Bölge Gazetecileri Kars’ta Toplanacak!..



MERHABA Bu haberi ve Ardahan’daki diğer gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen ve Şevin Alaca eş başkanlarının ev sahipliğini yapacağı kahvaltılı toplantıda bir araya gelecek olan bölge gazetecileri, gazeteciliği ve gazetecilerin yaşadıkları sorunları da masaya yatırmaları bekleniyor.

Sanal ortamın zorda bıraktığı, yerel gazeteciliğin yanı sıra ulusal gazeteciliğin masaya yatırılması beklenen toplantıda gazetecilik ve yerel yöneticiler ilişkilerinin de konuşulması beklenmektedir.

22 Çarşamba 2020 günü (yarın) saat: 09.30’da gerçekleşecek olan toplantıya Ardahan, Kars ve Iğdır Gazeteciler Cemiyetlerinin yanı sıra bu kentlerde gazetecilik yapan tüm gazetecilerin davet edildiği toplantı, belediye tesislerinde gerçekleşecek.



Gazeteci Aranmaz, Aranır..


Öncelikle sanaldan aldığı ile mahalle ağzıyla ”kıytırıktan” haberler yapan ve sonrasında da ”Bu toplantılara, ziyaretlere, görüşmelere neden gazeteci davet edilmiyor?”  deyip, dert yanan ve adam yerine konulmayan gazeteciler başta olmak üzere her insan davet edildiği yere gitmek için şartlarını zorlamalı, gitmeli.. Gidemezse de davetini aldığı yerin, kişinin haberini yapmalı, kamuoyuna duyurmalı diye düşünen bir gazeteci olduğumun bilinmesini isterim..

Çünkü Atasözlerimizden olan ‘Çağrıldığın yere erinme, çağrılmadığın yere de görünme” atasözüde, dinen de  ”Davete icabet etmeyen, Allah ve Resulüne isyan etmiştir” gibi bir çok önemli söz davetin önemini anlatır..

Gelelim asıl konumuza ve Kars Belediyesinin bölge gazetecilerini Kars’a davetine..

Tüm dünyada olduğu gibi yerelde de hiçbir zaman değerini yitirmeyeceğini düşündüğüm gazeteciliğin, internet denen sanal ortam dolayısı ile bitmek üzere olduğu yönünde iddia ve görüşlere bir gazeteci olarak katılmıyorum. 

Her gün değişen gündemin ana değiştiricileri olan gazetecilerin hep birlikte hareketi halinde dakika başı değişen gündemi onların yarattığını önce gazeteciyim diyenler bilmeli, algılamalı ve unutmamalı.

Çünkü, ‘öldü, bitti..’ denen gazeteciliğin sanalda da gazetecilerin oluşturduğu gündemlerle yaşandığını anlaması gerekenler yine gazetecilerdir.

Son yıllarda her alanda olduğu gibi gazetecilikte de yaşanan deformasyonu önleyecek olanında başta gazeteciler olmak üzere her kesin, her alanda bir araya gelip güç birliği yapmasıdır.. Bu düşüncenin önderleri de toplumun aydınları olan yine gazetecilerdir. 

Bu nedenle toplumun önünü açan ve birer ışık olan gazeteciler kaybolmamalı, aranıyor duruma düşmemelidirler. 




Kars Belediyesinin katkıları ile bir araya gelmeleri için yapılan davetin çok önemli bir davet olduğunu düşünüp o toplantıya katılmalarını umduğum bölge gazetecilerinin onların açtığı bu yolda yürümek isteyen yeni ve genç gazetecilere de ışık tutacağını bilmelidirler. 

Dünya düşünceleri ne olursa olsun, gazeteciliği yaşatmak istiyorsa bir gazeteci kendi yerine yeni gazeteciler yetiştirme ve mevcutlarla bir araya gelerek biz halen yaşıyoruz, gazetecilik ayaktadır ve gerçek gündemi biz oluşturuyoruz demeliler. Bütün olumsuzluklara gözümüzü, kulağımızı kapatıp mutlulukla çalışmalarımıza devam etmeliyiz. Zira neşe ve çalışma, birbirini davet eden iki temiz şeydir. 

Çarşamba günü Kars’ta, Kars Belediyesinin ev sahipliğindeki kahvaltılı toplantıya katılacak gazeteciler aranıyor demiyorum… 

Çünkü gazeteci aranmaz, yaptığını kamuoyuna anlatabilen gözlerin aradığı gazeteciler olmalıyız..

Bu nedenle;  Bir gazeteci olarak tüm meslektaşlarımı bu önemli toplantıya davet ediyorum.


Haydi davete icabet etmek gerek. Zaten okumak kelimesinin bir anlamı da davet etmektir. 

Son bir söz; “Biriniz bir davete çağrıldığı zaman hemen ona gitsin” Hz. Muhamned




Kürt Bir Gazetecinin İsyanı..


arşiv haber 17/09/2015 tarihli haber


**Bu yazıyı bir Kürt olarak yazıyorum.. Ardahan Göleli olan Gazeteci Levent Gültekin’den gündemi sarsacak bir yazı daha. Bir Kürt olarak Kürtlerin yaşadığı sorunları sırlayan Gültekin’in yazısı şöyle;


Doğuda doğdum.(Ardahan-Göle)18 yaşıma kadar orada yaşadım. Rahmetli babamın keyifli günlerinde o çok güzel sesiyle söylediği Kürtçe türküler hâlâ kulağımda.


Fakat hayatımın hiç bir döneminde etnik bir aidiyet hissetmedim. Sanırım bunda inanç aidiyetimin kuvvetli olmasının etkisi çok büyüktü. Çünkü inancın birleştirici olacağını düşünüyordum.


Bu yazı istisna


Anladım ki inanç da etnik köken kadar ayrıştırıcı bir işleve sahipmiş. Çok şükür, inancı yegane birlik unsuru sayan anlayıştan da kurtuldum.


Son beş yıldır yaşadıklarım, gördüklerim şunu anlamam sebep oldu: İnanç da, etnik köken gibi, toplumsal ve kişisel ilişkilerde belirleyici bir fonksiyona sahip değil.


Asıl mesele insan olabilmektir. Kürtlerle, Türklerle, Araplarla, Müslümanlarla değil, hangi dinden, hangi inançtan, hangi mezhepten, hangi ideolojiden olursa olsun iyi insanlarla bir arada yaşamayı tercih ediyorum. Toplumsal ilişkilerde liyakatin ve dürüstlüğün belirleyici olmasını savunuyorum.


Bu nedenle yazılarımda kimliği öne çıkaran, onu temel alan yorumlardan özenle kaçınıyorum.


Bu yazı istisna. Bugün size, bir Kürt olarak yazıyorum.


Ülkeyi onlara terk mi edeceğiz?


Son dönemde kimi yazarlardan, gazetecilerden, aydınlardan sıklıkla şöyle sözler duyuyorum: “Kürtler duygusal olarak ülkeden kopuyor.”


Ülke on yıllardır kifayetsiz, çıkarcı, çatışmadan ve kavgadan beslenen siyasetçiler tarafından yönetiliyor. Toplumu birbirine düşman ederek iktidarlarını sürdürüyorlar.


Demokratik terbiyeden yoksun bu siyasetçiler insan gibi yaşamamıza müsaade etmiyor. Huzurumuzu kaçırıyor. İktidarları için çocuklarımızı öldürüyor.


Ne yapacağız böyle bir durumda? Ülkemizi, evimizi, doğup büyüdüğümüz yuvamızı bu despotlara terk mi edeceğiz?


Onlar bize huzur vermiyor diye ülkemizden mi kopacağız? Onurumuzu kırıyorlar, çocuklarımızı öldürüyorlar diye “Lanet olsun, alın sizin olsun” deyip ülkeyi onlara terk mi edeceğiz?


İstanbul’da, İzmir’de, Mersin’de, Adana’da, Bursa’da yaşayan milyonlarca Kürt var. İktidarlar ve onların soytarısı olmuş üç-beş kendini bilmez istedi diye evimizden mi çıkacağız?


Her millet bir özelliğiyle ön plana çıkar.


Mesela “Almanlar” denildiğinde akla disiplin gelir. “İngilizler” denildiğinde akla ince espri gelir. “Kürtler” denildiğinde de akla onur, yiğitlik gelir.


Hayatı, onuru için mücadeleyle geçmiş insanlar için böyle düşünmek, kendini bilmezliktir. Kürtler bu ülkenin her karış toprağında var. Bu ülkenin her noktasında onların kanı, onların emeği var.


Duygusal olarak kopan Kürtler değil


Duygusal olarak kopması gereken birileri varsa Kürtler değil, yıllardır bu ülkede her dönem toplumun farklı bir kesimini düşman ilan eden devlet yöneticileridir. Bu ülkeyi çöplüğe çevirip bizi bu şartlarda yaşamaya mecbur edenlerdir. Buna çanak tutanlardır. Olup biteni görmezden gelen, mesleğinin hakkını vermeyen gazeteciler, yazarlar, kanaat önderleridir. İşini yapmayan yargı mensuplarıdır.


Eğer duygusal kopuş yaşaması gerekenler varsa onlar Kürtler değil, toplumun bütün kesimlerine haysiyetli bir yaşam olanağı sunmayanlardır. Faili meçhul cinayetlerle, işkencelerle; insanları köylerini, evlerini terke zorlayanlardır. Bu insanlıktan uzak muameleye suskunluğuyla ortak olanlardır. Beypazarı’nda Trabzon’da, Rize’de, İstanbul’da, Ankara’da, Nevşehir’de ve daha birçok ilde hiçbir günahı, suçu olmayan garibanlara insanlık dışı muamelede bulunanlardır. Kürtçe konuşuyor diye o genci öldürenler ve bu cinayete insan gibi tepki vermeyenlerdir.


Eğer duygusal olarak kopması gereken birileri varsa, onlarca yıldır sırf iktidar hırsı için bu ülkenin evlatlarını birbirine kırdıranlardır.


Benim gördüğüm duygusal olarak kopan Kürtler değil. Maddi durumu iyi olan herkes, kapağı Batı ülkelerine atma planı yapıyor.


Hastalıklı kafalar


Mesele sadece bu değil.


Kimileri de PKK’nin cinayetlerinden bütün Kürtleri suçlu tutuyor. Faşizan duygularını her ortamda belli ediyorlar. Kimisi Beypazarı’nda gariban esnafa saldırarak belli ediyor. Kimisi öğretim görevlisi olarak yaptığı konuşmalarla bu faşizan ruha katkı sağlıyor. Kimi memurlar, mesai arkadaşlarına psikolojik baskı kuruyor.


Genel itibarla, PKK’nın yaptıklarına hiç bir katkısı olmayanlar suçlanıyor.


Üstelik o kadar akıl fukaralığı içindeler ki böyle yaparak PKK’nın ekmeğine yağ sürdüklerini de anlamıyorlar.


Biliyoruz ki bu tür faşizan ruh taşıyanların sayısı bu toplumda çok değil. Gene de sesleri çok çıkıyor.


Kaldı ki ülkenin içinde bulunduğu şiddet sarmalından utanması gereken biri varsa onlar Kürtler değil, PKK’yı var eden iktidarlardır. Bu sorunun büyümesinin sorumlusu Kürtler değil, bu ülkenin çocuklarına onurlu, haysiyetli, özgür, eşit bir hayat sunamayanlardır.


30 yıldır “Mücadele ediyoruz” diyerek, yaptıklarıyla PKK’nın değirmenine su taşıyan, garibanları zorla PKK’nın yanına iten hastalıklı kafalardır.


Eğer dağa çıkan çocuklar hainse, teröristse suç Kürtlerde değil, bu çocuklara iyi bir eğitim, iş, huzurlu bir yaşam sunamayan kifayetsiz yöneticilerdedir. Tek bir gün kendi vatandaşına “Senin derdin ne? Ne istiyorsun, niçin huzursuzsun?” diye sormadan kaba kuvvetle, işkenceyle, öldürerek sorunu çözmeye çalışanlarındır. Hem eğitimsiz, hem işsiz bırakıp üstelik bir de onuruyla oynadığı insanlara üstünkörü “Silah bırakın” demekten başka hiç bir çözüm üretemeyen akılsızlarındır.


Metropol araştırma şirketinin son anket çalışmasında, “PKK silah bırakmalı” diyen HDP’lilerin oranı yüzde 84.2. Bu tabloya göre siyaset geliştiremeyenlerindir.


Kürtler değil, ülke elden gidiyor


Bu ülkeye eninde sonunda eşitlik, özgürlük ve barış gelecek. Ve tüm bu belalara sebep olanlar bu ülkede yaşamaya utanacaklar. İnsanların içine çıkacak yüz bulamayacaklar.


İnanmıyorsanız dünya tarihine bir bakın.


Kendi halkına zulüm eden hangi iktidar, hangi zihniyet ilelebet varlığını sürdürmüş ki bunlar da sürdürebilsin? Kendi halkının özgürlüğünü, en doğal insan haklarını elinden alıp üstelik bir de onların üzerinde terör estiren hangi yönetici ayakta kalmış ki bunlar da kalsın? Bu ülkenin çocuklarının canını iktidarının malzemesi yapan hangi siyasetçi rezil olmadan gitmiş ki bunlar da öyle gitmesin?


Ve bu siyasetçilerin insanlık dışı politikalarına ortak olan, destekte bulunan kimler hayatlarını utanç içinde geçirmemişler ki günümüz iktidar yandaşları geçirmesin?


“Kürtler duygusal olarak kopuyor” diyenler şunu söyleyebilirim: Kürtler değil, ülke elden gidiyor. Ülke sadece Kürtler için değil hepimiz için yaşanmaz hale getiriliyor. 


  


  


Levent GÜLTEKİN / diken.com