Gazeteci Fakir Yılmaz ile Gazeteci Özlem Şeyma YHılmaz’ın birlikte hazırlayıp, her pazar günleri saat: 14.00’da TEMPO TV’de Sundukları Canlı Yayın Programı
Her Pazar günü saat:14.00’da


https://www.youtube.com/channel/UCDwxU5TIdZejp-mbbNw5fmw
Tarımsal üretime dayanan bir kent ekonomisinde göç probleminin önüne geçmek isteniyorsa bu ancak tarım sektöründe ve üretilen ürünlerin pazarlanmasında yaşanan sorunların çözüme kavuşturulmasından geçmektedir.’ dedi.
MAKTEKSER Yönetim Kurulu Başkanı Nasıroğlu sözlerine şöyle devam etti.
‘Dünyada ve ülkemizde, Organik gıda ürünlerine olan talep gün geçtikçe artmaktadır. Elverişli ekolojik şartlara sahip olan Ardahan toprakları, organik üretim açısından büyük bir fırsat sunmaktadır. Çiftçilerin modern tarım metotlarına uyum sağlayamaması, kimyasal gübre ve tarım ilaçlarını kullanmada yaşanan adaptasyon sorunları, organik tarım yönteminin bölge halkı tarafından tercih edilmesini kolaylaştıracaktır. Ardahan, elindeki tarımsal üretim gücünü ekolojik yöntemlerle gerçekleştirdiğinde, bölgede dış pazara organik ürün ihracatı yapan bir kent konumuna gelecektir. Bu durumda, mevcutta var olan tarımsal problemlerin çözüme kavuşturulması, organik üretime giden yoldaki engellerin kaldırılması ve yetersizliklerin giderilmesi gerekmektedir. İlimizin yenilikçi tarımsal üretim metotları geliştirmesi hakkındaki yetersizlikleri, üretici örgütlerinin yetersiz olması, organik üretim paydaşları arasında etkin bir iletişim ağının ve iş birliğinin bulunmaması, organik üretim yapılmasının önündeki en büyük engellerdir.
Tarım, sanayi ve turizm sektörlerinde fırsatlar kenti olan Ardahan’da, ulaşım ağlarının yetersiz olması ve stratejik konumuna rağmen dış ticaret hacminin düşük olması gibi sorunlar sektörel gelişimi ve kalkınmayı engellemiştir. Sınır kenti olmak, dezavantaj olarak görülmemeli, dış pazara yakınlık, ihracat potansiyeli ve sınır ötesi ilişkilerin sınır kentlerine ekonomik avantaj sağlayacağı gelişim modelleri kurgulanmalıdır.
Yeni kent kurgusu, potansiyellerin ve sorunların farkına varan bir kalkınma planlamasından geçmektedir. Kentin potansiyelleri belirlenirken, sektörlerin birbirinden bağımsız düşünülmemesi gerekir. Ekonomik birikimin artması için, her sektörün bir diğer sektör ile iç içe olması sağlanmalıdır.
Mevcut verilere göre Ardahan’da ortalama güneşli gün sayısı 90 gün olarak hesaplanmıştır. Yıllık ortalama sıcaklığın
– 37°, _40 ° olduğu göz önünde bulundurulursa, tarımsal üretimde verimin az olmasının bir nedeni olarak da karasal iklim koşulları gösterilebilir. Ancak üretilen ürünlerin kaliteli olmasının nedeni, üreticilerin geleneksel üretim modelini terk etmemiş olmasıdır.
Et ve süt ürünleri, balıkçılık ve arıcılık potansiyelleri, bu üretimlerin büyük ölçüde organik yapılıyor olması ve su kaynaklarının bolluğu tarımsal fırsatlardır.
Tarımsal çeşitlerden yerel Posof elması, Ardahan’ın Kafkas çiçek balı, kaşar peyniri, deri peyniri yöreye has farklılaşan ve bilinen ürünlerdir. Tarım sektörü ile uğraşan üretici halkın, uygun tarımsal politikalarla desteklenmesi sağlanabilir. Üretilen ürünlerin bir kısmı ise işlenerek katma değerli ürünler yaratılabilir.
Nihai ürünler gelişmiş ticaret ağları ile iç ve dış pazarlara gönderilebilir.
*Bakü-Tiflis-Kars demiryolu hattının kurulmuş olması, Ardahan’ın dış ihracat potansiyelini artıracak önemli bir fırsat olacaktır. Mevcut karayolu ağlarının güçlendirilmesi erişilebilirliği artıracak, turizm ve sanayi gelişimine katkıda bulunacaktır.
• Yeni tarımsal metotların destekleme ve pazarlama stratejisinin üreticiyi korumaya yönelik düzenlenmesi gerekmektedir. Bu durumda, geleneksel tarımsal üretim yöntemlerini terk etmemiş olan çiftçilerin ve besicilerin, getirisi yüksek olan organik üretim metodu ile başarılı olacağına olan inancım tamdır.
• Bölgesel Teşvik Yasası’na göre 6. Bölge’de bulunan Ardahan’da özel sektör yatırımları beklenen düzeye ulaşmamaktadır. Sanayinin gelişmemesine sebep olarak, il dışı yatırımcıların yeterli teşvik ve desteklemelere rağmen Ardahan’da yatırım yapmayı riskli bulması gösterilmektedir. Bu durumda, devletin bizzat kendi açtığı tesisleri ilk birkaç yıl işlettikten sonra devretmesi sorunu çözebilecek bir adım olacak ve teşviklerle özel sektörün yatırım yapmasını bekleme sorunu ortadan kalkacaktır.
• Memleketimiz Ardahan, doğal güzellikleri ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmanın getirdiği, tarihi mirası ile. Turizm potansiyeli yüksek olan bir ilimizdir. Turizm sektörünün gelişmemiş olmasının nedeni, gereken alanlara yeterli yatırımların yapılmamış olması ve tanıtım eksikliğidir. Turizm merkezi olarak planlanan alanların, altyapı ve üstyapı hizmetleri ile desteklenmesi gerekmektedir.
Ardahan, doğal ve tarihi güzellikleri ile önemli turizm potansiyeli taşıyan, ancak bu potansiyelleri
Henüz tam anlamıyla değerlendiremeyen şehirdir. Kaleler ve kuleler diyarında, Çıldır ve Aktaş gölü doğa turizmi ile Yalanızçam Dağı kış sporları turizmi ile ön plana çıkmaktadır.
Ayrıca Damal ilçesinde, her yıl Haziran ve
Temmuz ayarlı arasında Karadağ yamaçlarına yansıyan
Atatürk silueti Ardahan’ın turizm yönünden en dikkat çeken özelliklerinden biridir.
Günümüzde bir iş kurmak, girişimci olmak, eski sınırları aşmak ve öncülük etmek demektir Girişimcilik, doğru zamanda, doğru yerde, doğru kişilerin gördüğü fırsatları gerçekleştirmektir. Türkiye genç bir girişimcilik ekosistemine sahip olmakla birlikte, hızlı ve gelişmeye açık bir potansiyele sahiptir.
Kuşkusuz ki bu tabloda kamunun üstlendiği kolaylaştırıcı rol ve geliştirdiği düzenlemeler, ekosistemin gelişimine büyük katkı sağlamakta. Özellikle, girişimcilerin erken aşamalarda kamu desteklerine Ar-Ge teşvikleri, ve hibeleriyle ulaşması, ekosistem için can suyu niteliğinde.
“Girişimcilik bir iş değil, bir ruh halidir.” Bir hayal, bir amaçtır. Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez”. Vakit, ARDAHANIN girişimcilik kanatlarını açmasının vaktidir.
ARDAHAN, kardeşliktir, ” Hadi ula Bize gidelimdir’, “Bizde yiyelim”dir, “Bizde kalalım”dır.. “Bende para var oğlum sen gel” dir. Beraber dayak yiyip, kahkahalarla seneler boyu hatırlamaktır. Sevgidir ARDAHAN. İzmir, İstanbul gibi denizini boğazını değil, sebepsiz yere seversin ARDAHAN’ı. Tıpkı anneni sever gibi karşılık beklemeden. Annelerin oğullarını gönderirken “dikkatli ol oğlum” değilde , “Kimseye bulaşma oğlum” dediği yerdir ARDAHAN. İçindeki Anadolu hamurunu kaybetmeyen tek şehirdir” dedi.
BİR ARDAHANLI YAZISI..
Gazeteci kızım Özlem Şeyma Yîlmaz ile birlikte hazırlayıp, TEMPO TV’de canlı olarak sunduğumuz ‘Gazetecilerle Gündem’ adlı programın hazırlanması, bölgenin ilk e-gazetesinin ulusallık manşetlerinin 7 sütuna çekilmesi, yerel gazetemize haber ve yorumları yazma telaşı, yeni dergi hazırlığı, youTube kanalımız YouTube ArdahanTV’ye görüntülü haberlerin yüklenmesi, Amerika dahil dünyanın her tarafından aranıp, ‘haber yap’ denilmesi, gelen mesajlara cevap verilmesi, paylaşımlar ve mega gecekondu İstanbul trafiği..
Yetmedi Ardahan, Kocaeli, Bursa, Adapazarı, Trakya’daki görüşmeler..
Ve bu yoğunluk içinde ülke, dünya gündeminden kopmamaya, her an güncellenen suni gündemi takip edip, yorumlama ve haberleştirme telaşıyla biten bir hafta daha..
Hem de iç dünyamda kaynayanları anlatan cumartesi yazılarını duygularını bastırıp, erteleme stresi..
Tam bunlar bitti derken gazetemizin grafiği yetmez haber ve baskısıyla, dağıtımıyla ilgilenen Baran’ın, ‘Abi baskıya gireceğiz. Matbaa çok soğumadan yazını atarmısın..’ deyişi..
Evet, bir günümün kısa bir hikayesi ve geride kalanlar, çekip, gidenler gibi hergün biraz daha beni yoran geride kalan bir haftanın özeti bu derken gelen bir mesaj beni kendime getirip, yorgunluğumu alıyor adeta..
Çünkü whatsapp’tan gelen mesaja baktığımda, ‘Al yorgun gazeteci günün yorumuna benim de katkım olsun’ diyor gibiydi..
Kamu görevlisi olduğundan ‘adımı verme ama al bu yazıyı kendi köşende kendi imzanla yayınla abi..’ diyen dostumun imdadıma yetişen yazısını okuduğumda beni ne kadar yakından takip edip, adeta benim anlatacaklarımı, 35 yıldır anlattıklarımın özetlendiğini görünce gülümsüyor ve adını sakladığım ama yazısını alıp, kendisine teşekkür ediyorum.
Ve alın size sadece ben değil, aslında her Ardahalının Ardahan’ı, kobuğ yemiş Ardahanlıları bu kadar güzel anlatan bir yazıyı yazacağının kanıtı olan o yazı;
“Aras’ı ayırdılar
Kum ile doldurdular;
Ben senden ayrılmazdım
Zor ile ayırdılar..
Ardahan’dayım.
Size iyilik olsun diye bu sefer uçakla değil, otobüsle gideyim İstanbul’a. Hem
yazımızda uzun olur. Zaten yollar kar kış kıyamet. Gözlerimi biraz kapatayım… Uykum geliyor.
Arda Türklerinin olduğu çadır kurduğu, Oğuz boylarından gelen Ahıska Türkleri, Avşar
aşiretleri, olağanüstü milyonlarca kıl çadırlar. Koçerler. Redkan aşiretleri..
Terekemeler, Kürtler,
Gürcü, Çerkez, Tat ve Poşalar…
Bu devasa nüfusu Defter-i Mufassal-i Vilayet-i Gürcistan, Osmanlı
Devleti tarafından 1595 yılında, hazine gelirlerini tespit etmek amacıyla, Gürcistan’dan ele geçirilmiş
toprakların tahririyle oluşturulmuş mufassal defterinden anlıyoruz. Neyi?
Aradahan’ın demografik
yapısını.
Bu gün geldiğimiz noktada ise her yıl en az 2 bini aşkın kişinin göç ettiği bugünkü 98.000 nüfuslu sürekli göç veren ve eriyen sosyolojiyi
demografiyi gördükçe içim kan ağlıyor.
O kadar sıkıldım o kadar sıkıldım ki.
Yani son ticaret odası
seçiminden tutun baro seçimlerine, 3 başkanı birbirini jurnallayan esobb’u, cep, tabela dernekleri ve onların üst kurumu diye kendilerini yatıran federasyonlarının KAI’nin gölgesinden kurtulamayışlarını tutun, kaz gecelerine, buradaki herşeyi bizim ünlü, ünsüz gazeteciler gibi al, kes kopyala
yapıştırla gidişatları..
Herkes kendine göre adam, vatan kurtarıcısı ama kimse kimseyi sevmiyor.. Bir araya gelmiyor..
Memlekette
ise çeper dibindeki dedikodu almış başını gitmiş, altyapı sorunları bitmemiş. Tapu yok, imar yok, iskan yok, istihdam
yok, işsizlik çok..
Ve biraz daha kenar mahallelere kaydığınızda karton ile pencere kapatmışlar, üzerine koli bandı, pesari yani hayvan boku kerme
yakıyorlar, ısınmak için…
Gelin de halimizi görün. Sahte bal, sahte para, sahte insan, çantacı, sahte vekil, hatta başkan, başkanlar..
Yani her ne ararsan var. Ve bendeki bu dilekler ve istekler oldukça Ardahan’da ise bu kadar vurdumduymazlık had
seviyede iken hiçbir şeyi değiştiremeyiz duygusunun gün geçtikçe kabul görürür gibi olması..
Ha bu arada üç gümrüğüne, tren yoluna dışı kalaylı, içi vayvaylı teneke antrepolu, kanopiyi durağı hala
kurmamışlar…
Neyse gelin size çok eski zamandan bir hikaye anlatayım. Herkes çaylarını alsın. Sobanın arkasına
geçsin. Ve beni dinlesin..
Bir gün heybetli şanı büyük, büyük şilfeler asılı atkısı, başında kalpağı, çok
eski zamanlardan çıkmış gelmiş, pos bıyıklı babayiğit, üzerindeki paltosunda bir karış kar olan şanı büyük Yusuf Ağa hastalanmış. Yatağa düşmüş.
Ama o hasta haliyle bile yatağından kalkıp bahçeye gider, bahçenin sonunda dikenlerin kenarına yemek bırakırmış, yılan gelir, yemeği alır, yemek karşılığında kendisine bir altın
verirmiş.
Yusuf ağa da her gün bir altını alırmış.
Fakat gel zaman git zaman Yusuf ağa çok
hastalanmış, yataktan çıkamaz olmuş ve oğluna demiş ki; ‘Oğlum her akşam anandan bir kap yemek al, bahçeye götür, dikenin kenarına koy, yılan gelecek, sakın korkmayasın, yılan yemeği aldığında ise oda sana bir altın verecek, yemeğini
alacak, yılana da zarar vermeyesin sakın. Tamam mı?
-Oğul: Eri. Tamam -Baba.
“Paniği geçtin mi, Bayramoğlu!
Bayramoğlu; Bayramoğlu!
Bayramoğlundan öte köy var mı? “
“-Gelimli dünya gidimli dünya. Sen selam söyle yeter ki! köy çok, köy çok!..”
Karac’oğlan yavuz ata binerdi, üstümüzde avcı kuşlar dönerdi
Ha deyince, beş yüz atlı sünerdi, akça ceranları kovanlar hani? “
Geçmiş zaman. Bir gün, o iki gün, üç gün..
Oğul her gün bir kap yemek götürür bahçeye karşılığında bir altın alır.
Ve bir gün oğlu demiş ki, ‘böyle olmaz, ben şu hançeri alayım, yılana niye her gün yemek
vereyim? Yuvasını bulurum, yılanı öldürürüm, bütün altınları alırım.’ diye..
Düşünmüş. Kalkmış bir kap yemek ve hançeri almış.
Annesi yapma oğul demişsede ne fayda..
Yinede son umut diyerek oğlunu kolundan tutmuş.
Guruooo neke, etme, eleme desede nafile.. Oğul anasına kızarak; Ana berde… bırak…
Ve bahçeye gitmiş.yemeği bırakmış, yılan gelmiş bir altın bırakmış, ikiside her zamanki gibi değiş tokuş yapmışlar. Ama bu kez Yılan yuvasına dönerken Oğul hançeri çıkarıp, yılana vurmaya çalışırken, yılan farketmiş son anda canını kurtarsada oğul yılanın kuyruğunu kesmiş.. Yılan da acı içinde dönüp oğulu
Sokmuş ve oğul ölmüş…
Gel zaman git zaman Yusuf ağa fakirleşmiş, durumu çok fukara, perperişan olmuş, binlerce inekten bir tek inek kalmış.
İyileşmiş,kalkmış, tekrar bir kap yemek almış, bahçeye gitmiş, dikenin kenarına yemek bırakmış, yılan gelmiş.
Demiş ki; ‘Gardaş gel eskisi gibi olalım. Ben sana hergün bir kap
yemek vereyim, sen de hergün bana bir altın veresin olur mu?’ demiş..
Yılan: ‘Ağam ben deki bu kuyruk acısı
sende de bu evlat acısı oldukça biz eskisi gibi olamayız..’ demiş..
Bir ses duydum.
-Fakir abi uyan Esenler otogarına geldik.
– Uyandım. Muavin çocuğa sordum.
– Yusuf Ağa’nın evi nerededir?
Muavin:
– Fakir abi sen hangi ağayı soruyorsun?. -Burası İstanbul. Burada herkes ağa..
Ya kuyruk acısı çeken Yılan!..
Evet, bugünkü yazım bu, hikayeside bu..
Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php
arşiv haber 03/03/2020 tarihli haber
.jpg)
Sivil toplum örgütlerinde aktifliğiyle tanınıyor.
Gazetemizin kendisiyle yaptığı röportajı gayet samimi bir şekilde cevaplayan Caner Kaya ile yaptığımız görüşme şöyle;
CANER KAYA KİMDİR?
John Addison’nun, “Hayatınızda kazanmadan önce, zihninizde kazanmak zorundasınız.” sözü ile röportajımıza cevaplar veren Caner Kaya’nın en ilginç bir açıklaması da hafızamızda kalan önemli bir konu oldu.
Ardahan’ın Hacıali Köyü’nde doğan Caner Kaya 4 çocuklu, çiftçilikle uğraşan bir ailenin ferdi. İlk okul eğitimini Ardahan’da tamamladı.
9 yaşından itibaren yazları İstanbul’da çalışıp, okul dönemi Ardahan’a dönüş yapan Caner Kaya İlk ticaret hayatına 9 yaşındayken sıkı pazarlıkla aldığı bisikletle başlamış. Bu ilk ticari adımından sonra anlattıkları, alıp satma ve pazarlama konusundaki yeteneği bizleri şaşkınlık içerisinde bırakıyor.
Lise hayatı başlayınca Ardahan’da ki yaşantısını ve ailesini geride bırakıp İstanbul’a yerleşmiş. Lise eğitiminde Şişli Endüstri Meslek Lisesi – Motor bölümünü aynı zamanda Milli Eğitime bağlı çıraklık okulunu da bitirmiş.
Lise döneminde eş zamanlı olarak Peugeot Yetkili Serviste 6 yıl çalışıp, çıraklıktan ustalığa kadar yükselmiş. “O dönem ustalarım test cihazı kullanmama izin vermezdi. Çay molalarını bekler onlar mola verince gizlice cihazları kullanmaya çalışırdım. O dönemden beri çay içmeyi hala sevmiyorum.” diye anlatıyor.
Rüyalarında araba tamir etme huyu varmış!..
Ardahanlı iş insanı Caner Kaya’nın bir başka özelliği de çırak olarak çalıştığı servise gelen çözemediği sorunları rüyasında çözüp, bunu gerçekte hayata geçirmek için her gün 05:00’da uyanıp, gittiği servise girer girmez rüyasında gördüğü gibi tamir edermiş arabaları. Anlatırken hala o günlerde ki heves ve pırıltısı devam ediyor gözlerinde. Kendi işini yapmaya ilk karar verişi bir ortaklıkla yine Maslak oto sanayide başlamış daha 19 yaşındayken. Bu tecrübesini de “kendimi test edip neler yapabileceğimi görmem gerekiyordu.” diyerek açıklıyor. Aldığı sonuç onu mutlu edince askerlik engelini aradan çıkarmak için hızlı bir kararla askere gitmiş. Ankara Mamak’ta yaptığı uzun dönem askerlikten sonra ticaret hayatına devam etmek için İstanbul’a dönmüş. Dönüşünün 2. Haftasında yine kısa süreli bir ortaklık yaptıktan sonra kendi yerini açmaya karar vermiş. 2012 yılından itibaren devamlı yükselen bir ivmeyle büyüttüğü şuan da lüks sınıf araçlara hizmet veren “Onu bebek gibi büyüttüm dediği” servisi CNR MOTOR serüveni bu şekilde başlamış. İş hayatının haricinde geldiği yeri asla unutmayarak memleketine yatırımlar yapmak amaçlı Ardahan Merkez Hacıali köyü Derneği’nin ayrıca oradaki gençlerin daha iyileştirilmiş şartlarda eğitim görmesi adına Ardahan Eğitim ve Kültür Derneği’nde kurucu üyelik yapmış. Bu kurumlar haricinde güncel olarak Ardahan Hoçvan Dernekler Federasyonu(HOÇFED) üyeliği devam etmekte.
“Bir insan tek başına da başarılı olabilir ama başarı çevrendeki insanlarla beraber yükseldiğin zaman başarıdır. Arkandan gelenleri unutmamak, aynı yolu yürüdüğün insanların elini bırakmamak lazım. Biz böyle büyütüldük ve böyle yaşıyoruz. Bugünlerime gelmemi sağlayan ailemden öğretmenlerime, ustalarımdan çalışanlarıma herkese teşekkür ederim. Umarım çok daha iyi yerlerde yine aynı masayı paylaşacağız.” diye ifade ediyor düşüncelerini.
“Henüz hedeflediğim yerde olmayabilirim; ancak dün olduğum yerden daha yakınım.”
Şimdilerde Caner Kaya’nın otomotiv servisi, yedek parça, araç alım satım, turizm, medikal ve hayvancılık üzerinde çalışmalar yapan iş yeri ve şirketleri mevcut. Şuan ki başarısını asla pes etmeden azimle hayallerinin peşinden koşmasına bağlıyor. “Gençlere tavsiyem geldiğiniz yeri unutmayın, öz benliğinizi kaybetmeyin, ekibinizi çok dikkatlice oluşturun. Ekibim benim ailem gibidir ve aslında ailemde ekibimin birer parçası. Yıllardır hep çoğalarak büyüdük ve hepsi benim için çok kıymetlidir. Velhasılıkelam koşmayı istiyorsak önce emeklemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Uzun zamanımı alan acı tatlı tecrübelerimden sonra nihayet artık direk uçmaya hazırlanıyorum.. Kemerlerimizi takalım.“ diyerek esprili bir şekilde bitiriyor konuşmasını.
Haber/Röportaj: Özlem Şeyma Yılmaz/Cumhuriyet Üniversitesi Öğrencisi Gazeteci Adayı
MERDİVEN ALTI KURTARICILAR..
Ülkenin resmen savaşa girdiği şu günlerde Corona virüsü gibi bir çok konu, patlayan bombalar, yaşanan ölümler ve çekilen acıların gölgesinde kalmış durumda.

Yani ortaya çıkıp, ‘Sahayı boş bularak, bize de bir kemik düşer mi diye bir araya gelen merdiven altı siz kullanılmışlar, şunu da iyi bilin ki; benim gölgem hepinize yeter..’ demediğimizden köprü ve merdiven altı oluşumların önüne geçemeyiz, geçemiyoruz da..

**CHP HDP’yi Görmezden Gelmesi Adalet mi?..
Beğenmediğimiz ama İslam dünyası başta olmak üzere muhafazakar oyları almaya yönelik seçimden seçime demediğimiz bırakmadığımız yani düşman ilan ettiğimiz ama seçimler öncesi ve sonrası başta askeri iş birliklerde olmak üzere beraber harekete devam ettiğimiz İsrail’de yapılan seçimlerin kısa sürede sonuçlanıp, ülke gündemine dönüldüğü şu günler de bizim ülkemizde 31 Mart Mahalli İdareler Seçim sonuçları ise İstanbul’da başta olmak üzere hala bir çok yerde tartışılmaya devam ediyor.
Son olarak YSK’nın HDP’li başkanlara mazbata verilmemesine yönelik kararına tepki gösteren HDP, “Bu yerlerde seçimin yenilenmesini isteyeceğiz” dediğini gördüğümüz şu günlerde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığında önde olan ve kazandığı tüm dünya tarafından kabul görmesine karşın mazbatası hala verilmeyen CHP’li Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu için ve diğer kentlerde ki seçimlere yönelik tartışmalara kıyametler koparan CHP’nin HDP’lilere yönelik yapılan haksızlıklara karşı sesiz kalması da dikkat çeken diğer bir konu olarak karşımızda..
Halbuki aynı CHP başta İstanbul’da olmak üzere yurt genelinde İYİ Parti yada Saadet Partisinin desteğiyle değil, adeta dükkan kapatıp, aday çıkarmayan ve seçmenini CHP’ye yönelik serbest bırakan HDP değimliydi?!.
Başta CHP’ye yakın haber ajansları, tv kanalları olmak üzere CHP Genel Merkezi, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu kendilerine yapıldığını ileri sürdüğü haksızlıkların daha büyüğü ile karşı karşıya olan HDP’nin yaşadıkları karşısında ki suskunluğu demokrasi, adına, solculuk adına ne kadar etik bir durumdur?..
Bilmem ama AK Parti’ye Adalete, Hukuka, Demokrasiye saygı göstermediğini ileri süren bunun üzerinde siyaset yapan CHP en büyük desteği aldığı HDP’nin yaşadıklarını görmezden geldiği bir gerçek ve tutarsızlıktır.
Çünkü kendisine batan İğnenin daha büyüğü olan Çuvaldızın HDP’te batırılmak istendiğini görmezden gelen aynı parti CHP’dir..
Ha bu arada AK Parti iktidarının yenilemek istediği İstanbul seçim sonuçlarına yapılan itirazlara hukuk adına direndiklerini düşündüğüm Hakimler de CHP’den aşağı kalmıyorlar gibi..
Peki, ‘Adalet, Hukuk ve Demokrasi anlayışı nerede kalıyor?’ diye bir soru sorsak buna kim cevap verecek?