SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..
Gazeteci Fakir Yılmaz Yeniden TV Programcılığına Başlıyor..
‘Gazeteci Fakir Yılmaz Île Îş Dünyası’ Yaşam TV’de Cumartesi Günü Saat: 17.00~19.00’da Yeniden Başlıyor..
İZLEMEK iÇİN Yaşam TV Türksat 4A Uydusu Frekans: 12034 MHz Symbol Rate: 27500 Polarizasyom: V (Dikey) Fec: 5/6
Bu da Ardahan’da mutlak başarılar elde etmiş, öğrencileri için canla başla çalışmış, Rekabet Kurumu Fen Lisesinin sayesinde. Başarılarına bakıldığında Ardahan’ın başarısını sırtlamış, onu ileriye götürmek için elinden geleni yapan Rekabet Kurumu Fen Lisesidir.
Son yıllarda yaklaşık olarak LGS’de %15 lik puan dilimiyle aldığı öğrencileri YKS sınavında daha üst dilimlere taşıyarak Türkiye genelinde YKS sayısal alanda 3 bininci sıralarda yer almıştır.
Okulda 2020 YKS sınavında mezun olan öğrencilerin tamamı 4 yıllık fakültelere yerleşecek puanı almıştır. Türkiye geneli sayısal alanda 8 öğrencisi ilk elli bin sıralama içerisinde yer almaktadır. En iyi sıralamayı elde eden 2 öğrenci Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesine yerleşmiştir.
Ardahan Rekabet Kurumu Fen Lisesi Müdürü bu başarıyı şöyle aktarıyor;
Ardahan Rekabet Kurumu Fen Lisesi misyonu gereği ulusal ve uluslararası toplumun gelişmesine katkıda bulunabilecek bireyler yetiştirmeyi hedef alıyor. Pandemi dönemi tüm dünyaya insanlığın bir bütün olduğunu ispat etmiş oldu. Ardahan Rekabet Kurumu Fen Lisesi de öğrencilerinin bu bütün içerisinde ilerlemeci, paylaşımcı ve donanımlı bir şekilde yer alması için tüm öğretmenleri ve idarecileri ile birlikte ekip ruhu içerisinde çalışma göstermektedir.
Bu başarıda okulun gelmiş geçmiş tüm idarecilerinin ve öğretmenlerinin emeği vardır. Ardahan Rekabet Kurumu Fen Lisesinde olmak bir ayrıcalıktır.FASULYE de KENDİNİ NİMETTEN SAYARMIŞ!
Elbette ki bu yazının muradı fasulyenin faydalarını sayıp dökmek değil. O eskidendi. Şimdi olsa olsa, bünyeye ve cebe zararları anlatılır kendini nimetten sayan fasulyenin…’ diye yazısına başlayan Neşe Doster’in 2019 yılının 10 Mart’ında ele aldığı yorumunu okurken bende bu konuya yani kendini nimetten sayanları farklı bir yönden kendi iç dünyamla ilgili bir şeyler anlatmak istedim.
Çünkü basın ve medyanın havuzuna düşmeden önce fikir ve kalemleri ile mesleğimin önemli kalemi olan ama şu an iktidara yaranma kulaçları içinde yüzen havuzun dalgaları arasında kaybolup, gündemde olmayan birçok önemli kalemlerinden olan Doster’in kendisini, beni, seni, onu, onların yaşadıklarını farklı bir şekilde anlatıyordu.
Ve Doster’in ‘fasulye de kendini nimetten sayarmış’ başlıklı yazısının son yıllarda yaşadıklarımı bir kez daha anlatmaya çalışacak olan yaşadıklarımı bana yazdıran bugünkü yazıma ilham oluverdi.
Ve yine benim de arada bir ele aldığım ve çoğunlukla kendi özel hayatımı anlattığım cumartesi günleri yazılarım hariç 35 yıla yaklaşan ve “Her Gün Yazıyorsam Sebebi Var” başlıklı köşemde ele aldığım yazılarıma zaman zaman konuk olan konuların başında yine bu kendilerini fasulye sananlar ve özel hayatım gelir.
Evet, bir gazeteci sayılırsam benim de aralarında olmasam da kenarında, kıyısında olan bir aydın, toplum önderi, lideri olanların özel hayatlarının yine o toplum, kamuoyu denilenlerce çok merak edildiği ama ben dahil o aydın, toplum önderi, lideri diye bilinenler de baskıcı toplumun etkisinden kendilerini kurtaramayıp, sakladıkları, öteledikleri ve bunu yaparken de daha da gizemli hale getirdikleri özel hayatları ile savaşır, dururlar.
Şimdi siyaset ve ekonomi ilgili esaslı yazılar yazmaya çalışan biri olarak tanınan benim durup, durduk yerde buna neden ihtiyaç duyduğumı soranlar da olacak biliyorum.
Ve “Bu nerden çıktı, ekonomi çok kırılgan durumda, ne ilgisi var özel yaşananları sık sık dile getirmenin?” diyebilirsiniz? Çok ilgisi var anlatayım! Ancak benimde aralarında olduğum birçoklarının hataları, günahları sebebi ile işlemek isteyişleri dolayısıyla fasulyeyi doların değerine kadar liraya çıkarıp onore edenleri kutlayarak başlayayım…
Ve tam da burada; Onca fabrika, iş yeri kapanıp, kiracı arandığı bir zamanda bir günde bir ilde 300 fabrika açma törenleri yapanların ülkeyi üçe katlayan, görmediğimiz bolluğu yaşatan, varlık kuyruklarıyla tanıştıran, çevreyi- yeşili- ağacı- ormanı koruyan, çiftçiyi abad eden, ülkemize topyekun çağ atlatan, bizi sarayla, köprüyle, alt geçitle, duble yolla, AVM’yle, gökdelenle tanıştıran yönetime değil de özel hayata dokunmak geldi içimde kaynayan ve her an patlayıp beni ve patlatanları da yakacak olan volkanı az da olsa soğutmak için..
Aslında benim yaşadıklarımı yaşayan ama ”sus ya, dur kız, etme oğul”baskılarının etkisiyle özelleriyle, iç dünyaları ile hep savaşanların sayısı da pek fazladır, benim gibi bu konuya da cesaret edip, dem vuranlardan..
Yani, ”Özel hayatın özgürlüğü var” deyip, başka ülkelerin özgürlüklerine müdahale etmekle geçinen sözde medeni batı dünyasının gazına gelip, kardeşi, kardeşe kırdırmaktan çekinmeyen ülkelerin başında gelen Irak’tan, Suriye’den ve Ermenistan’dan daha şiddetli bir şekilde iç dünyalarında savaşanlar hakkında bazı bilgiler vermeye çalışalım!
Söz buraya gelmişken; İktidarın nimetleri ile televizyon ekranlarına sıkça çıkan, mitinglerde konuşan, bilboardlara yerleşen, reklam afişlerinden, otobüs duraklarından, bina cephelerinden, üst geçitlerden, köprülerden dev posterleriyle el sallayan, seçim kampanyasını tek adaymış gibi götüren, bağıra çağıra yaptığı tüm konuşmalarında; yüzüne gergin bir ifade, çatık kaşlar, sert ifadeler yerleştirenler gibi bende bizlere gerçekleri hatırlatmayı görev saydığımın da bilinmesini isterim.
Yeri gelmişken; “Ekonomik krizden güçlenerek çıktık!” diyen damat bakanın esip gürlemesini, Ortadoğu, Arap Baharı, Akdeniz ve Ege’den sonra Kafkaslara uzanıp, kapısını kapatarak, dünya ile ilişkisini kestiğimiz Ermenistan’ın bir kez daha saldırdığı “Azerbaycan kardaşımızın arkasında dağ gibiyiz” sözlerini bir kez daha düşünelim!
Çünkü bu şekilde gürlediğimizde olayın üzerinden kısa bir süre geçmeden bir anda sus-pus olan ardından en önce masaya oturan yine biz oluruz ama iktidarımızın da ömrü uzar her ne hikmetse..
Neyse gülmeyen, kahkaha atmayan, neşesiz insanlar artmışsa, insanımız hep tedirgin, hep sert, hep somurtkan hale gelmiş, ya da getirilmişse orda durup derin derin düşüneceğiz. Bunun nedeni nedir, ya da niye böyle oldu sorusuna özelimizde yaşananlara kafa yormalı, hatta cami imanına olmazsa da günah çıkarma kafesi olarak bildiğim Kilise’ye gidip papaza pardon medeni adıyla psikoloğa gidip içimizdeki yanan volkanın nedenini anlatmalıyız diye düşünürüm.
Tabi, dün tesadüfen rastladığım o psikoloğa yaşadıklarımı ayak üstü anlatmaya çalışıp, merhem isterken yaşadıklarımla, anlattıklarımla bir anda onunda benden beter kendi iç dünyasında yaşadıklarıyla savaştığını ve anlattığım özellerimle onun yaşadıklarıyla kendisini baş başa bıraktığımı ve ”Sen sadece kendin mi sanır sın?” dercesine ”topuğa kuvvet” bir anda yanımdan kaybolup gideceğini de hesaba katarak…
Ha unutmadan kendi hata ve günahlarım yüzünden tanışıp, değer verdiğim ve birçokları gibi onunda kendisini dev aynasında görerek, akıllı, sadık diye kendisini yutturan ve beni, çevresini, sanalda bol bol paylaştıklarını sözde beğenip, gaz verenleri kandıran fasulyenin faydalarını, zararlarını ve nasıl olup bir anda kendisini nimet saymasını bir dahaki yazıma bıraktığımı da bilmenizi isterim.
Çünkü güneşe doğru uzanırken yanındakinin omuzuna bastığını fark edemeyen Ayçiçeği gibi kendisini nimetten sayan ama sadece ilkokul öğrencilerinin aldıkları ödevin ardından pansuman pamuğun içinde yetiştirdikleri bir Fasulye olan ve yaşamı boyunca görmediği, tatmadığı ve senin gibi birilerini benzettiği, yüzü parlak, sıcak ama içi karanlık ve kor dolu güneşe uzanmak için avını yemek, yutmak için ağaç dallarında gezen Yılan misali sana sevgiyle, saygıyla sarıldığını hisseder gibi yaparken, aslında seni boğduğunu bilen biri olarak…

Kredi ödemesinde en başarılı il Ardahan
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerinden yaptığı derlemeye göre, geçen yıl Türkiye’de takipteki alacakların toplam nakdi krediye oranının en düşük olduğu il Ardahan çıktı. Buna göre Ardahan, kredi geri ödemede en başarılı il oldu.
Söz konusu kentin takipteki alacakları ise 12 milyon 181 bin lira olarak gerçekleşti. Bu anlamda Ardahan’ı Gümüşhane takip etti. Takipteki alacakların toplam nakdi krediye oranının yüzde 1,79 olduğu Gümüşhane’nin takipteki alacakları 15 milyon 510 bin lira oldu. Gümüşhane’nin ardından yüzde 1,82 ile Kırşehir, yüzde 1,85 ile Çankırı, yüzde 1,97 ile de Siirt geldi.
EN BAŞARISIZ ZONGULDAK
Geçen yıl kredisini geri ödemede en başarısız il ise Zonguldak oldu. 303 milyon lira civarında takipteki alacağı olan kentin, bu alacaklarının toplam nakdi krediye oranı yüzde 5,72 olarak gerçekleşti.
Zonguldak’ı yüzde 5,67 ile Adana takip etti. Adana’nın ardından yüzde 5,23 ile Diyarbakır, yüzde 5,12 ile Batman, yüzde 5 ile de Tokat geldi.
15 milyar 46 milyon lirayla takipteki alacak miktarı en fazla olan İstanbul ise yüzde 2,50’lik takipteki alacakların toplam nakdi krediye oranı ile kredi ödemede en başarılı 15. kent oldu.
Takipteki alacağı 7 milyar liraya varan Ankara’da ise söz konusu oran yüzde 3,48 olarak gerçekleşti. Böylece Ankara sıralamada 55. oldu. 3,5 milyar liralık takipteki alacağı olan İzmir ise yüzde 4,46’lık oran ile 73. sırada yer aldı.
‘ÇEKTE YAPTIRIMLARIN ZAYIFLAMASI TAHSİLAT PROBLEMİNE NEDEN OLUYOR’
İstanbul Üniversitesi Bankacılık Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Kadir Tuna, konuyla ilgili olarak AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, illerin kredi ödeme performansları açısından bölgesel bir yoğunlaşmanın dikkat çekmediğini, aksine dağınık bir yapı olduğunu söyledi. Kredi ödemelerinde sorun yaşayan firmaların ortak özelliğinin orta ve küçük işletmeler olması ile öz kaynağı zayıf, yabancı kaynağı yoğun kullanan şirketler olduğunu belirten Tuna, bu tür firmaların kısa vadeli borçlanmalarla, uzun vadeye yayılan çeklerle satış yaptığını dile getirdi.
Alacaklar ile borçlar arasındaki vade farkının öz kaynağı yetersiz firmaları zorladığını aktaran Tuna, “Burada çözülmesi gereken bir sorun da çek. Çekte yaptırımların zayıflaması büyük tahsilat problemlerine neden oluyor” dedi. Tuna, çekte itibarı sağlamak için çek yasasının en kısa zamanda tekrar gözden geçirilmesi gerektiğine işaret etti. Firmaların borçlanırken 2 kere düşünmesi gerektiğini vurgulayan Tuna, firmaların kredilerinin bankalar tarafından geri çağrılmaması için kullandıkları rotatif kredilerinin maliyetlerine dikkat etmesi gerektiğini belirterek, şunları kaydetti:
“Kredi ödeme performanslarında sorun yaşayan kentlere baktığımızda ticaret ağırlıklı iller olduğunu görebiliriz. Burada dikkat çekici il Adana ve Diyarbakır. Adana son yıllarda özel sektör yatırımlarının azaldığı bölge. Eskiden Adana sonrasını güvenli görmeyen özel sektör yatırımlarını bu ile yoğunlaştırmıştı.
Adana’nın yatırımlarda aldığı pay azaldı. Oysa son yıllarda bu yatırımlar başta Gaziantep olmak üzere Güneydoğu ve doğuya kaymaya başladı. Diğer dikkat çekici il Diyarbakır. Hükumetin bu bölgede yatırımların artması için özel gayreti oldu. Ancak son aylarda bu çaba ve çalışmalara engel olunmaya çalışılıyor. Diyarbakır’da sadece kredi ödemelerinde yaşanan sorunun ana kaynağı terör. Hükumetin uygulamaya koyacağı yeni plan ile 2016 yılında kredi ödeme performanslarında toparlanma beklenebilir.”