ARDAHAN BAROSU ARSASINI ALDI..


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..


Gazeteci Fakir Yılmaz Yeniden TV Programcılığına Başlıyor..


‘Gazeteci Fakir Yılmaz Île Îş Dünyası’ Yaşam TV’de Cumartesi Günü Saat: 17.00~19.00’da Yeniden Başlıyor..


İZLEMEK iÇİN Yaşam TV Türksat 4A Uydusu Frekans: 12034 MHz Symbol Rate: 27500 Polarizasyom: V (Dikey) Fec: 5/6


Gazeteci Fakir Yılmaz’ın başkanlığı döneminde Ardahan Dernekler Federasyonu ARDAFED’in yoğun girişimleri ardından şu anki Baro Başkanı Av. Osman Yıldız’ın da içinde bulunduğu Ardahanlı Avukatların büyük uğraşları sonrası geçen yıl kurulan ve kısa sürede kurumsallaşma işlemlerini tamamlayan Ardahan Barosu, Türkiye Barolar Birliğinin 1,5 Milyonluk hibe desteği ile binasını yapacağı arsayı da satın aldı.


**Feyzioğlu sözünü tutuyor…


Kuruluşundan bu yana ortaya koyduğu çalışmaları ile Ardahan Kamuoyunda takdirle izlenen Av. Osman Yıldız başkanlığındaki 53 Avukat üyesi bulunan Ardahan Barosuna tam desteğini veren Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun ilk günden bu yana verdiği sözleri arasında bulunan arsa ve bina yapılması konusunda verdiği sözlerini tek tek tutup, tam destek verdiği görülürken bu sözlerin tutulmasında ve yerine gelmesinde büyük rol oynayan Ardahan Baro Başkanı Av. Osman Yıldız ve ekibinin emeği göz ardı edilmemekte.

Boşaltılmasına rağmen ve şehir dışına taşınan ve kent merkezinde doğalgaz olmasına karşın hala kömürle ısıtılan Askeri Gazino, Tugay Komutanının Evi, Pakistan ve Afganistan’daki çirkin yapıların  adeta benzeri olan Askeri Nezarethanenin bulunduğu Ardahan Öğretmen Evinin karşısındaki içinde bir çok eski tarihi binanın bulunduğu ve yapımı devam eden Millet Bahçesine üstten bakacak olan alanda alınan arazinin içinde yapılacak ve 2 katlı olacağı öğrenilen Ardahan Barosu Kompleksinin plan ve proje çalışmalarına başlandığı bilgisi alındı.


ARDAHAN BAROSU DA


ZORUNLU SEÇİME GİDECEK!..


arşiv haber 30/09/2020 tarihli haber/yorum


Ardahan Dernekler Federasyonu ve bir çok derneğin pandemi dolaysıyla ertelenen kongrelerini yapmaya hazırlandıkları şu günlerde bir yıl önce kurulan Ardahan Barosu da zorunlu seçime gidiyor.


ARDAHAN BAROSU SEÇİME GİDİYOR..


Geçtiğimiz yıl kurulan Ardahan Baro Başkanlığı ilk seçiminİ Av. Osman Nuri Yıldız kazanmıştı.


Yeni çıkan yasa düzenlemesi nedeniyle yeniden seçime gidecek olan Ardahan Barosu için mevcut Başkan Av. Osman Nuri Yıldız’ın yeniden aday olacağı öğrenildi.


54 Avukatın oy kullanacağı öğrenilen Ardahan Barosu seçiminin 3 Ekim 2020 Cumartesi günü Saat 10:00’da Baro Hizmet binasında yapılacağı öğrenildi.



MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



FASULYE de KENDİNİ NİMETTEN SAYARMIŞ!


Elbette ki bu yazının muradı fasulyenin faydalarını sayıp dökmek değil. O eskidendi. Şimdi olsa olsa, bünyeye ve cebe zararları anlatılır kendini nimetten sayan fasulyenin…’ diye yazısına başlayan Neşe Doster’in 2019 yılının 10 Mart’ında ele aldığı yorumunu okurken bende bu konuya yani kendini nimetten sayanları farklı bir yönden kendi iç dünyamla ilgili bir şeyler anlatmak istedim.


Çünkü basın ve medyanın havuzuna düşmeden önce fikir ve kalemleri ile mesleğimin önemli kalemi olan ama şu an iktidara yaranma kulaçları içinde yüzen havuzun dalgaları arasında kaybolup, gündemde olmayan birçok önemli kalemlerinden olan Doster’in kendisini, beni, seni, onu, onların yaşadıklarını farklı bir şekilde anlatıyordu.


Ve Doster’in ‘fasulye de kendini nimetten sayarmış’ başlıklı yazısının son yıllarda yaşadıklarımı bir kez daha anlatmaya çalışacak olan yaşadıklarımı bana yazdıran bugünkü yazıma ilham oluverdi.


Ve yine benim de arada bir ele aldığım ve çoğunlukla kendi özel hayatımı anlattığım cumartesi günleri yazılarım hariç 35 yıla yaklaşan ve “Her Gün Yazıyorsam Sebebi Var” başlıklı köşemde ele aldığım yazılarıma zaman zaman konuk olan konuların başında yine bu kendilerini fasulye sananlar ve özel hayatım gelir.


Evet, bir gazeteci sayılırsam benim de aralarında olmasam da kenarında, kıyısında olan bir aydın, toplum önderi, lideri olanların özel hayatlarının yine o toplum, kamuoyu denilenlerce çok merak edildiği ama ben dahil o aydın, toplum önderi, lideri diye bilinenler de baskıcı toplumun etkisinden kendilerini kurtaramayıp, sakladıkları, öteledikleri ve bunu yaparken de daha da gizemli hale getirdikleri özel hayatları ile savaşır, dururlar.


Şimdi  siyaset ve ekonomi ilgili esaslı yazılar yazmaya çalışan biri olarak tanınan benim durup, durduk yerde buna neden ihtiyaç duyduğumı soranlar da olacak biliyorum.


 Ve “Bu nerden çıktı, ekonomi çok kırılgan durumda, ne ilgisi var özel yaşananları sık sık dile getirmenin?” diyebilirsiniz? Çok ilgisi var anlatayım! Ancak benimde  aralarında olduğum birçoklarının hataları, günahları sebebi  ile işlemek isteyişleri dolayısıyla fasulyeyi doların değerine kadar liraya çıkarıp onore edenleri kutlayarak başlayayım…


Ve tam da burada; Onca fabrika, iş yeri kapanıp, kiracı arandığı bir zamanda bir günde bir ilde 300 fabrika açma törenleri yapanların ülkeyi üçe katlayan, görmediğimiz bolluğu yaşatan, varlık kuyruklarıyla tanıştıran, çevreyi- yeşili- ağacı- ormanı koruyan, çiftçiyi abad eden, ülkemize topyekun çağ atlatan, bizi sarayla, köprüyle, alt geçitle, duble yolla, AVM’yle, gökdelenle tanıştıran yönetime değil de özel hayata dokunmak geldi içimde kaynayan ve her an patlayıp beni ve patlatanları da yakacak olan volkanı az da olsa soğutmak için..


Aslında benim yaşadıklarımı yaşayan ama ”sus ya, dur kız, etme oğul”baskılarının etkisiyle özelleriyle, iç dünyaları ile hep savaşanların sayısı da pek fazladır, benim gibi bu konuya da cesaret edip, dem vuranlardan..


Yani, ”Özel hayatın özgürlüğü var” deyip, başka ülkelerin özgürlüklerine müdahale etmekle geçinen sözde medeni batı dünyasının gazına gelip, kardeşi, kardeşe kırdırmaktan çekinmeyen ülkelerin başında gelen Irak’tan, Suriye’den ve Ermenistan’dan daha şiddetli bir şekilde iç dünyalarında savaşanlar hakkında bazı bilgiler vermeye çalışalım!


Söz buraya gelmişken; İktidarın nimetleri ile televizyon ekranlarına sıkça çıkan, mitinglerde konuşan, bilboardlara yerleşen, reklam afişlerinden, otobüs duraklarından, bina cephelerinden, üst geçitlerden, köprülerden dev posterleriyle el sallayan, seçim kampanyasını tek adaymış gibi götüren, bağıra çağıra yaptığı tüm konuşmalarında; yüzüne gergin bir ifade, çatık kaşlar, sert ifadeler yerleştirenler gibi bende bizlere gerçekleri hatırlatmayı görev saydığımın da bilinmesini isterim.



Yeri gelmişken; “Ekonomik krizden güçlenerek çıktık!” diyen damat bakanın esip gürlemesini, Ortadoğu, Arap Baharı, Akdeniz ve Ege’den sonra Kafkaslara uzanıp, kapısını kapatarak, dünya ile ilişkisini kestiğimiz Ermenistan’ın bir kez daha saldırdığı “Azerbaycan kardaşımızın arkasında dağ gibiyiz” sözlerini bir kez daha düşünelim!


Çünkü bu şekilde gürlediğimizde olayın üzerinden kısa bir süre geçmeden bir anda sus-pus olan ardından en önce masaya oturan yine biz oluruz ama iktidarımızın da ömrü uzar her ne hikmetse..


Neyse gülmeyen, kahkaha atmayan, neşesiz insanlar artmışsa, insanımız hep tedirgin, hep sert, hep somurtkan hale gelmiş, ya da getirilmişse orda durup derin derin düşüneceğiz. Bunun nedeni nedir, ya da niye böyle oldu sorusuna özelimizde yaşananlara kafa yormalı, hatta cami imanına olmazsa da günah çıkarma kafesi olarak bildiğim Kilise’ye gidip papaza pardon medeni adıyla psikoloğa gidip içimizdeki yanan volkanın nedenini anlatmalıyız diye düşünürüm.


Tabi, dün tesadüfen rastladığım o psikoloğa yaşadıklarımı ayak üstü anlatmaya çalışıp, merhem isterken yaşadıklarımla, anlattıklarımla bir anda onunda benden beter kendi iç dünyasında yaşadıklarıyla savaştığını ve anlattığım özellerimle onun yaşadıklarıyla kendisini baş başa bıraktığımı ve ”Sen sadece kendin mi sanır sın?” dercesine ”topuğa kuvvet” bir anda yanımdan kaybolup gideceğini de hesaba katarak…


Ha unutmadan kendi hata ve günahlarım yüzünden tanışıp, değer verdiğim ve birçokları gibi onunda kendisini dev aynasında görerek, akıllı, sadık diye kendisini yutturan ve beni, çevresini, sanalda bol bol paylaştıklarını sözde beğenip, gaz verenleri kandıran fasulyenin faydalarını, zararlarını ve nasıl olup bir anda kendisini nimet saymasını bir dahaki yazıma bıraktığımı da bilmenizi isterim.


Çünkü güneşe doğru uzanırken yanındakinin omuzuna bastığını fark edemeyen Ayçiçeği gibi kendisini nimetten sayan ama sadece ilkokul öğrencilerinin aldıkları ödevin ardından pansuman pamuğun içinde yetiştirdikleri bir Fasulye olan ve yaşamı boyunca görmediği, tatmadığı ve senin gibi birilerini benzettiği, yüzü parlak, sıcak ama içi karanlık ve kor dolu güneşe uzanmak için avını yemek, yutmak için ağaç dallarında gezen Yılan misali sana sevgiyle, saygıyla sarıldığını hisseder gibi yaparken, aslında seni boğduğunu bilen biri olarak…









HANAKLI KÜVET VE İÇ KAPLAMADA MARKA!




 







ARDAHAN HABERLERİ.. Uyuşturucu Baronlarına Baskın!


arşiv haber 17/04/2017 haberleri


Son yıllarda kullananların sayılarının bir hayli arttığı Ardahan’a uyuşturucu taşıyanlara yönelik geniş çaplı bir operasyon yapıldı. Bir çok kişinin göz altına alındığı Ardahan’da uyuşturucu baronları olarak bilinenlerinde göz altına alınanlar arasında olduğu öğrenildi.



Ardahan‘da polis tarafından uyuşturucu satıcılarına yönelik düzenlenen operasyonda, 24 kişi gözaltına alındı. Edinilen bilgiye göre, İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, il genelinde uyuşturucu satıcılarına yönelik operasyon yaptı. Önceden tespit edilen adreslere eş zamanlı baskın yapan polis, uyuşturucu ticareti yaptıkları ve kullandıkları ileri sürülen 24 şüpheliyi yakaladı. Şüphelilerin kaldığı adreslerdeki aramalarda bir miktar uyuşturucu ve uyuşturucu kullanımda kullanılan maddeler ele geçirildi.



AK Parti İl ve İlçe Bakanları İstifa Edecekler mi! 


Fransa’nın Başkenti Paris’in her yıl milyonlarca turist tarafından ziyaret edilen en ünlü yapılarından biri olan Notre Dame Katedrali’nde çıkan yangın kadar acıtan ve hala sonuçlanmayan son Mahalli Seçimlerinin tartışıldığı ülkemde asıl tartışılması gereken bir konuda istifa kültürüdür.


İl Başkanı olduktan sonra sakal bırakıp, konuşmalarına cami imamlarının vaizlere başlamadan önce yaptıkları besmele ile söze başlayan AK Parti’nin seçilmiş değil, atanmış onca İl ve İlçe Başkanlarının hala tartışılan seçim sonuçlarında ki paylarının ne olduğu da konuşulan konuların başında gelmektedir. 


Bu İl Başkanlarından olan AK Parti İzmir İl Başkanı ardından AK Parti Ardahan Merkez İlçe Başkanı Fırat Avşar’da 31 Mart seçim sonuçlarının tartışmalı hale gelmesine vesile olduklarını düşünüp, istifa eden İl ve İlçe Başkanlarının kervanına katılırken, siyaset’in S’si ile ilgilenmezken kim adını verdiyse beklenmedik bir anda kendini AK Parti Ardahan İl Başkanlığı koltuğunda bulan ve oturduğu koltukta daha önce oturan İl Başkanıdır..


Aynı İl Başkanı kendisinden önce İl Başkanı olan, bu süre içinde 3 Milletvekili, İki Belediye Başkanlığı seçimlerini kazanan ekibin başında olan AK Parti Ardahan eski İl Başkanı Veteriner Hekim Yunus Baydar’ın aday olduğu seçimlerini kayıp eden teşkilatın başındaki isimdir..


Yani Ardahan Belediyesi seçimlerini büyük bir fark ile kayıp eden AK Parti Ardahan İl Başkanı Hakan Aydın ve diğer İl vede İlçe Başkanlarının istifa edip, etmeyecekleri de merak edilmektedir. 


Asıl merak edilen diğer bir İl Başkanı da geçtiğimiz gün düzenlediği toplantı da 31 Mart akşamı seçimleri kazandığını ilan eden ancak kazanmadığı ortaya çıkan ve erkenden zaferini ilan ettiği için bir hayli zorda kalan AK Parti’nin İstanbul Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırm’ın yanında otururken ‘İstifa edecek mi?’ sorusuyla karşılaşan AK Parti İstanbul İl Başkanı Bayram Şenocak’ın konumu ve durumudur. 


Kendisiyle bir kez görüştüğüm ve vatandaşla kendisinden çok militan yardımcılarını görüştüren ve girdiği toplantılarda ayrı havalarda olan bu isimin istifa edip, etmeyeceğini bekleyen kamuoyunun büyük bölümü bu İl Başkanının hala o koltukta olmasına da şaşırdığını görmekteyiz..


Halbuki; AK Parti İzmir İl Başkanı ile AK Parti Ardahan Merkez İlçe Başkanının istifa etmeleri istifa kültürünün çok gelişmediği ülkemde en doğru kararlar olarak tarihe geçmiştir.


Çünkü başarısız yada hatalı olduğu halde istifayı düşünmeyen onca idareci anlayışının yerleşik olduğu ülkemde, 31 Mart Mahalli İdareler Seçimlerini kayıp eden asıl kişilerin seçimleri kazanan Yavaş’ın yetkilerini aldırmaya kalkan Ankara İl Başkanı ve AK Parti kadroları olduğu alenen ortadadır. 


İstanbul başta olmak üzere ülkenin 81 Vilayetinde, İlçe ve Beldelerinde ki tüm AK Parti Teşkilatlarının hemen hepsinin sonucu belli olan ama kabul edilmeyen ve seçimi Başkan Erdoğan’ın omuzları üzerinde kazanacaklarını sanmanın rahatlığı, kabadayılığı ve şımarıklığı ile sözde yönetmeye kalkmışlar ve beklenen sonucu alamamışlardır. 


Ve en önemlisi kendi suçlarını, beceriksizliklerini ve Erdoğan’dan yedikleri,daha da yiyecekleri fırçaları ötelemek için YSK Hakimlerine sığınıp, ‘biz alamadık, siz alın’ demeye getirdikleri işin sonucunu kabul edip, hala istifa etmemek için ‘Az daha kalayım, bana İl, İlçe ve Belde Başkanı desinler’ yolunu seçmiştirler. 


Halbuki adı geçenler veya adları kamuoyunda açıkça tartışılan AK Parti İl, İlçe ve Belde Başkanları Valiler ve Kaymakamlar kadar bile çalışmamış, elleri ceplerinde, bıraktıkları sakallarla, İl Başkanı oldukları partinin muhafazakar kesime hitap ettiğini hesaba katıp, normal hayatlarında çokta dillendirmedikleri kurnazlıklarla besmele ile açtıkları konuşmaları ile ‘Seçimi nasıl olsa Erdoğan ismi kazanır’ diye yan gelip yatmış ve seçimleri asıl kayıp edenler olmuşlardır. 


Bu nedenle; Bugün ülkeyi hem içte hem de dışta gerip, kötü bir imaja sokan ve kabul edilmeyen seçim sonuçlarına sebep olanlar, AK Parti’nin ‘Memur’ gibi atanmış olan, siyasetin S’si ile alakası olmayan mevcut İl, İlçe ve Belde Başkanlarıdır. 


Ve hepsi Erdoğan’ın kendilerini görevden almasını beklemeden istifa edip, kenara çekilmelidirler. 


Bunu ilk yapacak olanda İstanbul ve Ardahan İl Başkanları ve AK Parti’ye asıl seçimi kayıp ettiren ve hemen istifa etmesi gereken diğer İl, İlçe ve Belde Başkanları, Teşkilatlardır…



 **Mazbatayı Verin Piyasa Rahatlasın.. 


 Damat, Ekonomi Bakanının dolar arayışına çıktığı Okyanus ötesinde Trump ile verdiği fotoğrafın etkisiyle yeniden yükselmeye başlayan ve bu fotoğrafla ateşi düşen dolar ile  diğer bir çok sıkıntının iyiden iyiye daralttığı iç piyasa ve dış ekonominin rahatlaması için birde mazbataya ihtiyaç var. 


Oda İstanbul Büyükşehir Belediyesini kazanan alenen belli olan ama oyların durmadan sayılıp, bir türlü sayılamadığı Ekrem İmamoğlu’nun mazbatasıdır. 


Evet, 31 Mart seçimleri biteli günler geçmesine rağmen bir türlü sonuçlanmayan İstanbul seçimlerini CHP Adayı Ekrem İmamoğlu kazanmış, diğer kazananlar ise mazbataları çeşitli bahaneler uydurulup, verilemeyen ve alakasız bir oy alan 2. seçilenlere verilenlere verilen HDP’nin kazanımlarını görmezden gelen anlayış artık sonucu kabul edip, yani başarısız kalan AK Parti İl, İlçe ve Belde Başkanlarının durumlarının da içinde olduğu gerçek gündeme dönmesi gerekir diye düşünmekteyim. 


Haydi lütfen, ülkem ve İstanbul adına rica ediyorum.. 


Verin şu mazbatayı, sizde bende, ülkemde rahatlasın..




MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



FASULYE de KENDİNİ NİMETTEN SAYARMIŞ!


Elbette ki bu yazının muradı fasulyenin faydalarını sayıp dökmek değil. O eskidendi. Şimdi olsa olsa, bünyeye ve cebe zararları anlatılır kendini nimetten sayan fasulyenin…’ diye yazısına başlayan Neşe Doster’in 2019 yılının 10 Mart’ında ele aldığı yorumunu okurken bende bu konuya yani kendini nimetten sayanları farklı bir yönden kendi iç dünyamla ilgili bir şeyler anlatmak istedim.


Çünkü basın ve medyanın havuzuna düşmeden önce fikir ve kalemleri ile mesleğimin önemli kalemi olan ama şu an iktidara yaranma kulaçları içinde yüzen havuzun dalgaları arasında kaybolup, gündemde olmayan birçok önemli kalemlerinden olan Doster’in kendisini, beni, seni, onu, onların yaşadıklarını farklı bir şekilde anlatıyordu.


Ve Doster’in ‘fasulye de kendini nimetten sayarmış’ başlıklı yazısının son yıllarda yaşadıklarımı bir kez daha anlatmaya çalışacak olan yaşadıklarımı bana yazdıran bugünkü yazıma ilham oluverdi.


Ve yine benim de arada bir ele aldığım ve çoğunlukla kendi özel hayatımı anlattığım cumartesi günleri yazılarım hariç 35 yıla yaklaşan ve “Her Gün Yazıyorsam Sebebi Var” başlıklı köşemde ele aldığım yazılarıma zaman zaman konuk olan konuların başında yine bu kendilerini fasulye sananlar ve özel hayatım gelir.


Evet, bir gazeteci sayılırsam benim de aralarında olmasam da kenarında, kıyısında olan bir aydın, toplum önderi, lideri olanların özel hayatlarının yine o toplum, kamuoyu denilenlerce çok merak edildiği ama ben dahil o aydın, toplum önderi, lideri diye bilinenler de baskıcı toplumun etkisinden kendilerini kurtaramayıp, sakladıkları, öteledikleri ve bunu yaparken de daha da gizemli hale getirdikleri özel hayatları ile savaşır, dururlar.


Şimdi  siyaset ve ekonomi ilgili esaslı yazılar yazmaya çalışan biri olarak tanınan benim durup, durduk yerde buna neden ihtiyaç duyduğumı soranlar da olacak biliyorum.


 Ve “Bu nerden çıktı, ekonomi çok kırılgan durumda, ne ilgisi var özel yaşananları sık sık dile getirmenin?” diyebilirsiniz? Çok ilgisi var anlatayım! Ancak benimde  aralarında olduğum birçoklarının hataları, günahları sebebi  ile işlemek isteyişleri dolayısıyla fasulyeyi doların değerine kadar liraya çıkarıp onore edenleri kutlayarak başlayayım…


Ve tam da burada; Onca fabrika, iş yeri kapanıp, kiracı arandığı bir zamanda bir günde bir ilde 300 fabrika açma törenleri yapanların ülkeyi üçe katlayan, görmediğimiz bolluğu yaşatan, varlık kuyruklarıyla tanıştıran, çevreyi- yeşili- ağacı- ormanı koruyan, çiftçiyi abad eden, ülkemize topyekun çağ atlatan, bizi sarayla, köprüyle, alt geçitle, duble yolla, AVM’yle, gökdelenle tanıştıran yönetime değil de özel hayata dokunmak geldi içimde kaynayan ve her an patlayıp beni ve patlatanları da yakacak olan volkanı az da olsa soğutmak için..


Aslında benim yaşadıklarımı yaşayan ama ”sus ya, dur kız, etme oğul”baskılarının etkisiyle özelleriyle, iç dünyaları ile hep savaşanların sayısı da pek fazladır, benim gibi bu konuya da cesaret edip, dem vuranlardan..


Yani, ”Özel hayatın özgürlüğü var” deyip, başka ülkelerin özgürlüklerine müdahale etmekle geçinen sözde medeni batı dünyasının gazına gelip, kardeşi, kardeşe kırdırmaktan çekinmeyen ülkelerin başında gelen Irak’tan, Suriye’den ve Ermenistan’dan daha şiddetli bir şekilde iç dünyalarında savaşanlar hakkında bazı bilgiler vermeye çalışalım!


Söz buraya gelmişken; İktidarın nimetleri ile televizyon ekranlarına sıkça çıkan, mitinglerde konuşan, bilboardlara yerleşen, reklam afişlerinden, otobüs duraklarından, bina cephelerinden, üst geçitlerden, köprülerden dev posterleriyle el sallayan, seçim kampanyasını tek adaymış gibi götüren, bağıra çağıra yaptığı tüm konuşmalarında; yüzüne gergin bir ifade, çatık kaşlar, sert ifadeler yerleştirenler gibi bende bizlere gerçekleri hatırlatmayı görev saydığımın da bilinmesini isterim.



Yeri gelmişken; “Ekonomik krizden güçlenerek çıktık!” diyen damat bakanın esip gürlemesini, Ortadoğu, Arap Baharı, Akdeniz ve Ege’den sonra Kafkaslara uzanıp, kapısını kapatarak, dünya ile ilişkisini kestiğimiz Ermenistan’ın bir kez daha saldırdığı “Azerbaycan kardaşımızın arkasında dağ gibiyiz” sözlerini bir kez daha düşünelim!


Çünkü bu şekilde gürlediğimizde olayın üzerinden kısa bir süre geçmeden bir anda sus-pus olan ardından en önce masaya oturan yine biz oluruz ama iktidarımızın da ömrü uzar her ne hikmetse..


Neyse gülmeyen, kahkaha atmayan, neşesiz insanlar artmışsa, insanımız hep tedirgin, hep sert, hep somurtkan hale gelmiş, ya da getirilmişse orda durup derin derin düşüneceğiz. Bunun nedeni nedir, ya da niye böyle oldu sorusuna özelimizde yaşananlara kafa yormalı, hatta cami imanına olmazsa da günah çıkarma kafesi olarak bildiğim Kilise’ye gidip papaza pardon medeni adıyla psikoloğa gidip içimizdeki yanan volkanın nedenini anlatmalıyız diye düşünürüm.


Tabi, dün tesadüfen rastladığım o psikoloğa yaşadıklarımı ayak üstü anlatmaya çalışıp, merhem isterken yaşadıklarımla, anlattıklarımla bir anda onunda benden beter kendi iç dünyasında yaşadıklarıyla savaştığını ve anlattığım özellerimle onun yaşadıklarıyla kendisini baş başa bıraktığımı ve ”Sen sadece kendin mi sanır sın?” dercesine ”topuğa kuvvet” bir anda yanımdan kaybolup gideceğini de hesaba katarak…


Ha unutmadan kendi hata ve günahlarım yüzünden tanışıp, değer verdiğim ve birçokları gibi onunda kendisini dev aynasında görerek, akıllı, sadık diye kendisini yutturan ve beni, çevresini, sanalda bol bol paylaştıklarını sözde beğenip, gaz verenleri kandıran fasulyenin faydalarını, zararlarını ve nasıl olup bir anda kendisini nimet saymasını bir dahaki yazıma bıraktığımı da bilmenizi isterim.


Çünkü güneşe doğru uzanırken yanındakinin omuzuna bastığını fark edemeyen Ayçiçeği gibi kendisini nimetten sayan ama sadece ilkokul öğrencilerinin aldıkları ödevin ardından pansuman pamuğun içinde yetiştirdikleri bir Fasulye olan ve yaşamı boyunca görmediği, tatmadığı ve senin gibi birilerini benzettiği, yüzü parlak, sıcak ama içi karanlık ve kor dolu güneşe uzanmak için avını yemek, yutmak için ağaç dallarında gezen Yılan misali sana sevgiyle, saygıyla sarıldığını hisseder gibi yaparken, aslında seni boğduğunu bilen biri olarak…