Türkiye-Yunanistan Sorunu Ardahan-Kars aDrasında da!, BUZ PATEN SAHASI ÇILDIR GÖLÜ


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..



Gazeteci Fakir Yılmaz ile Özlem Şeyma Yılmaz’ın Birlikte Hazırlayıp, TEMPO TV’de Sundukları ‘Gazetecilerle Gündem’ Alı Program Her Pazar Günleri ve Hafta İçi Özel Programlarla TEMPO TV’de 


Sizde Tempo TV ekranına konuksunuz..




MERHABA Bu haberi ve Ardahan’daki diğer gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 





Çünkü Kars, Kars Çevre Şehircilik Müdürlüğü yönetim ve idaresi Ardahan’da olan Çıldır gölünün Kars’a düşen tarafından yaptığı İmar planı ile Ardahan’ın olan Çıldır Gölünün ortasında bulunan Akçakale adasını Kars ili sınırları içinde gösterince ‘Göl’de, Ada’da bizimdir’ diyen Ardahanlılar ile Karslılar bir kez daha karşı karşıya geldiler.


Köylere değil, iskelelere imar çıktı!..

Daha önce Çıldır Gölü her iki kıyısına yapılan köpük iskeleler bir yıl dayanmayıp, parçalanınca, Göl’de yüzdürülen tekneler de 5 yıldır kıyıda çürümeye terk edildi.İki tekne için özel imar plan çalışması yapan Çevre Şehircilik, 4 yıldır gölün kıyısında yaşayan 8 köyün mağduriyetlerini göz ardı ederek plan dışında bıraktı, kaale bile almadı.

4 yıldır SİT alanı ilan edip, 8 köyde çivi çakmaya dahi izin vermeyen Çevre Şehircilik iki tane hücumbotu için havuz imar planı çalışmasını başlattı.

İki at, bir kızak kadar bölgeye faydası olmayan yöneticilerin bu işgüzarlığına bölgede zor şartlarda yaşayan köylüler büyük bir hengamede bırakıldı. Piyar çalışmasıdır, plan değil..

Kars’ın uzak eli, üvey evladı eski Çıldır köyleri SİT alanı kıskacına alınıp, insanları yıldırarak göçe zorlanıyor.




Her yıl aralıksız süren ve son yıllarda da  hızlanan insan göçü, bu coğrafyada hayalleri olan insanların, tipik rantiyecilerin de hevesini artırıyor.

Önemli bir yetkili; buranın yerel halkı hizmetlerden mahrum ederek zorunlu göçe zorlanıyor, başka halkların yerleşmesinin planını yapıyorlar, diyor. Benden söylemesi. Haberr: Suat İncedere


DOĞAL BUZ PATEN SAHASI ÇILDIR GÖLÜ


Ardahan’da dondurucu soğukların etkisiyle yüzeyi buzla kaplanan Çıldır Gölü buz pateni yapanların uğrak yeri oldu.

Doğu Anadolu’nun ikinci büyük gölü olan ve son günlerde etkili olan soğuk hava nedeniyle donan Çıldır Gölü’nde buz kalınlığı 13 santimetreye ulaştı. Gölün, Çıldır ilçesindeki Atalay mevkisinde oluşturulan doğal buz pistinde, paten yapan vatandaşlar gönüllerince eğlendi.

Dünyanın en büyük buz pistine sahip olduklarını söyleyen Suat İncedere, ’’Amatörce bu işi yapıyorum. 

Güzel bir atmosfer ve herkesi buraya davet ediyorum. Havuz buzundan daha kaliteli bir doğal buz pisti olan Çıldır Gölü’ne buyursun gelsinler’’ dedi.



DOLMUŞA GELMEK!..


İnsan hakları, Avrupa Birliği, yoksulluk, yolsuzluk, yasaklar diyerek iktidara gelen,mevcut iktidarın, seçime doğru giderken başkentin ortasında eski ülkü ocakları başkanı öldürülmesi, kötü yönetildiği iddiasıyla birçok önemli ismin ve oylarının İYİ’ye kaydığı söylenen ortağı MHP’nin dolduruşuna gelip Vatan-Millet-Sakarya gazıyla yeni bir seçime gittiği günlerde ben de , uzun süredir binmediğim dolmuşa o çıktı, çıkacak denen Karadeniz gazıyla değil, hanımın gazıyla binerek güne başladım.

Önce son mahalli seçimlerde kaybettikleri İBB’nin olan logosu değiştirilen Marmaraya, sonra ‘ücretleri uzatalım lütfen’ denilen minibüslere bindim. Ardahan’a kadar uzamasını beklediğimiz ve özlemini çektiğimiz trenlerden biri olan Marmaraya binerken kimin, kimlerin patlattığı hala belli olmayan bomba ardından, Taksim İstiklal caddesinde çalmalarına izin verilmeyen sokak şarkıcılarından ikisinin güzel şarkıları eşliğin de yol alıyordum; penceresinden  dışarı baktığımda bir metropolde değil, adeta gecekondu sokaklardaymışım hisleri içinde..

Çünkü kendisi bir hayli lüks, koltukları ısıtmalı olan Marmaray’ın adeta dibinden geçtiği güzergâhının sağı, solunda bulunan bina, yapılar bir hayli eski, püskü, arka sokak, köhne ve 6 şiddetinde bir depremle raylara yıkılacak halde eski olması ilk dikkatini çekendi..

Diğer dikkatimi çeken şey ise insanların benden beter başını gömdüğü cep telefonlarında yanında kimin oturduğuna da bakmadan kendi dünyaları değil, sanal dünyada dolaştıklarını izleyerek aldığım yol boyunca tıka basa dolan vagonlar eşliğinde son durak anonsuyla kendime geliyordum.

Tabi ben de çevremdeki insanlar gibi zaman zaman dalıp, baktığım sanal dünyada ve son dakika haber ajanslarında merak edip aradığım, geride bıraktığım ilk duraktaki insan yoğunluğunun ne safhada olduğuydu.

Zira bindiğim trenin kalktığı ilk durağın etrafı polis çemberi ve panzerlileriyle sarılmış olmasına rağmen insanların ellerine aldıkları flama ve bayrakları dalgalandırarak davul zurna eşliğinde evimin bulunduğu semte, İstanbul/Kartal meydanına akın akın doğru geliyorlardı.




Ne beleş belediye otobüsü, ne ihale alan cipler, beyaz toroslar değil bürokratları gibi 3, 5 yetme 11 ihale ödüllü maaşlı troller, korumu adı altında onca polis ve çevre illerde hatta okulardan getirilen öğrenciler hiç değil kendi imkanları ile ‘Baskılar biz yıldırmaz’ sloganları ile Emek ve Özgürlük mitingine doğru akarlarken Demirtaş’ın ‘ ben de orada olacağım’ dediği mitingte acaba kaç kişi oldu diye düşünüyorum.

Kartal’da ki miting alanını merak ederek trenden inip uzun süredir binmediğim dolmuşa yönelerek; ‘şunu uzatır mısınız’ sesleri eşliğinde ücretini uzattığım minibüste kendimi buluverdim. 

Ha bu arada toplu araç kullanın denen bir kentte, sinir bozucu İstanbul trafiğinde araç kullanmadığım için yorulmamıştım, diğer taraftan da gazeteci kızım Özlem Şeyma Yılma ile birlikte Tempo TV’de her hafta canlı olarak sunduğumuz ‘Gazetecilerle Gündem’ programımıza yetişme telaşının stresiyle bu kez tabana kuvvet diyerek yol alıyordum, her yıl her yeni belediye başkanı döneminde alt üst edilerek taşları değiştirilen bozuk ve araçların gelişi güzel park edildiği kaldırımda zor bela yürürken.

Konuklarımın benden önce stüdyoya geldiğinin haberini çalan telefonumla öğrenip daha da gerilip, konuklarıma ve saati iyiden iyiye yaklaşan programıma hızla yürüyerek geride bıraktığım meydana kendi imkanlarıyla gelenlerin sayısının 1 milyonu aştığını ve birilerinin şekerini bir hayli bozduğunu da haber alıyordum. O birilerinin bozulan şekerleri yüzünden benden beter dolmuşa gelerek, her zamanki milliyetçi ayaklarla “İnlerine gireceğiz, Baş üstünde baş, taş üstünde taş koymayacağız” dediklerini ama aynı gün Kartal’da ki halaylar eşliğindeki coşkulu kalabalığında ‘Baskılar biz yıldırmaz’ gür sesleri kulağıma geliyordu.



arşiv haber/yorumlar 24.07.2016 tarihli haber/yorum/reklamlar



Yazarlarimizi okuyor musunuz?
YAZIYORSAM SEBEBİ VAR DARBEYE HAYIR..

 


Fakir Yilmaz Facebook'ta PaylasTwittirda PaylasÜlkenin, basta demokrasi konusunda son yillarda çok iyi yönetilmedigini sik sik dile getiren bir gazeteci olarak burada bir kez daha sesleniyor ve DARBEYE HAYIR diyorum.. En kötü sivil yönetimin CUNTA yönetiminden daha iyi oldugunu buradan yüksek sesle ilan ediyor DARBEYE HAYIR diyorum.. 27 Yildir yaptigim gazetecilik meslegimde hep savundugum demokrasinin istedigim kadar olmazsa da kör/topla da olsa ASKERİ YÖNETİMİNDEN DAHA İYİ diyorum. Ve tüm yurttaslari, sagci, solcu, ilerici, gerici demeden BUGÜN BİR ARAYA GELMESİNİ istiyorum.. Çünkü DEMOKRASİ, DEMOKRASİ, DEMOKRASİ diyorum.. Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Baskani Ardahan Dernekler Federasyonu Genel Baskani Kuzey Dogu Anadolu Gazetesi Yaziisleri Müdürü **CADI AVI DURSUN, AF İLAN EDİLSİN.. İnsan Haklarinin teminat altina alinmasi gerektigi yönünde tartismalarin sürdügü ülke de yasandigi ileri sürülen darbenin, darbe mi yoksa 7 Haziran’dan bu yana çok istenen o Baskanligin önünde ki bir temizlik operasyonumu oldugu da yüksek sesle tartisilmaya baslandi. 3 Gün içinde 6 binden fazla asker, polis, hâkim, savci ve sivilin ya gözaltina ya da görevlerinde men edildigini görürken bu durumunda darbeden farkli olmadigini da anlamak gerekir. Buna örmek olarak AK Parti Genel Baskanindan, İl Baskaninin kardesine kadar uzanan gözalti, açiga alinma, tutuklanma operasyonlari gösterilebilir.. 12 Eylül Cuntasinin zulmünü çeken bir ailenin ferdi olarak bu yapilanlari tasvip etmedigimi ve red ettigimi buradan hemen belirtirken baslatilan cadi avinin bir an önce son bulmasini ve daha çok insan haklari ve demokrasi denilmesini arzuluyor, bir adim daha ileri gidip, Recep Tayyip Erdogan’in ortaya çikip, ‘Ben bana yapilanlari affetmesem de bu ülkenin birlik, berberligi için operasyonlari durduruyor, gözalti, açiga alinma ve tutuklanmalari kaldiriyor, herkesi sagduyuya çagiriyor, gelin yeniden el ele verelim’ demesini bekliyorum.. Evet, saka etmiyorum, Erdogan’in, ‘Hatalilarin hatalariyla kalmasini, yaptiklarinin yanlis oldugunu vicdanlarina birakarak, bu ülkeye yenden bir sans veriyorum’ dese su anki durumdan daha çok büyük bir puan alir ve belki o çok istedigi baskanligi halkin tüm taraflarinin kabulü ile hak eder, alir.. Evet, bir solcu, bir Kürt, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandasi, iki sivil toplum örgütü baskani ve bir gazeteci olarak cadi avina son verilmesini, 15 Temmuz’a neden olanlari, hatta Güneydogu’da ki iç çatismalari bitirecek, dünyayi sok edecek genis kapsamli bir bagislama bu ülkeyi 50 yil iler atacagina inan biri olarak Baskan’a buradan bir kez daha sesleniyorum, ‘Gel onlar yapti, sen yapma’ diyorum.. Çünkü gözalti, tutuklama, açiga alma, insan haklarini ayaklar altina almakla bu ülke ileri degil geriye, askeri olmazsa da sivil bir diktatörlüge gittigini fark etmek gerekir.. **Her türlü darbeye karsiyim.. Askerlerin özledigim İstanbul Bogaz Köprüsünün o çok kizip, onsuz da olamadigimiz trafigini kestikleri yönün de ilk görüntüler televizyonlarin ekranina düser, düsmez esime dönüp, ‘Hanim bu durum normal bir durum degil, sanirim darbe bu’ dedikten hemen sonra firladigim sokakta bir taraftan internet yoluyla Ardahan’da ki hareketliligi, diger tarafta ülke genelinde yasananlari hem görüntülü, hem de sesli olarak okurlarima, kamuoyuna anlatmaya çalisip, ‘eger darbeyse demokrasi ile idare edilmesi gereken bir hukuk devletine, demokrasiye sahip çikilmasi ve herkesin caddelere çikip, darbeye karsi çikmasini anons ediyordum.. Bununla yetinmeyip, 155’i arayarak uygulanmasi muhtemel bir sokaga çikma yasaginin demokrasiye sahip çikilmasi adina uygulanmamasini Polis 155’te ki görevliye rica ediyordum.. Ve ardindan Ardahan Belediye Baskanini arayarak, ‘Baskan neredesin, herkese çagri yapalim, sokaga çikalim’ diye telefon açip, herkesin elini çabuk tutmasini istiyordum.. Ve 15 Temmuz gecesini 16 Temmuz sabahina kadar gerek cadde de gerekse televizyonun basinda, bilgisayarlarimin basinda kalip, darbenin püskürtüldügünü az çok anladiktan sonra yorgun gözlerime dayanmayip, çek yata uzaniyordum.. Evet, 12 Eylül Cuntasinin zulmünü yasayan bir babanin evladi, bir gazeteci olarak 15 Temmuz gecesini böyle atlatirken, 16 Temmuz’dan bugüne kadar yasananlara karsi ilk tepki koyanlarin basinda geldigimi ele aldigim yazilarimi bir kez daha gözden geçirirken anliyordum.. Çünkü benim gibi herkesin gerek askeri, gerekirse sivil bir darbeye karsi olmasi gerekir diye düsünüyorum.. Kisacasi kanin kanla degil, sulh ile temizlenecegini, yasananlara kin ve nefretle degil akli selimle bakmak gerektigi ve askeri ve de sivil her türlü darbeye karsi omuz omuza diyorum.. **SİZ SAVCI MISINIZ?.. Darbe iddiasinin sova döndügü, yasin yaninda kuruyu yakarcasina binlerce memurun açiga alindigi, bu yetmez gibi ciddi hiç bir kanit, belge, bilginin olmadigi halde insanlarin gelisi güzel gözaltina alinip, tutuklandigi yani bir cadi avinin yasandigi su günlerde birilerinin de Kral’dan çok Kral kesilip, kendilerini savci sanmaya basladiklarini görmekteyiz.. Eline aldigi silah ile poz veren Vali Ços, AKP’li eski Milletvekilinin Ali İnci’nin bir polis gibi elleri arkadan baglanmis askerleri duvara dayayip, hakaret etmesi, bir askerin elinde silah ile kapali stada yere yatirdigi askerleri asagilamasi hukuk oldugu ileri sürülen bir ülkede ne kadar dogru hareketlerdir?.. Bilemiyorum ama eger denildigi gibi bir darbe olsaydi ve yasanmasi muhtemel bir darbe tehlikesi karsisinda ayni manzaralar olacak diye hepimiz ‘darbe var’ diye sokaklara dökülmedik mi? İste burada alti çizilmesi gerekenin insan onurunu hiçe sayanlarin da gözardi edilmemesi, varsa eger hukukun bunlara karsi da isletilmesi gerekir diye düsünüyorum hukuk, insan haklari, demokrasi oldugu ileri sürülen ülkemde.. Çünkü 15 Temmuz’dan önce emrinde ki uçagi atari oynarmis gibi havalandirip, Güneydoguyu bombalayan ve havuz medyasina bol bol poz veren generalin dünkü fotograflarini, görüntülerini görmek ve büyük olanin insan degil, Allah oldugunu ve yarinin ne olacagini unutmamak gerekir.. Evet, bende inaniyorum bir darbeye kalkisildigina.. Evet, Erdogan’dan önce ben darbeye karsi sokaklara dökülmesini istedim.. Evet, bende biliyordum ki darbe olsaydi bugünün bin kati insanlarin onurunun kirilip, dökülecegini.. Ama bunlari biliyoruz diye yasananlara kin ve nefret kusarak, insanlarin bogazina biçak dayayarak, çiril, çiplak edip, yere ve duvarlara dayayarak kemerle dövmek, hakaret etmek yasanan gerçek darbelerden, yasanmasi muhtemel darbecilerden farkli bir durum yaratmadigini da bilmek gerekir.. Bu nedenle önce insan, insan onuru diyerek bu ülkenin bir orta dogu, arap ülkesi olmadigini hele hele idam gibi istemlerde bulunup, ülkeyi daha da karanlik ve içinde çikilamaz hale sokmamak için insanim, diyen herkese görev düsmüyor mu? Çünkü demokratik, laik, hukuk devleti dedigimiz bir ülkede birilerinin kendilerini savci yada hakimlerin yerine sokmamasini, bunu yapanlarin Kral’dan çok Kral kesilmekten yargilanacaklarini birileri, birilerine anlatmali diye düsünüyorum.. Ve geçmis olsun denilerek, su bir kaç gündür yasananlari hukuka, gerçek savci, hakimlere birakip, daha da abartmamak gerekir diyorum.. Dogrusu da bu olmali.. Dogrusu da budur.. **Posof’tan Haberler.. ‘Kütüphane, Mantihane Oldu’ baslikli haberimiz ardindan Ardahan’in Davosu olarak adlandirdigimiz ülkenin sinir ilçesi Posof’ta bir mail gelmis.. ‘Posof’ta Haberler’ basligi ile gelen maili okudukça gözden irak bölgelerde neler, nelerin yasandigini da anliyor ve yazilmasi gereken nice olaylarin yazilmadigina da bir gazeteci olarak üzülüyorsunuz.. Çünkü facebook ve twitter’da boy boy poz verip, altina da iki satir yazarak is yaptiklarini yutturanlarin ve gerçek gündemi saklayanlari saymaya kalkarsan bu köse yetmez.. Çünkü gelen mailde Posof Lisesi Ögrenci Yurdunun bir hafta erkenden kapatildigi ve yil boyu ögrencilere yedirilmedigi ileri sürülen komanyalarin ramazan ayi iftari olarak aralarinda bir kaç ögretmen ve de ögrencinin de bulundugu tüketildigi iddia edilmekte.. Ardahan ve diger ilçelerde oldugu gibi Posof’ta da İs-Kur’a alinanlarin siyasilerin yakinlarinin yani sira müdür, memur hatta belediye encümenlerinin es, arkadaslari oldugu ve onlarinda ise gitmeden bankamatikten maas çektiklerini anlatan ‘Posof’tan Haberler’ baslili mailde bölgede yapilan ve baska amaçla kullanilmasi halinde ödenen kredilerin iptali gereken apartlarin amaci disinda adeta kiralik ev olarak kullanildigi da iddia edilmekte.. Ve en önemlisi ülke de bir birlerine tam zit partiler olarak bilinen AK Parti ve CHP’nin bu ilçede el ele verip, birlikte is yaptiklari gibi bu iki parti yöneticileri ve üyelerinin ise girmede, is bulmada bir birlerine yaman yardim ettikleri de öne sürülüyor. Göle’de oldugu gibi bu ilçede de belediyeyi yönetenlerin yani sira belediye yöneticilerinden daha çok yönetici oldugu da ileri sürülen onca yönetici kiliginda siyasilerin dost ve akrabalarinin da baskan olarak birer gizli adlandirildigi Posof’ta gelen haberleri içerigini açmaya kalkarsak ve isim isim, belde belge sunarsak kiyametmi kopar saniyorsunuz.. Yok canim kütüphane de manti yapildigini foto foto sergiledigimiz bir önceki manset haberimiz ardindan hiç bir kiyamet kopmadigindan anlamak mümkün degil mi? Bilmem ama bir dönem çok kizip, ‘Bana çizmeleri giydirmeyin’ diyen ama o çizmeleri bir türlü giyemeyen büyügümüz Kasim amcanin dedigi gibi Posof’ta ve de bu memlekette gazeteci diye gezenlerin de kör, sagi ve de dilsiz oldugunu hatirliyorum.. Ve gözden irak oldu mu gönülden de uzak olan memleketin bir parçasi olan küçük bir ilçede bunca olay varsa Ardahan’da ve diger ilçelerinde neler oldugunu düsünmek gerekiyor.. **Gurbetçilere sahip çikmaliyiz.. Ardahan’da düzenlenen yaz etkinlikleri arasinda bulunan Hoçvan Yayla Şenligini yine yapmayacagini ve Ardahan Valiligine verdigi dilekçesini es baskan Ayten Aktürk’ün basvurusu üzerine geri alan Hoçvan Dernekler Federasyonunun bu davranisi görevden kaçmaktan öte bir sey degildir.. Kendi suçunu ört bas etmek için suçu baskalarina atan hata isim isim vererek insanlari ihbar eden HOÇ/FED büyük bir vebalin alrinda kalmistir.. Kendilerini herkesin üzerinde görüp, burunlarindan kil aldirmayan bir kaç yöneticiye kalan HOÇ/FED düzenlemekten etkinlik aciz kalip, buna da bir kulp bulmak için kendilerine Hoçvan Meclisi adini veren inanlari adeta ihbar eden bir açiklama ile suçlayip, kaçmistir.. Elestirilmekten yoksun bir yönetim kadrosu ve anlayisin yönetiminde olan HOÇ/FED’in bu özelligine daha öncede rastlamistik.. Bu nedenle HOÇ/FED denen kurumu adeta teslim alan bir anlayisa artik birileri dur demelidir.. **İstihbarat Dolandirildi mi? Havuz medyasinin her gün attigi mansetlerle bitti, bitiyor dedigi PKK’nin üst düzey yöneticilerinden Bahos Erdal’in Suriye’de aracina yapilan bir saldiri sonucu öldürüldügü yönünde ki haberlerin yine bosa çiktigi su günlerde yasanan tartismalarin gölgesinde kalan önemli bir ayrintiya dikkat çekmek isterim.. Son olarak gazeteci meslektasim Celal Karaali’yi dolandiran dolandiricilarin isi büyütüp, uluslararasi çalistigini bilen biri olarak Bahos Erdal’in basina konulan 4 Milyonun da birilerinin istahini kabarttigini ve bu parayi veren istihbaratin dolandirildigini düsünenlerdenim.. Çünkü PKK’yi bitirip, terörü ülkenin gündeminin sonlarina itecegini ilan yenden Binali Yildirim’in heyecanini firsat bilip, ‘Bahos’u öldürdük, verin 4 Milyonu’ demis olmasinlar mi? Bilmem ama Anadolu Ajansinin geçip, sonra da ortaya çikan ses kaydiyla rezil olup, tamamlayamadigi haberin ardindan benim aklima, ‘bu is dolandiricilarin isi’ diye bir fikir geldi.. Çünkü baktigimiz kadariyla bu is dolandiriciligin ötesine geçmiyor.. Ve Sarayin harcadigi örtülü ödenek gibi basbakanin da bu kaynaktan harcadigi hesaba bakmak gerekir diye bir önerim olacak.. Bakildiginda benim bu düsüncemin ne kadar hakli oldugu da ortaya çikacak gibi.. Yani, ‘Bahos’u öldürdük, verin 4 milyonu’ deyip, AA’yi da kullanip, ortada kayip olan bir dolandirici ekibi istihbarati dolandirip, dolandirmadigi ortaya çikacak.. Evet, ülkenin iç barisa ihtiyaci varken komsu ülkeler ile barisma telasina düsen basbakanin heyecaninin birilerince suistimal edilip, edilmedigini Binali Yildirim’in göreve geldigi günden bugüne kadar örtülü ödenekten harcadigi paralarin hesabiyla görülecektir derim.. Bu yönde ki israrimin nedeni ‘Bahos’u öldürdük’ diye Anadolu Ajansina haber yaptiran sözde örgütün adininda ilk kez duyulmasi ve bu haberlerden sonra ortadan kayip, olmasidir.. **Kim sorumlu? **Bayatlamayan yazilar.. Gözlere pembe gözlüklerin takilip gezilerek gazeteciligin yapildigi Ardahan’da var olan sorunlarin dile gelmesi ve çözümüne katki sunmak için görevin sadece bir iki kisiye mi düser bilmem ama bu kisilerin sadece vali, kaymakam, belediye baskani veya her sikistigin da ‘Alo Gazeteci’ diye aranan duyarli gazetecilerin olmadigini düsünenlerdenim.. Suyu kesildigin de gazeteciyi arayan, yolu, suyu, elektrigi olmayan organize sanayi de, küçük sanayi de ‘is yapamiyorum’ diyerken, ‘Adimi yazma ama sorunlarimiz yaz’ diyenleri bu bir türlü çözüm bulmayan sorunlarda ne kadar paylari var? Nüfus kimliginin kayip etmeyene kadar matbaa, gazeteci nedir’i bilmeyen, hatirlamayan köylünün hayvanlarimiz saptan telef oldu, kaba yem sikintisi çekiyoruz, suyumuz gibi köy ve yayla yolumuz yok demeye ne kadar hakki olabilir? Kendi sorunlarinin çözümünde kendisinin rolünün ne kadar oldugunu düsünmeden yaylamiz da elektrik yok demeye kimin hakki olabilir? Seçimlere iki ay kala ortaya çikip, ‘Ben bu memleketi kartaracam’ diyenler ne kadar halki ve beni ikna edebilir? Efendim biz seçtik, o yapmali deyip, yan yatip, çözüm bekleyenlerin sayisinin bir hayli fazla oldugu bir memlekette evinin önünde ki çöplerin neden günlerce toplanmadigini sorma gibi bir hakki olabilir mi? Ardahan’da 10 degil 13 leylek yuvasi diye yazip, gazeteci diye ortalikta gezenleri tutup, ‘Ula hele gel buraya, bu toz, topragi görmüyor musun, çukurlarda nasil geziyorsun?’ diye sorma-yanlarin aydin, toplum önderi, adam diye bilindigi memlekette valiyi, belediye baskanini, kaymakami hatta seçildikten sonra beline taktigi tabanca ile, aldigi minibüsle köyün, ögrencinin HES’in barajini almaktan öte bir is yaptiklari görülmeyen muhtara, sözde gazetecilere bir sey demeye hakkiniz var mi? Evet, var olan sorunlara manalar çözümler üretmeden, çeper diplerin de dedikodu yaparak muhalefet yapanlarin siyaset yaptigi Ardahan’da var olan sorunlarin çözümün de kimler sorumludur? Yillardir kampüsleri bitiremeyen birinin ise aldigi yakini dolaysiyla ‘çaliskan, iyi adam oldugu’ bu memlekette kim soracak Güzel Sanatlar Fakültesi, yetmedi İlahiyat Fakültesi, Hanak, Damal ve Posof’a açilacagi söylenen Yüksek Okullar ne oldu diye? Onca Avukati, doktoru, eczacisi, siyasetçisi, meclis üyesi, mahalle, köy muhtarini oldugu bu kentte kim soracak bu memleketin sorunlarindan kim, kimler sorumlu diye?.. **SUSURLUK KAMYONU FRANSA’DA.. Bir dönem ülkemiz sarsan Susurluk kamyonu tamda unutulmustu ki; Bu kez Fransa’yi kamyon ezdigini ögreniyoruz. Birilerinin iktidarlarini saglama almak, ömrünü uzatmak ve ülke içinde yasananlari kimsenin görmemesi için ikide bir ‘Bizi vuran bir gün de sizi de vurur’ diye dünyaya tehditler savurdugu bir sirada, Fransa’nin tatil sehri Nice sehrinde bir kamyon onlarca insani ezerek, katlediyor.. Ortadogu’yu kana bulayanlarin, Afrika’yi sömürenlerin, ‘özgürlük gelecek’ adi altinda Irak’i, Tunus’u, Cezayir’i, Misir’i ve Suriye’yi ‘diktatörlerden kurtaracagiz’ diyerek yeni diktatörler yaratanlari kamyon ezmis.. Afrika’da, Ortadogu’da ki kendi yarattiklari diktatörleri ‘günü geldi’ diyerek yolcu etmeye kalkanlarin, binler degil, milyonlarca insanin ölümüne, o kadar çocugun babasiz, anasiz kalmasina neden olan, 4 milyonu Türkiye’de olmak üzere milyonlari topraklarindan sürenlerin topraklarini kana bulayan kamyonun lastikleri altinda kalmasi ne kadar aci bir durum degil mi? Evet, sicak savaslarin bittigi, soguk savaslarin ‘terör’ . ‘örgüt’ adi altinda devam ettigi dünya yine sokta.. Hem de Türkiye’nin Susurluk’ta ki kamyonu tam unutulmusken, bu kez Fransa’nin Nice kentinde ortaya çikan kamyonla.. Ve öyle görünüyor ki; Bu vahset devam edecek, durmayacak.. Ama bir gün gelecek ki; Baris kazanacak, insanlik direnecek ve O lastiklerin altinda kalanlarin, Ankara garinda ki bagiranlarin, Suruç’ta oyuncaklari etrafa saçilanlarin feryadi, ‘insanlik suçu’ denilerek, kendi iktidarlarini saglama almak için birilerinin, ‘örgüt, terör’ adi altinda olusturduklari çeteleriyle birlikte dar agacinda, giyotinlerin ucunda, Saddam’in bulundugu lagim çukurunda sona erecek.. Geçmis olsun insanlik.. **Muhalefet yine sinifta kalmistir.. Pazar günü İstanbul Taksim’de toplanacaklarini belirten CHP basta olmak üzere dokunulmazliklarin kaldirilmasindan bu yana Diyarbakir’dan bu yana gelemeyen HDP ve ‘idam olsun yeter ki biz variz’ diyerek toplumu germeye kendisine aliskanlik haline getiren MHP, 15 Temmuz’da yasandigi ileri sürülen darbe kalkismasi ardindan yine sinifta kalmistir. Çünkü, ‘darbe gelecek, sikiyönetim ilan edilecek, hayat duracak’ korkusuyla ilk günde sokaklara dökülen muhalefet degil, halk olurken MGK, Bakanlar Kurulunu ve Basin sözcülügünü de üstlenen Baskan Erdogan’da darbenin yasandigi ilk dakikalarda cep telefonu ile yaptigi açiklama ile yine 1 numara oldugunu ortaya koymustur.. Evet bugüne kadar hatta bu yazi yazilirken hala ortada gözükmeyen muhalefetin sinifta kaldigi bir süreçte getirilen 3 aylik olaganüstü hal ile birilerinin yine Üsküdar’i geçtigini muhalefet tarafindan yine görülememistir.. Sinifta kalan muhalefetin tüm ipleri Baskanin eline verdigini de ortaya koyan olaganüstü kararinin nasil uygulanacagini bile hala anlayamayan ve bu karar karsi hala bir açiklama yapamayanlarin Baskan Erdogan ve ekibiyle nasil mücadele edecegi de bilinmiyor. Çünkü hala uykuda oldugunu gördügüm muhalefetin bu ülkede yasanan olagan gelismeler karsisinda ortaya koyamadigi refleksi olaganüstü halin uygulamaya geçtigi bir süreçte nasil bir politika ortaya koyacagi da simdiden belli gibi.. Oda sonucu simdiden belli.. Yani muhalefetin basiretsizligi, beceriksizligi.. Kisacasi muhalefetin sinifta kaldigini rahatlikla söyleyecegimiz bir döneme daha giren ülkede bir adamin yani 1 Kasim’dan bu yana Baskan olarak ilan ettigim Recep Tayyip Erdogan’in baskanligi da bir kez daha netlesmistir.. Çünkü dün Milli Güvenlik Kuruluna ve bakanlar Kuruluna baskanlik eden, basin sözcülügünü bile kendisi yapan, darbe haberini kendisinin elinin altinda ki oldugu söylenen MİT’in degil, enistesinin haber verdigini açiklayan Erdogan 3 ay ile baslayip, devam edecegi görülen olaganüstü hal uygulamasi ile TBMM’sini oldugu gibi muhalefeti de öteleyip, bugünden itibaren çikarmaya baslayacagi kararnamelerle zaten 14 yildir yönettigi ülkeyi bundan sonra tek basina yönetecegini resmen ilan etmistir.. Çünkü muhalefet gibi ekibinin de kendisine zaman kayip ettirdigini anlamis, 15 Temmuz darbe girisimin kisa sürede kendi lehine çevirmis, bu isi benden baskasi kimse yapamaz diyerek, gerektiginde Ordunun da, Polisinde hatta Diyanetin de isini ben yaparim diyerek kollari bir kez daha sivarken, benim muhalefetim Yalova’da üç kisiyle gemide tek basina kalmistir.. Haydi hayirlisi diyerek, çokta sert olacagina inanmadigim, bir süreci atlatmak için hayata geçirildigini his ettigim, Güneydogu’da zaten hayatta olan ve bir çogumuzun aliskin oldugu ama yine de demokrasi için mücadele devam diyerek 3 aylikla kalmasini umdugum olaganüstünün, anti uygulamalara neden olmamasina, ülkenin güzel gelecegine hayirli olmasini dilerim.. **Festivallere de Darbe.. HOÇ/FED’in kendilerine Yerel Meclis adini verenleri ihbar edip, kaçtigi Hoçvan Yayla Şenligini yapmak için hazirliklarina devam eden Ardahan Dernekler Federasyonunun Hoçvan Yayla Şenligi, milliyetçiligi körükleme hazirlanan ve dev bir bayrak yaptiran Çildir Belediyesinin organizesine hazirlandigi Çildir Göl Festivalini, bir kaç zabita ile bölgenin ilk festivalini yapip, yapmamak için kivranan Göle Belediyesinin Göle Kasar Festivalini ve Posof’un elmasina sahip çikacak yatirimlar yapmayip, adina senlik düzenlemeye hazirlanan Posof Belediyesinin Asiklar Şenligini ve Ardahan Bal Festivalini iptal eden Ardahan Valiliginin karari tartisilmali diye düsünüyorum.. Çünkü geçen yillara nazaran bu yil olaganüstü bir yerli turisttin büyük bölümünün bu etkinliklere katilmak için Ardahan’a geldigini, bununda İl’in ekonomisine büyük katki sunarken, bu iptallerle Ardahan’in da darbe yedigini bilmek gerekir.. Evet, her olayda etkinlik iptal etme aliskanliginin bu yilda devam ettigini gördügümüz bu anlayis kar degil, zarar getirmez mi? Bilmem ama bu iptal karari ile geçen yil oldugu gibi bu yil zarar gören Ardahan esnafi olmustur.. **Basin Susmadi, Halk Direndi.. Erdogan’in bundan sonra yapacagi ilk sey 14 yildir emrinde bulunan iktidara, ‘Basinin önünde ki tüm yasaklarin’ kaldirilmasini emir etmesidir.. Çünkü, ‘twitter’i kullanmiyorum’ deyip, ama twit attirmayi seven ve en önemlisi 15 Temmuz gecesi her konusmasinda patronuna yüklendigi CNN Türk’ün ekraninda halka seslenme imkani bulan, Dicicom’un kapatilmasi ardindan uydudan atilan, yok imkanlar ile karadan yayin yapan İMC’de mesajlari verilen kisacasi sanaldan, yerelden, ulusala darbeye karsi koyan tüm basinin önünü açmali, tam demokrasi demelidir.. Aksine mi? Bir daha bu sansi bulamayabilir.. Çünkü 15 Temmuz gecesi daha çok demokrasi bekleyen basin susmadi, halk direndi.. Yani basin ve halk ödüllendirilmelidir.. **ARÜ’nün Adaylari.. Önümüzde ki hafta yeni rektörünü seçmek için sandik basina gidecek olan Ardahan Üniversitesi Ögretim Üyeleri kendilerinin oldugu gibi üniversitenin de gelecegine isik tutacaklar.. Hepimizin merakla bekledigi, Cumhurbaskaninin son karari verecegi ARÜ’nün yeni rektörünü bekleyen onca sorunun çözümünde rol oynayacak olan yeni rektör ise baslar baslamaz kadrosunu da kuracagi ve bu kadronun içinde eski rektörün ekibinin olup, olmayacagi de merak edilen diger bir konu.. Halim Kazan gibilerinin daha rektör olmadan kavga ettigi ileri sürülen bu seçimin kavgasiz, gürültüsüz olmasini, bilim adami olan akademisyenlerimizin kendilerinin oldugu gibi ARÜ’nün gelecegine yönelik verecegi kararla daha güzel bir üniversite olusumu için el ele vermesini umdugumuz ARÜ’nün rektörlük seçimi bu nedenle çok ama çok önemlidir. Ardahan Milletvekillerinin, Belediye Baskanlarinin ve toplumun tüm ileri gelenlerinin bu isiga yardimci olmasi umuduyla simdiden basarilar diliyorum.. **Kim sorumlu? **Bayatlamayan yazilar.. Gözlere pembe gözlüklerin takilip gezilerek gazeteciligin yapildigi Ardahan’da var olan sorunlarin dile gelmesi ve çözümüne katki sunmak için görevin sadece bir iki kisiye mi düser bilmem ama bu kisilerin sadece vali, kaymakam, belediye baskani veya her sikistigin da ‘Alo Gazeteci’ diye aranan duyarli gazetecilerin olmadigini düsünenlerdenim.. Suyu kesildigin de gazeteciyi arayan, yolu, suyu, elektrigi olmayan organize sanayi de, küçük sanayi de ‘is yapamiyorum’ diyerken, ‘Adimi yazma ama sorunlarimiz yaz’ diyenleri bu bir türlü çözüm bulmayan sorunlarda ne kadar paylari var? Nüfus kimliginin kayip etmeyene kadar matbaa, gazeteci nedir’i bilmeyen, hatirlamayan köylünün hayvanlarimiz saptan telef oldu, kaba yem sikintisi çekiyoruz, suyumuz gibi köy ve yayla yolumuz yok demeye ne kadar hakki olabilir? Kendi sorunlarinin çözümünde kendisinin rolünün ne kadar oldugunu düsünmeden yaylamiz da elektrik yok demeye kimin hakki olabilir? Seçimlere iki ay kala ortaya çikip, ‘Ben bu memleketi kartaracam’ diyenler ne kadar halki ve beni ikna edebilir? Efendim biz seçtik, o yapmali deyip, yan yatip, çözüm bekleyenlerin sayisinin bir hayli fazla oldugu bir memlekette evinin önünde ki çöplerin neden günlerce toplanmadigini sorma gibi bir hakki olabilir mi? Ardahan’da 10 degil 13 leylek yuvasi diye yazip, gazeteci diye ortalikta gezenleri tutup, ‘Ula hele gel buraya, bu toz, topragi görmüyor musun, çukurlarda nasil geziyorsun?’ diye sorma-yanlarin aydin, toplum önderi, adam diye bilindigi memlekette valiyi, belediye baskanini, kaymakami hatta seçildikten sonra beline taktigi tabanca ile, aldigi minibüsle köyün, ögrencinin HES’in barajini almaktan öte bir is yaptiklari görülmeyen muhtara, sözde gazetecilere bir sey demeye hakkiniz var mi? Evet, var olan sorunlara manalar çözümler üretmeden, çeper diplerin de dedikodu yaparak muhalefet yapanlarin siyaset yaptigi Ardahan’da var olan sorunlarin çözümün de kimler sorumludur? Yillardir kampüsleri bitiremeyen birinin ise aldigi yakini dolaysiyla ‘çaliskan, iyi adam oldugu’ bu memlekette kim soracak Güzel Sanatlar Fakültesi, yetmedi İlahiyat Fakültesi, Hanak, Damal ve Posof’a açilacagi söylenen Yüksek Okullar ne oldu diye? Onca Avukati, doktoru, eczacisi, siyasetçisi, meclis üyesi, mahalle, köy muhtarini oldugu bu kentte kim soracak bu memleketin sorunlarindan kim, kimler sorumlu diye?.. **Gerçek gündeme dönmek gerekir.. Darbeye kalkisma olayini firsat bilip, gerçek gündemi unutanlarin Ardahan sehir merkezinde ki yollar gibi onca sorunu unuttuklarini görülmekte.. Evet hepimizin büyük bir direnç gösterip, karsi çiktigi darbeyi unutmadan, yasattigi tramvayi atlatmak için kollari hemen sivayip, gerçek gündeme dönülmesi gerektigini yeniden hatirlatmak isterim.. Çünkü bu ülkenin bugün bunlari yasamasinin altinda yatanlarin en büyük sebeplerinin altinda yatanin toplumun bekledigi hizmetlerin bir türlü yapilmamasi ve bu sorunlari getirdigi birikimler oldugunu, basta dün baska seyleri, bugün de darbeyi mana edip, isleri hali hali altina süpürenlerdir… O zaman haydi lütfen bu ülkeyi bastan asagiya yeniden yaratmak için önce su bozuk yollari yaparak, toplanmayan çöpleri toplayarak ise baslayalim.. Evet, ‘zamani mi?’ demeden hiç bir sey olmamis gibi bu ülkenin ana sorunlari, bekleyen onca sikintilarini asmak için gerçek gündeme dönüp, ekonomi, iyi bir yasam için gerçek gündeme..