40 YIL OLDU, CEMİLLER BULUNAMADI!


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..


Gazeteci Fakir Yılmaz Yeniden TV Programcılığına Başlıyor..


‘Gazeteci Fakir Yılmaz Île Îş Dünyası’ Yaşam TV’de Cumartesi Günü Saat: 17.00~19.00’da Yeniden Başlıyor..


İZLEMEK iÇİN Yaşam TV Türksat 4A Uydusu Frekans: 12034 MHz Symbol Rate: 27500 Polarizasyom: V (Dikey) Fec: 5/6 



HANAKLI KÜVET VE İÇ KAPLAMADA MARKA!



Annesi Berfo’nun şu an ülkenin başkanı olan Erdoğan’dan oğlunun bulunmasını istemesine rağmen akıbeti hala belli olmayan ve bulunamayan Cemil Kırbayır gibi birçok Ardahan’lı insanın da içinde bulunduğu insanların sağcı, solcu denmeden ağır mağduriyetlerin yaşandığı 40 yıl önce12 Eylül sabahı İstiklal Marşı’nın ardından çalınan Harbiye Marşı darbeci Kenan Evren imzalı Milli Güvenlik Konseyi “bir numaralı” bildirisinin okunmasıyla demokrasiye darbe resmen ilan edilmişti.



Hani Berfo Ana’nın oğlunu bulacaktınız?


Hürriyet’ten ayrılarak Sözcü kadrosuna katılan gazeteci İsmail Saymaz, gazetede kaleme aldığı ilk yazısında Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 5 Ocak 2011’de gözaltında ‘kaybedilen’ yakınlarını arayan Cumartesi Anneleri ile Başbakanlık ofisinde gerçekleştirdiği görüşmede Berfo Ana’ya veriği sözü hatırlattı.


8 Ekim 1980’den bu yana oğlu Cemil Kırbayır’ın cenazesini rayan ve açılan dava sonuçlanmadan hayatını kaybeden Berfo Ana’nın diğer oğlu Mikail Kırbayır ile konuşmasını köşesine taşııyan Saymaz, Kırbayır’ın geçen ay TBMM Başkanı Mustafa Şentop ile görüştüğünü fade ederek “12 Eylül zihniyeti devam ediyor. “Meclisin raporuna sahip çıkmalarını istedim. Katiller korunup kollanıyor” sözlerini aktardı.


“Hani Berfo Ana’nın oğlunu bulacaktınız?” diye soran İsmail Saymaz, süreci özetlediği yazısında şunları kaydetti: Erdoğan’ın talimatı ile TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde Cemil Kırbayır’ın akıbetinin araştırılması için alt komisyon kuruldu. Halen TBMM’nin internet sitesinde yer alan raporda, Kırbayır’ın Göle’deki Dede Korkut Eğitim Enstitüsü’nde işkencede öldürülüp cesedinin yok edildiği saptandı. Üstelik, işkencecilerin Kırbayır’ın yanı sıra Oruç Korkmaz, Turan Sağlam ve Mahmut Kaya adlı sol görüşlü gençleri de öldürdükleri belirlendi.


Bu sayede 2011’de Kars Cumhuriyet Başsavcılığı’nda Kırbayır’ın kaybedilmesine ilişkin 2011/899 numaralı soruşturma başlatıldı. Öte yandan, 12 Eylül’ün lideri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’a sembolik bir dava açıldı. İki cuntacının “hastane yatağından” bağlandığı duruşmaya Berfo Ana, İstanbul’dan kilometrelerce yolu ambulansla katederek katıldı. Ne var ki ömrü oğlunun kemiklerini bulmaya yetmedi. Berfo Ana, 2013 yılında ölünce “Şikayetçi kalmadı” denilerek soruşturma kapatılmak istendi. Ve ortaya çıktı ki, meğer Kırbayır’a ilişkin 1986’da soruşturma açılmış, zamanaşımı nedeniyle 2002 yılında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmişti. Üstelik bu soruşturmadan Kırbayır Ailesi’nin haberi bile olmamıştı. Aile derhal itiraz etti. Ardahan Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Mart 2014’te verdiği kararda, 12 Eylül 2010’daki anayasa değişikliğiyle 12 Eylül’de işlenen suçlar hakkında soruştırma yapmanın mümkün hale geldiğini belirtti ve 2002’deki kararı kaldırdı. Ancak Kars Cumhuriyet Başsavcılığı, o günden sonra da dava açmayarak, komisyon raporunda isimleri tek tek açıklanan suçluların adeta ecelinin gelmesini bekledi. Hatta ağabey Mikail Kırbayır’a “Cesedi getirin, davayı açalım” bile denildi. Başsavcılık, 11 Kasım 2019’da Adalet Bakanlığı’na başvurdu. Yanlış anlamayın, dava açmak için değil. Dosyanın zaman aşımından ötürü kapatılması amacıyla “kanun yararına bozma emri” verilmesi için! Adalet Bakan Yardımcısı Şaban Yılmaz, kanun yararına bozma için 25 Şubat 2020’de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdu. Yazıda, Kırbayır’ın öldürüldüğü tarihteki Türk Ceza Kanunu’na göre zaman aşımı süresinin 20 yıl olduğu belirtilerek, “Zaman aşımının çok önceden dolduğu” belirtildi. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne göre yaşam hakkı ihlalleri ve işkence suçlarında zam anaşımının uygulanamayacağı anlatıldı. Ancak iç hukuk ile uluslararası hukukun uyuşmaması halinde uluslararası hukukun esas alınacağına ilişkin düzenlemenin 2004’te kabul edildiği belirtildi. Bu tarihten öncesindeki olaylarda AİHS’e öncelik tanınamayacağı, iç hukukun failin lehine olduğu savunuldu. Dosya halen Yargıtay 8. Ceza Dairesinin önünde bekliyor. Daire, yalnızca 12 Eylül’deki insanlık suçlarına ilişkin yargılama yapılıp yapılmayacağını, Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devleti olup olmadığını değil, devletin dokuz yıl önce Berfo Ana’ya verdiği sözü tutup tutmayacağını da karara bağlayacak. İlk kez bugün gün yüzüne çıkan karar üzerine ağabey Mikail Kırbayır ile konuştum. Kırbayır, “12 Eylül zihniyeti devam ediyor” diye vurguluyor. Geçen ay TBMM Başkanı Mustafa Şentop ile görüştüğünü kaydeden Kırbayır, “Meclisin raporuna sahip çıkmalarını istedim. Katiller korunup kollanıyor” diyor. 12 Eylül’ün kırkıncı yıl dönümünde bugün Berfo Ana’yı, oğlu Cemil’i ve tüm cunta kurbanlarını saygıyla anıyorum.


Adalet Bakanlığı’ndan AİHM’ye Cemil Kırbayır Savunması:


Berfo Ana Öldü, Dava Düşsün


Adalet Bakanlığı, 12 Eylül Darbesi döneminde gözaltında kaybolan oğlunun cenazesini yıllarca arayan Ardahan/Göleli Berfo Kırbayır’ın ölümünün ardından bu davaya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gönderdiği savunmada, “Berfo Ana öldü, dava düşsün” dedi.


Ardahanlı Cemil Kırbayır’ın 12 Eylül’den sonra işkencede öldürülmesine ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görülen davada hükümet tarafından savunma yapıldı. Savunmada, anne Berfo Kırbayır’ın davayı açtıktan iki yıl sonra öldüğü, varislerinin ise davayı sürdürme yönünde niyetlerini gösteren bir belge olmadığı iddia edildi.


Bu olayın Türkiye’nin AİHM’i tanımasından yedi yıl önce olduğu, ‘insanlığa karşı suç’ maddesinin TCK’ye 2005’te konduğu, geriye dönük yargılama yapılamayacağı belirtildi. “Bu tekil olayın darbe rejiminin toplumun bir kesimine karşı devlet politikası çerçevesinde olduğuna dair bir bulgu yoktur” denildi. Oysa Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı 12 Eylül davasında sanıklara atfedilen eylemlerden biri de Kırbayır’ın öldürülmesiydi. Bu yüzden anne Kırbayır, davanın müdahilleri arasına alınmıştı. Berfo Kırbayır, 2010’da başbakanlığı döneminde Erdoğan’ın buluştuğu Cumartesi Anneleri arasındaydı.



Anne Berfo Kırbayır’ın 2011’de ‘yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkı ihlali’ gerekçesiyle AİHM’de açtığı davada hükümet, geçen şubatta savunma yaptı. Savunmada, Berfo Kırbayır’ın 26 Ekim 2011’de başvuru yaptıktan sonra 21 Şubat 2013’te öldüğü hatırlatılarak, “Varislerinin davayı onun ölümünden sonra sürdürme niyeti olduğunu gösteren bir bilgi ya da belge yoktur” denildi. AİHM’in yargılamayı dava listesinden çıkarması istendi.


“İç Hukuk Tükenmedi”


Hürriyet’ten İsmail Saymaz’ın haberine göre Türkiye’nin AİHM’e 1987’de katıldığı belirtilirken, Cemil Kırbayır bundan on yıl önce ölmesi nedeniyle davanın AİHM’in yetki alanı dışında kaldığı savunuldu. Ailenin 26 Ekim 2011’de AİHM’e başvurduğu, bu tarihte Kars Başsavcılığı’nda bir soruşturma olduğu ve 2012’de Anayasa Mahkemesi’nde bireysel başvuru hakkı tanındığını anlatıldı. Dolayısıyla iç hukuk yollarının henüz tüketilmediği belirtildi.


‘İnsanlığa karşı suç’ tanımının Türk Ceza Kanunu’na 2005’te girdiği, insanlık suçunda zamanaşımının olmayacağının baştan bu yana kabul edildiği ifade edildi. 2013 yılında işkence suçu için de zamanaşımının kaldırıldığı vurgulandı. Ancak bu iki düzenlemenin geriye dönük şekilde işletilemeyeceği kaydedilerek, şöyle denildi: “Hükümet, mahkemenin gerekli incelemeyi yapma yetkisi olmadığına ve mahkemenin sadece bireysel başvuru çerçevesinde sınırlı bir değerlendirme yapma hakkı olduğuna dikkat çekmek ister.”


Ayrıca sanıkların işlediği suçun ‘insanlığa karşı suç’ kapsamında olmadığı öne sürüldü. Sanıkların ancak ‘işkence, kötü muamele ve kasıtlı cinayet’ suçlarından yargılanabileceği ifade edildi. İnsanlığa karşı suça dair kesin bir hüküm getirmenin imkansız olduğu ileri sürülerek, “Bu tekil olayın darbe rejiminin toplumun bir kesimine karşı devlet politikası çerçevesinde olduğuna dair bir bulgu yoktur” denildi.


Darbe Davasına Müdahildi


Oysa Cemil Kırbayır’ın ölümü, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya’nın yargılandığı 12 Eylül Davası’nda cuntanın eylemleri içerisinde sayılmıştı. Berfo Kırbayır da davanın müştekileri arasındaydı. Erdoğan’ın başbakanlığı sırasında Dolmabahçe’ye davet ettiği Cumartesi Anneleri içerisinde anne Kırbayır da vardı. TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu’nca hazırlanan raporda, Cemil Kırbayır’ın 13 Eylül 1980’de Göle’de gözaltına alındıktan sonra işkencede öldürüldüğü ve cesedinin yakılarak yok edildiği sonucuna varılmıştı.


Adalet Bakanlığı’nın AİHM’deki savunmasını değerlendiren Ağabey Mikail Kırbayır, “Kardeşimin bu dünyada yaşam hakkı, bu topraklarda payı vardı. Devlet olarak birinci görevin yurttaşını yaşatmakken, sen onun yaşamına yargısız infazla son vermişsin. Devlet otuz yıl ‘firar etti’ diye oyalarken, biz takipçisi olup Meclis’e taşıdık. Hazırlanan raporda Cemil’in işkencede öldüğü aşikar. Devlet itiraf etti. Bu insanlık suçudur. Ne demek yokuz? Her cumartesi günü annelerle Galatasaray’dayız” dedi. Kırbayır, kardeşinin öldürülmesinden sonra kendisinin Kars’tan sürüldüğünü ve dokuz yıl Karaman’da yaşamaya mecbur tutulduğunu ifade etti. Avukatı Eren Keskin de “Meclis raporu bu suçun devlet tarafından işlendiğini dile getiriyor” dedi.



Eski AİHM Yargısı Türmen: Türkiye’ye Ceza Çıkar


Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen, konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “Hükümetin ‘Annesi ölmüş, yakınlarının mağdur statüsü yoktur’ savunması yanlış bir argümandır. Bir çok davada AİHM’in kriteri şudur: Davaya devam edenlerin bir meşru çıkarı ve hısımlık derecesi vardır. Kardeşi gibi yakın bir hısımın meşru menfaati vardır. Bu görüş reddedilir.  Olayın 1980’de olduğu, Türkiye’nin AİHM’e bireysel başvuruyu 1987’de tanıdığı belirtiliyor. İlke olarak doğrudur. Ama burada şikayet; yaşam hakkı ve işkence yasağıdır. Bunun içine devletin öldürmeme ve işkence yapmama yükümlülüğü vardır. Ölüm ve işkenceyi soruşturma yükümlülüğü vardı. Soruşturma davanın esasına bitişiktir. Bu şu demektir: Ölüm ya da işkence 1987’den önce meydana gelmiş olsa bile soruşturma tekrar başlamışsa bu argüman da yanlıştır. Soruşturma devam ettiği için AİHM bakabilir. ‘Anayasa Mahkemesi’ne gidilmedi’ deniyor. AYM’ye bireysel başvuru hakkı, 2012’de tanındı. Başvuru bu tarihten önce olmuş. Kaldı ki AYM, 2012’den önceki olaylara bakamıyor.  Anlıyoruz ki Kırbayır soruşturması 2011’de tekrar başlamıştır. Bu da soruşturmanın ne kadar etkisiz olduğunu ve hiçbir şey yapılmadığını gösterir. O yüzden yaşam hakkı ve işkence yasağı yönünden ihlal sonucu çıkar.”



SAVAŞARAK DEĞİL,


SEVİŞEREK ATEŞİ DÜŞÜRMEK!..


Sağlık camiasının bile artık baş edemez hale geldiği ve çökmez denen sağlık sisteminin çaktırmadan eski hastanelere yeniden mahkûm olduğu şu koronalı günlerde kalp krizi başta olmak üzere birçok hastalık çeşidi nedeniyle ölenlerin sayısı da bir hayli artmış durumda.


Ölümün daha önce yokmuş yeni ortaya çıkmış gibi aşta sağlık bakanı olmak üzere hemen hepimizin ölü sayıcısı olduğu ve kovboy filmlerindeki düelo tabutçuları rolüne girdiğimiz bir sürecin yaşandığı ülkede ve dünyada ben, ‘Coronanın ilacını biliyorum!’ desem inanır mısınız bilmiyorum ama, hala ne olduğu bile bilinmeyen kendisi gibi aşısı da bulunamayan coronanın ilacı bende, sende, sizde diyorum..


Çünkü hafif öksürükle başladığı ve ateşle devam ettiği, insanların en sevdiği tarafından bile terk edilip, yalnızlaştırılıp ve ‘Evde kal’ denilerek tek başına bırakıldığı bir tedavi yöntemiyle çare aranan coronanın ateşinin artmasına neden olan yalnız kalmak, yalnızlaştırılmak olduğunu da kabul etmeliyiz.


Bunun en bariz örneği coronanın yanında çöl sıcakları atmosferinde kalan Akdeniz ve Egede bir hayli ateşlenen ve ateşlendikçe ısınan bölgede tek başına kalan Türkiye örneğidir…



180’nin üzerinde ülkenin bulunduğu şu dünyada kendi insanına bir maskeyi ücretsiz dağıtamayan ama başta bugün kendisini yalnız bırakan, Yunanistan’ın yanında yer alan batı ülkeleri başta olmak üzere birçok ülkeye uçaklar dolusu maske dahil tıbbi malzemeyi Cumhurbaşkanlığı forsuyla gönderdiği söylenen ve Ayasofya’nın ardından Karadeniz’de ki doğalgaz müjdesinin bir mum gibi yanıp, söndüğü bir süreçte ne yapıyorsa yapsın yeni gündem yaratıp, işsizlik, ekonomi gibi sorunların başını çektiği gerçek gündemin üzerini bir türlü kapatamayan iktidarın da ateşi bir hayli artmış durumda. Çünkü o da yalnız…


Bu nedenle ilacı bende, sende, hepimizde olan ateş düşürücü ilacın yalnız kalmakla değil, en az 4 çocuk yapmaları istenen ama engellenen düğünler yüzünden evlendirilemeyen gençlerde, arkadaşlıklarda, dostluklarda yani kısacası savaşmakla değil, sevişmekle olduğunu anlamak lazım.


İnanmıyorsanız sevişin görün ateş nasıl düşüyor..



Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php


Bal 1-2 Eylül’de Tarihle Buluşuyor..


Arşiv Haber 29/08/20818 tarihli haber


Ardahan Belediyesinin organize ettiği, Ardahan Valiliğinin desteklediği Ardahan Ulusal, Kültür ve Bal Festivali 01-02 Eylül günleri arası Ardahan Kalesinde gerçekleşecek.


Biri Ardahan Dernekler Federasyonu tarafından olmak üzere 18. Gerçekleşecek olan Bal Festivali ilki gibi bu yıl Ardahan Kalesinde gerçekleşecek.


Ardahanların davet edildiği festivalde sanatçıların yanı sıra yöresel ürünlerin sergilenmesi bekleniyor.


Konu hakkında bir açıklama yapan Ardahan Belediye Başkanı Faruk Köksoy bu yıl kent merkezinde bulunan tarihi Ardahan Kalesinde gerçekleşecek olan Ardahan Ulusal, Kültür ve Bal Festivali’ne tüm Ardahanlıların davetli olduğunu belirtti.



**OMBUDSMANLIK Görevi Yapmak..


Bu ülkenin olduğu gibi dünyanın diğer ve en önemli bir sorunu da bir sorun yaşandığında ortayı buluşacak olan kurum, kişinin olmaması ya da yeterli gelememesidir.


Yani Nato, BM, AB ya da diğer bir çok kurum gibi Ombudsmanlık görevi üstlenen kurumların yetersizliği yada baskı altında olup kendilerine verilen görevleri yapamamalardır.


Bu sadece ülke ve dünya içn geçerli durum olmadığı gibi bir kasaba, bir ilçe bir kentte de durum farklı değil..


Yani asıl işler Ombusdmanlık olan Vali, Kaymakam veya diğer bürokratlar gibi oranın muhtarı, belediye ya da il genel ve de belediye başkanlarının asıl görevleri olan Ombudsmanlık işini yapmamaları, yapamamalar ya da Ombudsmanlığın anlamını bilmemelidir.


Yani eskiden Şehğ, Ağa, Bey, şimdi Kanat önderi, üst düzey bürokrat adı verilen Ombudsmanlık görevi yeterince yerine getirilmemesi dolaysıyla birçok iş ya da tartışma Arap saçına dönmekte ve de başta ekonomide olmak üzere sosyal hayatta büyük sorunlara neden olmaktadır.


Peki, nedir bu Ombudsmanlık denen şey;


OMBUDSMANLIK NEDİR?


Ombudsman, şikâyetleri ve bir takım teşebbüsleri ele alıp değerlendiren ve bunlara her iki taraf için de tatmin edici çözümler bulan kişidir. Kelime kökeni açısından İsveççe ’de “arabulucu” anlamına gelen ‘ombuds’ ve “kişi” anlamına gelen ‘man’ kelimelerinden oluşmuştur ve aracı kişi anlamına gelmektedir. Ombudsman kelimesi İsveççe’de genellikle delege, avukat, vekil veya bir diğer kişi veya kişiler tarafından o kişi veya kişiler adına hareket etmeye ve onların haklarını korumaya yetkili kılınmış kimseyi ifade etmek için kullanılır. Kurumsal olarak Ombudsman terimi, Parlamento tarafından halkın şikâyetlerini dinleyip, çözümlere ulaştırmak üzere seçilmiş kimse veya kimseleri simgelemektedir. Ombudsman’ın Türkçe karşılığı için kamu denetçisi, arabulucu, kamu hakemi, medeni hakların savunucusu, parlamento komiseri gibi tanımlamalar teklif edilmiştir. Sonuç olarak, Ombudsman kamu hizmetlerinin yürütülüşündeki adaletsizlikler hakkında, konudan etkilenenlerden şikâyetleri almak, bu konularda araştırmalar yapmak ve sorunları çözmekle görevlendirilmiş, bağımsız bir kamu otoritesidir. Ancak; Türk Dil Kurumu (TDK) e-posta aracılığı ile kullanıcılarına gönderdiği bilgide bu sözcüğü şu ifadelerle açıklamıştır: ombudsman: İngilizce kökenli bu söz hukukta “ Parlamento tarafından görevlendirilen, vatandaşları resmî makamların keyfî ve yasa dışı davranışlarına karşı korumakla görevli kişi veya kurum.” anlamında kullanılmaktadır. Bu söz için kamu denetçisi karşılığı önerilmiştir.


Yani Vali Ombudsmandır, Kaymakam, Belediye Başkanı hatta Emniyet MüdürüOmbudsmandır.


Yani BM, AB, Nato ya da diğerleri gibi toplumda adı, yeri ve makam sahibi olanların her biri ombudsmandır.


Peki, bunlar bunun farkında, bu görevi yapıyorlar mı?


Ülkenin ABD ile yaşadığı sorunda yetersiz kalan BM, AB, Nato gibi Ardahan gibi sınır ilin futbol takımının yaşadığı ekonomik ve diğer sorunları çözüm bekleyen Serhat Ardahan Spor’a yönelik olarak bir kimse iki kişi arayıp, ‘ya yapmayın, bir birinize yardımcı olun, gereğinin yapın’ diyor mu?


Bilmem ama benim anladığım birçok sorunu kâğıt üzerinde yazılan onca yazışmalardan daha etkili olan Ombudsmanlığın yapılmadığıdır…