Yılmaz: AB ile ilişkilerin sürdürülmesi şarttır

Ancak bu kararın aralık ayında yapılacak Avrupa Birliği Konseyi zirvesinde hukuki bir karara dönüşmesinin hedeflendiğini belirten Öztürk, Türkiye’ye ilk defa yaptırımlardan bahsedildiğini ifade etti. Öztürk, “Bu kararı yanlış buluyoruz. Biz, AB ile ilişkilerin sürdürülmesini destekliyoruz.” dedi.

AB’nin Türkiye konusunda samimi yaklaşmadığını bildiklerini belirten Öztürk, AB’deki aşırı uçların Türkiye’yi istemediğini ifade etti. Öztürk, “Ancak siz de (AK Parti) samimi değilsiniz. AB’yi kullanıp yargıyı, bürokrasiyi dizayn ettiniz, şimdi işinize gelmiyor.” diye konuştu.

AB’nin Türkiye’yi, “AK Parti üzerinden okumaması gerektiğini” ifade eden Öztürk, AB’nin yaptırım uyguladığı ülkelerde durumun daha kötüye gittiğini kaydetti. Öztürk, AB’ye “Bu yanlış yola girmeyin.” diye seslendi.

Öztürk, Kıbrıs görüşmelerinin içeriğinin saklandığını, Kıbrıs’ın milli konu olduğu, Mecliste görüşülmesi gerektiğini ifade etti.
**BİR AY KALDI SAYIN BAŞBAKAN!


Geçtiğimiz ay yapılan ve Başbakan’ın ATSO Başkanına, ‘Ardahan’ a Gittiğinde Müjdeyi ver 2 ay içinde Sınır Ticaret Merkezini Açıyoruz’ dediği sürenin üzerine bir ay daha geçti.


İki Gümrük Kapısı olmasına karşın Sınır Ticaret Merkezi olmayan Ardahan’da 2016 yılının sonuna gelinmesine karşın yine açılmadık.


Bilindiği gibi geçtiğimiz ay yapılan ‘IX. Türkiye Ticaret ve Sanayi Şurası’ nda söz lana ATSO Başkanının bu yöndeki konuşması üzerine toplantıya kaltılan Başbakan ATSO başkanına,  ‘Ardahan’ a Gittiğinde Müjdeyi ver 2 ay içinde Sınır Ticaret Merkezini Açıyoruz’ demişti.


Konuyla ilgili geçen ay yapılan veTürkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı M. Rifat Hisarcıklıoğlu’nun evsahipliğinde ki toplantıya, Başbakan Binali Yıldırım’ın başkanlığında, Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, Gümrük ve Ticaret Bakanı Bülent Tüfenkci, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik ile 365 oda ve borsanın yönetim kurulu başkanları ve meclis başkanlarının katılımıyla TOBB Konferans Salonu’nda gerçekleştirilmişti.


İşte o toplantının haber ve o toplantıda verilen söz..

Şurada, 81 ilden 365 oda/borsa başkanı özel sektörün sorunlarını ve çözüm önerilerini, Başbakan Yıldırım ve bakanlara iletti.


” Ardahan’ a Gittiğinde Müjdeyi ver 2 ay içinde Sınır Ticaret Merkezini Açıyoruz” 

Şuraya Katılan Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Çetin DEMİRCİ;

Konuşmasında ” Ardahan’ın  kalkınmasının  ve göçün durdurulabilmesinin var olan teşvik modeli ile mümkün olmadığı açıktır.

Zira bölgesel teşvikler sonucu şu ana kadar ilimizdeki yatırımcı sayısı 0 dır.Bu durum illere özgü teşvik sisteminin getirilmesi gerçekliğini ortaya çıkarmaktadır.Tabii ki siz sayın başbakanımızın açıkladığı Teşvik  paketi müjdesi bizleri heyecanlandırmış ,şimdiye kadar olmadığından fazla umuda sevk etmiştir

.”Cazibe merkezleri” düşüncesi doğru bir düşünce olmakla birlikte ;Cazibe Merkezlerinin Merkezi olacak ilden farklı olarak ile bağlı diğer illerin kendine özgü değerlerini ön plana çıkaracak ,iç dinamiklerini gözeten teşvik tedbirleri hazırlanmalıdır.

Ardahan ilinin   iki karayolu ve bir demiryolu sınır kapısının olmasını  lehimize çevirecek biçimde lojistik ve dış ticaret merkezi haline getirilmesi,bunun yanın da ilimizden geçen ve Avrupa’ya uzanan enerji hatları ilimizin kalkınması ve bölge ölçeğinde ekonomik ve sosyal gelişme stratejileri oluşturulmalıdır.

Ardahan’ın  alt yapısı tamamlanacak sınır kapıları ile dış ticaret hacmi artacaktır.enerji hatlarının geçmesi ile sanayi ve lojistik sektörüne yatırımlar yapılabilmesinin yolunu açmak için ;”Kafkasya Ülkeleri Ortak Üretim Sahaları”(Türkiye,Azerbaycan,Gürcistan) nın  olduğu üretim alanlarının hayata geçirildiği yeni bir tür Sınır Ticaret Merkezi tipi geliştirilebilinir.

Ayrıca Ardahan’a özgü olarak sanayi yatırımlarının pazar ve hammaddeye uzaklığı göz önünde bulundurularak taşımacılık yani nakliye desteği sağlanmalıdır.

Ardahan’ın bozulmamış doğası ve ekolojisinin saflığı en önemli potansiyeli olduğu gerçeğinden yola çıkarak ;

Kış,Kültür ve Doğa Turizmini geliştirecek teşvikler sağlanmalı ve geliştirilmelidir.

İsteğimiz ve Beklentimiz Hayvancılık ve Dış Ticaretin yanı sıra Kış ve Kültür Turizm altyapısının geliştirilmesi için Ardahan’a özgü teşviklerin sağlanmasıdır.

Ardahan’ın ülke içi ve uluslararası yol bağlantılarının ivedilikle tamamlanması hem dış ticaret potansiyelini hem de diğer ekonomik potansiyellerini harekete geçirebilecektir.

Göç hızını yüksek olduğu ilimizde öncelikle yöre halkı sonra sırasıyla öğrenciler ve ziyaretçiler için sosyal donatı alanları oluşturulmalı ve desteklenmelidir.Bunun içinde öncelikle fırsat eşitliği esas alınarak Kadın ve Genç girişimciliği desteklenmeli ve teşvik edilmelidir.

 Bugün burada bizlere illerimizin sorunları ve çözüm önerilerini dile getirme fırsatı veren sayın Başbakanımıza ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı sayın M.Rıfat HİSARCIKLIOĞLU’na  şahsım ve Ardahanlılar  adına saygılarımı sunuyorum.” dedi 

Konuşmasını Tamamlayan ATSO Bşkanına hitaben Başbakan Sayın Binali YILDIRIM  ” Ardahan’ a Gittiğinde Müjdeyi ver 2 ay içinde Sınır Ticaret Merkezini Açıyoruz” demişti.


**BU MU PROTOKOLÜ YOLU BAKAN BEY?..


**Dün döküldü, Bugün patladı!


Ulaştırma Bakanının Ardahan’a geldiğinde görüp, ‘Size havaalanı değil, protokol yolu yapmak gerek’ diyerek dikkat çektiği Ardahan’da ki yollar onarılmayı bekleye dursun, köy yollarını asfaltlamaya başlayan İl Özel İdare Müdürlüğünün yaptırdığı yolların kısa sürede patlayıp, bozulduğuna dikkat çekiliyor.


Ardahan kent içinde ki yollar gibi ilçe ve köy yollarının olağanüstü bozuk olduğu şu günlerde köy yollarını onarmaya başlayan, yeniden asfaltlayan Ardahan İl Özel İdare’ye iş yapan firmaların asfalt çalışmasınıgelişi güzel yaptığını ileri süren köylüler, ‘Dün dökülen asfaltın, bugün patladığını’ belirterek Genel Sekreter ve Valinin konuyla yakından ilgilenmesini beklediklerini belirttiler.



**DARBE PROTOKOL YOLUNU DA DARBELEDİ..


Öte yanda bak


an olduğu ilk günlerde Ardahan’a gelen ve kendisinden havaalanı isteyen Ardahanlılara ‘Havaalanı değil, Protokol Yolu yapacağım’ diyen Karslı Ulaştırma Bakanının bu sözünün hala yerine gelmediği de görülmektedir.

Yağmurların durduğu, as


falta uygun bir sürecin yaşandığı şu günlerde onarım ve asfaltlanmayı bekleyen Ardahan kent içi yolların ne zaman yapılacağını soran Ardahanlılar kent içi gibi mahalle, ilçe ve köylerin bozuk yollarının araçlarının hurdaya çıktığından yakınmakta devam ettikleri görülmektedir.

Öte yandan bozuk yolar dolaysıyla bir çok kazanında meydana geldiğinin belirten Ardahanlılar yollarda ki çukurlardan  kaçayım derken son bir hafta içinde üç aracın kaza geçirdiğini de belirtmeden geçemediler.




Yanlışa yanlış çare midir?


Ülkede yaşanan gelişmelere yetişemediğimiz şu günlerde adeta gözü kararmış olan bir anlayışın ülkeyi nereye götürdüğünü de bir türlü kestiremiyoruz.


Benim de altına imza attığım ‘Dağda değil, Ovada siyaset yapın’ anlayışını terk edip, ovadakilere yönelik yapılan operasyonla yıllardır süren ve son tutuklamalar ile iyiden iyiye kanayan sorunu çözeceğini ileri süren anlayışın, ‘İstersem onları da tutuklarım’ dedikten sonra 6 Milyondan çok oy almış bir partinin liderlerini ve milletvekillerini içeri atmakla yapılan yanlışların en sonuncusunu yapmış olarak tarihteki yerini almış oldu. 

‘Bu ülkede yanlız biz varız, biz tek başımıza yönetiriz deyip, bu yönde attıkları adımlarının etrafı ateşle sarılmış ülkeyi iyiden iyye zora sokacağınıda sanırım hesaba katmıştırlar..

Çünkü hiç bir şey olmazsa bile toplumlar arasında ki açtırılmak istenen makası daha da açacağını düşünmeyenlerin bu tutuklamalara göz yummuş ve zaten bıçak sırtında olan ülkede ki iç barışı iyiden iyiye uzaklaştırmıştır.

Bilemiyor, anlayamıyorum ve 90 yıllara yeniden dönen siyasi anlayışın bu ülkeye ne kattığına bakıldığında hiç bir şey katmadığını bu süreci yaşan bir gazeteci olarak en iyi bilenlerden biri olarak yanlışı, yanlışla çözmek çare değil derim..


 


**Diaspora Bırakacak mı?


İstanbul’da ki Ardahanlıların önünde ki en büyük bataklık olduğuna inandığım Esenyurt’ta ki Ardahan Diasporasının direncini kırmak üzere olduğumuza inandığımız şu günlerde yaklaşan Kültür Evi’nin seçimleri öncesi Ardahan Kültür Evi’nin başkanlığına aday olduğunu ima eden ve bu yönde çalışmalarını hızlandıran Veysel Karatay’ı benim gibi bir çok Ardahanlı da yakın takibe almış..

Çünkü bu evin kültürden çok birilerine hizmet etme evi olduğunu bilen Ardahanlılar bu birileriyle de mücadele etmek zorunda olduğunu iyi biliyor..

Öyle ki buranın öyle sanıldığı gibi Ardahanlıların olmaktan ziyade bir kaç kişinin birine hizmetten öteye geçmediğini ve burayı sürekli o biri (!) için ellerinden tuttuklarını herkes iyi bilmekte..

Evet ARDA/FED’in yanı sıra bir çok Ardahan stk’sının seçimlere gitmek üzere olduğu şu günlerde kongre hazırlıklarına bile başlamayan bu evin nasıl olup yönetim değişikliğine gideceğinin de merak edildiği şu günlerde bölgedeki Ardahanlıları cesaretlendirmeye çalışan Ardahan/Göleli İşadamı Veysel Karatay bu diasporayı aşıp, Kültür Evini gerçek bir kültür evi yapabilecek mi?

Bilmem ama hemşehrileri olan Göleliler başta olmak üzere bir çoğunun ırın, mırın ederken bu beklenti zor gibi görünüyor..

Ama şahsen ben Karatay’ın bu diaspoarı aşacağına inanıyorum ve güveniyorum..


 


**Bu ülke nereye gidiyor?..


Gün geçtikçe dibi görünmeyen bir karanlık kuyuya doğru giden dünyanın tüm gözlerini üzerine çeken Türkiye’de son on gün içinde yaşananlar bu ülkenin geleceğini düşünen, kendisine dert eden hemen herkesi 10 yıl yaşlandırdı desek doğru söylemiş oluruz..


Çünkü 17/25 Aralık Yolsuzluk Operasyonu ile başlayıp, 15 Temmuz Darbe kalkışması denilen sürece kadar gelen bir süreci yaşayanlar, yani iktidar, ve 1 Kasım’dan bu yana ülkeyi tek başına idare eden Başkan Erdoğan bu ülkeyi 14 yıldır yönetenlerin yanlışlarına karşı çıkan herkesi düşman ilan etmiş durumdalar..

Ve bunca baskı yetmezmiş gibi Fetocuların gerçekleştirmeye kalkıştığı ileri sürülen 15 Temmuz Darbe Kalkışmasına kendileriyle birlikte karşı çıkanlarda artık düşman gibi..

Hatta Tanklara karşı çıkanların bile yarın ‘Darbeyi birlikte yapmaya kalktılar’ diyebilirler..

Bunlara neden ise; Hükümetin ve başkanın antidemokratik uygulamalara karşı çıkan herkesin düşman.. Hatta vatan haini olması!..

İşte bunların en son örneği meclisin 3. büyük partisi HDP’ye ve Cumhuriyet Gazetesinde karşı ortaya konan tavır..

Ve dünyayı başına toplayan antidemokratik uygulamalar..

Şimdi bura da sorulacak tek bir soru var..  


Bu ülke nereye gidiyor, bilen var mı?


 


**Hepimizin günahı var..


Son olarak Cumhuriyet Gazetesine yapılan operasyonla hop oturup, hop kalkmayan bizlerin bugünlere nasıl geldiğimize bakmadan önce Başkan Erdoğan’ı diktatörlükle suçlamamız ne kadar doğru ve de özellikle solcu kesim için etiktir?

Çünkü Erdoğan’ı diktatörlükle suçlayan bizler Başkan Erdoğan’ın bize benzemesini bekliyor, hatta rakı içip, yalandan bir cumhuriyet gazetesi alıp, kahrolsun dediğimiz Amerikan parkeli koltuğumuzun altına almasını bekliyoruz..

Evet bu ülkenin kuruluşundan bu yana başta sol orijinli olduğunu ileri sürüp, bir taraftan dinin insanları uyutan afyon olduğunu ileri sürüp, diğer taraftan anasının, babasının haca gönderip, kendisine cennetin kapısı açtıran bizlerin kaçının evinde İmam Hatipli okuyanı yok ki..

Sol kültürünün yarattığı sendikalar da nice sendika ağaları çıkarken hangimiz kalkıp, sendikacılık bu değil diyebildik..

Sol diye bugün ki HDP’yi eleştirmediğimiz gibi hangimiz ısrarla yapılan onca yanlışa karşın aynı partiye oy verirken ayranımız ekşidir dedik mi?

Kaçak Saray deyip, koşa koşa gittiğimiz yetmedi aynı mitinge çıkıp, dün yerden yere vurduğumuzu Yenikapıda kurtarıcı gördüğümüz Başkan Erdoğan mı suçlu yoksa biz sözde cumhuriyetçiler, solcuların mı günahı var?..


 


**Siz Ardahan’ın yöneticilerisiniz..


Geçtiğimiz günlerde ARDA/FED heyeti olarak ziyaret ettiğimiz AK parti İstanbul İl Başkanına Ardahan Dernekler Federasyonu Genel Başkanı olarak ‘Sayın başkan sizin İstanbul İl yönetiminde neden bir Ardahanalı yok?’ diye bir soru yönelttiğimde başkanın yutkunarak verdiğ cevap ilginç bir o kadar da acı vericiydi..

Çünkü kendisi gibi bir çok Rizeli ve Rize eniştesi kendi İl yönetiminde neden bir Ardahanlı olmadığını açıklarken suçu biz Ardahanlılara, Ardahanlıların dağınıklıklarını ve KAI, KAISİAD denen içi boş, tabelası olmayan ve Ardahan ile Iğdır’ı bir torbaya koyup başta siyasette olmak üzere bir çok alanda Karslı siyasileri torbadan pardon öne çıkaran üç ili bir torbaya koyanları suçluyordu..

Yani ‘Kardeşim ne yapalım, bir mahalleye gidiyoruz, onca Ardahan derneği yetmedi KAI/KAISİAD dernekleri.. Sizin ARDA/FED gibi güçlü bir çatınız mı vardı da bizde Ardahan denildiğinde Ardahanlıların bir araya geldiği dernek, federasyona başvuralım’ diyordu..

Evet Ardahan Valisi, Ardahan Milletvekili, Ardahan Belediye Başkanları olduklarını Ardahan’ın vilayet olduğunu unuttukları gibi unutup, KAI ve KAISİAD gibi Ardahan’ı sömüren, gölgeleyen kurumları ARDA/FED’e inat gibi destekleyenler AK Parti İl İstanbul Başkanı bile diyordu ki; Kardeş siz Ardahanın yöneticilerisiniz.. Ne işiniz var Ardahan’ı gölgeleyenler arasında?..


 


**Sahte Cumhuriyetçiler..


Cumhuriyet Gazetesi’ne yapılan operasyonun hemen ardından başta sanal da olmak üzere oturdukları yerlerinde hop oturup, hop kalkan sahte cumhuriyetçileri bir kez daha görünce bende Başkan Erdoğan gibi cumhuriyet rejiminden nefret etmeye başladım..

Çünkü Erdoğan gibi bir çok insan biliyor ki bugün sözde bağırıp, çağıranların bu ülkede 90 yıldır uygulandığı ileri sürülen cumhuriyet’i sadece kendileri ve yeddi sülale ailelerinin devlet işlerinde olması için kalkan olarak kullandığını iyi biliyor. 

Bun en son örneği sanki haberi yokmuş gibi dün ortaya çıkıp, ‘Ya nasıl olur, tutuklu ile avukatı beş gün sonra nasıl görüşür’ deyip, sözde tepki gösteren saraya gidip, topuk vuran Feyzioğlu oldu.. 

Başta Kürt sorunu olmak üzere onca sorun karşısında dilsiz şeytan olan bunların Özgür Gündem kapatılırken, onca gazete ve medya kuruluşunun yayınına son verilirken ses çıkarmadıklarını da bilen bu toplu ne çekmişse sahtekar cumhuriyetçilerden, sahtekar milliyetçilerden, sahtekar dincilerden çekmiş olduğunu da iyi biliyor..

Haydi oradan denilecek sözüm ona eylemleri takmadığı görünen başkan Erdoğna’ın bildiği ise benim gibi toplumun büyük kesiminin bu sahtekarlara olan hıncı ve kızgınlığı-dır..

Bunu da iyi tespit eden Başkan eline aldığı KHK’larla ortalığı toz duman ediyor..

Çok olduklarını belirtip, 50 bin cumhuriyet almayan, 9 bin özgür gündem okumayan, 5 bin Ortadoğu gazetesi okutmayan bu sahtekarların yalandan çırpınışı gerçek anlamda bir cumhuriyet bekleyen cumhurun da tepkisini almış ve bugün cumhurun başında olan adamın yaptıklarına ses çıkarmamaktadır..

Evet, basını susturmakla, medya kuruluşlarına el koyup, her geçen gün çamurlaşan havuza atmakla, öğretim üyelerini, öğretmenleri görevlerinden almakla, onlar gibi bir çok insanı hapse atmakla bu ülkenin iyi idare edileceğine inanan ama yanlış üzerine yanlış yapanlar gibi bu sahtekar cumhuriyetçilerde bugüne kadar yaptıkları yanlışların bedelini ödüyorlar..


 


**DARBECİ KÜRT VAR MI?


Hatırlayan olacak mı bilmem ama cemaatin Ardahan’a yerleşmesin de büyük emekleri olanların başında gelenin o dönemin askeri doktorlarından Üzeyir Yüzbaşı şu an acaba nerededir?


Çünkü şahsen benim nerede olduğunu bilmediğim ve hangi rütbede olduğundan haber alamadığım Üzeyir Yüzbaşı bugün kapatılan Ardahan Askeri Hastanesinde Fethullah cemaatinin örgütlenmesini yaptığını defalarca yazmama karşın bugün valiliğe rahat girip, çıkan, hatta valiliğin sitesine bile müdahale edebildiğini duyduğumuz ve resmi kurum ve kuruluşlara yakınlığı ile değil cemaatin devletin en önemli sırlarına sızanlar olarak bilinen gazeteci kılıklı Zaman Gazetesi Büro Muhabiri ve Dağıtıcıları beni o gün Komünistlikle jürnallıyordular..


Hala ortalıkta ajans muhabirleri olarak gezen bunların Üzeyir Yüzbaşının öğrencileri olduklarını yapılacak olan küçük bir araştırmada görüleceğini de belirtirken, benim asıl merak ettiğim 15 Temmuz Darbe Kalkışmasını yapanlar arasında bir Kürt asker, polis, hakim, savcının olup, olmadığıdır..


Çünkü Yüzbaşı Üzeyir’i sık sık yazdığım dönemlerde cemaatin Kürtleri hiç sevmediğini, asıl amacının Türk/İslam senteziyle beyinleri yıkadığını bunu yaparken de Kürt olan ama Kürt olduğunu saklamak için Kürtleri satan, jürnallayan ve bu kanalla devlet kurumlarına yakın olmayı başaran diline, ırkına ihanetçiler kullandığını ve bunlara güvenilemeyeceğine dikkat çekiyordum..


Evet lütfen benim adıma bir araştırma yapar mısınız?


Gerek 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz’da yapılan, kalkışılan onca darbe, cuntalar sırasında üst düzey darbeci Kürtler var mı?


Yoktur..


Çünkü karanlık odakların kullandığı Kürtlerin bir çoğu küçük menfaatler karşılığında ya aracıdır, ya muhbir, yada gazete dağıtıcısı, ajansa ajandırlar..


Üzeyir Yüzbaşı’da Ardahan’a gelir gelmez bu tipleri bulmuş, kendisine muhabir etmiş, gazeteci adı altında o dönem kaymakamları, daha sonra da valileri 24 saat kontrol altına almış, emniyete, askere yerleştirdikleri aracılığı ile devletin en gizli, kozmik, krilmal odalarına kadar girmelerini sağlamıştı..


Şimdi yeniden soruyorum..


Bunca toz duman içinde üst düzeyleri alıp, hapse atan devlet bağırsaklarını temizlerken bu aşağıda ki ajan takımından haberdar mı?


Onların hala bilgi sızdırmak için kendilerini gazeteci, ajans muhabiri olarak yutturduklarına biliyor mu?


Ve bu kendi dillerine, ırklarına ihanet edenlere hala güveniyor mu?


Bilmem ama bulunursa bu soruları Ardahan’a cemaati getirip, yerleştiren Üzeyir Yüzbaşı’yı bulup, ona sormak en doğrusu..


Çünkü o biliyor cemaatin kullanmak için kimlerin nerede, ne iş yaptıklarını..