.jpg)
Gazeteci Fakir Yılmaz Pazar Günleri ve Hafta İçi Özel Programlarla TEMPO TV’de
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Meteoroloji Genel Müdürlüğünden edinilen bilgiye göre, geçen hafta en yüksek sıcaklık Şırnak Cizre ile Silopi, en düşük sıcaklık Ardahan’da kayıtlara geçti.
24-31 Temmuz haftasında en düşük sıcaklık sıfırın altında 0,8 derece ile Ardahan’ın Göle ilçesinde, en yüksek ise 46,2 ile 30 Temmuz’da Şırnak’ın Silopi ve 31 Temmuz’da Şırnak’ın Cizre ilçe merkezlerinde ölçüldü.
GEÇEN AY SIFIRIN ALTINI GÖREN GÖLE’DE SOBALAR KALDIRILMIYOR
Tüm yurtta hissedilen “eyyam-ı bahur” sıcaklarının yaşandığı temmuz ayının son haftasında hava sıcaklığının gece sıfırın altında seyrettiği Ardahan’ın Göle ilçesinde birçok vatandaş, yaz mevsimi kısa sürdüğü için sobayı kaldırmıyor.
Ardahan’ın 2038 rakımdaki Göle ilçesinde kış mevsimi uzun, yaz mevsimi ise kısa sürüyor. Kışın hava sıcaklığının sıfırın altında 40° düştüğü ilçede yaz akşamları ise serin geçiyor.
Bu nedenle bazı ev ve iş yerinde sobalar kaldırılmıyor. Hava sıcaklığının düştüğü günlerde kimi vatandaşlar soba yakıyor.
Temmuz ayının son haftasında hava sıcaklığının sıfırın altında – 8 ° kadar düştüğü Göle’de bazı vatandaşlar, akşam dışarıya çıktığında üşümemek için tişörtünün üzerine mont, polar gibi kalın kıyafetler giyiyor.

RÜTBELERİ SÖKÜLENLER!..
CHP Genel Başkanının helalleşme adına ziyaret ettiği, Roboski Katliamının aileleri ile görüşmesi ardından, çıktığı basın karşısında çok da bir şey demeden, iptal edilen sınavlarla ilgili bir soruya cevap verdikten sonra basın ve medya mensupları karşısından ayrılırken yeni bir haber düşüyordu ekranıma.
Cumhurbaşkanı sözcüsü İbrahim Kalın, çıktığı ekranlarda yüksek askeri şura kararları ile ilgili açıklama yapıyordu.
Ardahan doğumlu, Bayburt kökenli Genel Kurmay başkanı Yaşar Güler’in görev süresinin bir yıl daha uzatıldığını, deniz ve hava kuvvetleri komutanlarının, 36’sının diğer generallar gibi emekliye sevk edildiklerini, aynı rakama yakın bir çok askerinde yeni rütbeler aldığını söylüyordu.
Kılıçdaroğlu’nun muhafazakar ve milliyetçi Erzurum’dan sonra, kürt ağırlıklı olan Şırnak’a gidip Roboski olaylarında hayatlarını kaybeden ailelerini ziyaret edip, olayın halen aydınlatılmadığını belirttiği bir sırada, görev süreleri uzatılan ve emekliye sevk edilen generallerin haberlerinin aynı anda gelmesi ise, tesadüf mü , mesaj mı çokta anlaşılamadı.
Çünkü hala aydınlatılamayan Roboski olayında emir veren ve bu emiri uygulayanların ben veya siz değil, siyasi iktidarın sorumluluğu ve emrinde olan askerlerdir. Ve bu askerlerin kiminin üste, kiminin ise emekliye sevk edilmesi, bu siyasi iktidar döneminde yaşanan ve hala aydınlatılamayan Roboski Olaylarını bir kez daha sorgulatmıştır.
Kılıçdaroğlu’nun Şırnak’ı ziyaretinde iktidara gelip, bu konuda ve diğer birçok konuda aydınlatılmayan olayları aydınlatacağız derken, tam da içinde bulunduğumuz muharrem aynının etkisiyle de Sivas Katliamının aydınlatılması boynumuzun borcudur diyen, aydınlatılmadan hayata göz yuman rahmetli Erdal İnönü aklıma geldi.
Hal ve hareketleri ile, yüz mimikleri ile rahmetli İnönü’yü andıran ve onun kadar dürüst ve samimi olduğuna inandığım Kılıçdaroğlu’nun “Genel aftan ziyade, helalleşeceğiz.” deyip birbirlerine küsmüş, kırılmış toplumu yeniden bir araya getirme iddasını devam ettire dursun, emekliye ayrılan bir üst rütbeye çıkarılan görev süreleri uzatılan generallerin de helalleşip helalleşmeyeceğini sorgulamak geldi içimden.
Çünkü bu ülkede yaşananlardan, siyasiler kadar, bürokrasinin içinde bulunan ve ellerindeki gerçek silah ile daha güçlü olan askerlerde sorumludur.
Bu nedenle helalleşmeden önce gerçek samimi bir adalet anlayışı ile herkes yargılanmalı, sorgulanmalı, hesap vermelidir diye düşündüm, rütbeleri sökülen, bir üst rütbeye çıkan askerleri izlerken..
.jpg)
ÜLKE YASTAYKEN, İFTARA DEVAM!..
Bunları başkası yapsa kıyamet koparırdınız..
Atatürk Havaalanında patlatılan bombalar ardından ülke genelinde ilan edilen bir günlük yasa karşın başta AK Partili Posof Belediyesi olmak üzere İstanbul ve Ankara’da ki dernekler vur patlasın, çal oynasın olmazsa da keyfili iftarlarına devam ettiler.
Ülkenin yas ilan edip, bayrakları yarıya indirdiği günün akşamı AKP’li Posof Belediyesinin kavurmalı yemekler ile, İstanbul KAISİAD ve Anakara ARDAFED otellerde verdiği iftar programlarını iptal etmemeleri tepkiler neden olurken, Ankara ARDAFED’in iftar yemeğinde önüne gelene plaket dağıtması şaşkınlık yarattı.
**Başı boşluk..
Ülkenin en büyük havaalnı havaya uçurulmuş, 40 kişiye yakın insan ölmüş, 100’ün üzerinde yaralı varmış..
Posof Kütüphanesinde ki memur kimse kitap okumaya gelmeyince kitap okunması gereken masalarda mantı yapıp, satışa sunmuş..
Sizce ikisinin arasın da ne gibi bir benzerlik var?
Bilmem ama bana sorulacak olunursa bu ülkenin güvenlik çivisi olduğu gibi yönetim çivisi de çıkmış ve bir başı boşluk başını alıp gitmiş..
Geçtiğimiz gün ziyaret edip, alınan abartılı önlemlerin bir çok kente karşın huzurlu olan bu küçük kentte zarar verdiğini, önlemin öyle değil, alınacak ciddi istihbaratlarla olacağını, teröristin yoldan gelip, kimlik kontrol noktasına takılmayacağını valiye anlatırken ne kadar haklı olduğumuzu ortaya koyan İstanbul’un olduğu gibi dünyanın en büyük havaalnın uçurulmasıyla görüyorduk..
Ve başta kamu görevlileri olmak üzere Posof’ta ki kütüphane çalışanı gibi bankamatiklerde maaş aldıkları ileri sürülen İŞ/KUR elamanları ile kütüphane de mantı yaparken o ilçenin idarecisi olanlar iş yaptıklarını sanıp, boy boy poz verirler..
Beton kulübeler yaptırıp, teröristin kapıya kadar gelmesini bekleyen bir anlayışın o teröristi eyleme geçmeden yakalayamadığı bir ülke de bir iki kişinin cep telefonunu dinlemekle insanları içeri tıkatmaya devam etttği bir sırada, kapıdan içeri giren bir baba 12 yaşında ki kızının 27 yaşında ki biri tarafından kaçırıldığını ve devletin evlendirilme amacıyla kaçrılan 12 yaşında ki kızı günlerdir, bulup, ortaya çıkaramadığını öğreniyorum..
İlyas Kılıç adlı baba günlerdir kaçırılan 12 yaşındaki Belkız’ı bulamayan devletin bir yılda 10 kez patlatılan bombaların nasıl olup bu ülkede patlatıldığını sormaya gerek olmadığını, buna neden ise 27 yaşındaki birinin kaçırdığı 12 yaşında ki kızını bulamayan güvenlik ve istihbaratla bu üzücü olayların önüne geçilemeyeceğini sorguluyordu..
Başı boşluğun başını alıp gittiğinden yakınan toplumun bir ferdi olan İlyas Kılıç’ın son çaresi yeni valinin ‘Ne oluyor, bu ne kadar başı boşluk?’ diyerek kütüphanede mantı yapanları, 27 yaşındaki birinin evlenmek adına kaçırdığı 12 yaşındaki kızını bulamayanları sormasını isterken, bizde Rektörümüzü alıp, kayyum olarak İstanbul Fatih Üniversitesine atayan Başkan Erdoğan’a soruyoruz..
‘Sayın başkan bu ne başı boşluk, bu ne vurdum duymazlık?’ ve elindeki yazıyı bile okumaktan zorlanan İstanbul Valisi ile bu ülke nasıl idare ediliyor?..
Evet kim bu başı boşluğu giderecek, kim bu yaşananlara dur diyecek?
Bilen var mı?
YAZIYORSAM SEBEBİ VAR/Fakir Yılmaz/Gazeteci
**Size benzemeyeceğim..
Ardahan’ın ilk günlük gazetesini çıkaran ve bu yönde verdiğimiz bir yıllık mücadele sonucunda almam gereken ilan hakkımın engellenmesi üzerine yeniden haftalığa dönme kararı vermeye hazırlanırken rahmetli babam matbaaya gelip, günlük gazeteyi neden haftalığa çevirdiğimi sordu..
Ben de Hasan Özdemir’in Ardhan’da vali olduğu dönem de yaşadığımız sıkıntıları ve gelen denetleme kurulunun kararını anlatınca babam bana dönüp dedi ki; ‘Oğlum mücadelen boyunca şunu bil ve unutma.. Düşman seni yenemediği an bu kez taktik değiştirip, seninlşe dost gibi görünüp, seni kendisine benzetmeye çalışır.. Bu nedenle alacağın karar ya onlara benzemek yada bildiğin doğruya devam etmektir’
Yani o sıkıntılı anda yanıma gelip, ‘sen doğru bildiğini yap’ diyerek bana cesaret veren ve Ardahan’a günlük gazete kültürünü kazandıran o günkü müacadelimizde önümüze çıkarılan engellemeler bugünde vasıflı olma mücadelesinde görmüyor değiliz..
Ama yolumuza devam ediyoruz..
Ama benim bugünkü konum Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı olduktan sonra yaşadığım onca sorunları anlatmak olacak..
Çünkü gazetecilikte yaşadığımız sıkıntıların diğer bir benzerini gördüğüm bu alanda da birileri beni kendilerine benzetme çabası içinde olduğunu ve ARDA/FED olarak verdiğimiz mücadele de hep engelleme, arkada konuşma, şerefsizce, alçaka iftiralarla karşılaştığımız bir süreci yaşadığımızıda bilmenizi isterim..
Yani beni ve arkadaşlarımı kendilerine benzetmeye çalışanların güçlü bir Ardahan Lobisi korkusu içinde oyun üzerinde oyun içinde olduklarınıda görüyorum..
**Siyasiler kurşun sıkmak..
Yeni bir seçimin olup, olmayacağı yönünde tartışmaların devam ettiği şu günlerde 7 Haziran’ın sonuçlarını beğenmeyip, 1 Kasım’da ülkeyi yeniden seçime götürenlerin kazanamadıkları belediyeler de kayyum ataması ardından şimdi de siyasi cinayetler işlenmeye başlandı..
7 Haziran sonuçlarını beğenmeyen tek tarafın mevcut iktidarın değil, 1 Kasım’a kadar yolları kesip, Türkiye Partisi olma iddiasıyla yola çıkan HDP’yi kamuoyu nezdinde yıpratan ve aldığı 81 vekilin kendilerinin sayesinde alındığını belirtip, şımaran PKK’nın üstlendiği siyasi cinayetlerin bu ülkenin ana dinamiklerine olduğu gibi barış ve demokrasi yanlısı olanların elini de zorda bıraktığını da belirtmekte fayda var..
Çünkü; ‘Ya herro, ya Merro’ denilerek halkın seçilmişlerine saldırıp, onları görevden alıp, içeri atmak kadar insanları olduğu gibi siyasileri de öldürmek o kadar yanlıştır..
Çünkü benimde içinde bulunduğum kamuoyunun sert bir dille kınadığı bu cinayetlerin siyaset alanını daralttığı gibi bu ülkede siyaset yapan A yada B veya da C partili tüm siyasileri bunaltıp, şaşırtıp, demokrasiyi yok ettirir..
**RÜYAM’DA KİMİ GÖRDÜM?..
Aslında uğurlu günüm Salı..
Siz okurlarımın büyük b ölümünün de içinde bulunduğu toplumun Pazartesi sendoryumunu bende atlatıp, uğurlu saydığım Salı’ya ve ardından Çarşamba, Perşembe derken hazır mesajlarla kutlanan Cuma’dan sonra en sevdiğim gün olan Cumartesi’ye kendimi atarım..
Ve adına; ‘Cumartesi Yazıları’ dediğim yazımı yazarken gerek hafta içinde gerek geride kalan özellerimide okurlarımla paylaşmak istercesine bilgisayarın tuşlarına hızla değil, sakince, dikkatlice hatta bir sevgiliyi okşarcasına dokunur, içimi siz okurlarla paylaşmaya çalışırım ..
Bu cumartesi de öyle oldu..
Hafta boyunca sabahın ilk saatlerinde başına geçtiğim bilgisayarımın açılmasını beklerken dün gece uykumu bölenin ne olduğunu ve neden gece üçte kalktığımı hatırlayıp, sanal beyinli cep telefonumu elime alarak, önce gelen mesajlara sonra bir çoğumuzun içeriğini okumadan başlığına bakıp, yalandan beğendiği facebook’a ardından ülke de ve dünya da yaşananlara bakmak için twitter’e göz attım..
Ve beni uyandıranın neden olduğu aklıma gelince yeni bir cumartesi yazısı daha beynimden kalbime, ardından parmaklarıma oradan da bilgisayarıma akmaya başladı..
Çünkü beni gece yarısı uyandıranın bir rüya olduğu ve o rüya da hayatımın yol haritasını çizen çok değerli birini görmüş, tam olarak olmazsa da şimdi mum ışığı ile aradığım özlediğimi, sevdiğimi görmüştüm.
Rüyamı hatırladıktan ve gördüklerimi iyice hatıladıktan sonra dinlerken olağanüstü bir haz duyduğum Kur’an dinletisi açarak yazıma devam ettim..
Dinlediğim Kur’an hediye ettiğiminin, dün değerini çokta bilmediğimiz, çekip gittikten sonra da gözyaşları içinde aradığımız olması ise bir başka bir eziklik ve arayıştı..
Sizce rüyamda gördüğüm hangi sevdiğim, hangi beni ardından bırakıp, çekip, giden ve gelmesi mümkün olmayan ve bizi bekleyendi..
**Ekmeğe muhtaç bırakmak..
Kamu kesiminde eşi benzeri görülmemiş bir şekilde görevden çıkarma cezaları veriliyor. Şu anda on binlerce
ailenin ocağında gözyaşı, hüzün ve “yarın ne yapacağım?” kaygısı var. Resmi Gazete’de isimleri yayımlananların
sayısı 100 bini çoktan geçti, daha da devam edeceğe benziyor. İnanın bazılarına memuriyetten atılmak değil
Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi olmakla suçlanması daha ağır geliyor.
Şunu belirtelim: Kamuda terör örgütü elemanlarının bulunması zaten kabul edilemez. Girenlerin önemli bir
bölümü de AKP döneminde işe alındı. Kamu görevine son verilenlerin tamamının FETÖ’cü olduğuna kimse
inanmaz. Görevden alınanlardan tanıdıklarınıza bir bakın. Atatürkçü, laik, çağdaş isimler de bu furyada
görevden alınıyor.
Sadece bu alandamı oluyor ki bunlar?
Hayır tam tersi hemen her alanda yaşanan bu durum bizim camiamızda da yaşanıyor..
Son olarak benimde bir dönem gazete çıkardığım Kocaeli’nin en önemli gazetecilerinden olan Güngör Aslan’ın da gazetesine el konulup, ekmeğe muhtaç bırakıldığını öğreniyorum..
‘Kendisini arayıp, yapabileceğim bir şey var mı? diye sorduğum bir anda Ardahan’da beni arayan eşim basın müdürlüğünün ilanımızı iki aylığına askıya aldığını öğreniyorum..
Beni de şok eden bu gelişmenin gerekçesi de gazetemizin bo yalarının kurumadan basına götürüldüğü ve baskı hataları olduğu için olduğunu öğreniyordum..
Eşimin gergin ses tonunu ‘Bir şey olmaz hanım, neye dayanmadı ki buna da dayanmayalım’ diyerek yumuşatmaya çalıştığım bir sıra da bu ülkede birilerinin birilerini ekmeğe muhtaç hale getirmekle meşgüldü..
**Ayrılıklar hep zordur..
Ülkenin komşuları ile olan sorunları, komşuların emperyalist güçlerce işgal edilmeye çalışması, toprak ayrımları ve parçalanmalarını tartışıldığı bir sürecin yaşandığı şu günlerde yeniden ısıtılıp, önümüze getirilen başkanlık sisteminin ayrışıma neden olacağı da konuşulmakta..
Yani önce Başkanlık, ardından bu başkanlığı başında olacağı eyaletler ardından herkesin kendisini yönettiği öz yönetimlerin gündeme gelebileceği korkusu ve travması yaşanıyor ülkemde..
Evet benim de desteklediğim ve istediği başkanlık sistemine geçmeye çalışan ve 10 yıla yakındır bir çok sorun ve sıkıntıya neden olan sistemden ayrılmak istemeyen ülke zorda..
Başkanlık gelsin mi, gelmesin mi?
Sistem yenilenerek kalsın mı, kalmasın mı?
Başkanlık gelirse yapabilir miyiz, yapamaz mıyız?
Bölünür müyüz, bölünmez miyiz?
Soruları ile tartışılmaya devam eden sistem değişikliği bu ülkeye ne getiri bilmem ama bana sorarsanız kavga etmeden tartışılması en güzeli..
Çünkü Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasından bu yana zaten sistem değişmiştir..
denilen bir ülkedeyiz..
Ve Reis denilip, üzeri kapatılmak istenen Başkanlığı zaten o günden bugüne kadar Başkan olarak yapan bir Erdoğan bunu resmileştirmek istiyor..
Evet başkanlığı bende ama ülkemin bölünmeden istiyorum..
Bu ülkenin sistem değişikliğine olan ihtiyacın daha çok tartışılmadan, kan, revan bulaşmadan gerçekleşmesinde yanayım..
Zor ama şart olan bu değişikliği bir an gerçekleştirmek bu ülkenin önünü olduğu gibi hepimiz rahatlatacağına inananlardanım..
Kısacası aşklardan, sevdalardan, sevdiklerinizden, alıştıklarınızdan
ayrılırken yaşanan aynı duygu gibi 100 yıldır yaşadığımız sistemde de ayrılmak zor olsa da şarttır..
**Irak gibi Suriye’de diyecek..
**Fakir Yılmaz/Gazeteci
Son günlerin en çok tartışılan konuların başında gelen konu Irak Meclisinin topraklarında bulunan Türk Askerinin çekilmesini istemesi ve konuyu Birleşmiş Milletlere götürmesi olduğunu görmekteyiz..
Evet Irak ve Suriye’nin olduğu gibi ülkenin birliğinden bahseden yöneticilerimizin Irak’tan sonra Suriye’ye gönderdiği Askerlerimizin konumu yeniden tartışılmakta..
Çünkü başkalarının topraklarında bulunmak o topraklara tecavüz olduğunu ve bunun bir savaş nedeni olduğunu benim gibi bu ülkeyi idare edenler de iyi biliyorlar.
Irak’ın bu beklenmedik çıkışı karşısında önce şok olan ardından şaşkın şaşkın ‘ABD orada ne geziyor?’ diyerek müttefik dedikleri ABD ile zaten gergin olan ilişkilere yeni bir gerginlik ekleyen yöneticilerin şimdi ne yapacakları beklenmekte..
Çünkü Dünya 5’ten büyüktür diyerek Birleşmiş Milletlere kafa tutan başkanın dış politikası dolaysıyla gün geçtikçe iyiden iyiye sıkışan ülkenin kendisine komşu olan diğer ülkelerin topraklarında ki Askerleri nasıl bir yöntemle yasal hale getireceği yada geri çekeceğini de bilmiyor..
Evet Ortadoğu’da söz sahibi olmak için çabalayan ABD ile Rusya arasında adeta sıkışıp kalan ülkem bugünlerde bir hayli sıkıntıda..
Çünkü; ‘Irak’ta Meclis var mı ki böyle bir karar alıyor’ diyenlerde biliyor ki o açıklamayı ABD değil, ortada olmadığı, darmadağın olduğu ileri sürülen Irak üzerinden ABD’nin yaptırdığı bir gerçektir..
Şimdi gelelim Suriye’ye..
Çünkü Irak’tan sonra Suriye’nin de böyle bir yola başvurup, BM kanalıyla Türk askerinin topraklarından çekilmesini isteyebilir, biz Suriye’ye silahtan sonra ambulans gönderirken..