.jpg)
**GAZETECİLER ÇALIŞIYOR MU?
Bugün 10 Ocak.. Ve Bugün ekmek aldığımız gibi günlük bir gazete almadığımız gazete haberlerini yapan sözüm ona Çalışan Gazeteciler Günü..
Bugün çokta aklımıza gelmeyen ve 90 milyonu bulan bir memlekette 2 Milyon gazetenin sattığını biliyor musunuz?
Bilmiyorsanız aşağıdaki 30 Aralık – 5 Ocak Haftası Gazete Tiraj Raporuna bakalım mı?
GAZETE GEÇEN HAFTA BU HAFTA FARK
1- SABAH 243499 249964 6465
2- SÖZCÜ 244697 249503 4806
3- HÜRRİYET 212760 218010 5250
4 -POSTA 160013 176581 16568
5 – MİLLİYET 125757 127236 1479
6 – TAKVİM 102239 110406 8167
7 – AKŞAM 102134 108239 6105
8- Y. ŞAFAK 102392 102726 334
9 – FANATİK 65601 67223 1622
10 – FOTOMAÇ 65038 66369 1331
11- KORKUSUZ 56534 60778 4244
12 – Y. AKİT 56647 56608 -39
13 – YENİ ASIR 50903 51563 660
14- YENİÇAĞ 50545 50745 200
15- MİLAT 50227 50257 30
16- YENİ BİRLİK 32695 45630 12935
17- DİRİLİŞ POSTASI 33393 33354 -39
18- CUMHURİYET 28637 28652 15
19- MİLLİ GAZETE 21305 21457 152
20- AYDINLIK 14263 14246 -17
21- DOĞRU HABER 13048 13035 -13
22 – TÜRKGÜN 12778 12576 -202
23- KARAR 10743 10775 32
24 -ŞOK 6916 6983 67
25 -BİRGÜN 7012 6817 -195
26-YENİ MESAJ 4850 4778 -72
27-G.EVRENSEL 7147 4553 -2594
28-DÜNYA 4596 4290 -306
29 – YENİ YAŞAM 2432 2399 -33
TOPLAM 1.888.801 1.955.753 66.952
Bu duruma baktığımızda durumun bir hayli vahim olduğunu gördünüz mü bilmem ama aynı durum mahalli gazeteler arasında da aynı.. Hatta daha vahim bir durum..
İnanmıyorsanız aşağıdaki röportaja bir göz atalım ve kendimizce değerlendirelim mi?
İşte o röportaj ve çalışan denen ama çalışmadıkları yani toplumun gerçek sorunlarını yazmayan, baskı altında kalıp, ‘Kar yağdı, Tipi esti’ şeklindeki haberler dışında haber yapmayan ve gazetecileri çalıştırmayı düşünmeyip, günlük bir gazete almadan alanlara değil, gazetecilere ‘Satılık Basın’ diye bağıran bir toplumun okur-yazarlığını da ortaya koyan durum..
‘Posta Gazetesi’nde 15 yıldır sağlık yazıları kaleme alan, İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı öğretim üyesi Teoman Cem Kadıoğlu “Hürriyet gazetesi İstanbul gerçek bayi satışı 28.000, toplam Türkiye bayi satışı 60.000. Bu sayılara inilmesinin tek nedeni sosyal medya ve dijital devrim mi? Bu rakamlar basında çıktı, hatta Fatih Altaylı da yazdı” paylaşımını yaptı ve bu Twiter mesajından sonra yeni bir paylaşımda daha bulunarak, “Bu tweetimden sonra 15 yıldır aralıksız her gün sağlık köşesi yazdığım Posta gazetesindeki yazılarıma son verildi. Pek üzüldüm..!” dedi, Siz yılların gazetecisi olarak bu haber hakkında ne diyorsunuz, gerçekten gazetelerin durumu bu kadar vahim mi?
-Evet. Maalesef durum bu. Hatta daha vahim bir durum söz konusu. Bu “herkesin bildiği bir sır”. Artık bir sır da değil. Bugün gazetelerin toplam tirajı ne yazıkki, ilk 2 gazetenin toplam tirajı kadar bile değil.
Bugün açıklanan resmi tiraj rakamlarına göre ilk 3 gazetenin tirajları şöyle: Sabah 274 bin, Hürriyet 257 bin, Sözcü 245 bin. Üçünün toplamı 770 bin gibi. Bu 3 gazete 200.000 kategorisinde. 100.000 seviyesinde 8 Gazete var. Bunlar sırası ile Posta, Türkiye, Milliyet, Yeni Şafak, Takvim, Güneş, Akşam, Star. Bunların toplamı 950.000 bile değil. 50-100 bin traj kategorisinde 5 gazete var. Sırası ile 2 spor gazetesi: Foto Maç ve Fanatik, Korkusuz, Yeni Asır ve Yeni Akit. Bunların toplam tirajı 300 bin gibi. 10 bin-50 bin arasında 4 gazete var. Bunlar sırası ile Aydınlık, Cumhuriyet, Doğru Haber ve Karar. Bunların toplam trajı da 100 bin. İlk 20’de resmi olarak durum bu.
-Peki gerçek tiraj ne?
-Yukarıda sözünü ettiğiniz haberde Hürriyet’in bayi satışının 60.000 olduğu söyleniyor. Resmi tiraj 257 bin. Yani gerçek tiraj resmi tirajın dörtte biri bile değil. İddia vahim. Eğer durum buysa, bildiği kadar bu gazeteler borsada işlem görüyor, bu yatırımcıyı aldatmak demektir. Tüketiciyi aldatmak demektir. Kamudan ve özel sektörden bunlar reklam alıyorlar ve tirajlarına göre reklam bedeli alıyorlar. Burada yine ciddi bir sorun var. Mesela 15-25 bin tiraja sahip gazetelerin aynı şekilde 100.000 üzerinde bir tiraj gösterdikleri iddia ediliyor. Hürriyet buraya 7-8 yüz binden gerileyerek geldi. Görünen o ki, Hürriyet, Zaman ve Posta’nın okurlarının eriyen tirajlarının bir kısmı Sözcü’ye gitti.
Toplam tiraj 2.130.000. 80 milyonluk bir ülke için bu rakam çok düşük. Tabi okur internet mediasına, sosyal mediaya kaçtı. Ama bunun gerçekten 4 de üçü hayali ise 550.000 gibi bir tirajdan söz etmek gerek ama tabi bu böyle değil. Ama şöyle bir durum var: Bu gazetelerin toplam tirajının 1,5 milyon cıvarında olduğunu söyleyebiliriz. Burada da vahim bir durum var. Bu gerçek tirajın üçte birini kamu ve KİT’ler, BİT’ler alıyor. En büyük alıcılardan biri hava yolları şirketleri, her dış hat yolcusu için 2 gazete alıyorlar ve tabi bütün kamu kurumları. 800 den fazla ilçe 81 il düşünün. Bakanlıklar, belediyeler ve diğer kamu kurumları. Üçte birini, Vakıf, dernek, sendika, sivil toplum, partiler, şirketler, otel, berberler, odalar, yani kurumsal alım. Yani bayi satışı bütün Türkiye’de 500 bin civarında.
-Peki bu durum daha ne kadar böyle gider.
-Bakın geçen hafta 12.000 tiraj kaybı yaşanmış. Tirajını artıranlar da var. 2600 de tiraj artışı var. Net kayıp 10.400. Dünyada, bölgede sıcak gelişmeler yaşanıyor ve gazeteler kan kaybetmeye, tiraj kaybetmeye devam ediyor.
Mayıs sonunda okullar tatil olup, herkes tatile çıkınca daha da düşecektir. Bu durumda Haftada 10.000 tiraj kaybı olsa, 50 hafta sonra sonuç ortada.
-Bunun sebebi ne?
-Tabi internet mediası, sosyal mediası burada çok belirleyici bir rol oynuyor. Ama öte yandan basına duyulan güven sarsıldı. Sermaye ilişkileri ve siyasi angajmanlar, sahibinin sesi olan medianın inandırıcılığını yaraladı. Hakkın ve Halkın gören gözü, işiten kulağı, tutan eli, haykıran sesi olma konusunda ciddi bir zaaf söz konusu.
-Alınan gazetelerin hepsi okunuyor mu?
-Hayır bakılıyor ve atılıyor. Belli yazılar var. Sansasyonel haberler. Başlık, spot hepsi o kadar. Zaten yazarlar bile tek kelimelik paragraflarla, magazin dili ile konuları yüzeysel olarak ele alıyorlar. Gazete ve Tv’lerde okur ve izleyicininin zeka seviyesinin çok düşük olduğu gibi bir ön yargı var ve özellikle reklamların dilinde bunu görebilirsiniz. Aptal tiplemeler bunun sonucu.
Gazetelerin en çok bakılan (!?) sayfaları 1. Sayfa, spor sayfası, Dekolte kadın resimlerinin yer aldığı magazin sayfası. En az okunan ekonomi, dış politika, kültür sanat! Gazete okur profili böyle.
-Reytingler ne durumda?
TV’ler Özal döneminde altın çağını yaşadı. Bugün onların reytingleri de maalesef yerlerde sürünüyor. Televizyon aptal kutusuna döndü. Maç, diziler, kadın programları, eğlence-yarışma öyle gidiyor. Şimdi sağlık programları moda. Bir yandan da magazinleştirilen din, tarih ve politika.
-Sanki Media, Halkın sesi olmak yerine siz “sahibinin sesi” demiştiniz.
-Evet, maalesef “parayı veren düdüğü çalıyor”. Sermaye ile reklam ilişkilerinin yanında bir de sponsorluklar var. Uluslararası örgütler, ideolojik ve politik aktörler Mediaya sponsor oluyor. Ya da onlar bir şekilde kiralanıyor. Media bazan bunların misyonerliğini yapıyor. Media bu anlamda bazan Truva atına dönüyor. Özellikle yerel yönetimlerle ve şirketlerle ahlak dışı ilişkilere giriyorlar. Bir açık yakalayan Media mensubu sus payı anlamına gelen sponsorluk, ihale, reklam karşılığı propoganda malzemesi oluyorlar. Bu iş yerel ve ulusal seviyede böyle, maalesef.
-İnternet mediası ne kadar güvenilir?
-Orası “balta girmemiş orman”. Herşey mümkün. Bir yanda troller. Sosyal media denilen alan, deep web, Black web’e doğru derinleştikçe iş başka bir renge bürünüyor. İstihbarat örgütlerinin, Mafya’nın cirit attıkları bir mekan. Çamur at izi kalsın. At izi it izine karışmış. Gerçek diye pazarlanan yalanlar. Her yerde Truva atları. Megaloman şizofren tipler. Orada yasak gerçeklere de ulaşabilirsiniz, arttırılmış gerçek görüntüsü ile yalanlara da. Yapay zekalı ölüm tuzaklarına da. Subliminal mesajlara da.
Merak uyandıran başlıklarla sizi kendine çekip kendini tıklatabilir. Olayın ne olduğunu anlayana kadar bir kaç defa tıklamak zorunda kalabilirsiniz. Arama motoruna yazdığınız her kelime sizi ele verebilir. Her tıklamada yeni bir reklamla karşılaşabilirsiniz. Bu yapay zekalı telefonlar sizi dinliyor, izliyor, sizi istihbarat örgütlerine raporluyor. Bu media giderek daha tehlikeli bir hal alıyor. O “tiraj” yerine geçen “tıklama”lar bir takım yazılımlarla Avatarlar üzerinden şişirilebiliyor. Yani o tıklamalar da sanal gerçek. Sonunda ağuyu altın tas içre sunuyorlar, bal da onun suç ortağı! Melek maskeli Şeytanlar ve Şeytanlaştırılan melekler.. Media giderek “yalan makinası”na dönüşüyor. Aman dikkat, fasıklar bize bir haber getirdiklerinde tahkik etmeden hemen inanmayalım.
Yeni Media çok farklı geliyor. Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.’
Evet, geçen yılın şubatında yapılan bir röportaja baktığımıza durumun bugünde farklı olmadığı ve 10 Ocak Çalışan Gazetecilerin hiçte çalışmadığını da söyleyebiliriz..
Çünkü okur kadar gazeteci diye geçinenlerin de bir birlerinin köşe yazıları dahil yazı okumayı sevmediğini kitap satışlarına baktığımız da daha iyi anlarız..

8 Ocak 1996
Kanlı, kahpe tarihin
Kirli bir pazartesi’si
Günler ağır
Günler işkence
Günler ölüm haberleri ile gelmekte
Faili devlet cinayetler işlemekte
Ve aydınlar ve masumlar
Ve namuslular hep hedefte
Faşizmin kara hesapları ile ülke kirlenmekte
Bir gazeteci düşün
Daha yirmi yedisinde
Herkesin gözü önünde
Ulu orta
Sistemin karşıtı olan herkes için
İbreti alem için
Jop darbeleri ile öldürülmekte
Oyy Metinim
Oyy yiğidim
Gözü karam
Cesareti Can’ına sebep olan
Söylesene cigeram
Hangi hukuksuzluğun tanığı oldun sen
Korkusuzca yürüdüğün yol bilirsin devlet içinde devletsizliğin resmidir
Çekebildinmi bu resmi
Nice geceler içinde
Nice acılar karesine
Geceye güneş olabildinmi
Zifiri karanlıkta
Aydınlık geleceğe karşı usul adımlarla yürüyenlere
Özgür kılabildinmi
Hürriyete aşık nicedir bu halk
Bedeli ölüm olsa özgürlüğe gönül verenlere
Eyy mazlumun sıkılı yumruğu
Eyy zalimin korkulu rüyası
Sen daha gencecik
Sen daha bir fidan
Sen barışa uzanan güvercin kanatlı insan nasıl kıyarlar sana
Al gel kanlı gömleğini
Al gel fotoğraf makineni
Gelki saklı kalmasın bu zulüm
Gelki son bulsun devlet eliyle gelen her ölüm
Senki bağrımıza düşen ateş
Senki
Şafağa sıkılan kör bir kurşun sesisin
Senki
Bir kalabalığın önünde ecelsiz ölen hakikate sevdalı gençsin.
⭐**Şiir: Uğur Akbulak⭐
**FAKİR YILMAZ METİN GÖKTEPE ÖDÜLLÜ BİR GAZETECİ..
Metin Göktepe Ödül Komitesi tarafından yapılan açıklamaya göre, Nazım Alpman, Belma Akçura, İbrahim Aydın, Hüseyin Akyol, Celal Başlangıç, Murat Çelikkan, Orhan Erinç, Ragıp Duran, Fikret İlkiz, Kemal Kök, Fatih Polat, Derya Sazak, Şükran Soner ve Ferai Tınç’tan oluşan jüri, ödül alacak gazetecileri belirledi.
Buna göre, ”Yazılı Haber Ödülü”, 14 Nisan 2009 günü Zaman Gazetesinde yayımlanan ”Silopi’ye buğday satmaya gitti, kemikleri 14 yıl sonra Elazığ’da bulundu” başlığıyla yayımlanan haberle Melik Duvaklı’ya; yazılı haber dalında ”Jüri Özel Ödülü” 1 Aralık 2009’da Radikal Gazetesinde yayımlanan ”Gel de çık işin içinden” başlıklı haberiyle İsmail Saymaz’a verilecek.
”Görüntülü Haber Ödülü”ne, NTV’de 2 Aralık’ta yayımlanan ”Mahmur Mülteci Kampı: Geri Dönüşler Sürecek mi?” başlıklı haberiyle Mete Çubukçu; ”Jüri Özel Ödülü”ne ise Cnn Türk belgesel bölümünde çalışan Günel Cantak ”Duvar” isimli belgeseliyle layık görüldü.
”Fotoğraf Ödülü”, ”Bilge Köyü Katliamı” ve ”Polisin IMF Şaşkınlığı” adlı fotoğraflarıyla Habertürk Gazetesi muhabiri Sedat Suna’ya; ”Jüri Özel Ödülü” ise ”Tekel işçilerine Abdi İpekçi Parkında polis müdahalesini görüntüleyen ”Göz Yaşartan Direniş” başlıklı seri fotoğraflarıyla Reuters’tan Selahattin Sönmez’e verilecek.
”Yerel Gazetecilik Ödülü”nü, Ardahan’da dayanıklı olmadığı gerekçesiyle boşaltılan 23 Şubat İlköğretim Okulu’nun daha sonra Halk Eğitim Merkezi olmasını konu alan haberiyle Fakir Yılmaz alacak.
Kazananlara ödülleri, Metin Göktepe’nin doğum gününe denk gelen 10 Nisanda İstanbul’da düzenlenecek törenle verilecek.
**KİMDİR FAKİR YILMAZ?..
On yıllardır bu meslek içerisinde bir hamaldır Fakir Yılmaz, işini severek, bağırarak, yeri geldiğinde kendi üslubuyla kızıp hedefe küfür etmekten çekinmeyen, haberciliğinde söz konusu haber olma durumu varsa bu vali, bu kaymakam “olur mu” diye düşünmeyen direk en sert başlığı atan, mevkilere, rütbelere asla birim vermeyen, bir gazetecidir Fakir Yılmaz ..
Kırmızı, külüstür, “Gazeteci” yazılı arabasıyla Ardahan, Kars ve çevresini kol, kulaç eden, yollar boyu karı, kışı, tipi ve boranı göğüsleyen, gitmesi gereken en ücra noktaya gidip haberi alıp bunu dünyaya pas eden gazetecidir Fakir Yılmaz ..
Yaptığı haberlerden dolayı sürekli adliye kapılarını aşındıran, yeri geldiğinde bile reddi hakim edebilen deli bir gazetecidir Fakir Yılmaz ..
Ardahan’dan Kocaali’ye gelen bur da bir çok gazetenin tersine yerel yönetime yalamalık yapmayan ve “Biz buraya habercilik yapmaya geldik. Gerekirse saltanatları bile yıkarız” deyip çıkarcılığa, kayırmacılığa rest çeken isimdir Fakir Yılmaz ..