


Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet Tümay,
Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Özlenen Özkan, Ankara Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Necdet Ünüvar, Atatürk Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ömer Çomaklı, Çukurova Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Meryem Tuncel, Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mehmet Karakoç, Fırat Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Fahrettin Göktaş, Gazi Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Musa Yıldız, İnönü Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Ahmet Kızılay, İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. İsmail Koyuncu, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı, 19 Mayıs Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Yavuz Ünal, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Mustafa Verşan Kök, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Alim Yıldız, Trakya Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Erhan Tabakoğlu, Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörlüğüne Prof. Dr. Tamer Yılmaz atandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, söz konusu atamaları 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 13’üncü maddesi ile 3 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 2’nci, 3’üncü ve 7’nci maddeleri gereğince yaptı.
İnce, İnce Doğramak..
Başkanlık sisteminin ilk adımından, seçimine ve sonrasından bugüne kadar tartışılan Muharem İnce’nin ne diyeceğinin merakla beklendiği sırada bugünkü yazıma hazırlanırken WhatsApp aracılığı ile gelen iki mesaj dikkatimi çekti.
Bir taraftan İnce’yi dinlerken diğer taraftan baktığım WhatsapApp mesajların da okuduklarım İnce’nin açıklamaları arasındaki inceliklerin diğer bir örneği de hemşerimin belediye başkanı olduğu İstanbul Esenyurt’ta ve ülkenin diğer birçok yerinde yaşananların gündeme gelmediğinden, gelememesinden, getirilememesinden yakınıldığını bir kez daha görüyordum.
Çünkü İnce’nin partisi CHP’nin Belediye Başkanlarından tutun bu ülkede başbakanlık yapmış olanlara kadar gidin değişen bir şeyin olmadığını görmekteydim.
Seçim öncesinde “liyakat” naraları atan CHP’li belediyelerin başında bulunduğu belediyelerde yaşananların yanında başkanlık sistemi denilerek iktidarı ellerinde tutanların birbirinden farklı olmadıklarını da bir kez daha anlıyordum.
Sağcı belediyelerin aile şirketine dönüştüğü yönünde iddiaların revaçta olduğu şu günlerde pandeminin ardına sığınıp, iktidarın ard arda yayınladığı engellemeler ile iş yapamadıklarını belirten CHP’li belediyelerinde son yerel seçimlerinden önce “Babamın oğlu olsa işe almayın” diyerek şov yaptıkları da görülüyordu, Esenyurt’tan gelen mesajda.. Ki bunların çoğunu zaten biliyordum ama dün bana sitem edenlerin bugün beni daha iyi anlamalarını beklemek adına duyduklarımı, öğrendiklerimi, bildiklerimi not edip, arşivime alırken..
Başkan Erdoğan’ı ‘tek adam’ hatta diktatörlükle suçlayan Kılıçdaroğlu’nun son kurultay öncesi seçimsiz, ‘:dediğim dedik, öttürdüğüm düdük’ diyerek tartışmalı atamalarına dikkat çeken İnce’nin aslında CHP genel merkezi gibi belediyelerinde adeta aile çiftliğine dönüştüğünü anlatmaya çalıştığını da anlıyordum..
Son Mahalli İdareler Seçimleri ardından “Torpil, kayırma dönemi bitti” diyen, işsizlikten dem vuran CHP’nin seçilmiş belediye başkanlarının atamalarına baktığımızda bugün Başkan Erdoğan’ı, ” Damadını bakan yaptı” diye suçlayanların kendilerinin de eş, dostu müdür, hukuk danışmanı diyerek koltuklara oturttuklarının sanki görülmediğini sansalar da görünen köy kılavuz istemiyor..
Neyse bunları bir dahaki yazılarımızda daha net ve kimin kimi nereye oturttuğunu anlatmaya devam edeceğimizi buraya not edip, WhatsApp’tan gelen 2. mesaja bakalım..
İnce’nin ‘parti kuracağım’ demediği ama ekibi hatta tüzüğünü hazırladığı alenen anlaşılan son basın açıklamasında ‘şimdilik oluşum’ olan ama açıkça bir parti lideri gibi konuşurken kadınlardan, gençlerden bahsettiği sırada okuduğum ikinci mesaj aynen şöyle;
BİR KADIN VE GELİNİ…
Bir kadın düşünün..
Oğlu; alkol ve uyuşturucu kullandıktan sonra gelinini o gece her zamankinden fazla, kum torbasını döver gibi dövüyor ve kıyameti duyan komşuları hemen polis çağırıyor.
Kadın olayı öğrenince hemen avukatlarını alıp oğlunun evine yetişiyor ve gelininin halini görmezden gelip, polislerin zabıt tutmasını engellemeye çalışıyor ama zabıt tutuluyor. Bunun üzerine gelinine dönüp şikâyetçi olmamasını, eğer olursa 2 çocuğunu bir daha göremeyeceğini söylüyor.
Gelin, olaydan sonra iki çocuğunu komşulara emanet edip, zabıt tutan polislerle birlikte hastaneye gidiyor ve neredeyse 10 ayrı başlıkta tanımlanan şiddet izi raporu alıyor.
Sonrasında mahkeme kadının oğluna gelinin yaşadığı eve yaklaşmama ve evden uzaklaştırma kararı veriyor.
Sonra ne mi oluyor?
Ev, kadına ait olduğu için hemen tahliye kararı aldırarak gelinine evi boşalttırıyor ve gelin iki çocuğu ile kapı dışarı ediliyor.
Peki;
Oğlunun gelinine yaşattıklarına göz yuman ve torunlarının annesine eziyetten kaçınmayan bu kadının kim olduğunu biliyor musunuz?
Maalesef ki bu kadın ;
Evet bu kadın kim diye merak edenler mesajın kimi anlatmaya çalıştığını anlamaya çalışa dursunlar ben bu kadının kim olduğunu gazetemdeyken gelen bir yayın yasağı ile hatırladım.
Çünkü bu ülkede şu an yöneticiyim, eski yönetici diyenlerin yaptıklarını da yazmak, söylemek yasak hem de ‘gizlilik’ adı altında savcı, hâkim kararları ile.
Kısacası Muharrem İnce’nin ince mesajları gibi bu yazıda ince anlatımlarla anlaşılır mı bilmem ama sistemi şikâyet edip, koltuğa gelenleri ilahi bir güç değil kendi kurdukları sistemler koruyor bu ülkede..
Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php
ÖĞRENCİLER GELDİ,
Ortalama 35 bin öğrenci ile 2 bine yakın öğretmen ve öğretim üyesinin eğitim/öğretim gördüğü Ardahan’da 15 Temmuz Darbesi ardından Ardahan İl Milli Eğitim Müdürlüğü görevinden alınıp, bakanlığa çekilen İl Milli Eğtim Müdürünün yerine halen yeni bir müdürün atanmadığı Ardahan’da üniversitede hala rektörsüz.
Ardahan Üniversitesinin Kurucu Rektörü Prof. Dr. Ramazan Korkmaz’ın iki dönemini tamamlamak üzereyken yine 15 Temmuz Darbe Kalkışması olayı ardından kayyum atanan ardından kapısına kilit vurulan İstanbul Fatih Üniversitesine atanmasından sonra boş kalan ve hala rektörlük seçiminin yapılmadığı Ardahan Üniversitesi Rektörlük makamı aylardır vekil rektör ile yönetiliyor.
Birçok sorun ile baş başa olan ve eğitim/öğretim sıralamasında 81 vilayet içinde sonlarda olan Ardahan’da yaşanan bu durum başta siyasilerin olmak üzere ilgililerin eğitim/öğretime bakışlarını ve duyarsızlıklarını da ortaya koymakta.
**Bir Birlerini öpen binalarla gelişiyoruz..
**16/08/2016 Tarihli Haberler..
Ülke genelinde olduğu gibi Ardahan’da da bel bağlanan inşaat sektörünün başını alıp, gittiği Ardahan’da gelişi güzel yapılaşmada tüm hızıyla devam ediyor.
Şehir merkezinin betona döndüğü Ardahan’da devam eden gelişi güzel yapılaşma balkonları neredeyse karşı binanın odalarını içine girdiği dikkatlerden kaçmıyor.
Nasıl bir şehir planı olduğu bir türlü anlaşılamayan, ‘Yapılsın da nasıl yaparsa yapsın’ denilerek göz yumulan binaların bu halini görenler, ‘Bir birlerini öpen binalarla gelişiyoruz’ demekten kendilerin alamıyorlar.
**TOKİ ÇILDIR’DA DA KONUT YAPIYOR..
Ardahan’da kentsel dönüşüm kapsamında yeni konutar yapan TOKİ Ardahan ve Göle’den sonra Çıldır’da da konut yapmaya başladı.
Ardahan’ın Gürcistan ve Ermenistan’a komşu ilçesi Çıldır’da yapımına başlanan TOKİ konutları inşaası hızla devam ediyor.
**Merkez Sağın Temsilcisi DP’dir..
Bir dizi görümeler için Ardahan’asa gelen Demokrat Parti İstanbul Teşkilat Başkanı Akın Demir merkez sağın temsilcinin Demokrat Parti olduğunu söyledi.
Ardahanlı olan DP İstanbul Teşkilat Başkanı Akın Demir gazetemize gelerek son günlerde yaşanan gelişmeleri ve merkez sağda bulunan partiler konusunda fikirlerini açıkladı.
Aynı zaman da Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olan Gazeteci Fakir Yılmaz ile gazetelerimizin hazırlandığı büromuzda bir süre görüşen Demokrat Parti İstanbul Teşkilat Başkanı Akın Demir, Merkez Sağın gerçek temsilcisi olan Demokrat Partinin 81 Vilayette teşkilatı bulunan ve başta basın ve medya olmak üzere tüm görmemezlikten karşın siyasi çalışmalarına ara vermeden, ayakta dim dik duran parti olarak yoluna devam etmektedir’ dedi.
Ülke genelinde olduğu gibi Ardahan’da da bel bağlanan inşaat sektörünün başını alıp, gittiği Ardahan’da gelişi güzel yapılaşmada tüm hızıyla devam ediyor. Şehir merkezinin betona döndüğü Ardahan’da devam eden gelişi güzel yapılaşma balkonları neredeyse karşı binanın odalarını içine girdiği dikkatlerden kaçmıyor.
Nasıl bir şehir planı olduğu bir türlü anlaşılamayan, ‘Yapılsın da nasıl yaparsa yapsın’ denilerek göz yumulan binaların bu halini görenler, ‘Bir birlerini öpen binalarla gelişiyoruz’ demekten kendilerin alamıyorlar.
**Digor’da neler yaşandı..
Kars eski Milletvekilerinde Avukat Mahmut Alınan ele aldığı son yazısında yeniden çatışmaların yaşandığı bölgede 93’lü yıllarda yaşananları yeniden hafızalara kazıdı.
İşte o yazı..
14 Ağustos 1993 günü Digor’dan yükselen feryatlar Ankara’yı sarsınca hemen Kars valisini aradım. Vali telefonda köylülerin Varlı (Zibini) köyü yönünden ilçe merkezine doğru yürüyüşe geçtiklerini, PKK’lilerin ateş açması üzerine güvenlik güçlerinin karşılık verdiğini ve bu çatışmalar sırasında bir kişinin öldüğünü, sekiz on kişinin de yaralandığını söyledi. Oysa Digor’dan gelen haberler valinin söylediklerinin tamamen tersiydi. Digor’lular karşılıklı bir çatışma olmadığını, özel timlerin keyfi bir şekilde kalabalığın üstüne ateş açarak onlarca kişiyi öldürdüklerini ve yüzlercesini de silahla yaraladıklarını bildiriyorlardı. Bu durumda Digor’a gidip geniş bir araştırma yapmak gerekiyordu.
Hemen bir heyet oluşturduk. Heyette Selim Sadak, Ali Yiğit ve ben görev aldık. Digor’dan bir gün sonra Malazgirt’te de olaylar oldu. Malazgirt olaylarının da incelenmesi gerekiyordu. Bize Sırrı Sakık da katılınca önce Digor’a sonra da Malazgirt’e gitmek üzere Ankara’dan yola çıktık.
Milliyet gazetesinden Rezzak Oral, Hürriyet gazetesinden Mehmet Güler, Zaman gazetesinden Nihat Kılıç, İPS’ den Nadire Mater ve Finlandiya televizyonundan üç kişilik bir ekiple, uçakla Erzurum’a, oradan da karayolu ile Kars’a hareket ettik. Gece karanlığında Kars’a girdik. Erzurum’dan telefonla randevu aldığımız Kars valisi yanında emniyet müdürüyle bizi makamında bekliyordu. Tedirgin ve telaşlıydı vali. Olup bitenler hakkında doğru dürüst bilgilendirilmemiş ve her şey kendisinden saklanmıştı. Açıkça söylemese de kurduğu cümlelerden cinayetin özel timler tarafından işlendiğini anlamak mümkündü.
Emniyet Müdürü’nün sorularımıza verdiği cevaplar çelişkilerle doluydu. Saldırıyı PKK’ye yıkıyordu. “PKK ateş etti, güvenlik güçleri de karşılık verdi” diyerek devlet güçlerine toz kondurmuyordu. Vali ve emniyet müdürüyle görüşmemiz yaklaşık iki saat sürdü. Valinin odasından cevaplanmamış pek çok soruyla çıktık.
“DAHA ÇOK FATİHA OKUYACAKSINIZ”
O gece Kars’ta kaldık. Sabah Kars Devlet Hastanesi’nde yatan yaralıları ziyaret ettik. Hastane tıklım tıklım hasta doluydu. Hastaların hepsi kurşunla yaralanmıştı. Polis hastanede bize adeta nefes aldırmıyordu. Her adımımızı, her saniyemizi kameraya alıyorlardı. Ağır yaralı hastalar polis kameraları altında bizimle çekingence konuşuyorlardı. Güvenlik gerekçesiyle yapıldığı söylenen bu çekimlerin insanları korkutma ve gözdağı verme amacı taşıdığı açıktı.
Hastaneden çıktıktan sonra polisin nefesini yine ensemizde hissederek Digor’a gittik. Digor ölüm sessizliği içindeydi. İnsanlar dükkânların camekânlarından korku dolu gözlerle bize bakıyorlardı. Ben Şırnak milletvekiliydim, ama Digor’luydum. Digor’luların yanımıza gelmek istediklerini biliyordum, ama gelmeye çekiniyorlardı. Bir dehşet havası çöreklenmişti şehrin üstüne.
Polis kameraları Digor kaymakamının makam odasında da çalıştı. Kaymakamın odasını işgal eden polisler kaymakama bile güvenmiyor ve onunla yaptığımız görüşmeyi de kameraya kaydediyorlardı. Biz şiddetle buna karşı çıktık. Polislerle gergin tartışmalarımız oldu. Kaymakam çaresizlik içindeydi, göz göre göre polislerden korkuyordu. Kaybolmuş bir hali vardı, polisleri odasından dışarı çıkaramıyordu. Kaymakamdan ümidimizi kesince valiyi aradık. Kamera çekimleri ancak valinin müdahalesi ile durdurulabildi. Polisler çekimi durdurdular ama yine de dışarı çıkmadılar.
**SİZ ORADA HALA NE DİYE OTURUYORSUNUZ?..
15 Temmuz Darbe Kalkışmasının hala tartışıldığı bir süreçte MHP’den sonra CHP’nin de desteğiyle eline aldığı Kanun Hükmünde Kararname ile ülkeyi tek başına idare etme imkânı yakalayan Başkan Erdoğan’a ‘sözde’ kızıp, demokrasi havarisi ve de yanlısı kesilenler konuşmaktan öte bir şey yaptıkları var mı?
Bilemiyorum ama Belediyelere kayyum atanması ardından daha çok sertleşeceği beklenen, ancak Öcalan ile yapılan görüşme ardından işi tencere, tava tepkisine çeviren HDP dahil hiçbir partinin bu durumda yani ülkenin KHK’larla idare edilmesinden çokta rahatsız olduğuna inanmıyorum artık..
Çünkü bu duruma dünden razı olup, Başkan Erdoğan’ın ve 15 Temmuz’dan dolayı büyük kongreden kendisini kurtaran MHP’yi geçerken kaçak saraya gitmem deyip, ardından tıpış tıpış kaçak dediği saraya ve ardından Yenikapı’ya koşan CHP ve ‘Beni niye saraya çağırmadın’ deyip, ardından da hiçbir politik çıkış yapamayan HDP’nin ülkenin KHK’lar ile yönetilmesinden çokta rahatsız olduklarını söyleyemeyiz..
Evet, rahatsız olsalar meclisin tüm yetkilerini ellerinden alındığını ve 550 Vekilin maaş almaktan, kendi özel işlerini çözdürmekten başka işe yaramadığını anlayıp, o mecliste kalmanın anlamının olmadığını ve istifa ederek meclisin kırmızı koltuklarını da KHK’ya bırakmaları gerekmez mi?
Ve en önemlisi bunların hepsinin derdi, demokrasi falan değil kendi koltuklarını ve bana ‘Milletvekili’ desinlerdir..
Öyle değilse yazımıza konu olan soruyu sorup, cevap bekleyelim o zaman.
-Meclisi devre dışı bırakan KHK’lardan rahatsızsanız?
-Hükümeti bile devre dışı bırakandan rahatsızsanız?
-Belediyelere el koyulmaktan rahatsızsanız?
-Onca öğretim üyesi, öğretmen,
memur, iş adamı devre dışı bırakılmasından rahatsızsanız?
-Ülkenin ordusu başka ülke topraklarında savaşa sokulmasından rahatsızsanız?
Ne duruyorsunuz o mecliste?
Vekil desinler diye mi?
Değilse..
PEKİ, SİZ ORADA HALA NE DİYE OTURUYORSUNUZ?
**KASAP HACI OLUR MU?
Bilmem ama bugünler de adı bir hayli gündemden olan Fethullah Gülen’in gidilmesine çok sıcak bakmadığı ve kendisinin de gitmediği Hac vazifesini yerine getirenler, hac için hazırlıklar yapanlar sabah sabah aklıma düştü..
Ve bu görevi yerine getiren onca samiminin yanına bu yolda da sahtekârlık yapanlar olduğu da sabah sabah aklıma geldi..
Çoğumuzun burnumuzda ki Posof’u ya da Göle’yi veya Alevi kültürü ile yoğrulmuş Damal’ı, adını en kötü şeylerde kullanıp, bir güne bir gün, ‘hele gidip bakalım bu Çıldır’a komşu olan Ermenistan neresi?’ dir demediği ve yarısı Sünni diğer yarısı Alevi olan Hanak’ı göremezken dini baskının etkisiyle gitmek için can atılan hac vazifesini yerine getirenler aklıma geldi..
Öncelikle milyonlarca insanın yolunda ölmek için can vermeye hazırlandığı Hac’ın sabah sabah nereden aklıma geldiğine bir bakalım.
Türkiye hükümetinin ‘kırmızı çizgimiz’ dediği ama dünden itibaren Suriye’de ki PYD önderliğinde ki Kürtlerin mavi çizgisi olan Minbic’in İş-İT çetelerinin elinde temizlenip, kurtarılması görüntülerini izlerken, tırlarla silahlandırılan ve nazik adıyla DAİŞ denilenlerden kurtulan insanların bölgeyi temizleyen YPG’lıları karşılarken ilk iş olarak bir makas arayıp, bulmalarıydı..
YPG Güçlerini sevin içinde karşılayan ve ilk iş olarak zorla uzatılan sakalarını kesen insanların bir taraftan nasıl olup, gücün yanında hemen yer aldığını ortaya koyarlarken, diğer taraftan kendilerine zorla bir iş yaptıran rejim ve yönetimlere karşı çokta samimi olmadığını ve o rejimlerin yıkılmasına ne kadar çabuk yardım ettiklerini de ortaya koymaktaydı..
Evet , ‘hacca gittim’ demek için uydurma evraklar ile Diyanetin kasabı olup, bu kutsal görevi de sahtekar yollar ile yerine getirdiklerini sananlara çok olduğu bir ülkenin sınırının hemen ötesinde yaşanan bu manzaraları izlerken 15 Temmuz’da yaşandığı ileri sürülen darbenin gerçekleşmesi halinde, ‘Ya Allah Bismillah, Allahü Ekber’ diyerek günlerce demokrasi nöbetini tutanların nasıl bir tutum içine gireceğini de merak etmiyor değilim..
Bilmem ama sabah evden çıkarken bedavadan hacca gitmek ve hacı olmak için kasap olmanın yeterli olup, olmadığını bir an merak ettim..
Bu soruma cevap almak için elimi telefonuma atıp, aramak üzereyken darbe kalkışmasının ilk saat ve günlerinde belediyenin önünde uzun uzun Kur’an okuyan İl Müftüsünün de Feto Operasyonundan açığa alındığını, hacı olmak için kasap olanların da bu müftülerin onayının alındığını da hatırlıyordum..
**Askeri Araziler, Karayolları da, PTT’de Satılacakmış..
15 Temmuz Darbe Kalkışmasını mana edip, tüm yönetimi eline alanlar 15 yıldır olduğu gibi şu sın 20 gün içinde de ard arda hızla çıkardıkları yasalar ile bir taraftan kendilerine muhalif gördüklerini içeri atarlarken diğer taraftan da çoktandır fırsatını bekledikleri yasaları da torbalara doldurup, olağanüstü hal kapsamında yasallaştırmaya çalışıyorlar..
657 Devlet Memuru Kanununun da içinde bulunduğu onca yasayı da değiştirme hesapları yapan hükümet ve sarayın şimdi ki hedefi Askeri alanlar dâhil olmak üzere birçok devlet kurumuna ait bina, arazi, arsalarını özelleştirme yoluyla satmak olduğu belirtilirken Özal’dan beri devam eden ‘Satarım, Sattırmam’ tartışmaları yeniden alevlendi..
Ardahan’ın yolları başta olmak üzere onca sorununu çözmüzcesine Ankara’da partilerinin kuruluş yıldönümünü kutlamaya giden Ardahanlı AK Partililerin de sıkça dert yandığı bürokrasinin önünde ki engelleri kaldıralım derken yeni kurum ve bürokrasi yaratan bir anlayış içinde şimdide geriye kalan mallar satmak için kolları sıvadıklarını görmekteyiz..
Evet ama bu kadar kıyameti koparan, toz dumanı içinde yaptıklarını ağız ve gözlerine buluşturanlara sormazlar mı Ardahan kent merkezinde bulunan Askeri alanların yanında bom boş duran Karayollarını ne ettiniz ki yapılmakta olan PTT’yi ve diğerlerini nasıl satacaksınız?