEŞE DOSTER’in uzaginda ve yakininda 18 yildir bir yazgisal irtibatim geziniyordu! İnana biliyor musunuz? **Bu yorumun ve diger yazarlarimizin güncel yazilarini okumak için sitemizin saginda bulunanEN YENİ MAKALE linkini TIKLAYINIZ..