GÖLEYİ KURTARANLAR TÖREN ALANINA GİDEN YOL GİBİ YOLLARINI DA KURTARAMADILAR!..


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..



Gazeteci Fakir Yılmaz ile Gazeteci Özlem Şeyma YHılmaz’ın birlikte hazırlayıp, her pazar günleri saat: 14.00’da TEMPO TV’de Sundukları Canlı Yayın Programı


Her Pazar günü saat:14.00’da 


Sizde Tempo TV ekranına konuksunuz..




MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



İlçe kaymakamı ve protokol ise kesin kabulü yapılmayan ancak alelacele taşınılan yeni kaymakamlık binası girişinde rastgele dizilmiş sandalyelere oturup, töreni uzaktan izleyerek kutladılar. 



Geçtiğimiz gün yaşanan 5.3 şiddetinde ki deprem ardından evleri yıkılan birçok vatandaşın dışarıda kaldığı Göle’nin vatan topraklarına katılışının 102. Yıl Dönümünde ilginç anlar yaşandı.


Bozuk yol yüzünden engelli bir kız çocuğunun normal vatandaş ve öğrenciler gibi gelemediği tören alanı için buranın neden seçildiği de merak konusu olurken, bu durumu görenlerin ‘Göle’yi kurtaranlar böylemi kutlama isterdi’ dedikleri dikkat çekti. 


Göle Milli Eğitim Şube Müdürü İskender Karadağ, ile birlikte öğretmenler ve arkadaşlarının bozuk yol dolaysıyla tekerlekli arabasıyla tören alanına gelemeyen öğrenciyi birlikte taşıyarak tören alanına getirdikleri engelli kız çocuğu ve töreni izlemek için alana gelenlerin zor anlar yaşadıkları görüldiü.



Kaymakam bozuk yolda,


dernekler İstanbul’da Göle’yi kurtardı.. 


Ardahan-Göle yolu olarak bilinen ve 20 yıl önce başlayan bölünme çalışmalarının hala bitmediği şehirler arası yol gibi kent merkezleri, köy ve yayla yollarının bir türlü istendiği gibi yapılamadığı Ardahan ve Göle yollarından beter bir yolun gittiği alanda Göle’yi kurtarmaya çalışan ilçe kaymakamı ve Göle protokolünün yanında geçtiğimiz gün art arda yaşanan depremlerle sarsılan Göle’yi batı kentlerinde temsil eden Göle dernekleri de İstanbul’da bol eğlenceli bir kurtuluş gecesi düzenlediler.


HANAK’IN ALEVİ KÖYLERİ DE AYNI.. 


Göle’nin 102. Kurtuluş Yıl Dönümünü yolu ve çevre düzenlemesi bitmeyen yeni Kaymakamlık binası önünde kutlayan Göle protokolü engelli vatandaşların yanı sıra normal vatandaşları da zorda ve tozda bırakırken, aynı durum Ardahan’ın Hanak yollarında da görülmekte. 


Özellikle Alevi köylerine giden yolların bir hayli bozuk olduğu görülen Ardahan’da yaklaşan kışa rağmen yine onca kent içi, köy ve yayla yollarının bir türlü bitmediği de görülmekte.



GÖLENİN TARİHİ VE KURTULUŞ HİKAYESİ


Eski adı Kola olan Göle, MÖ 4. yüzyılda İberia Krallığı sınırları içinde, Tsunda Prensliği’ne bağlıydı. MÖ 2.-1. yüzyıllarda Ermenistan Krallığı sınırları içinde kaldı. Bölge daha sonra Ermeniler ile Gürcüler arasında birkaç kez el değiştirdi. Kolalı Çocukların Şehadeti (9. yüzyıl) adını taşıyan Gürcüce bir hagiografiye göre 6. yüzyılda dokuz Kolalı (Göleli) çocuk Kura Nehri’nin “Ayazma” denilen kaynağında vaftiz olup Hristiyanlığı kabul etmiş ve bundan dolayı annesi ve babası tarafından öldürülmüştür.[13] Göle Gürcü yönetimi altındayken Emeviler tarafından istila edildi. 9. yüzyılda İberia kralı I. Aşot (813–826/830) Arapları bölgeden çıkardı ve Göle Gürcistan Krallığı’na katıldı. 11. yüzyılda Göle ve yöresi Büyük Selçukluların eline geçti. 13. yüzyılın ortalarından itibaren Göle Gürcü atabegleri devleti Samtshe-Saatabago’nun yönetimi altındaydı. 16. yüzyılın sonlarında Gürcü atabegler Osmanlılara karşısında tutunamadı ve Göle Osmanlı Devleti tarafından ele geçirildi. Aynı yüzyılda kurulan Çıldır Eyaleti sınırları içinde yer aldı. Bugünkü Göle ilçesi toprakları Osmanlı kayıtlarından Ardahan-i Küçük, bugünkü Ardahan ise Ardahan-i Büzürg (Büyük Ardahan) olarak geçer ve Ardahan-i Küçük (Küçük Ardahan) Çıldır Eyaleti’nin livalarından biridir.[14]


Göle, uzun süre Osmanlı yönetimi altında kaldıktan sonra, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından imzalanan Berlin Antlaşması‘yla Rusya İmparatorluğu’nun sınırları içinde kaldı. Rus yönetimi sırada Göle, Ardahan sancağına bağlı bir kazaydı (uçastok) ve kazanın yönetim merkezi Okami köyüydü. Göle kazası Arpaşen, Karavenk, Okam ve Hoçevank nahiyelerinden (маркяз: merkez) nahiyelerinden oluşuyordu. Kazadaki Yunan (Rum) nüfuslu köyler de “Yunan Nahiyesi” (сельское общество: kırsal topluluk) statüsüne sahipti. 1886 yılında Rusların yaptığı nüfus sayımına göre Göle’de 9.208 kişi yaşıyordu. Nüfusun 5.432’si (% 59) Kürt, 2.755’i (% 29.9) Rum, 846’sı (% 9.2) Türk, 121’i (% 1.3) Ermeni, 54’ü (% 0.6) Türkmen’di.[15]


1907 yılında bölgeyi gezen Gürcü tarihçi Ekvtime Takaişvili’nin verdiği bilgiye göre o tarihte Göle’nin nüfusu Müslüman Gürcüler, Meshiler, Kürtler, Rumlar ve Ermenilerden oluşuyordu. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında, Osmanlı ülkesine göç eden Müslüman Gürcülerin yerlerine Ruslar tarafından Rumlar ve Ermeniler yerleştirilmiştir. Resmi verilere göre Göle’nin de içinde yer aldığı Ardahan sancağından 1.407 hane veya 22.843 kişi Osmanlı ülkesine göç etmiştir.[16]


I. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Rus ordusunun bölgeden çekilmesinden sonra Göle fiilen bağımsız Ermenistab sınırları içinde yer aldı. 16 Mart 1921’de imzalanan Moskova Antlaşması‘yla da Türkiye’ye bırakıldı.[17]


Göle, 1928 tarihli Osmanlı köy listesinde Kars vilayetine bağlı bir kaza olarak geçer. Göle kazası, Merdenik, Okam ve Hoçovan nahiyelerinden oluşuyordu. Merkez nahiyesi olarak da bilinen Merdenik nahiyesine 29, Okam nahiyesine 26 ve Hoçovan nahiyesine 20 köy bağlıydı. Merdenik nahiyesinin idari merkezi Merdenik köyü, Okam nahiyesinin idari merkezi Okam köyü, Hoçovan nahiyesinin idari merkezi ise Hasköy‘dü.[18]


Kars iline bağlı bir ilçe olan Göle, 27 Mayıs 1992 tarihinde Ardahan iline bağlanmıştır. Göle ilçe merkezinde belediye teşkilatı 1926’da kurulmuştur.



PKK, YPG şimdide PJAK..


Başta oynanan tüm karanlık oyun ve hesaplara rağmen kardeşçe yaşamayı tercih eden Türk, Kürt, Alevi, Çerkez, Ahıskalı, Çingene, Mıtırıf demeden herkesi cebinden sıkan ekonomik sıkıntılar olmak üzere olağanüstü olayların yaşandığı ülke de gerçek gündemin ‘İngiltere’de öğrenciler açlıktan silgi yiyor’ diye haberler yapan havuz medya sayesinde tuz, buz olduğu şu zamanda önce Irak, ardından Suriye şimdi de İran’da yaşananları ne kadar anlıyor, algılıyoruz diye somak isterim.


Ve hemen her gün yeni bir çatışma ve bir o kadar da ölüm haberinin geldiği Irak, Suriye, İran’ın olduğu sınır ötesi güney sınırlarında ve ülkede yaşananlardan ve PKK, YPG bilmem ne örgütü denen onca örgütden sonra şimdi de PJAK harflerini duyacak, ezberleyecek gibiyiz.


Buna neden ise Kürt bir kızın öldürülmesiyle karışan ve yine birçok insanın öldürüldüğü, hapse atıldığı, insanlık dışı muameleler gördüğü  komşumuz  Molla İran’dan adını sık sık duyacağımız ‘PJAK’ İran, Türkiye sınırında bulunan bir diğer örgüt.


İran demişken bu ülkede yaşanan ve bu yazının yazıldığı sırada en son  yani 22 yaşındaki Kürt Mahsa Amini’nin “kıyafet kurallarına uymadığı” gerekçesiyle gözaltına alınmasının ardından hayatını kaybetmesiyle başlayan gösterilerde 170’ı kadın 2 bin 739 kişinin gözaltına alındığı olaylarda şu ana kadar güvenlik güçlerinin de aralarında olduğu 90 kişinin yaşamını yitirdiği, öte yandan BOP’un baş yönetmeni olan ABD’nin yani Amerikalı Elon Musk, İran’da yaşananların daha çok duyulmasını, yayılmasını ister gibi Starlink uydu internetini devreye soktuğunu öğreniyoruz.


Ha bir de dikkatimi çeken diğer bir önemli konu da bu olayların yaşandığı ilk günlerde Kürtler kadar Azerilerin de olduğu İran’da bu olayların başını çekenlerin yani molla rejiminden en çok bıkanların önderliğini çekenlerin Azeri Türkler olduğunu ama ölenin bir Kürt kızı olduğunun anlaşılması ardından ne hikmetse bu yaşananların başını çeken Azeri tayfasının gizli bir ‘sus uyarısıyla’ bir anda geri çekilip, sus pus olduğunu da bir kenara not edelim.


Evet başta BOP yani Büyük Ortadoğu Projesinin uygulamada olduğu söylenen güney sınırımızda olmak üzere batı yakasında silahlandırılan Yunanistan ve Güney Kıbrıs’a verilen destek yetmezmiş gibi ülkenin yeni bir silah ambargosuyla karşılaştığını da unutmayın.


Ve bunlar yetmez gibi seçime doğru giden ülkenin birçok yerinden gelen onca acı haberlerin basın ve medyada ne kadar görüldüğüne  baktığımızda karşımıza onca gazete, site, gazeteci, yutubçunun olmasına rağmen memleketim Ardahan sınırları içinde bulunan ve Kaplumbağa yürüyüşü ile kazıldığı için bu gidişle 55 yılda biteceği söylenen Posof/Ulgar tüneli gibi bir türlü bitmeyen Gebze-Darıca metrosunda yerel basının ulaşamadığı Gebze Belediye Başkanını karşısına almış ve her şey iyiye gidiyor diyen A haberi görürsünüz…


Çünkü 84 milyonluk ülkede 1 milyonu spor, bir milyonu magazin, 1 milyonu at yarışı, bulmaca gazetesi olmak üzere 4 milyon gazetenin satıldığı ülke de Erdoğan’ın ”Artık köşenden gereğini yapacaksın”  dediği ünlü yazarlarla dolu basın ve haber vermektense yorum yaparak saatlerce konuşanlarla dolu medyaya ya 1. sayfa da yer almaz ya da cumhurbaşkanının hatta meteorolojiden sorumlu bakanın 8 sütun manşetlenmiş alakasız bir açıklamasının gölgesinde okunmaz bir hale sokulup gündem yapılmak istense de asıl tartışılacak olan birçok konu ve gerçek gündemi gözden kaçırıveriyoruz.


Peki, ‘bunun nedeni nedir? diye soracak olunursa buna cevap verecek bir kimseyi bulabilir misiniz?


Bulamazsınız…


Çünkü ne gazete alıp okuyan bir toplum var, nede dizilerden boşanıp, haber, yorum programları izleyen var.


Olan da sesini çıkaramıyor.


Çünkü çıkarılırsa şehit ailelerine dahil isyan edenlere Ak Trollerce denmedik bırakılmıyor.


Ha buna Ak trollerin gücü yetmediği anda ya başkan olmak isteyen ve bu nedenle seçimleri yenileten Cumhurbaşkanının, ya da başbakanın ‘Hımmm’ tehditkâr açıklamaları devreye girer.


Yetmezse göbekten devlete, hükumete, saraya, banka kredilerine bağlı sözüm ona medya ve basın havuzu taşar.


Korku imparatorluğu kurulmuş, face, twitter, tel mesajları bile alakasız paylaşımlar ile doldurulup, bam başka gündem oluşturulmaya çalışır.


Ve Güney’de başta olmak üzere ülkenin hemen her yerinde analar ağlar, babalar bağırır, barış yanlıları kendisini yırtar medya ve basın da resmi kurumların verdiği onca kara haberler ardından kısaca verdiği şehit haberleri ardından ‘teröristler bitti, imha edildi, nokta atışıyla öldürüldü’ deyip geçtiği PKK, YPG’den sonra PJAK’ın Irak, Suriye ve İran olduğunu göremediği gibi yeni bir barış süreci ve güçlü bir genel af ile oyunu bozulacak, ötelenecek olan BOP’ça yaşatılanları göremiyor…


 


**Kardeş kardeşi öldürmemeli..


Yeni bir seçime doğru giden ülkenin güneyinden her gün gelen kara haberlerin siyasi haberlerin gölgesinde kaldığı şu günlerde dün yine çatışma, baskın, saldırı haberleri alıyorduk.


Son olarak Mersin’de yaşanan ve bir polisin şehit olması olayının bize yeniden hatırlattığı ve yataklarında uyuyan iki polisin hayatına mal olan o dönemki çatışmaların nasıl olup duracağı konusunda adeta şaşıran toplumun da gün geçtikçe gerginleşip, birbirine diş bilediğini unutanlara en iyi cevabı yine o dönem Adana’da şehit olan polisin babasının verdiğini de unutmuş gibiyiz.


Çünkü kızını Erzurum’da üniversiteye kayıt ettikten sonra görevi başına dönen ve yapılan bir saldırı sonucu şehit olan polis memuru Bircan İlhanlı’nın babasının dediklerini barış yanlısı insanların her gün dediğini demiş, ama onu da kimsenin dinlemiyeceğini bildiğimizden bu  düşüncemizden de haklı çıkmıştık.


Kulaklarımda hala olan ve “BU HÜKÜMETE MESAJ VERSEM NE OLACAK Kİ DİNLEYEN YOK, SORAN YOK” diyen acılı babanın sözleri aynen şöyledi; ‘Bir oğlunun Bursa’da astsubay olduğunu, şehit olan oğlunun ise 6 yıldır Adana’da polis olduğunu ifade eden acılı baba, “Kimseye verecek bir mesajım yok hem versem ne olacak ki bu hükumete. Dinleyen yok, soran yok halimizi bilen yok. Vatan sağ olsun demekle iş bitmiyor. Vatan bizim vatanımız ama böyle vatan kurtulmaz. Her gün şehit her gün şehit. Allah herkesin çocuğunu korusun” diye konuşmuştu.


İşte her gün yüreklere kor düşüren haberlerin ardı arkasının kesilmediği ülkem de son olmasını umduğumuz şehidin babasının bu sözleri ve bu ülkede hep birlikte kardeşçe yaşamak varken kardeşin kardeşi öldürmesine karşı çıkanların açık feryadı bu.


O babanın acısını yürekten hisseden bir baba, bir insan, bir gazeteci olarak bende diyorum ki;


Türkler yaşanan onca acıya karşın ‘Bellerini Kırdık, Bitti, Tükendi’ diyerek BOP tehlikesini ve diğer onca ince hesapları görmeyen yazının içinde bulunnan ve barış masasının yıkıldığı Dolmabahçe’de çekilmiş olan fotoğraftaki insan liderliğinde ki iktidarın yeni bir barış süreci ya da güçlü bir genel af ile artık yeter der, Kürtler ise her iki tarafın analarını ağlatan eylemlere son vermesi için PKK’ya, YPG’ya ve şimdi de adı gündeme sürülen ve bu gidişle adını sıkça duyacağımız gibi görünen PJAK’a ‘De Bese demelidir..


Bunu derken, bayrağımızın kutsal olduğunu içi boş sloganları, şovları bir kenara itmeli ve el ele verip, samimice BİZ DOST, DÜŞMANA KARŞI BİRLİKTE YAŞADIĞIMIZ 70 RENKLİ ÜLKEYİZ, BİZİLERİ YARALASADA, ÜZSE DE HERŞEYE RAĞMEN SİZİN TÜM KARANLIK HESAPLARINIZA İNAT100 YILDIR KARDEŞÇE YAŞAYAN HALKIZ, BARIŞ İSTİYORUZ demeli…




arşiv haber 17/03/2017 tarihl haber/yorum


Muhalefet ve İktidardan ARDA/FED’e Davet..


16 Nisan’da yapılacak olan Anayasa Referandumu öncesi çalışmalarına ara vermeden devam eden siyasi partiler İstanbul’da ki STK, Federasyon ve Dernekleri hatırladılar. Aralarından Ardahan Dernekler Federasyonunun da bulunduğu Ardahan Derneklerinin düzenledikleri toplantılarına davet eden Ana Muhalefet Partisi CHP ve İktidar Partisi AK Parti Genel Başkanları neden ‘Hayır’ ve ‘Evet’ dediklerini stk başkanlarına anlatacaklar.


**Kılıçdaroğlu Serhat İlleri Dernekleri ile buluşacak..


CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da bulunan Serhan İllerinin Dernek, Vakıf ve Federasyon başkan, yönetim ve üyeleriyle Ataşehir’de buluşuyor.


KILIÇDAROĞLU BİZZAT DAVET ETTİ


Kılıçdaroğlu, Bostancı Green Park otelde 19 Mart Pazar günü saat 13.00’de gerçekleşecek olan buluşma için bizzat, tüm dernek ve vakıfların başkan, yönetim ve üyelerini davet etti. Kılıçdaroğlu’nun dernek ve vakıf başkan, yönetici ve üyelerine 16 Nisan Anayasa referandumu ile ilgili görüşlerini paylaşacak ve dernek başkanlarının soruları yanıtlayacak.


**Başbakan’da 21 Mart’ta STK’lar İle Buluşacak..


Öte yandan AK Parti İstanbul İl Başkanlığıda Başbakan ile STK’ları bir araya getiriyor.


Vow Otelde düzenlenecek olan toplantıya Ardahan Dernekler Federasyonuda Davet Edildi.


**Çamur siyasete izin vermiyor..


*30/04/2015 Tarihli Haber


Memleketi kurtaracağını ileri sürüp, yıllarca seçilmelerine karşı var olan sorunlara çözüm bulmayan siyasiler bugün bir türlü yaptıramadıkları yollarda, kent ve köy içlerinde ki çamurlarla boğuşuyorlar.


Kent içi yolları gibi köy içi yollarının bataklığa döndüğü şu günlerde kapı kapı gezerek, oy isteyen siyasilerin işi bir hayli zor.

Çünkü çamurdan geçip, seçmene giden siyasilere ilk soru, ‘Geldiğiniz yolları niye yaptırmadınız?’ sorusu olmakta.


**Seçim stresi hastanelik etti..


Demokratik Sol Parti Ardahan Milletekili Adayı, Mali Müşaviair Ömer Türkoğlu seçim stresine gelemedi.


Geçtiğimiz gün aday tanıtımı için Ankara’dan Ardahan’a dönenen DSP Ardahan Milletvekili Adayı Türkoğlu’nun aldığı soğuk ve yaşadığı seçim stresi dolaysıyla hastanelik olduğu öğrenildi.


**17 BİN OY ALACAĞIM..


Başağrısı dolaysıyla Ardahan Delet Hastanesine kaldırıldığı öğrenilen DSP Ardahan Milletvekili Ömer Türkoğlu’nun sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilirken, Türkoğlu’nun kendisini arayan dost ve arkadaşlarına serum aldığı yatakta da siyaset yaptığı dikkatlerden kaçmadı.

DSP’nin Ardahan’da 17 Bin oy alarak bir milletvekili hak edeceğini belirten DSP Ardahan Milletvekili Adayı Mali Müşavir Ömer Türkoğlu DSP’nin de ülke de iktidar olacağına inandığını da belirtti.



AKP, HDP’nin Durumuna Düşer mi?







 

Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var


Türkiye Partisi olacağız sloganı ile yola çıkıp, Erdoğan’a, ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ diyerek 7 Haziran Genel Seçimlerine giden HDP’nin Kürtlerin oylarıyla mı yoksa Halkların Kardeşliğini savunanların ve Türk sosyal demokratların mı oylarıyla mı 80 Milletvekillini aldığı hala tartışılırken aynı HDP’nin adeta zoraki yaptırılan 1 Kasım Genel Seçimlerinde 7 Haziran’dan itibaren yollara, kentlere kadar inen ve 1 Kasım seçimleri ardından ortada yok olan PKK’nın da yardımıyla 1 Kasım’da bu milletvekili sayısını yarı yarıya kayıp ettiği bir diğer tartışılan konudur..

Referanduma gidildiği bir süreçte böyle bir yazıya ne gerek var diyeceklerin benim asıl işi başkanlığa çalışan AKP’ye ve ‘Evet’ deyin’ diye ülkenin tüm alanlarını, reklam panolarını, televizyon ve radyoları, gazete ve dergileri kapatan ağzını açanı fetocu, pkkcı, ulusalcı hain ilan eden anlayışa getirmek istediğimi sanırım anlamıştırlar.

Çünkü HDP’nin 7 Haziran’da aldığı 13 Milyon oyun yarısına yakını HDP’li olmayan ama CHP’nin, hatta MHP’nin politikasını beğenmeyip, AKP’ye dur demek için HDP’ye oy verenler olduğu ve bu oyların 1 Kasım’da geri alındığının tartışıldığı o dönem gibi bugünde aynı durum AKP için konuşulmakta desem inanır mısınız?

Yani referanduma doğru gidildiği AKP’nin aldığı oyların 10 milyon bu referandumda Hayır diyebileceğinin konuşulduğu bir sürecin yaşandığından AKP’lilerin ve Cumhurbaşkanının haberinin olup, olmadığını bilemiyorum ama benin son bir kaç gündür görüp, duyduğum bu..

Yani rejimin, sistemin değiştirilmek istenmesinden hain ilan edilenler gibi 10 milyona yakın AKP’linn de rahatsız olduğu konuşulmakta..

Ve bu durum bana ‘AKP, HDP’nin Durumunda Düzer mi?’ sorusunu sordurdu..

Onu da 16 Nisan akşamı ve sabahı hep birlikte hem de hayırlısıyla görelim derim..

fakiryilmaz323@hotmail.com