POSOF FEHT EDİLDİ!



MERHABA Bu haberi ve Ardahan’daki diğer gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



SELÇUKLULARIN POSOF’U FETHİNİN 940. YIL DÖNÜMÜ


Selçuklular, 940 yıl önce bugün (24 Haziran 1080) Posof ve çevresini fethetmişti. Bugün, Posof-Kol Zaferinin 940. yıl dönümünü.


Selçuklu Sultanı Melikşah ile Başbuğ Danişmendli Emîr Ahmet’in ordusu, 24 Haziran 1080 tarihinde Posof’un Kol köyünde Bizans-Bagratlı birleşik ordusuna karşı büyük zafer kazanarak Kuzeydoğu Anadolu ile Ahıska, Acara ve Kutayıs’ta hâkimiyet sağlamıştır. Gürcü vakayinâmesi Qartlis Cxovreba, bu olaydan şöyle söz etmektedir: “O sırada Kol şehri dışında bulunan Kral Giorgi, kuvvetli bir komutan ve müthiş savaşçı olup Kars şehrini de zapt etmiş olan Ahmed’in kumandasındaki büyük Türk kuvvetinin ani hücumuna uğradı. Hristiyanlardan da yardım gören Türkler, Kral Giorgi’yi kaçmaya mecbur ettiler. Onun adamlarından birçoğunu öldürdüler. Külliyetli miktarda silah, Kralın altın ve gümüş sofra takımları, kıymetli kupa ve kadehlerle bütün has muhafızların çadırları, Türklerin eline geçti. Kral, Acara yoluyla Abhazya’ya kaçtı.”


Yine aynı Gürcü kaynağının verdiği haberlere göre eskiden beri Kıpçak Türk varlığının olduğu bu bölgeye bu tarihten itibaren Oğuz Türkleri de yerleşmiş, Doğu Karadeniz sahilleri Türklerle dolmuştur. Gürcüler bu olayı Didi Türk-Oba (Büyük Türk Bayramı) olarak halen anmaktadır.



KAYMAKAM METE, TAŞ ÇALIŞMALARINI İNCELEDİ


Posof Kaymakam Murat Mete beraberinde İl Genel Meclis Üyesi Nihat Ülvan İl Genel Meclis Üyesi Necmettin Taşçı ve Yazı İşleri Müdür V./Birlik Müdürü Şener Taşlı ile birlikte Demirdöven (Varzna) köyünde yapımı devam eden 1000 m2 kilitli parke taşı yapım işinde incelemelerde bulundu.


Çalışmalar hakkında yetkililerden bilgi alan Kaymakam Mete daha sonra köy halkı ile görüşerek sorun ve taleplerini dinledikten sonra köyden ayrıldı.



Feyzioğlu’nun Başarısı..


Hala ve AYM’nin bile hak ihlaline uğradığı kararları olmasına karşın neden hala hapiste olduğu tartışılan Selehattin Demirtaş’ın başında bulunduğu HDP’nin o süreçte başlattığı değişimin ‘Türkiye Partisi olacak, solu toparlayacak ve başta CHP olmak üzere Çin meşeli İşçi Partisi gibi sözde solcuların ekmek, pardon oy alamayıp, ‘tarih olacağız’ düşüncesi ile Demirtaş korkusu yaşayan CHP’nin tetiklemesi ile dokunulmazlığı kaldırılıp, hapse atıldığı ülkede hak savunucuları olduklarını ileri süren avukatlar da CHP gibi yollara düşüp, ‘adalet değil, baromuza dokunma, dokunacaksan da bizim de fikrimiz al’ dedikleri şu günlerde gözden kaçan bir durumun farkında mısınız?..


Evet, Başkan Erdoğan ile arasının iyi olmadığı dönemlerde kimsenin yanına gidip, resim bile çektirmekten korktuğu bir süreçte ben kalkıp yanına giderek, Ardahan’a baro kurulmasını istediğim ve bugün yanında olan Ardahan Barosunun kurulmasında büyük emeği olan Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof. Metin Feyzioğlu hükümet adına, iktidar için ve insan hakları, adalet, hukuk, ekonomi yetmedi Almanya başta olmak üzere bir çok ülkenin, ‘Corona bilgilerini saklıyor, siyasette olduğu gibi pandemi konusunda da şeffaf değil’ diyerek suçlaması gibi hayati konularda dünya kamuoyu gözünde bir hayli zorda olan ülke adına bir başarıya daha imza attı..

Feyzioğlu’nun bu başarısının ne olduğunu düşünmeniz ve size biraz zaman kazandırmak adına şu an Başkan olan Erdoğan’ın, Feyzioğlu’nun ve benimde içinde bulunduğum başkanların neler yaşadığını biraz açmak istiyorum..

Çünkü Behice Boran döneminde İşci Partisinde Kars Milletvekilliği için yapılan delege yarışta birinci gelen ama partililerin araya girmesi ile bu birinciliğini geçtiğimiz günlerde hayata göz yuman Dr. Bedrettin Kurtel’in abisi Avukat Adil Kurtel’e devreden rahmetli babam Fevzi Yılmaz’ın da mutlaka desteklenmesi gerektiğini belirtip, bugün yarım yamalak da olsa hayata geçmesine katkı sunduğu başkanlık sisteminin uygulamaya geçmesinin önünü açan Başkan Erdoğan ve diğer başkanların başta yönetimlerinden olmak üzere kendilerini 7 sülale iktidar, bürokrat, DMO sayesinde milyarder olan Koç’lar gibi iş adamı yapan sistem koruyucularından neler çektiğini başkan olan bende iyi biliyor ve anlıyorum..

Benim de şu an hala başında bulunduğum federasyonda estirdiğim rüzgarın silip, süpürdüğü sahte dernekçilik yapanların foyası ortaya çıkınca bana etmediklerini bırakmayan değişmez (!) başkanlar gibi bugünde aynı durumu yaşıyor ben,başkan Erdoğan ve Feyzioğlu gibileri..

Buna neden olanda onların yani sitem dedikleri adına da yalandan parlementer, halkçı, eşitçi dedikleri kendi sistemlerini bozan bir anlayıştan rahatsızlıklarıdır.

Bu nedenle; Bugün Başkan Erdoğan’a ve Feyzioğlu’na yaşatılanlar konusunda yani başkanlık sistemi konusunda tarafım ve bu tarafımda Erdoğan ve Feyzioğlu hatta başkan olmasına karşın yine aynı sistemcilerin, bugün başkan olan Erdoğan’a ‘Muhtar bile olamaz’ diyen anlayışın okyanus ötesi koruyucuları tarafından sözüm ona Tİ’ye alınan Trump’un tarafıdır..

Çünkü başkanlık sisteminde başkan söz sahibidir, başkanlık ise eyalet başta olmak üzere gerçek eşitliği, kendi yerel sistemini, hukukunu, anlayışını, dilini, dinini seçmeye izin veren sistemdir..

Evet yazımın ana konusunu çok dağıtmadan yeniden başa dönecek olursak bugün yapılan Avukatlar Yürüyüşünde de tarafım..

Ve bir arada hareket edemeyen, kimi yaya 2 km, kimi 200 metre sonra arabayla, kimi ise uçakla yürüsede ve muhalefet gibi darmadağın olsalar da Avukatlar tarafındayım diyeceğim…




Ama aynı avukatların başta adına Kürt Sorunu denen soruna, Cumhurbaşkanı adayı olmuş, 8 milyon oya hitap eden bir partinin eş başkanının şu an hala hapiste olmasına ve en önemlisi bu partinin yani HDP’nin ‘Demokrasi, barış ve adalet, hak ve hukuk’ adına yaptığı yürüyüşü gölgeledikleri için kınadığım, hatta bununda bir ulusalcı ayak oyunu olduğunu düşündüğüm ve asıl amacın HDP’nin haklı yürüyüşünü gölgelemek olduğunu bunu da başardıklarını gördüğüm için yazıma, ‘Feyzioğlu’nun başarısı..’ başlığını koyuyorum..

 Bunu yani HDP’nin yürüyüşünü gölgeleyip, gündemden düşürmesi ile başarılı olmuş olan aynı Feyzioğlu bu ülkede yaşanan onca hak, hukuk sorununa karşı bürolarından dışarı çıkmayan toplumun aydın, hak savunucusu olarak bilinip, sahada göremediğimiz avukatları yollara düşürmesi ile hatta bu sözüm ona ‘hak savucularıyız’ diyen ama başta Kürt sorunu için yollara, sahalara düşüp polis engellemesi ile karşılaşan hatta tokat yiyerek yere düşürülen avukatlar da gördük!..  

Kısacası Feyzioğlu çok ama çok başarılı olmuş, başta yakınlaştığı iddia edilen iktidar tarafından kutlanacak derecede büyük bir iş başarmıştır..

Bugün benimde mücadelemin ardından kuruculuğunda büyük rol oynadığı Ardahan Barosunun da yanında yer aldığı ve meslektaşları yollarda iken o soruna çözümün masa başında olması gerektiğini anlatıp, bir taraftan hükumetle diğer taraftan ulusalcıların ve milliyetçilerin gazını almak adına Anıtkabir’i ziyaretle meşgul olan kendisini, Avukatlık mesleği yanında ders veren Profesör Doktor Metin Feyzioğlu’nu Başkan Erdoğan’da kutlar mı bilmem ama ben kutluyorum!..

Çünkü eylemlerine devam eden meslektaşlarını ziyaret ederken meslektaşları kendisine sırtlarını dönsede en azından hayatlarında eyleme, sahaya, mitinge katılmayanları yürüttü, jopu tattırdı ‘savunmanın savunucularıyız’ deyip, bugüne kadar hak, hukuk konusunda çok ciddi bir eylem yaptırdı meslektaşlarına..

Ve diğer önemli bir başarısı da; 40 yıldan fazladır çözüm bekleyen ve yeniden dünya gündemine girmişken çoğu ulusalcı olan avukatların bu eylemleriyle bir anda gölgelettiği HDP’nin demokrasi, barış, adalet, hak, hukuk yürüyüşünü gündemden düşürmeyi başardı…


 



Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php


IRAK’TAN ÖNCE


POSOF’TAN GİRMEYE BAŞLADILAR..


arşiv haber 17/10/2016 tarihli haber/yorumlar


Gürcistan sınırından Türkiye’ye kaçak yollardan geçen göçmen sayısı 1 haftada 25’i buldu.


Gürcistan sınırından Türkiye’ye kaçak yollardan geçen göçmen sayısı 1 haftada 25’i buldu. Köylüler sınır hattında güvenlik önlemlerinin arttırılmasını istiyor.



Ardahan’ın Posof ilçesi Gürcistan sınırı bölgesinde Türkiye’ye kaçak yollardan giren mülteciler köylüleri korkuttu. Derindere köylüleri yaklaşık 10 gün içerisinde 25 mültecinin Gürcistan sınırından Türkiye’ye kaçak yollardan giriş yaptıklarını söyleyerek, korkup, tedirgin olduklarını belirtti. Telefon hatlarının da çekmediğini dile getiren köylüler, jandarmaya veya yetkililere bilgi veremediklerini söyledi.



“Yedirip çay içiriyor, jandarmaya teslim ediyoruz”



Derindere Köyü Muhtarı Yılmaz Şimşek, “Gürcistan sınırında olan bir köyde oturduğumuz için sınırdan günlük 4, 5 kişi geliyor. Ama PKK, ama göçmen, İranlı, Suriyeli bunları tanımıyoruz. Buraya geldikleri zaman da insanlar korkuyorlar. Gece geliyorlar, gündüz geliyorlar, geldikleri saat belli değil, köylülerimiz panikleyip korkuyorlar. Bunun bir çaresine bakılmasını devletimizden istiyoruz. Buraya gelenlere yemek yedirip çay içiriyor, jandarmayı arayarak jandarmaya teslim ediyoruz. İyilik gösterdiğimiz için de günlük geliyorlar. Sütoluk köyü ile Derindere köyü üzerinde bulunan dağdan gelerek ormanlık alana giriyorlar. Çocuklarımız telefon şebekesi olmadığı için mültecileri gördükleri zaman bize bilgi veremiyorlar. Telefon şebekesi 2 yıl öncesinde kuruldu, her şeyi tamam fakat sadece şifre yüklenmesi gerekiyor. Bu konuda Vali başta olmak üzere Kaymakama da gittik, gereken yerlere de bildirdik ama telefonlarımız açılmadı. Açılmamasının nedeni nedir? Bunu devlet yapmamış, bunu özel şirket yapmış, ama emek vererek yapıldı, neden şifre yüklenmiyor. Bizde bu durumda mağduruz. Çocuklarımız hayvanlarımızı otlatıyor ve panikle terör geldi, zenciler geldi diye köye geliyorlar. Tanımıyorlar kim olduğunu, yabancı insan diye konuşmuyorlar.



“Telefonlar çekmediği için de bilgi veremiyoruz”



Köylülerden Şemistan Boy, “Bundan 20 gün önce Gürcistan sınırından 10 kişilik mülteci geldi. Dağdaki otumu getirmek için gittiğimde on kişinin orada olduğunu ve ısınmak için benim otumu da yaktıklarını gördüm. 10 mülteciyi alıp getirerek jandarmaya teslim ettim. Bundan 2 gün önce de sabah erkenden kalktım ve 4 kişinin çayırlardan köye doğru geldiklerini gördüm. Mültecilerle konuşmaya çalıştım ve onlar konuşmadılar. Daha sonra evime getirerek yemek yedirdikten sonra jandarmaya haber verdim. Köyümüz bu konuda tedirgin. Şimdi gelen mülteciler silahsız geliyorlar fakat yarın silahlı da gelebilirler. Köyümüzde telefonlar çekmiyor ve köyümüz sınıra yakın ve Gürcistan’la sınır bir köy. Telefonlar çekmediği için de bilgi veremiyoruz” şeklinde konuştu.



Ardahan Valisi İbrahim Özefe, konuya ilişin olarak İHA muhabirine yaptığı açıklamada, bu tür girişimlerin olduğunu belirterek, güvenlik güçlerinin sınır hattında gerekli önlemleri aldığını söyledi.


**KAR YAYLADA MAHSUR BIRAKTI..


*Erken geldi, tam geldi..


Havaların iyiden iyiye soğuduğu Ardahan’da beklenmedik bir zaman da yağan kar yaylalarda bulunanları başta olmak üzere bir çok kişiyi mahsur bıraktı.


Ardahan’ın yüksek kesimlerine yılın ilk karı yağdı. Kar yağışı sonrası Damal ilçesine bağlı Arapyurdu yaylasında mahsur kalan köylüler, İl Özel İdaresi ekipleri tarafından kurtarıldı.


**YAYLADA MAHSUR KALDILAR.


Kar yağışının ardından yayla yolunun kapanması nedeniyle köylüler yaylada mahsur kaldı. Yayla sakinlerinin mahsur kaldığı ihbarı üzerine Ardahan İl Özel İdaresi karla mücadele ekipleri harekete geçti.


Bölgeye giden karla mücadele ekiplerinin Arapyurdu Yaylasında etkili olan kar yağışı nedeniyle ilerlemekten güçlük çektikleri belirtildi. Yapılan yoğun çalışmalar sonucunda yaylada mahsur kalan köylüler ile köylülere ait olan hayvanlar kurtarıldı.



VALİ ÖZEFE, ÇILDIR İLÇESİNİ ZİYARET ETTİ


Vali İbrahim Özefe, Çıldır ilçesine ziyaret gerçekleştirdi.


 


Beraberinde ki heyet ile birlikte Çıldır ilçesine giden Vali Özefe, Kaymakamlık binası önünde ilçe Kaymakamı Tamer Kılıç, Belediye Başkanı Yakup Azizoğlu ve daire müdürleri tarafından karşılandı.


 


Karşılamanın ardından Kaymakamlık ve Belediyeyi ziyaret eden Vali Özefe, Kaymakam Tamer Kılıç ve Belediye Başkanı Yakup Azizoğlu’dan brifing aldı.


 


Ziyaretlerin ardından Vali Özefe, ilçe merkezinde yapımı devam eden Kültür Merkezi, TOKİ konutları ve Sınır Ticaret Merkezi inşaatlarında incelemelerde bulundu. Entegre Devlet Hastanesinin yapılacağı alanı da yerinde gören Vali Özefe daha sonra Aşıkşenlik mahallesine giderek, ünlü Halk Ozanı Aşık Şenlik’in türbesini ziyaret etti.


**Vali’den Bayram Mesajı..


Ardahan Valisi İbrahim Özefe Kurban Bayramı Dolaysıyla Bir Mesaj yayınladı..


VALİ İBRAHİM ÖZEFE’NİN KURBAN BAYRAMI KUTLAMA MESAJI 


 


Bayramlar, Toplumsal bütünlüğümüzü sağlayan, milli ve dini duyguların, örf ve adetlerin uygulandığı bir toplumda millet olma şuurunun şekillendiği, kuvvetlendiği günlerdir.


 


Birlik ve beraberliğe, yardımlaşma ve dayanışmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde, asırlardır bizleri birbirimize bağlayan manevi değerlerimizden biri olan Kurban Bayramı’nın,  başta Ardahan’a, ülkemize, tüm İslam âlemine ve dünya insanlığı adına hayırlara vesile olmasını diler,


 


Ardahanlı hemşehrilerimin, kamu ve özel kuruluşlarında her kademedeki mesai arkadaşlarımın ve aile bireylerinin, şehit aileleri ve gazilerimizin, sivil toplum kuruluşlarının  bayramlarını yürekten kutlar, tüm hemşehrilerime esenlik dileklerimle saygı ve sevgilerimi sunarım.


YAZIYORSAM SEBEBİ VAR/Fakir Yılmaz/Gazeteci


**Size benzemeyeceğim..


Ardahan’ın ilk günlük gazetesini çıkaran ve bu yönde verdiğimiz bir yıllık mücadele sonucunda almam gereken ilan hakkımın engellenmesi üzerine yeniden haftalığa dönme kararı vermeye hazırlanırken rahmetli babam matbaaya gelip, günlük gazeteyi neden haftalığa çevirdiğimi sordu..

Ben de Hasan Özdemir’in Ardhan’da vali olduğu dönem de yaşadığımız sıkıntıları ve gelen denetleme kurulunun kararını anlatınca babam bana dönüp dedi ki; ‘Oğlum mücadelen boyunca şunu bil ve unutma.. Düşman seni yenemediği an bu kez taktik değiştirip, seninlşe dost gibi görünüp, seni kendisine benzetmeye çalışır.. Bu nedenle alacağın karar ya onlara benzemek yada bildiğin doğruya devam etmektir’

Yani o sıkıntılı anda yanıma gelip, ‘sen doğru bildiğini yap’ diyerek bana cesaret veren ve Ardahan’a günlük gazete kültürünü kazandıran o günkü müacadelimizde önümüze çıkarılan engellemeler bugünde vasıflı olma mücadelesinde görmüyor değiliz.. 

Ama yolumuza devam ediyoruz.. 

Ama benim bugünkü konum Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı olduktan sonra yaşadığım onca sorunları anlatmak olacak..

Çünkü gazetecilikte yaşadığımız sıkıntıların diğer bir benzerini gördüğüm bu alanda da birileri beni kendilerine benzetme çabası içinde olduğunu ve ARDA/FED olarak verdiğimiz mücadele de hep engelleme, arkada konuşma, şerefsizce, alçaka iftiralarla karşılaştığımız bir süreci yaşadığımızıda bilmenizi isterim..

Yani beni ve arkadaşlarımı kendilerine benzetmeye çalışanların güçlü bir Ardahan Lobisi korkusu içinde oyun üzerinde oyun içinde olduklarınıda görüyorum..


**Siyasiler kurşun sıkmak..


Yeni bir seçimin olup, olmayacağı yönünde tartışmaların devam ettiği şu günlerde 7 Haziran’ın sonuçlarını beğenmeyip, 1 Kasım’da ülkeyi yeniden seçime götürenlerin kazanamadıkları belediyeler de kayyum ataması ardından şimdi de siyasi cinayetler işlenmeye başlandı..

7 Haziran sonuçlarını beğenmeyen tek tarafın mevcut iktidarın değil, 1 Kasım’a kadar yolları kesip, Türkiye Partisi olma iddiasıyla yola çıkan HDP’yi kamuoyu nezdinde yıpratan ve aldığı 81 vekilin kendilerinin sayesinde alındığını belirtip, şımaran PKK’nın üstlendiği siyasi cinayetlerin bu ülkenin ana dinamiklerine olduğu gibi barış ve demokrasi yanlısı olanların elini de zorda bıraktığını da belirtmekte fayda var..

Çünkü; ‘Ya herro, ya Merro’ denilerek halkın seçilmişlerine saldırıp, onları görevden alıp, içeri atmak kadar insanları olduğu gibi siyasileri de öldürmek o kadar yanlıştır.. 

Çünkü benimde içinde bulunduğum kamuoyunun sert bir dille kınadığı bu cinayetlerin siyaset alanını daralttığı gibi bu ülkede siyaset yapan A yada B veya da C partili tüm siyasileri bunaltıp, şaşırtıp, demokrasiyi yok ettirir..


**RÜYAM’DA KİMİ GÖRDÜM?..


Aslında uğurlu günüm Salı..


Siz okurlarımın büyük b ölümünün de içinde bulunduğu toplumun Pazartesi sendoryumunu bende atlatıp, uğurlu saydığım Salı’ya ve ardından Çarşamba, Perşembe derken hazır mesajlarla kutlanan Cuma’dan sonra en sevdiğim gün olan Cumartesi’ye kendimi atarım..


Ve adına; ‘Cumartesi Yazıları’ dediğim yazımı yazarken gerek hafta içinde gerek geride kalan özellerimide okurlarımla paylaşmak istercesine bilgisayarın tuşlarına hızla değil, sakince, dikkatlice hatta bir sevgiliyi okşarcasına dokunur, içimi siz okurlarla paylaşmaya çalışırım ..


Bu cumartesi de öyle oldu..


Hafta boyunca sabahın ilk saatlerinde başına geçtiğim bilgisayarımın açılmasını beklerken dün gece uykumu bölenin ne olduğunu ve neden gece üçte kalktığımı hatırlayıp, sanal beyinli cep telefonumu elime alarak, önce gelen mesajlara sonra bir çoğumuzun içeriğini okumadan başlığına bakıp, yalandan beğendiği facebook’a ardından ülke de ve dünya da yaşananlara bakmak için twitter’e göz attım..


Ve beni uyandıranın neden olduğu aklıma gelince yeni bir cumartesi yazısı daha beynimden kalbime, ardından parmaklarıma oradan da bilgisayarıma akmaya başladı..


Çünkü beni gece yarısı uyandıranın bir rüya olduğu ve o rüya da hayatımın yol haritasını çizen çok değerli birini görmüş, tam olarak olmazsa da şimdi mum ışığı ile aradığım özlediğimi, sevdiğimi görmüştüm.


Rüyamı hatırladıktan ve gördüklerimi iyice hatıladıktan sonra dinlerken olağanüstü bir haz duyduğum Kur’an dinletisi açarak yazıma devam ettim..


Dinlediğim Kur’an hediye ettiğiminin, dün değerini çokta bilmediğimiz, çekip gittikten sonra da gözyaşları içinde aradığımız olması ise bir başka bir eziklik ve arayıştı..


Sizce rüyamda gördüğüm hangi sevdiğim, hangi beni ardından bırakıp, çekip, giden ve gelmesi mümkün olmayan ve bizi bekleyendi..


**Ekmeğe muhtaç bırakmak..


Kamu kesiminde eşi benzeri görülmemiş bir şekilde görevden çıkarma cezaları veriliyor. Şu anda on binlerce

ailenin ocağında gözyaşı, hüzün ve “yarın ne yapacağım?” kaygısı var. Resmi Gazete’de isimleri yayımlananların

sayısı 100 bini çoktan geçti, daha da devam edeceğe benziyor. İnanın bazılarına memuriyetten atılmak değil

Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi olmakla suçlanması daha ağır geliyor.

Şunu belirtelim: Kamuda terör örgütü elemanlarının bulunması zaten kabul edilemez. Girenlerin önemli bir

bölümü de AKP döneminde işe alındı. Kamu görevine son verilenlerin tamamının FETÖ’cü olduğuna kimse

inanmaz. Görevden alınanlardan tanıdıklarınıza bir bakın. Atatürkçü, laik, çağdaş isimler de bu furyada

görevden alınıyor.

Sadece bu alandamı oluyor ki bunlar? 

Hayır tam tersi hemen her alanda yaşanan bu durum bizim camiamızda da yaşanıyor..

Son olarak benimde bir dönem gazete çıkardığım Kocaeli’nin en önemli gazetecilerinden olan Güngör Aslan’ın da gazetesine el konulup, ekmeğe muhtaç bırakıldığını öğreniyorum..

‘Kendisini arayıp, yapabileceğim bir şey var mı? diye sorduğum bir anda Ardahan’da beni arayan eşim basın müdürlüğünün ilanımızı iki aylığına askıya aldığını öğreniyorum..

Beni de şok eden bu gelişmenin gerekçesi de gazetemizin bo yalarının kurumadan basına götürüldüğü ve baskı hataları olduğu için olduğunu öğreniyordum..

Eşimin gergin ses tonunu ‘Bir şey olmaz hanım, neye dayanmadı ki buna da dayanmayalım’ diyerek yumuşatmaya çalıştığım bir sıra da bu ülkede birilerinin birilerini ekmeğe muhtaç hale getirmekle meşgüldü..


**Ayrılıklar hep zordur..


Ülkenin komşuları ile olan sorunları, komşuların emperyalist güçlerce işgal edilmeye çalışması, toprak ayrımları ve parçalanmalarını tartışıldığı bir sürecin yaşandığı şu günlerde yeniden ısıtılıp, önümüze getirilen başkanlık sisteminin ayrışıma neden olacağı da konuşulmakta..

Yani önce Başkanlık, ardından bu başkanlığı başında olacağı eyaletler ardından herkesin kendisini yönettiği öz yönetimlerin gündeme gelebileceği korkusu ve travması yaşanıyor ülkemde..

Evet benim de desteklediğim ve istediği başkanlık sistemine geçmeye çalışan ve 10 yıla yakındır bir çok sorun ve sıkıntıya neden olan sistemden ayrılmak istemeyen ülke zorda..

Başkanlık gelsin mi, gelmesin mi?

Sistem yenilenerek kalsın mı, kalmasın mı?

Başkanlık gelirse yapabilir miyiz, yapamaz mıyız?

Bölünür müyüz, bölünmez miyiz?

Soruları ile tartışılmaya devam eden sistem değişikliği bu ülkeye ne getiri bilmem ama bana sorarsanız kavga etmeden tartışılması en güzeli..

Çünkü Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olmasından bu yana zaten sistem değişmiştir..

denilen bir ülkedeyiz.. 

Ve Reis denilip, üzeri kapatılmak istenen Başkanlığı zaten o günden bugüne kadar Başkan olarak yapan bir Erdoğan bunu resmileştirmek istiyor..

Evet başkanlığı bende ama ülkemin bölünmeden istiyorum..

Bu ülkenin sistem değişikliğine olan ihtiyacın daha çok tartışılmadan, kan, revan bulaşmadan gerçekleşmesinde yanayım..

Zor ama şart olan bu değişikliği bir an gerçekleştirmek bu ülkenin önünü olduğu gibi hepimiz rahatlatacağına inananlardanım..

Kısacası aşklardan, sevdalardan, sevdiklerinizden, alıştıklarınızdan

ayrılırken yaşanan aynı  duygu gibi 100 yıldır yaşadığımız sistemde de ayrılmak zor olsa da şarttır..


**Irak gibi Suriye’de diyecek..


**Fakir Yılmaz/Gazeteci


Son günlerin en çok tartışılan konuların başında gelen konu Irak Meclisinin topraklarında bulunan Türk Askerinin çekilmesini istemesi ve konuyu Birleşmiş Milletlere götürmesi olduğunu görmekteyiz..


Evet Irak ve Suriye’nin olduğu gibi ülkenin birliğinden bahseden yöneticilerimizin Irak’tan sonra Suriye’ye gönderdiği Askerlerimizin konumu yeniden tartışılmakta..

Çünkü başkalarının topraklarında bulunmak o topraklara tecavüz olduğunu ve bunun bir savaş nedeni olduğunu benim gibi bu ülkeyi idare edenler de iyi biliyorlar.

Irak’ın bu beklenmedik çıkışı karşısında önce şok olan ardından şaşkın şaşkın ‘ABD orada ne geziyor?’ diyerek müttefik dedikleri ABD ile zaten gergin olan ilişkilere yeni bir gerginlik ekleyen yöneticilerin şimdi ne yapacakları beklenmekte..

Çünkü Dünya 5’ten büyüktür diyerek Birleşmiş Milletlere kafa tutan başkanın dış politikası dolaysıyla gün geçtikçe iyiden iyiye sıkışan ülkenin kendisine komşu olan diğer ülkelerin topraklarında ki Askerleri nasıl bir yöntemle yasal hale getireceği yada geri çekeceğini de bilmiyor..

Evet Ortadoğu’da söz sahibi olmak için çabalayan ABD ile Rusya arasında adeta sıkışıp kalan ülkem bugünlerde bir hayli sıkıntıda..

Çünkü; ‘Irak’ta Meclis var mı ki böyle bir karar alıyor’ diyenlerde biliyor ki o açıklamayı ABD değil, ortada olmadığı, darmadağın olduğu ileri sürülen Irak üzerinden ABD’nin yaptırdığı bir gerçektir..

Şimdi gelelim Suriye’ye..

Çünkü Irak’tan sonra Suriye’nin de böyle bir yola başvurup, BM kanalıyla Türk askerinin topraklarından çekilmesini isteyebilir, biz Suriye’ye silahtan sonra ambulans gönderirken..