7 Yıl önce yetim kalmanın ne olduğunu anladığım da nasıl olup da çok ama çok geciktiğimi bugün hala anlamış değilim..
Halbuki fırsat varken bugün yaşadığım pişmanlıkları yaşamayabilir, hepimizin sağken değerini bilmediğimiz sevdiklerimize daha farklı davranabilirdik diye düşünüyorum..
Çünkü hepimizin yani biz çiğ süt emmiş insanların başta babalarımızın olmak üzere bizi el bebek gül bebek büyüten annelerimizin, anne kadar sıcak yüreklere sahip halalarımızın, teyzelerimizin, tırnağımıza bir şey değse yüreklerine ok değmiş gibi ağrıyı hisseden bacılarımızı, birlikte gezip, top koşturup, kavgaları birlikte yaptığımız hatta kız tavlama yarışına girdiğimiz erkek kardeşlerimizi, baba kadar bize yakın olan ve değerli olduklarını anlamadığımız amcalarımızı, dayılarımızı kaybetmeden ne kadar değerli birer varlık olduklarını anlamayız..
Evimizin bereketi olduklarını fark edemediğimiz yaşlılarımızı, biz yokken onlar var deyip, rahatça çocuğumuzdan uzaklaştığımız da güvendiğimiz eşlerimizi, komşularımızı kısaca sevdiklerimizi kaybettiğimiz zaman dizlerimizi döverken aslında pişman olduğumuzu da kabul etmeme ukalalığı içine gireriz..
Ve onlar sağken değerlerini anlamayıp, öldüklerinde arkalarından ağıtlar dizeriz..
Sağken değerlerini bilmediklerimiz öldüğünde timsah göz yaşları dökerken sıranın bizlere geldiğini de kabul etmeyip, bir kaç gün aradan sonra unutur, hatırlamayız bile..
Evet bugün babamı kaybettiğimin, yetim kaldığımın üzerinden tam 4 yıl geçmiş, beşinci yılı da onsuz geçirmeye hazırlanırken onun kokusunu, sevgisini, bakışlarını ve beni bırakıp gidişini bir kez daha hatırlıyorum ‘keşkelerle’ dolup, taşan yüreğimle..
7 Yıl önce kaybettiğimde gazetecilik mesleğim gereği öldüğünü, ‘İnsan Babasının Öldüğünü Yazar mı?’ başlığı ile soğukanlılık içinde habere çevirirken aslında yaslandığım dağın çöktüğünü fark edemediğimi bugün, 7 nci yılda daha iyi anlarken ‘keşke yaşasaydı, keşke onunla kavga etmeseydim, keşke onu hiç üzmeseydim, keşke onu hiç sinirlendirmeseydim’ desem de çok ama çok geç kaldığımı bir kez daha anlıyorum, dolup, taşan göz yaşlarımı gizlice yanan göğsüme sönsün diye akıtırken..
Çünkü her insanın sevdiklerini kaybettikten sonraki yaşadıklarını ben de yaşadım bugün her yerde arayıp, bulamadığım, babamın ölümüyle..
Ardahan’ın da önemli bir değeri olan Fevzi Yılmaz ile birlikte çok güzel anılarımız vardı, baba oğul ilişkisinin yanında sırdaş, arkadaş yoldaş olsak da her çocukla babası arasında yaşanan tatsız şeyler benle, babam arasında da oldu.
Birlikte çok şeye göğüs gerdik, güldük, eğlendiysek de zaman zaman kavgalarımız, kırgınlıklarımız, bir birimizi üzmelerimiz de olmadı değil..
Ve bugün 7 nci yılında keşkelerle dolu bir sürecin yeniden yaşanmasına imkan verilse o kavgaları, üzmeleri, kırmaları değil, tüm yürek sıcaklığı ile ‘Babam benim’ diyerek soğuk mezarına değil, ona sarılmayı seçerdim..
Ama ben o şansı 7 yıl önce kaçırdım..
Siz bu yazıyı okuyanlar şans varken başta babanızın olmak üzere yüreğinizin yarısı, yanınızdaki, arkanızdaki dağların önemini bilin..
Bilin ki bu yetim gibi babasının ölümünü kabul etmeyip, ‘İnsan babasının öldüğünü yazar mı?’ sorusunu yazmak zorunda kalıp, sonradan pişman olmayın.
Trump Beni Aradı!..
Tek adam, pardon Başkanlık döneminin yaşandığı dünyada kimi başkanların kanka olduğu, kimilerinin ise bizim dernekçilikte olduğu gibi kanlı bıçaklı bir haldeyken”Trump beni aradı pardon pardon Trump Başkanı aradı”başlıklı müjdeli haberleri de sıkça duyup, okur olduk..
Evet Komünist Küba’nın da içinde olduğu okyanus ötesinde yaşanan 7.9 şiddetindeki depremde bir bina bile yıkılmaz ve kimse ölmezken, Elazığ’da yaşanan ve bizim belediye başkanlarının hiç suçu yokmuş gibi yeniden müteahhit avına çıkılan depremin ardından Afrika seyahatine pardon ziyaretlerine çıkan Başkanı arayan okyanus ötesindeki diğer Başkan bizim başkanla konuştuktan hemen sonra adeta Filistin’i İsrail’e ilhak ettiğini duyuruyordu.
Öte yandan diğer Başkan yani sıcak denizlere inme hesapları yapan ve bunu Suriye’den sonra Libya’da at oynatarak ortaya koyan Başkanda yeni bir göç hareketini başlatan operasyonlara ve bombalamalara izin veriyordu.
İsrail’in hükümet kuramaz hale getirilen siyasetinden yeni bir başkan yaratmaya çalışan başkanlar birbirlerini arayınca asıl depremin yaşandığını anlamayız.
Kısacası dün İran ile savaşacağı tartışılan ABD başkanı Trump bölgede hayata geçireceği her plan öncesi bir zamanlar “Ben BOP’un eş başkanıyım”diyen bizim Başkan Erdoğan’ı arar Edoğan’da Trump’la görüşmelerini genelde ortadoğu ve Afrika’dayken “Başkan beni aradı” diyerek açıklar, ardından kendisi de briketten kulübeler yapmaya hazırlandığı Suriye’den Esad’ı aramaz, Esed dediği Başkanı destekleyen Başkan Putin’i arar, “Yeni bir göç dalgası yaratma” diyerek.
Esed’e olduğu gibi Amerika’nın Feto gibi yıllarca beslediği sonra Kaddafi’yi ortadan kaldırıp, bölgeye yeniden gönderdiği ve Libya’yı karıştıran darbeci Hafter’e de çok kızan bizim başkan ve başkanların yön verdiği dünyada bir türlü yörüngesine oturamaz yer yüzünden bombalarla, yer altından depremlerle sarsılarak insanları ağlatır..
Ha bu arada başkanların anlayışı dolayısıyla devre dışı bırakıldığı ileri sürülen meclise gelmesi beklenen ve genel bir affa dönüşmesi istenen 2. Yargı Reformu da yine ertelendi gibi..

*Hayat Devam Ediyor!..
CHP eski Milletvekili Ali Özcan’ın yıllar önce Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmasında Deprem Uzmanı diye tv ekranlarında boy gösterenlerden daha net şekilde yer ve zaman belirttiği Depremin yıktığı Elazığ ve Malatya’daki acıları derinden hissettiğimiz şu günlerde hayat öyle ya da böyle devam ediyor.
CHP’li Milletvekilinin 4 yıl önce dikkat çektiği ve ülkenin en büyük fay hattından birinin geçtiği Elazığ’a ve ülkenin her yanında onca sorunun aşılmaya çalışıldığı normal hayat akışının da sürdüğünü Başkan Erdoğan’ın Depremin hemen akabinde yurt dışına gitmesi, İmamoğlu’nun da Deprem bölgesine gittikten sonra Kayak Merkezine gittiği iddialarıyla devam ediyor.
Bu durum özel hayatlarda da böyledir. Bunun en bariz örneği de dün ömür boyu birlikte yaşayacağını düşündüğün sevdiklerin, yaşanan bir deprem neticesinde ellerinin arasından kayıp gider adeta.
Hayatın devam ettiği sorun ve ayrılıkların devam edeceği şu dünyada aslolan, dünya var oldukça eser bırakmak değil midir?
Yaşamın anlamı öldükten sonra iyi ve güzel bir şekilde anılacağınız eserlerde gizlidir. Geleceğe yönelik eser bırakmayan insan kısırdır. Benjamin Franklin’in belirttiği gibi”Öldükten sonra unutulmak istemiyorsanız, ya okunmaya değer bir kitap yazın ya da yazılmaya değer işler başarın”.
Bu nedenle hayatımızı alt üst eden yaşanan depremler gibi bizi derinden sarsan olaylara karşı daha cesur ve kararlı olmalıyız ki son olarak Elazığ ve Malatya’daki yıkılan, yıkılırken de onca insanı yok eden ağırlıkta olmamalıyız. Aksine kendimiz yıkılırken etrafımızda bulunanların da kanadını kolunu kıracağımız gibi onlara da hayatı zehir ederiz kendimize ettiğimiz gibi..
**KAISÎAD/KAI diasPARA’sı..
1992 yılında yeniden Vilayet olan ama Kars diasPARA’sının gölgelemeye devam ettiği Ardahan ve Iğdır İlleri bu ülkenin 81 Vilayetlerini oluşturur yani Kars ayrı bir kent, Ardahan ayrı bir kent, Iğdır ayrı bir şehirdir.
Ve biz Ardahan ‘lıların ısrarla üzerinde durduğu bu gerçeği kabul etmek istemeyen KAI,KAISAD diasPARA’sının gölgesinden bıkan Ardahan’lılar geç de olsa sözümüze geldiler.
Son olarak Ankara’ da yapılan ve Karslı eski ulaştırma Bakanının önünü çektiği diasPARA’nın etkinliği ardından yaşananların özeti ve gerçeği Zafer Tahiroğlu’nun ele aldığı aşağıdaki yazıdır.
İşte diasPARA’ya Ardahanlıların isyan yazısı:
ARDAHANLILAR,ARDAHAN ADINI KAI FEDERASYONLARININ KULLANMASINI İSTEMİYOR..
Ardahanlılar KAI’nin adlarını kullanmasını istemiyor ve gerekirse REFERANDUMA gideriz diyorlar..
Geçtiğimiz gün yazdığım KAI Federasyonu ile ilgili yazıma birileri sessiz kaldı kalmasına ama Ardahan için bir şeyler yapma gayretinde olan,Gazeteci Fakir Yılmaz,Sevdamız Ardahan derneği başkanı Levent Pehlivan’ı arayıp teşekkür ettiler,yazının muhataplarından ise ses seda çıkmadı, belli ki onlar akıllı ve büyük insanlar olduğu için bizleri muhatap alıp cevap verme gereği duymamışlardır! Çünkü onlar büyük adamlar biz kim oluyoruz onlara akıl vermeye çalışmakla!
Gazeteci Fakir Yılmaz İstanbul’da Ardahan Federasyonu üzerinden KAI’nin etkinliğini kırmaya uğraşırken buna inat birileri ısrarla KAI gölgesi altında farklı hesaplar peşinde koşmaya devam ederken,Ankara’da da KAI’ye ilk başkaldıran Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı Ergüder Şimdi’yi yanlız bırakan Ardahan siyasetçileri ve bazı STK temsilcileri bu tavırlarından dolayı herhangi bir açıklama yapmadıkları için Ardahan üzerinden rant toplayan KAI Federasyonları bu durumdan hayli keyif almış durumdalar.
Ardahan için çırpınan ve o sevda ile bir şeyler yapma gayretinde olan Sevdamız Ardahan Derneği Başkanı Levent Pehlivan dün beni arayarak bu duruma isyan edip,”Abi Ardahan ismini şu KAI’den nasıl sildirebiliriz bu adamlar bizim ısrarla üzerinde durduğumuz DOĞU EXPRESİ’NİN SON DURAĞI ARDAHAN OLSUN projesine de engel olacaklar o yüzden bu adamların Ardahan adına etkinlik yapmalarına müsaade etmememiz gerekiyor bu konuda gerekirse REFERANDUM’a gideriz” dedi.
Bir Ardahanlı olarak bu duyarlılığa sahip bir dernek başkanına teşekkür edip,bu insan kadar en küçük bir endişesi olmayıp gidip KAI’nin etkinliklerinde boy boy resimler çektirip poz verenler,iş olsun diye Ardahan’ lıya sorup burada’da türkü söyleyeyimmi diye şov yapanların olduğu bu süreçte Levent Pehlivan’ın da sesini Ergüder Şimdi gibi yükseltmeye başladığı apaçık ortada.Buna Destek olan STK Başkanı Mustafa Morkoç ve diğer STK ların sesi yavaş yavaş çıkmaya başladı ve Pehlivan’ın dediği çizgiye Ardahanın tüm STK’ları gelecektir.Ardahan adını KAI Federasyonları yaptıkları etkinliklerde kullanmamalıdır meselenin özü bu, çünkü Ardahan’ın gerek Istanbul’da ve gerekse Ankara’da kendi Federasyonları vardır ve Ardahan adına bunlar etkinlik yapmalıdır ve yapıyorlar da.
Ardahan’ın birlik ve beraberliği için uğraşan bu Ardahan sevdalısı insanların bu mücadelesine destek vermek ben Ardahan’lıyım diyen her onurlu insanın görevidir.
KAI Federasyonlarının bu konuda şapkalarını önüne koyup bu durumu iyi analiz etmeleri ve Ardahan’ın yakasından düşmeleri gerekiyor.
Doğu Expresiyle Kars’a gelen yerli ve yabancı turistlere Ardahan’ın sınırları içerisinde % 80 olan Çıldır Gölünü Kars’ın olduğu yalanının anlatıldığı programların sahiplenilmesinin karşısında sessiz kalan KAI’lerin neden istenmediğinin bir gerekçesi de bu durumdur,çünkü Uçaklarda bile yolcuların okuması için basılan dergide Çıldır gölünün Kars’ın olduğunu anlatan yazıyı geçen Ardahan dönüşü okudum ve şaşırdım.
Ardahan insanı bu yalan beyanlar karşısında dik duracak noktaya geldi ve kendisini Kars’ın arka bahçesi olarak gören bu anlayışa son vermeye kararlıdır.
İşin özeti bu..