MERHABA Bu haberi ve Ardahan’daki diğer gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle..
Azerbaycan Televizyonu İçtimai TV, Türk F-16’larının, Azerbaycan’a destek amacıyla Ermenistan sınırında uçuş yaptığını bildirdi. Haber, “Türkiye’nin “F-16″ qırıcıları Azerbaycan’a destek nümayiş etdirib” başlığı ile duyuruldu.
AZERİ GAZETECİ DUYURDU
Azerbaycanlı gazeteci Sevil Nuriyeva İsmayılov gelişmeyi “Bugün Türkiye F 16 uçaklarinı Ermenistan Türkiye sınırında havaya kaldırdı… Sebep Azerbaycan’a destek. Gardaş kimi Gardaş iste. Destek dediyin böyle oluyor. Sana canım feda Türkiye’m” sözleriyle duyurdu.
AYASOFYA’NIN İLK ATEŞİ!..
Sabah Habertük adlı Tv kanalında ”Özel Haber” logosu ile yayınlanan ve İçişleri Bakanı Van Kedisi portresi önünde açıklamalar yaparken, Hakkâri valisi de yanına aldığı çoğu asker, polis ve memurlarla Hakkâri’nin temizlendiğini, huzur içinde olduğunu ve başta yayla turizmine olmak üzere herkese açılacağı yönünde birçok barışçıl projeler hazırladıklarını belirtiyordu.
Yani onca ” Bitti, tükendi” denilen ama 50 yıla yakındır bir türlü bitmeyen her gün yeni operasyon ve çatışmaların yaşandığı haberlerinin de gündemden düşmediği ”güneyde huzur var’ dedikleri bir esnada memleketimin de olduğu ülkenin kuzey sınırında kanlı, kara bir haber alıyordum.
Adına Arap Baharı denip, istendiği gibi olmazsa da ”şimdilik” yeterli bulunan ve Mescidi Aksa’ya topraksız bıraktığı Filistinlileri ve Arapları, İslam dünyası ilkelerine inanları namaza almayan İsrail’in unutulduğu şu günlerde kimin damadını, kimin eşini bakan veya başkan yardımcısı ettiği İslam ve Türk dünyasının ‘İki Devlet, Bir Millet’ denilen tarafların birinde Ayasofya namaza açılırken, diğer tarafından kabuk tutmayan yara yeniden açıldı.
Uzun yıllardır üzerinde önemle durduğum ama başta aynı coğrafya da bulunan hemşerilerime olmak üzere kimseye anlatamadığım Kafkasya’nın gelecekte Ortadoğu’dan beter olacağı ve bunun ilk ateşinin Ardahan sınırından olacağı iddiamı güçlendiren ”Ermenilerin Azerbaycan’a yeni saldırısı ardından yaşanan yeni çatışmaları fitilleyen nedir?” diye baktığımızda CHP’lilerin bile ” Bizde namaza gideriz..” dediği Ayasofya ve minareleri karşımıza çıkmakta.
Gerçi Ayasofya kararını verdikten sonra yaptığı konuşmalarının ara satırlarında ” olacaklara hazır olalım” deyip, bugün yaşananların Ayasofya kararının ardından gelen tepkilerin ilk ateşi olan Ermeni-Azeri çatışması gibi yaşanacaklara” hazır olmalıyız” diyen Başkan Erdoğan’ın da tahminini aşan bir olay yani yaşanacakların Avrupa ve diğer Hristiyan ülkelerindeki camilerde değil, beklenmeyen ve daha ciddi yerden olduğunu görsek de bugün başlayan yarın daha da büyüyecek olan yeni gelişmelere de hazır olmak gerekir derim..
Çünkü şu an Ortadoğu ve Afrika’daki yer altı zenginlikleri için buraları kan gölüne çevirenlerin çok eski ama Putin dolayısıyla ertelenen yeni hedefi kömür, alüminyum, bakır, demir, elmas, altın, gümüş, orman, hayvan ve hayvancılık kaynakları ile halen dünya hammadde ihracatında önde gelen bölgesi olan ve birçok yer altı kaynaklarına sahip olduğu halde fakir olan Kafkasya olduğu ve bunun ilk ateşinin Ayasofya kararı ardından patlayan Ermeni-Azeri çatışmasıdır..
Bu yazıyı yazdığım sırada çatışmaların büyüdüğü ve 100 üzerinde Ermeni ve Azeri askerin öldüğü çatışmaların saatler geçtikçe şiddetlendiği haberlerinin peş peşe gelmeye devam ettiği bölgede diğer bir sorunda, karısını yardımcısı yapan Azerbaycan’da ”tek adam”, “aile yönetimi” ne karşı halk ayaklanmasının güçlendiği bir zamanda meydana gelmesidir.
Çünkü bu tür olaylarda içte olan gözlerin savaş, çatışma yani ‘Vatan-Millet-Sakarya’ edebiyatları ile dışa dönmesini sağlamak olduğu tezleri de konuşulmaya, düşünülmeye başlandı.
Yani ” Durun be kardeşim zamanı mı, savaş var, Ermeniler var, düşman var” diyerek içte yaşanan homurdanmayı durdurmak ya da hafifletmek gibi bir amaç mı bu yaşananlar yoksa ”İki Devlet, Bir Millet” deyip, bir milletin Kıbrıs’ını tanınmadığı gibi bir konumu bu yaşananlar bilmem ama Ayasofya’da namaz kılmaya hazırlanan Başkan Erdoğan’ın ve benim bir kaç gün önce ele aldığım ” Haydi Ayasofya’da Namaza” dediğim gibi, Ermenistan’a komşu benim memleketim Ardahan başta olmak üzere hepimiz bölge de yani Kafkasya’da yaşanacaklara hazır olmalıyız..
Bunun ilk adımı da bölgede bulunan ve boşatılıp, birkaç bölüğe bırakılan tugayları yeniden kurmak mı yoksa bir iki İHA ile dünya silah devi yolunda büyük kalkınma denen silahlanlanmayla mı bilmem ama önümüzdeki günler zor günler gibi..
Ya da Atatürk’ün dediği gibi ”Yurtta sulh, Cihanda sulh” mu deyip, komşu olan Ermenistan’ı barışçıl yolla uyarmak mı ya da Suriye gibi içine kadar ilerleyip, ‘Biz geldik, huzur’ geldi diyerek mi bilmem ama ‘Askeri Eğitimci’ denilerek Libya’ya gönderdiğimiz ekipler gibi ”kardaş” dediğimiz ama hala Kıbrıs’ı tanımayan Azerbaycan’a da eğitimci mi göndereceğiz bakacağız.
Ama yeniden diyorum bu yakılan ateş Ayasofya ateşi ve batı Hristiyan’ın, Okyanus ötesinin Kafkasya’ya yeni bir anlayışıdır biline..
Yaşanan virüs paniği dolaysıyla insanların eve kapandığı şu günlerde ülke sınırları dışında bulunanb ir çok insanda mağdur kaldı.
Azerbaycan’dan gazetemize ulaşan Ardahan Çıldır ilçesine bağlı Meryem köylü Türkay Türköz kendisiyle birlikte Murat Türköz Aybeniz Süleymanova Sahnisa,Sahnise Məmmədova ve Yusif Süleymanova’nın ülkeye gelemediğini ve mağdur olduklarını belirterek gazetemiz aracılığı ile yetkililerden yardım istedi.
Azərbaycan İkinci Şıklı’da mağdur kaldıklarını belirten Murat Türkgöz ülkeye gelmek için günlerdir başvurdukları tüm kapıların yüzlerine kapandığını ve kendilerinin parasının da kalmayıp, perişan olduklarını belirterek başta Ardahan Valiliğinden olmak üzere tüm yetkililerden yardım beklediklerini ve ülkeye getirmeleri için yardım beklediklerini söyledi.
Öte yandan başta üniversite öğrencileri olmak üzere Ardahan’dan da ülkesine gidemeyen ve mağdur kalan bir çok kişinin de Azerbaycan’da kalan Çıldırlılar gibi mağdur oldukları da alınan diğer bilgiler arasında oldu.
KAHROLSUN MEDYA VİRÜSÜ!..
Herkesi korku çukuruna atan ve Azrail her an kapıda değilmiş gibi kapıların arkasına saklananlar size sesleniyorum ve diyorum ki; Önce şu haberlere bir bakalım..
‘Türkiye koronavirüs salgınına karşı mücadele verirken İstanbul’da yaşanan sahte alkolden ölüm vakalarında artış yaşandı.’
Ki bu haber yayınlandığında ülkede virüs denen şeyden 3 kişi daha öldü deniyordu. Onlarda yaşını tamamlamış 80-90’lık insanlar..
Ve devam ediyor haber;
‘Son dakika haberine göre son bir haftada İstanbul’da sahte alkolden ölenlerin sayısı 20’ye yükseldi. Yaşamını yitiren kişilerin Türkmenistan uyruklu olduğu öğrenilirken, sahte alkolün koronavirüse karşı koruduğunu düşünerek içtikleri iddia ediliyor. “Koronavirüsü ve hastalıkları kırıyor” yalanıyla içkileri piyasaya süren 7 kişi gözaltına alındı. İkinci dalga operasyonu da Esenyurt’taki sahte dezenfektan üretim merkezine yapıldı.’
Yani Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Tunus, Filistin, Doğu, Güneydoğu’da, hatta adına ‘Kan yolu’ denen Karayollarında onca insan ölürken 7 milyara yaklaşan dünyada topu topu 3-4 bin insan diğer adıyla grip yeni adı Coranavirüsü denen olayda ölmüş ve bir çoğu da zaten bir ayağı diğer tarafta olanlar..
Ve ikinci habere bakalım..
‘Türkiye, Trafik Kazası Sayısında Avrupa’da İkinci
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2016 yılı ‘Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri’ raporuna göre, Türkiye karayolu ağında 2016 yılında toplam 1 milyon 182 bin 491 adet trafik kazası meydana geldi. Söz konusu kazaların 997 bin 363’ünü maddi hasarlı, 185 bin 128’ini ise ölümlü yaralanmalı kazalar oluşturdu. Trafik kazaları sonucunda 7 bin 530 kişi öldü, 304 bin 421 kişi yaralandı. Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri arasında toplam ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarında Almanya’nın ardından ikinci sırada yer alırken, maalesef ölü sayısında ise ilk sırada yer alıyor.’
Diğer habere de bir bakalım..
‘2003 yılında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 83 iken, 2016 yılında bu sayı 329’dur. 2017 yılında 320’dir. 2018 yılında 440 ve 2019 yılında 474’dür. Tüm bu verileri dikkate aldığımızda 16 yıldaki dehşet verici artış, yüzde 471 civarında olmuştur. Geneline baktığımızda 1 Ocak 2016 ile 31 Aralık 2019 tarihleri arasında en az 1652 kadın erkekler tarafından öldürülmüştür. Aynı yıllar içinde en az 1132 kadın cinsel şiddete, en az 404 kadın tecavüze ve en az 96 çocuk (2019 yılı) istismara maruz kalmıştır .’
Ve Suriye’den gelen yeni şehit haberleri..
Evet dünya da önüne geçilemeyen ölümün her an her yerde ve çeşitli adlarla kapımızı çalmıyormuş gibi son 20 gündür medyanın aracığı ile oluşturulan baskı ile adeta dünyayı durdurmanın anlamsızlığını hala anlamasam da ortaya atılan komplo teorilerinden yorulduk artık.
Ve bana göre hiç bir paniğe gerek olmayan bu oyunun perdesinin nasıl kapanacağını ve yenisinin nasıl olacağını düşünmesi gereken biz insanların içeri kapatılıp, medya denen televizyonlar aracılığı ile iyiden iyiye çökertilmek istendiğinin anlaşılması gereken şu günlerde bu yönde haber izlememek, saçma sapan tartışmalara katılmamak bu virüs denen meretin en iyi ilacı ve antivirüsü olacaktır.
Ve ben ilk günde belirttiğim gibi hala öyle yapıyorum.. Sizi bilmem.. Yani takmıyorum.. Ellerimi de yıkıyorum, banyomu da yapıyorum, yemeğimi de yiyorum, dostlarımı da ziyaret ediyorum. Çocuklarıma olduğu gibi insanlara da sarılıyorum ve yazılarımı da, haberlerimi de yazıyorum..
Yani psikolojimizi bozup, bizi hasta etmek isteyenlere karşı onları takmıyor, işime, aşıma ve her gün okuduğunuz köşemi, haberlerimi yazıyor gelen gidenle de dalgamı geçiyor ve kahrolsun medya virüsü diyorum..
Ha bu arada sanatçı, tiyatrocu denen ama asıl virüslerden olan birinin kalkıp, sahnede Alevi inanlara yönelik dediklerine, alçaklığına ne demek gerek?..
Bilmem ama bir gazeteci olarak dün saklanmak istenen ve bugünlerde panik içinde kabul edilen virüsün sınır kapılarına dayandığını belirtip, bu yönde twit attım diye ‘Halkı korkutuyor, halklar arasında bölücülüğe neden oluyor’ diye beni mahkemelere gönderen anlayış onu serbest bırakmış..
Kısacası ölümün hak olduğu şu dünyada ‘sen tedbirini al ama abartmadan da insanlık görevini de yap’ diyen anlayışla hareket edilmesi gerekirken, ‘nedir bu saçmalık kardeşim?’ deyip, artık normale dönmemiz gerekir diyor ve başta iktidar temsilcilerini olmak üzere kara haberlerle reyting üzerinden reklam almayı ihmal etmeyen medyadan, bakan, başkan hakkında ‘insanlığı korkutmaktan, psikolojisini çökertmekten’ davacı olduğumu savcılara duyuruyorum..
Bakalım hangi savcı çıkıp, bunca insanı paniklendiren, ekonomiyi çökertenler hakkında dava açacak?
Çıldır Gölüne 2. Kez Dozer Batırdılar!
arşiv haber 03/02/2019n tarihli haber/yorum
ÇILDIR GÖLÜ ÇÖZÜLÜNCE!.. 9 Şubat’ta göl yüzeyinde Çıldır Kristal Göl Uluslararası Kış Şöleni etkinliğine hazırlanılan Çıldır Gölü yüzeyinde ki buzlar çözülmeye başlayınca festival için buz yüzlü gölün üzerine çıkan dozer buzlar kırılınca göle battı. Geçtiğimiz yıllarda da aynı bir hata ile üzerine dozer çıkarılan Çıldır Gölüne dozer batmış, olay ardında gazeteciler ile dönemin ilçe kaymakamı davalık olmuştular. Yeniden buzları kırılan gölün buzlarının eridiği ve festivalin tehlikeye düşmüş oldu.
**İş Makinesi Yüzeyinde ki
Buzların EridiğiÇıldır Gölü’ne Battı!
ARDAHAN‘ın Çıldır ilçesindeki yüzeyi buz tutan Çıldır Gölü üzerinde kar temizleme çalışması yapılırken, iş makinesinin tekerlekleri buza saplandı. Buz kütlesinin kalın olması, olası faciayı önlerken, tekerlerin saplandığı yerden çıkarılması için çalışma başlatıldı.
Deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikteki Çıldır Gölü’nün yüzeyi, hava sıcaklığının sıfırın altına düşmesi sonucu buz tabakasıyla kaplandı. Her yıl yerli- yabancı yüzlerce kişinin akınına uğrayan, 123 bin metrekare alana sahip Çıldır Gölü üzerinde, atlı kızak da yapılıyor. 9 Şubat’taki ‘6’ncı Uluslararası Çıldır Kristal Göl Festivali Atlı Kış Şöleni’ne hazırlık için bugün belediyeye ait iş makinesiyle göl üzerinde kar temizleme çalışması yapılmak istendi. Operatör Cahit Turan, çalışmaya başladığı sırada, iş makinesinin tekerlekleri buza saplandı. Buz kütlesinin kalın olması, olası faciayı önlerken, tekerlerin saplandığı yerden çıkarılması için çalışma başlatıldı.
Greyder Çıldır Gölü’ne gömüldü..
ARDAHAN’ın Çıldır İlçesi’nde, donması nedeniyle yüzeyi tamamen buz tutan Çıldır Gölü’nden geçmek isteyen bir greyder ve operatörü, buzların kırılması üzerine göle gömüldü.
Çıldır İlçesi’ndeki, kardan kapalı köy yollarını açan Ardahan İl Özel İdaresi’nde greyder operatörü olarak çalışan 40 yaşındaki İsmail Aydın, iddiaya göre Gölebakan Köyü’ne kestirmeden gitmek için yüzeyi buz tutan Çıldır Gölü’nü deneyince greyderle birlikte suya gömüldü. Gölün üzerinden 30 metre gittikten sonra greyderin ağırlığına dayanamayan buzların kırılması üzerine yaklaşık 3 metre derinlikteki sulara dalan greyder operatörü İsmail Aydın kazayı şans eseri yara almadan kurtardı. Suya gömülen greyderi kurtarmak isteyen Çıldır Jandarma Komutanlığı’nın tüm çabaları yetersiz kaldı.
Operatör İsmail Aydın, kazayla ilgili konuşmaktan kaçınırken, Ardahan Özel idare Müdürlüğü Genel Sekreteri Mete Özdemir, konudan kendisinin de yeni haberi olduğunu belirterek, “Sulara gömülen greyderin gölün üzerine niçin çıkarıldığını araştırıyoruz. Operatör hakkında soruşturma başlatıldı” dedi.
Özdemir, greyderin gölden çıkarılması için olay yerine paletli araçların sevk edildiğini belirtti.
**Çıldır Gölü festivale hazırlanıyor..
ARDAHAN’ın Çıldır ilçesinde ki Çıldır Gölü’nün meşhur atlı kızakları, 9 Şubat’ta yapılacak olan festivale hazırlanıyor.
Gölün buz tutmasıyla birlikte sezona merhaba diyen atlı kızaklar, Türkiye’nin popüler tren hattında hizmet veren Doğu Ekspresi’nin de bölgeye taşıdığı turistlerle birlikte hareketli günler yaşıyor. Göl yüzeyinde müşterilerini gezdiren atlı kızakların göldeki dansı da renkli görüntüler ortaya çıkarıyor.
Doğu Anadolu Bölgesi’nin Van’dan sonra en büyük ikinci gölü olan ve kışın yüzeyi tamamen buzla kaplandığı için üzerinde atlı kızaklar ile gezinti yapılan, Eskimolar gibi balık avlanan, buz pateni ve kar motoru turları düzenlenen göl, her mevsim dikkatleri üzerine çekmeyi başarıyor.
Çıldır Gölü,karla kaplı çevresiyle ayrı bir güzellik sunarken, özellikle kışın Ankara’dan Kars’a kadar uzanan Türkiye’nin en uzun tren yolculuğunu yapan Doğu Ekspresi ile bölgeye gelen turistlerin uğrak yeri oluyor. Doğu Ekspresi ile göle gelenle turistler, atlı kızaklar ile göl üzerinde ve çevresinde gezinti yapıp doyasıya bir kış keyfi yaşıyor.
Çıldır Belediye Başkanı AK Partili Kemal Yakup Azizoğlu, Çıldır Gölüne gelen turist sayısının artmasıyla birlikte atlı kızak sayısının da arttığını söyledi. Atlı kızakların bölgenin kültürünü ortaya koyduğunu da aktaran Başkan Azizoğlu, 9 Şubat’ta göl yüzeyinde Çıldır Kristal Göl Uluslararası Kış Şöleni etkinliğini düzenleyeceklerini belirterek, herkesi Çıldır Gölünün güzelliğini görmeye davet etti.
**Çöpçü Belediye Başkanı mı Seçilecek?
Yaklaşan Mahalli İdareler Seçimleri öncesi hep adayları tartışan ve kimin kazanıp, kayıp edeceğini kendince yorumlayan seçmenin olduğu bir seçmen kitlesinin var bu ülke de..
Aynı seçmenin her seçimde çokça tartıştığı, yorumladığı adayların yaşadıkları kentlere, beldelere ne kazandıracağı konusunda çokta sorgulama yapmadığını ve yapılacak olan seçimin mevcut belediyelerin başına gelecek birisinden öte bir iş, kişi olmadığını sanıyor..
Yani, gerçek demokrasiler de büyük bir yarışa neden olan, partilerin genel merkezlerinin olduğu gibi Başkan Erdoğan başta olmak üzere liderlerin toplumu geren, kutuplaştıran seçimlerin kendisini ilgilendirmediğini sanan bir seçmen de var, seçimlere doğru giden güzelim ülkemde..
Bunun sonucun da rutin belediyecilik dışında sanki çöpleri toplayacak bir iş ve isim ötesin de seçimin olmadığını sanarak, adaylardan ve onların kadrosundan proje, plan beklentisi içinde olmadığını sanan bir seçmeni de üzülerek görmekteyiz.
Yani,
–Aaaa, Evet! İşte tam adamı bulduk, yaparsa bu yapar, kentimin sorunlarının yanında şehrimi uçuracak bir aday, bir isim bu ve onların ortaya koyduğu, plan ve projeleri gerçekçi görüyorum..
Demiyor,
24 saat kimin kazanıp, kimin kayıp edeceğini tartışan, konuşan ve kapısına gelen her adaya, ‘Hayırlısı, evet sen kazanacaksın’ diyerek, adeta işi boş veren bir seçmen var.
Gerçek ve özlemini çektiğimiz demokrasinin olduğu gibi ülkenin önemli, bir sorunu olan bu durumun değişmesi halinde ülkede yapılan seçimlerin daha önemli olacağını da düşünmeyen bir seçmen kitlesine sahip olmamız İstanbul gibi bir dünya kenti olan Şehir’e, 80’e dayanmış, ‘İstanbul beni adam etti, kaç kez seçti, ama bu kez bir daha seçsin’ diyen adaylara yol açan bir durumu yaratır.
Yada Başkan Erdoğan’ın bile ‘yeter’ dediği ve 3 ay önceden yerine başka bir ismi atadığı isimlerin bir kez değil, 3, 5 kez daha belediye başkanı olmasını sağlar..
Ama bu ülkede aslında bir şehrin babası, anası olarak bilinen Belediye Başkanlarının diğer bir adı, Şehr-i Emini olan ve her biri birer Yerel Parlamenter olan ve onu ekibinin seçildiğini anlamayan bir seçmen kitlesi var bu ülkede..
Böyle olunca da kentlerin yeşil alanlara, çocuk parklarına, kentsel dönüşüme, devasa plan ve projelere neden kavuşmadığını da görmekteyiz..
Çünkü, İŞ-KUR’da 9 ay çalışma derdinde olan, kamu kurumlarında ve belediye de çalışır gibi görünüp, Bankamatikten maaşını alan, yanmayan SYDV kömürleri, doğan çocukları takip edip, çeyrek altın ve makarna çuvalı daha önemlidir, kentinin başına geçecek olan Şehr-i Eminin ne yapacağını çokta umursamayan ve Belediye Başkanı denilince çöpçüler başkanı olarak sandığı bir seçmenimiz var..