Yılmaz: Bu takıma hepimiz sahip çıkmalıyız..

Gazeteci Fakir Yılmaz’ın 19 kişilik yönetim kurulu arkadaşları ile birlikte adeta baştan, ayağa yeniden kurup sahaya sürdüğü Serhat Ardahan Spor bugün hem kongreye gitti, hem de Bal Ligi karşılaşmasında Trabzon Tonya Spor’u evinde ağırladı.


Fakir Yılmaz’ın aday olmadığı Fevzi Bozkurt’un tek aday olduğu Ardahan Kent Konseyinde ki kongrede görevi Bozkurt’a teslim eden Yılmaz takıma herkesin sahip çıkmaya devam etmesi gerektiğini belirtti.


3 Aylık büyük bir mücadele ile lige katılamamakla karşı karşıya olan takımı başta Ardahan Belediye Başkanı Faruk Köksoy olmak üzere gönüllü, samimi Ardahanlıların irili, ufaklı destekleri ile yeniden Türkiye Kupası maçına ve BAL ligi maçlarına kattıklarını belirten Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı Gazeteci Fakir Yılmaz yaptığı açıklamada; ‘biz görevimiz yapma rahatlığı ile görevi Fevzi Bozkurt ve ekibine teslim ettik. Bundan sorada bana düşen her türlü görev ve desteğe hazırım. Ama aslı sahip çıkması gerekenler bu şehrin idarecileri ve bu şehrin siyasiları, iş adamlarıdır. Umarım bizim beklediğimiz ama adeta sarıldığımız engeller yeni yönetime karşı da ortaya konmaz ve her Ardahanlı bu takıma sahip çıkar’ dedi.


Tonya Spor’a 5-3 yenilen Serhat Ardahan Spor’un başarılı bir takım olmasının yolunun valisi, beleidye başkanları, milletvekiller ve diğer siyasiler ile Ardahanlılrın desteği ile olacak’ diyen Yılmaz’da görevi alan Fevzi Bozkurt yaptığı açıklamada Fakir Yılmaz ve arakadaşladının bir kaşe ile aldıkları Serhat Ardahan Spor’u hazırda kurulmuş bir takımla bize tesilim etti. Bizde aldığımız bu bayrağı bir adım ileri götürme mücadelesi vereceğiz. Umarız istene n desteği görür Serhat Ardahan Spor’un rüzgârını yeniden BAL’da estitir, 3. Ligi zorlarız.’ dedi.


Aydının Görevi Önder Olmaktır!








  Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var

fakiryilmaz323@hotmail.com

 
 


Gazetecilik hayatım boyunca gerek gazeteci olarak gereke toplumun ön safasın da bulunan bir kişi olarak başta yaşadığı kentimin olmak üzere tüm ülkenin sorunları ile yakından ilgilenmeye çalıştım.


Bunu yaparken hiç bir maddi beklenti içine girmeyerek, yeri geldiğinde kendi maddi imkânlarımla var olan sorunları çözümü için mücadele ettim.


Gazetecilikle yetinmeyip, stk’larda görev alarak sivil toplum örgütlülüğünün yani dernekçiliğin hatta siyasetin nasıl yapılması gerektiğini ortaya koymak çabamızın son örneği bir şehrin takımı olan Serhat Ardahan Spor’a sahip çıkmamızdır.


Ardahan’da Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanlığı, İstanbul’da Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanlığı esnasında ortaya koyduğumuz çaba ve çalışma tüm Ardahan Kamuoyunun gözleri önündedir.


Ve bu çabaları ortaya koyarken tek amacı kendisine aydın diyen her bireyin bu görevi en iyi şekilde yapmasıdır.


Bende hep böyle bakarak mücadelemi verdim.


İstanbul’un her yerine Ardahan yazdıran ARDAFED olarak, sahaya çıkamayacak durumunda olan Serhat Ardahan Spor’u sahaya taşımam bu çabaların en son örneğiydi


49 Yaşıma gelene kadar gerek ailem gerekse bir fert olarak bu kentin tüm kurumları ile yerleşik, iş yapan, sorunlarının çözümünde el birliğine hep açık oldum


Hiçbir siyasi partili olmadan tüm siyasilerle birlikte olmaya ve onlarla birlikte bu kentin sorunlarının çözümüne yardımcı oldum.


Ve sahaya çıkamayacak durumda olan bir takımı yeniden kurup, sahaya sürüp, yeni bir yönetme teslim ederek bir kez daha görevimi yaptığıma inanmanın rahatlığı ile gazeteciliğime, yakında onun da kongresini yapacağım federasyonun yani ARDAFED’in başkanlığıma döndüm.


Bundan sonra da ‘Aydının Görevi Önder Olmaktır!’ diyerek, taviz vermeyerek yaptığım gazetecilik mesleğimle, stk başkanlığımla bu kente, bu ülkeye hizmet vermeye devam edeceğim.



**Yine Bir Cumartesi Yazısı..


 


En son yaşanan depremin Tusinami olup yıktığı Endozya’yı izlemekle yetinen bizlerin aslında içinde, kalbin de, yüreğinde hep bir deprem ve her an tusinamiye dönüşecek olan olaylar olduğunu bilse de gizler, saklar, korkar yada aman birileri anlar der..


Kimse demesin ki; ‘yok canım o kadar da abartma’


Evet her insanım diyenin için için yandığı ve her an sarsıntılarla kendisini gösteren depremler yaşarken bu depremlerin tusinamiye dönüşmemesi için büyük mücadele verir..


Ve bunu yaparken kimi sıktığı dişlerini döker, kimi bir zamanlar hava attığı saçlarının kar beyaz olmasını engelleyemez..


Bazılarımızda canlı diye gezerken aslında görüldüğü yerde olmadığını, başka dünyalarla dolu beyninin yarattığı baş ağrısı ile kendisini ya sigaraya ya da alkole vererek tatmin etmeye, gönlünde kalbinde sarsıntılar ile kendisini his ettirenin tusinamiye dönüşmemesine çaba gösterip, yorulur, uyumak ister, kıvranıp durduğu yatakta sabah ezanı okunduğunda ancak uykuya dalar..


Kimisi de o içinde ki korun nerede, kine döndüğünü ark etmeden başka okyanuslara yelken açmaya kalkar ve okandı, kolu kırık, su almaya başlayan geminin dümenin kilitlendiğini açıldığı ve kurtuluş adası olarak gördüğünün serap olduğu anladığında köpek balıkları ile dolu okyanusun ortasında ki fırtınaya yakalandığını iş iten geçsede geride bıraktıklarına ulaşamacağını da anlar.


Evet bir cumartesi yazısında için için yanan içini dökmenin bile günah olduğu, anlatılamaz, söylenemez, yazılamaz denildiği ve mahalle baskısının namus, kariyer ve sülale denilerek engel olduğu bir toplumda ancak o depremin vurduğu, tusinaminin yıktığı sahillerde kaçan insanlar gibi içimizde ki deprem ve tusinamierde de hep kaçar, sesizliğie sığınıp, toprak olduğumuz an birilerini arkada vağ vağ deyip, geçişiştiriz aslında kendimiz kandırdığımız anlayarak..