ARDAHAN'DA BİR KÖY COVİT-19 KARANTİNASINA ALINDI!..



MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



Çayırbaşı köyünde Kovid-19 vakası tespit edilmesi üzerine yapılan incelemede, hastayla temaslı bazı kişilerin bulunduğu belirlendi.


Bunun üzerine köyde, İlçe Hıfzıssıhha Kurulu kararıyla, salgının engellenmesi, vatandaşların sağlığının korunması amacıyla 14 gün karantina uygulaması başlatıldı.


Köyün giriş çıkışları jandarma tarafından kontrol altına alındı.


Sağlık ekipleri de köyde filyasyon çalışması başlattı.



Türkiye corona virüsü vaka ve ölü sayısı kaç? Bugün 28 Ağustos 2020 Türkiye corona virüs ölü ve vaka sayısı kaç oldu? İşte Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamalarıyla Türkiye corona virüsü ölü ve vaka sayısına ilişkin son dakika haberleri…


TÜRKİYE CORONA VİRÜSÜ VAKA VE ÖLÜ SAYISI KAÇ? 


Sağlık Bakanı Türkiye corona virüsü vaka ve ölü sayısına ilişkin son durum değerlendirmelerini akşam saatlerinde açıklıyor. 27 Ağustos corona günlük tabloda; son 24 saatte 106.111 test yapıldı, 1491 kişide koronavirüs tespit edildi. Tedavi görenlerden 26 kişi hayatını kaybederken, 995 kişi de iyileşti. Bugünkü veriler ise merak ediliyor. 28 Ağustos corona virüsü vaka ve ölü sayısı açıklandı!


TÜRKİYE CORONA VİRÜSÜ VAKA VE ÖLÜ SAYISI KAÇ OLDU?


28 Ağustos  corona virüsü vaka ve ölü sayısı açıklandı.


BAKAN KOCA’DAN DEĞERLENDİRME!


Bugün 1.517 hastamız daha var. İyileşenlerin sayısı 1.000’den fazla. Aktif hasta sayımız da ağır hasta sayımız da artmaya devam ediyor. Bugün 36 CAN daha kaybettik. Hasta sayısını da can kayıplarını da azaltacak olan tedbirlere uyumdur.



FIRAT ORS’A SON GÖREV


Geçirdiği beyin kanaması sonucu yaşamını yitiren Afet ve Acil Durum (AFAD) Ardahan İl Müdürü Fırat Ors için Ardahan Valiliğince tören düzenlendi. Geçtiğimiz gün önce beyin kanaması geçiren 48 yaşındaki Fırat Ors, tedavi için Erzurum Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesine sevk edildi. Yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayan Ors’un cenazesi görev yaptığı Ardahan’a getirildi. Ardahan’da düzenlenen cenaze törenine Vali Hüseyin Öner’in yanı sıra Ors’un ailesi, çocukları, mesai arkadaşları ve çok sayıda vatandaş katıldı.

 

Törende konuşan Vali Öner, üzüntüsünü ifade etmekte zorlandığını dile getirdi. Ors’un 18 yıldır Ardahan’da çeşitli kademelerde başarılı görevlerde bulunduğunu aktaran Öner, şunları kaydetti: “Bugün kendisini kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Verilen görevde asla geri dönmeyen, her görevi layıkıyla yerine getiren, insanlığı ve kişiliğiyle örnek bir kamu görevlisiydi. Çok başarılı yöneticiydi. Ne yazık ki genç yaşta aramızdan ayrıldı. Kendisi iyi bir hayat kurtarıcı ve yardımsever biriydi. Üç cici kız babası. Geride asla unutulmayacak izler bıraktı.”

 

ORGANLARINI BAĞIŞLADI



Vali Öner, Ors’un ölmeden önce bağışladığı organlarıyla da insanlara umut olduğunu söyledi. Ardahan Müftüsü Remzi Pehlivan da törende dua okudu. Ors’un cenazesi yarın memleketi Artvin’in Yusufeli ilçesinde toprağa verilecek.



KOCAALİ, KOCAELİ..

Küçük olduğu söylenen ama insan ömrünün tümünü görmeye yetmediği Dünya’nın binbir ucunda nelerin olduğunu görmek için insanın en zengininden en yoksuluna kadar kimsenin ömrü yetmez dünyanın binlerce çilesi gibi onca güzelliklerini yaşamaya…

Bunu bir kez daha anladığım kızım Nazo ile birlikte kısa bir tatil için çıktığımız yolda gördüğümüz levhanın gösterdiği yönün hafızalarımızda olanların dışında bu dünyada bir çok yeni ve görülmeye değer yerlerin olduğunu gösteriyordu bize…

17 Ağustos depremini bizzat yaşadığım Kocaeli’nden sadece ülkenin sanayi bölgelerinden birisi olduğunu sandığımız ama adeta Adana’nın Çukurovası gibi binbir meyve ve sebzenin yetiştiğini görerek şaşırdığımız bir doğaya sahip yeni adıyla Sakarya eski adıyla Adapazarı olan kente doğru yol alırken karşımıza çıkan levhayı hafızamıza yerleşen Kocaeli sanıp Kocaali’ye doğru gittiğimizi denize girene kadar anlamamıştık, bu dünyada bir çok şeyin değerini anlıyamadığımız gibi.




Yıllar önce bilinen ama sanki yeni bulunmuş gibi lanse edilen doğalgazın olduğu söylenen ve 2. Başkanlık seçiminin yapılacağı 2023 de yer yüzüne çıkarılacağı müjdelenenen doğal gazın merkezi Karadeniz’e girmek, yüzmek ve sayılırsa bunca sorundan biraz olsun kaçmak ve tatil yapmak çin geldiğimiz Karasu’da hırçın dalgalanan denizi izlerken bu ülkede ve dünya da nice güzel ve ömür yeterse görülmesi gereken hazinelerin olduğunu bir kez daha anlıyordum şu küçük denen ama görülmesi için  insan ömrünün yetmediği Dünya da…

Memleketim Ardahan’ın denizi, Çıldır Gölü’nün sahilsiz denizi Çıldır ve Aktaş Gölleri kadar değerli olan Karadenizi izlerken Kocaali’de olduğu gibi Kocaeli’nde de hatta hemşerimin başkanlık yaptığı ve başında bulunduğum federasyon merkezimizin olduğu Şişli’deki  doğanın ve bu dünyanın değerini bilmediğimiz gibi önemini de çokta kavrayamadığımızı anlıyordum günübirlik kendi gündemimiz dışında başka dünya yokmuş gibicesine.

Halbuki betonlaşan Adapazarı’nın doğası gibi bu dünyada nice Kocaeli’ler değil Kocaali’lerinde olduğunu anlamak ve bu kısa ömrün bu büyük dünyayı gezmeye, tanımaya yetmediğini anlasak, birbirimizin başının etini yiyerek ömrünü tüketmekle değil uzatmakla meşgul oluruz…

Ben bilmiyordum Kocaeli dışında Kocaali’nin de olduğunu yani bu dünyada sadece sen yoksun nice insanların, doğanın güzelliklerin ve denizlerin olduğunu anlamak için çıkmak gerekir zaman zaman kendi dünyandan.




T.S.T.K. Başkanı’da Covit-19 Kurbanı!..


ARİV HABER 15/04/2020 TARHLİ HABER/YORUM


Ardahan Dernekler Federasyonunun da aralarında bulunduğu Türkiye Sivil Toplum Kuruluşları Başkanı, Rideva Kurucu Başkanı Hasan Ekşi’ nin (78) Covıd-19 virüsü nedeniyle vefat ettiği açıklandı. Ekşi’nin ölüm haberini bulunduğu Ardahan’da alan ARDAFED Başkanı Gazeteci Fakir Yılmaz Ekşi ailesine ve ARDAFED’in de aralarında bulunduğu T.ST.K’ya üye olan İstanbul’da ki tüm konfederasyon, federasyon ve derneklere başsağlığı dileyerek üzüntüsünü dile getirdi.



Görüntü Görmek…


Görünmeyen bir düşmanla adeta hayali bir savaşın içine girmiş olan  dünyanın hemen hemen hepsinin görünmesi gerekenleri görmek istemediği şu günlerde benim gördüklerim bana hem sevinç, hemde üzüntü verirken, her gün biraz daha sakinleşen, sessizleşen o bir zamanlar yani şurada iki ay öncesine kadar cıvıl, cıvıl olan cadde ve sokaklarda tek başıma yürürken atan kalbimin sesini duyduğumda hala yaşadığımı  anladığım için mutluluk duyuyorum ..


Ölümü yeni tespit etmişcesine ve her an öleceğini düşünüp, adeta birer hayalet gibi gezen bir kaç maskelinin yanından geçerken onların da değil beni kendilerinin ve görmesi gereken güzellikleri ve yarın kendilerine geldiklerinde görecekleri acıları da görmediklerine üzülürken ben, benim gördüklerimle mutlu olmaya çalışıyor, aldığım acı haberlerle güzellikler gören gözlerimden akan göz yaşları ile üzüldüğümü ve insan olduğumu da hissediyor, mutlu olmaya yani inadına yaşamaya devam ediyorum..


Ve bana can veren gördüklerimin yine bana kurdurdukları hayallerin umuda dönüşünün


hazzıyla gülümsüyor, mutlu oluyorum aldığım güzel haberlerin yanında gelen kara haberlere hüzünlenip, yasa boğulurken..


Hep güzel bir yüz ile benim gibi yaşam mücadelesini vereni gördüğümden bu yana mavi gözlü olmasam da Nazımlaştığımın farkına varıp, gülümserken ‘yol ver’ diyerek karlı dağlara bakıp, eriyen karların yanı hayali, görünmeyen düşman yüzünde olduğu ileri sürülen ve bu nedenle alındığı söylenen kararlar bana yol vermezse de gülen güzel yüzlü gibi güzel doğada olan görüntünün içindeki onca Kardeleni görüp, onlara sarılıyorum, koparmadan, incitmeden. 


Ve bir yandan hayat denen atmosferde nefes alıp, yanan gönlümü soğutmaya çalışırken diğer yandan uzaklarda, gidemediğim topraklardaki görüntüyü hayalde olsa gördüğüm Miran’ın kulaklarıma gelen sesi ile bu dünyaya merhaba dediğini duyuyor, seviniyorum ama adına türküler yazılmış, Madımağında insanların yakıldığı yolumun üzerinde her geçtiğimde uğrayıp, ellerini öptüğüm tarihin hayata göz yumduğunu öğrenip, kala kalıyordum zaten gidemediğim ama her an çıkmak istediğim yollarda..


T.S.T.K ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ diyen


ARDAFED’İ ZİYARET EDECEK..


arşiv haber 07/02/2020 tarihli haber/yorum


Ortaya koyduğu çalışmalarıyla başta İstanbul’da olmak üzere yurt genelinde kısa sürede adından bahsettirip, Ardahan stk’sı denildiğinde ilk akla gelen ARDAFED’İ BUGÜN saat 15.00’da ziyaret edecek olan Türkiye Sivil Toplumları Konfederasyonu Yönetim Kurulu ve Federasyon, Dernek Başkanları sivil toplum örgütçülüğünün önemini masaya yatıracaklar.



T.S.T.K ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ 


ARDAFED’İ ZİYARET EDECEK..


Sayın Ardahanlılar..


Bugün saat 15.00’da federasyonumuzu ziyaret edecek diğer illerin bir araya geldiği Türkiye Sivil Toplumları Konfederasyonu Yönetim Kurulu ve Federasyon, Dernek Başkanlarını karşılayacağı YARIN ki toplantımıza sizlerinde katılmanız ve federasyonumuza gelecek olan misafirlerimiz birlikte karşılamamız saygılar.



ARDAFED Sevgililer Günü Ardahan Dergisi Çıkaracak!..


‘Güçlü bir Ardahan Lobisi’ çalışmalarını sürdüren ve bu yönde başta İstanbul’da olmak üzere yurt genelinde etkinliklere imza atan Ardahan Dernekler Federasyonu, bir çok iş adamının haber-röportaj ve reklamının bulunacağı 5.yayın organı olan dergiyi ARDAHAN ismiyle çıkaracak.


19-23 Şubatta yeni bir etkinliğe imza atmaya hazırlanan ve Ardahan’ın Vatan topraklarına Katılışının 99.yıl dönümünü İstanbul Botanik Park ve Almanya’daki şenliklerle kutlayacak olan ARDAFED bu etkinlikler öncesi ‘Ardahan Havaalanı İstiyor’, ‘Doğu Expresinin Son Durağı Ardahan Olsun’ sloganları ile ARDAHAN isimli Dergisinin hazırlıklarını sürdürüyor.



Ardahan ve ilçelerine yönelik çıkacak olan ARDAHAN isimli dergi 5000 adet basılacak. Gazeteci Fakir Yılmaz’ Başkanlığını yaptığı ve son 4,5 yıldır ortaya koyduğu çalışmalarıyla bir çok STK’ya örnek olan Ardahan Dernekler Federasyonunun 19-23 Şubat günlerinde gerçekleştireceği Ardahan Kurtuluş Şenlikleri öncesi 14 Şubat Sevgililer Günü basılıp dağıtılacak.



ARDAFED İSTANBUL’DA ARDAHAN’I TEMSİL EDECEK


FUTBOL TAKIMI KURUYOR..


Futbolcular aranıyor..


ARDAFED’in de aralarında olduğu İstanbul’da ki federasyonların İstanbul Kartal’da düzenleyeceği İLLER ARASI FUTBOL TURNUVASIN DA Ardahan’ı temsil etmek için Futbol Takımı Kurma çalışması başlatan Ardahan Dernekler Federasyonu kurulmak üzere çalışma başlatılan ARDAFED Futbol Takımı için Ardahanlı futbolcu, spor severleri arıyor.


Müracaat için : 05354183258



Ciddi İşler, Sanal İlişkiler..

 


Devlet Bahçeli’nin, HDP’nin AK Parti ile birlikte yürütülen Barış Sürecini zora sokan dayatmalarını fırsat bilip, İyi Parti’ye gidenlerden geriye kalanlarla birlikte aldığı kararla parti olarak koalisyon ortağı olduğu AK Parti İktidarına yaranma uğruna tek başına karar alıp, Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı iken Soylu ve Numan Kurtulmuş gibi milletvekili, başbakan ve başkan olma yolunda başarılı bir yol alan Recep Tayyip Erdoğan ile yaptıkları koalisyonla partilerini bırakarak gidenler arasında bulunan Yalçın Topçu’ya ulaşmak Bahçesaray’da kar altında kalanlara ulaşmaktan daha zor..


Önce danışman, ardından geçici bakan hem de memleketinde 30 yıldır Kültür ve Turizm Müdürü olmadığı halde Kültür ve Turizm Bakanı olan ardından yine danışmanlık maaşı almaya devam eden Yalçın Topçu’dan tutun da tüm kamu kurumundan çalışanlara, iş alanında yer alanlara kadar kimsenin kimseye ulaşamadığı ülkede ilişkiler sanal ortamdaki adı gibi sanal ilişkilerle yürüyor.


Çünkü, randevu sisteminin sekreterlerin ve özel kalemlerin keyfine kaldığı ülkede Van Bahçesaray yolunda yaşanan çığ ve diğer olumsuz gelişmeler ardından toplumun gerginliğini azaltma adına, “müfettiş gönderdik” açıklamalarıyla kamuoyu teselli edilir, kimsenin kimseye ulaşıp, derdini anlatamadığı ülkede yaşanır.


Kameralı cep telefonlarının yanı sıra internetin jet hızının bile ulaşamadığı bu ulaşılmazların, var olan ve her gün biraz daha artarak sorunları çözmeleri ne kadar beklenir ki depremde ve kar altında kalıp kurtarılmayı bekleyenlerin öldüğü dünyada.


30 yıldan fazladır aynı şahsın Ardahan Karayolu Şefi olmasına rağmen yıllardır bitmeyen Ardahan’ın bölünmüş yolları gibi birbirinden ayrı kalanların “Hep birlikte Türkiye” derken ne kadar samimi olduklarını da daha iyi anlıyoruz, ulaşılmazların memleketi kurtarma (!) derdinden zaman bulup kendilerine aktarılacak olan sorun ve sıkıntıları dinleyemedikleri ülkede..


Çünkü tek dertleri koltuk ve makam derdidir.. Bunu da sağlamak için dün omuzlarına bastıklarını, oralara kimlerin sayesinde geldiklerinin unutulduğu güzel ülkemin önemli, ulaşılmaz yöneticilerinin..


Sadece siyasiler, kamu kurum amirleri mi ki ulaşılamayanlar?!.


Tabi ki sadece onlar değil, belediye başkanları gibi ‘Şu an hava alanındayım, yurt dışındayım’ deyip, cafeler de başlarını kaldırmadıkları sanal ortamda mutlu olanları da unutmadan..


Ha unutmadan milletin kendisi gibi onun vekilleri de ulaşamıyor ulaşılmazların idare ettiği ülke de ki çok yoğun yöneticilere!..



ÇİĞ ALTINDA KALANLAR!..


2020’ye çok da hayırlı giremeyen ülkemdeki son çığ felaketinin hemen akabinde meydana gelen uçak kırım kazasıyla bir kez daha sarsıldık.


Tabi daha önce İstanbul’u sallayarak kendisini hissettiren, ardından Elazığ ve Malatya’yı ağlatan depremin ardından S-400 leri alıp, dost sandığımız Rusya destekli Suriye’nin topraklarında bulunan askerlerimizi menfur bir saldırı ile şehit ettiği ve Başkan Erdoğan’ın dişlerini sıkarak F-16 mesajı ile savaş tamtamlı verdiği gözdağını  gözden kaçırmayalım.


Ülkemde bunlar yaşanırken sanalda ve masa başında hatta şehit cenazelerinde timsah gözyaşları içinde milliyetçilik naraları atıp, geceleri de bol kazlı ve sazlı eğlencelerde bir şey olmamışcasına eğlenmeye devam ederiz.


Van’da yaşanan asıl çığın toplumun tümünün üzerine  üştüğünü de fark etmeyiz. Bunun en bariz örneği 20 bin TL. maaş alıp Elazığ’da, Malatya’ da yapılan yardım çağrılarına duyarsız kalan, yine Başkan Erdoğan’ın  ‘Milletvekili başına en az 1000 lira’ demesinden anlıyoruz. Yani, ‘memleketin vekiliyim’ deyip oyunu aldığı vatandaştan afet yardımını da bekleyen bir anlayışın çığ altında kaldığını görmekteyiz.


Bunlar yetmezmiş gibi lüzumsuz, saçma sapan davranışları yüzünden, kendilerini yoktan var edenlerden daha değerli olduklarını sanıp, oysa çöp olduklarını anlamayan üzerlerine  düşen çığdan bihaber sahada “namuslu havalarında” gezinen pozcular da sözüm ona siyaset yaptıklarını sanırlar 2020 ye felaketlerle giren ülkemde.


Bırakalım Van’ın Bahçesarayını, Artvin’den Karadeniz sahiline yuvarlanan, Sarıyer’deki  tünelin kapanmasına neden olan heyelanlarında altında kaldıklarını anlamayanlar ve Siyasetçi rolüyle, akıllarınca namuslu kisvesiyle ortalıkta cirit  atan bir anlayışın asıl felaket  olduğunu anlamayan toplumun bunlardan çare ve çözüm beklemesi de ayrı bir çığ felaketidir şu güzelim ülkemde.


“Tünel yaptık, yol yaptık, topladığımız deprem vergilerini de oraya harcadık” deyip bu yönde ki sorulara ‘cevap verdim daha ne istersin?’ işin içinden çıkanların Bahçesaray yolunda  olduğu gibi ülkenin sorunlarına bakışının da çığ altında kaldığı ülkemde asıl felaketin depremin, çığ değil bunlara önlem alamayan anlayışın olduğunu da algılamak gerekir Türkçe, Kürtçe ağıtlarla diz dövdüğümüz şu günlerde..



BATIYA GÖÇ!..


Briket evler yaparak İdlib’den gelen göçü engellemeye çalışan anlayışın idare ettiği ülkemizdeki iç göç de devam ediyor.


Son olarak istatistik kurumu tarafından yapılan açıklamada başta benim memleketim Ardahan’da olmak üzere bir çok kentin boşalıp göç verdiği bir kez daha ortaya çıkarken bu göçün kanal yapılmak istenen İstanbul ve diğer batı kentlerine devam ettiği görülüyor.


 Afrika ve Arap yarımadasının da içinde olduğu dünyanın batıya yönelip göçün devam ettiği bu süreçte iç göçün nasıl durdurulacağı konusunda bu güne kadar ortaya konan onca plan ve projenin ya raflarda bekletildiği ya da hayata geçirilemediği ülkemde fabrika açmaktansa kanal açmak daha kolay..


 Evet İstanbul’u şişiren batı kentlerini çarpıklaştıran, bir iş umuduyla yerini,yuvasını geride bırakıp ailesinin parçalanmasına, gelenek ve göreneklerinin yozlaşmasına neden olan göçün devam doğuya baktığımız da Güneşin de hep batı özlemiyle yanıp tutuştuğunu ve bir çok ocak gibi battığına(!) şahit oluyoruz. Ve bu yetmez gibi göçü durduracak olanların kendileri değil iktidar ya da yöneticiler olduğunu belirtip”Ben ne yapabilirim “diye düşünmeyenler cennetinde yaşarız. Zira” Ben nasılsa batıya geldim  kendimi kurtardım”zihniyetiyle devam eden göçü izlerken “yok efendim trafik niye böyle,, bir depremle yerle bir olacak bu çarpık kentleşme niye oluyor, kapkaç, eroin, esrar kullanan insan sayısı niye artıyor, deniz dahil çevre niye böyle kirli, kadın cinayetleri, vahşi biçimde insan ölümleri, ani toplumsal olaylar olaylar neden oluyor v. b”gibi teranelere başlarız.


 Sonra da bol kovboylu batı filmlerini izleriz..



VİRÜS İÇERİ GİRMESİN!..


Coronavirüs korkusunun dünyayı sardığı ve iddia ediyorum ilk benim dikkat çektiğim bu virüsün daha önceki kuş gribi virüsüne neden olan evcil hayvanlardan bulaşıp yayıldığının kabul edildiği ve kuş gribinde olduğu  gibi bu virüse de neden olan evcil hayvanların itlaf edildiği dünyada tüm gözler hastanelere çevrilmiş durumda.


Ama bu gözlerin asıl dönmesi gereken yerin evcil hayvanlar başta olmak üzere tüm hayvanlardan sorumlu tarım müdürlüklerinin olması gerekir demiştim. “Tavuk, İnek, Corona” başlıklı bir önceki yazımda.


Daha önceki paniklere neden olan Aids, Kuş gribi ve son olarak Coronavirüsüne çare arana dursun biz bugünkü yazımızda gözlerin üzerlerinde olduğu hastanelere bakalım. Çünkü bu virüse neden olan hayvan hastanelerinin bağlı bulunduğu tarım müdürlüklerine zaten kimsenin baktığı yok. Kazlarda dernek gecelerinde tüketile dururken


Tarım müdürlükleri gibi, gözden ırak hastanelere baktığımızda çoğunun Ardahan’daki hastane gibi tırnağı kanayanın sevk edildiği merkezler olduğunu görüyoruz. Bu  hastaneler cihaz ve tıbbi malzemelerden yoksun olduğu gibi doktorsuz da.


Acil servisten başlayıp çatı katına kadar kameralarla donatılmış, ambulans ışıkları gibi yanıp sönen sözde yönlendirme ışıklarıyla modern olarak görünse de pencereleri, kapıları hatta yağlı boyalarla kaplı çatlamış duvarları doğal klima görevi yaparak kendiliğinden sağlıklı bir ortam yaratırlar.


Zira Çin’den getirilen vatandaşların 14 günlüğüne karantinaya alındıkları hastane binasının neden boşaltıldığını sorgulamayan ve niye  bu binanın bir anda en güvenilir  bir hale getirildiğini  sormayan basın ve medyanın yanı sıra aktif fay hatlarının olduğu bir ülkede hasbelkader yaşıyoruz.


Suriye’de yaşanacakları önceden sunulan Mit raporuyla öğrenip önlem almaktansa Rusya’nın düşman ilan ettiği Ukrayna ile askeri iş birliğine girildiği gibi pencereleri rüzgar alan açıktaki Ardahan hastanesine benzer bir çok kamu binasının kanayan sorunlarını koli bantlarıyla tamponlayarak gideririz Virüs içeri girmesin diyerek.



*Kanla Kendisini Kanıtlamak!..


Uzun süredir gündemde olmayan iç çatışmalar ve sınırlara askeri  sevkiyatların yeniden yapıldığı yönündeki haberlerin kara haberlere döndüğü Suriye’deki şehit haberleri yüzünden bu gidişin iki devletin çatışmasına dönüşeceğinden korkarım.


Bu iki devletin askeri olmasa da diplomatik saha da bir hayli gergin olan Türkiye ve Suriye olduğunu anlamak içinde, her çatışma ve gelişme ardından sıkça tv kanallarına çıkıp, ellerindeki çubuklarla sınır çizen, akıl veren sözde o çok bilmiş uzmanlardan olmaya gerek yok.


Çünkü Ortadoğu’yu kana bulayan ABD destekli İsrail’in bu yöndeki planlarının adım adım hayata geçirildiğini, ABD’nin adına barış dediği ama bölgede yeni bir savaşın işareti olarak algılanan Filistin’i tamamen ilhak etme planının hemen ardından Suriye’de yani diğer bir devletin başka bir devletin askerlerine yaptığı saldırıdan anlıyoruz.


Gerçi o askerlerin şehit olduğu topraklarda ne gezdiğini de sormak gerekir mi bilmem.. Zira başka bir devletin diğer devletin topraklarında asker bulundurması da ne kadar doğrudur onu da sorgulamak iktidar ve yandaşları tarafından hain edilmek.demek olduğunuda unutmamak gerekir.. 


Çünkü bu tür sorgulama ve ülkeler arası anlaşmalara baktığımızda yaşanan.son.gelişmede karşı tarafın eline koz geçtiğini de görüyoruz. İktidarın kendisi Eset dediği, havuz medyasının ‘Rejim askerleri’ dediği ama Libya’daki gibi Suriye’ki iktidarında tüm dünyaca tanınmış resmi bir devlet olduğunu kabullenmemek ve bi yönde.ısrarcı oomak İsrail’in ABD destekli oyununa gelmek demektir.


60 yıldır kapısında bekletildiğimiz Avrupa’nın da destek verdiği İsrail projesine yani BOP’a baktığımızda ise bu 60 yıl içinde kan ve gözyaşıyla eritilen Filistin’tinden sonra bölgede İsrail ile komşuluk yapacak hatta birlikte savaşacak ikinci bir İsrail için mevcut devletlerin, yani Irak ve Suriye’den sonra bölgedeki diğer ülkelerin birbirleriyle çatışması ve ardından sınırlarının değişecek şekilde bölünmeye ihtiyaç var..


Bunu önlemenin tek yolu; Kensini bir şey sanıp ve dün birlikte olduğuna, ‘Sana rağmen, tek başıma’ demeden seninle beraber olan, sınır komşusu gelenek, görenek ve kültürünle yoğrulmuş olanla sırt sırta vermekten geçer.. Aksine kendini kullandırmaktan ve gün geçtikçe parçalanıp çöp olduğunu anladığında geç kaldığına yanarsın..



Tavuk, İnek ve Corona..


 

Okulların açılacağı, öğrenci servisleri dahil kışında etkisiyle daha da dolup taşacak olan toplu taşıma araçlarının da içinde olduğu yolların tıkanacağı İstanbul’da ve tüm ülke genelinde yaşanan onca sorunun yanında tüm dünyayı sarsan virüsün nasıl olup durdurulacağının tartışıldığı şu günlerde, Corona Virüsünün nerede oluştuğuna baktığımız da ilginç bir sağlık sorunu karşımıza çıkıyor.


Kuş gribinin de aynı yoldan yani hayvanlardan insanlara bulaştığını unuttuğumuz bir anda karşımıza çıkan bu ölümcül virüsünde hayvanlardan insanlara bulaştığını görürken insanların çok sıkıntılı olduğu sağlık camiasının, hayvanlarla ne kadar ilgili olduğunu da düşünmeden geçemiyorum.


Çünkü Çin’de ortaya çıkıp, tüm dünyayı etkisi altına alan bu virüsü anlamak için ineğinizde ishal, tavuklarınızda üst solunum yolu hastalığı varsa tehlike var demektedir.  Bir çok basın kuruluşu gibi kapatılan ama Okyanus ötesi baskılara dayanılamayıp, açılmak zorunda kalan Vikipedi ..


‘Koronavirüs ya da corona virüsü, kuşlar ve memelilerde hastalıklara sebep olan virüslerdir. İnsanlarda genellikle ciddi olmayan fakat ölüm riski bulunduran solunum yolu enfeksiyonlarına, inek ve domuzlarda ishal, tavuklarda ise üst solunum yolu hastalıklarına sebep olur. Vikipedi’ açıklamasına baktığımız da bu virüsün yayılmasını ve yok edilmesini engelleyecek olan birinci sorumluların insanlara bakan sağlık camiası değil, tarım müdürlükleri olduğunu görürüz


Yani Kuş Gribinin yayılması ardından derneklerimiz bolca tükettiği kazları telef etmekle, başarılı olduklarıyla övünen Tarım Müdürlüklerinin de alarma geçirilmesi ve başta hayvancılıkla geçinilen benim memleketim Ardahan’da olmak üzere yurt genelinde hayvancılıkla uğraşan ailelerin ve tüm hayvanların gözden geçirilmesi gerekmekte olduğunu anlatır, Corona Virüsünün nereden geldiğini açıklayan Vikipedi ve diğer bilim, ilim merkezleri..


Evet Corona virüsü gibi bir çok soruna üstten bakanların ve Çin’e gönderdikleri uçakla getirdikleri kişiler üzerinde büyük önlemler aldıklarını iddia edenlerin bu işin öyle maske takmakla, askeri uçağı ambulans yapmakla engellenemeyeceğini anlayıp, işin tabandan yani doktor ve gerekli tibbi malzeme bulmakta zorlandığı için başka hastanelere sevk edilmekle övünülen insanlara bulaşması muhtemel hastalığın önüne geçmek için aşı bulunmasını beklemektense, bu hastalığın ana kaynağı  olan hayvanları kontrolden geçirecek olan İl tarım Müdürlüklerini de harekete geçirmesi gerektiğini ve kırmızı et almakta zorlanıp, ucuz olan beyaz etin ana merkezi tavukların soluk alıp, almadığını, ineklerin ishal olup olmadığına bakmalı diyor tüm bilgiler..


Yani bu kış günü ortalıkta bir parça yiyecek bulmakta zorlanan hayvanların ve diğer evcil hayvanlara sahip çıkıp, sağlık taramasından geçirilmeli diyor Corona Virüsü..



AVRAT OTU..


İç dünyam dediğim ama bazen sağa sola çekilen cumartesi yazılarıma ara vermeye çalıştığım, o yazılara konu olan içinde bulunduğum atmosferi aşmak için ani bir karar ile çıktığım kilometrelerce yollarda kendimle baş başa kalıp, kendi dünyamı dinlemeye çalışırken zehirlendiğimden de şüphe etmiyor değilim..


‘Yeni bir şeyler görmek için bakış açınızı değiştirin’ diyen psikologlara ihtiyaç duyduğumuz anların yaşandığı o anlarda ‘cinayetin dili yok ama konuşacak..’ sözünü de bana hatırlatan o yollarda önüme çıkan engellerden  biri olan kamyonun altına girmeme de neden olduğunu düşündüğüm bu zehirlenmenin nedenini düşünürken ve parmaklarımla seviştiğim bilgisayara sarıldığım anda aynı konuları ısıtıp, ısıtıp aynı kişilerin görüntüleri ile sürekli veren televizyonlardaki haber kanallarından vaz geçip, izlemek istediğim diğer kanallardan birinde Av Mevsimi adlı filme rastlıyorum..


Ve tamda cumartesi yazılarından kaçıp,kendi haberlerimle sevişirken bir taraftan da dinleyip, izlediğim Av Mevsimi filminde rol alan sanatçının da rol gereği ama bir çoğumuzun yaşadığı o duygularla  mücadele ederken, arkadaşı ile  ettiği sohbet esnasında söylediği bir söze aklım takılıyor..


Rol gereği psikolog  olan sanatçının içinde olduğu duyguları dinlerken ” Kardeşim senin durumun vahim. Bana soracak olursan sen Avrat otunu bilir misin, işte sen onun zehirlenmesini yaşıyorsun.. Güzelavrat otu nedir bilir misin Hasan’ım? Bir bitkidir. Arsenikle karıştırılıp suya atılınca kokusu olmayan bir zehir haline dönüşür. Bak adı ne kadar manidar, güzel-avrat otu. İşte kadınlar budur. Güzeldirler ama zehirleyerek öldürürler.” diyordu..


Merak edip, adını yazıp baktığım ve nedir diye okuduğum ‘Güzel Avrat Otu’ adlı bitkinin mükemmel bir bitki olduğunu öğrendim ve birçok faydası olmasına rağmen insanlar tarafından çok fazla kullanılmayan bu otun üzerinde meyvelerde vardır. Küçük küçük kiraza benzer meyvelerin rengi siyahtır. Bu nedenle görünüşüyle ilgi çeken bir ottur. İlk zamanlar üzerinde mor renklerde çiçekler açan güzel avrat otu, zaman geçtikçe çiçeklerini meyveye dönüştürerek farklı bir görünüm alır.


Bu ot insanlarda zehirli etkiler göstermeye başladığında ilk olarak kişilerde baş ağrısı uyku hali meydana gelir. İlerleyen zamanlarda ise yavaş yavaş susuzluk hissi ile birlikte sayıklama gibi durumlar ortaya çıkar. Eğer sizlerde de bu gibi belirtiler meydana gelir ise doktora baş vurun’ diyordu..


Bu nedenle;


Benim de içinde olduğum toplumun büyük kesiminin ‘iç dünya, özel hayat’ hatta ” mahalle baskısı” denen o içine girip, çıkamadığımız iç dünyamızdaki patlamaya hazır volkandan daha çok yanmamak  ve yanardağ misali patlamaktansa  direnip içinde olduğumuz psikolojiyi aşmak için değil doktora, yani psikoloğa gitmeyi en yakın arkadaşımızla paylaşamadığımız bir dünyada Nazım Hikmet’in  şiirlerine konu olanların da birer zehir olduğunu düşünmüyor değilim..


Evet, hızla değişen gündemin gölgesinde kalan ve bir çok kişinin hastanelik olmasına vesile olan ve adına ‘Ispanak Zehirlenmesi’ denen Zehirli Avrat Otunun faydaları yanında zararlarının nerede hangi aşamada insanı zehirlediğini de düşünürken buna neden olan avrat yani kadınların da birer zehir damlası olduğunu da Nazım’ın şiirlerine bir kez daha göz atıp, anlıyor gibiydim..


 Adına gül denen ama solarken kendisi değil, o güle bakanın solduğunu da düşünmüyor değildim meşk belasına düşen ve o etkiyle dağları delmek için kaldırdığı çekicin başına düşüp öldüğü söylenen Ferhatların, padişahların da hatta Özal’ı, hatta Ecevit’in de aralarında olduğu onca insanı yavaş yavaş öldüren zehirlerin ve zehirleyenleri düşünürken..


Babayı anmak ve aramak..


 

7 Yıl önce yetim kalmanın ne olduğunu anladığım da nasıl olup da çok ama çok geciktiğimi bugün hala anlamış değilim..


Halbuki fırsat varken bugün yaşadığım pişmanlıkları yaşamayabilir, hepimizin sağken değerini bilmediğimiz sevdiklerimize daha farklı davranabilirdik diye düşünüyorum..


Çünkü hepimizin yani biz çiğ süt emmiş insanların başta babalarımızın olmak üzere bizi el bebek gül bebek büyüten annelerimizin, anne kadar sıcak yüreklere sahip halalarımızın, teyzelerimizin, tırnağımıza bir şey değse yüreklerine ok değmiş gibi ağrıyı hisseden bacılarımızı, birlikte gezip, top koşturup, kavgaları birlikte yaptığımız hatta kız tavlama yarışına girdiğimiz erkek kardeşlerimizi, baba kadar bize yakın olan ve değerli olduklarını anlamadığımız amcalarımızı, dayılarımızı kaybetmeden ne kadar değerli birer varlık olduklarını anlamayız..


Evimizin bereketi olduklarını fark edemediğimiz yaşlılarımızı, biz yokken onlar var deyip, rahatça  çocuğumuzdan uzaklaştığımız da güvendiğimiz eşlerimizi, komşularımızı kısaca sevdiklerimizi kaybettiğimiz zaman dizlerimizi döverken aslında pişman olduğumuzu da kabul etmeme ukalalığı içine gireriz..


Ve onlar sağken değerlerini anlamayıp, öldüklerinde arkalarından ağıtlar dizeriz..


Sağken değerlerini bilmediklerimiz öldüğünde timsah göz yaşları dökerken sıranın bizlere geldiğini de kabul etmeyip, bir kaç gün aradan sonra unutur, hatırlamayız bile..


Evet bugün babamı kaybettiğimin, yetim kaldığımın üzerinden tam 4 yıl geçmiş, beşinci yılı da onsuz geçirmeye hazırlanırken onun kokusunu, sevgisini, bakışlarını ve beni bırakıp gidişini bir kez daha hatırlıyorum ‘keşkelerle’ dolup, taşan yüreğimle..


7 Yıl önce kaybettiğimde gazetecilik mesleğim gereği öldüğünü, ‘İnsan Babasının Öldüğünü Yazar mı?’ başlığı ile soğukanlılık içinde habere çevirirken aslında yaslandığım dağın çöktüğünü fark edemediğimi bugün, 7 nci yılda daha iyi anlarken ‘keşke yaşasaydı, keşke onunla kavga etmeseydim, keşke onu hiç üzmeseydim, keşke onu hiç sinirlendirmeseydim’ desem de çok ama çok geç kaldığımı bir kez daha anlıyorum, dolup, taşan göz yaşlarımı gizlice yanan göğsüme sönsün diye akıtırken..


Çünkü her insanın sevdiklerini kaybettikten sonraki yaşadıklarını ben de yaşadım bugün her yerde arayıp, bulamadığım, babamın ölümüyle..


Ardahan’ın da önemli bir değeri olan Fevzi Yılmaz ile birlikte çok güzel anılarımız vardı, baba oğul ilişkisinin yanında sırdaş, arkadaş yoldaş olsak da her çocukla babası arasında yaşanan tatsız şeyler benle, babam arasında da oldu.


Birlikte çok şeye göğüs gerdik, güldük, eğlendiysek de zaman zaman kavgalarımız, kırgınlıklarımız, bir birimizi üzmelerimiz de olmadı değil..


Ve bugün 7 nci yılında keşkelerle dolu bir sürecin yeniden yaşanmasına imkan verilse o kavgaları, üzmeleri, kırmaları değil, tüm yürek sıcaklığı ile ‘Babam benim’ diyerek soğuk mezarına değil, ona sarılmayı seçerdim..


Ama ben o şansı 7 yıl önce kaçırdım..


Siz bu yazıyı okuyanlar şans varken başta babanızın olmak üzere yüreğinizin yarısı, yanınızdaki, arkanızdaki dağların önemini bilin..


Bilin ki bu yetim gibi babasının ölümünü kabul etmeyip, ‘İnsan babasının öldüğünü yazar mı?’ sorusunu yazmak zorunda kalıp, sonradan pişman olmayın.


Trump Beni Aradı!..


Tek adam, pardon Başkanlık döneminin yaşandığı dünyada kimi başkanların kanka olduğu, kimilerinin ise bizim dernekçilikte olduğu gibi kanlı bıçaklı bir haldeyken”Trump beni aradı pardon pardon Trump Başkanı aradı”başlıklı müjdeli haberleri de sıkça duyup, okur olduk..


Evet Komünist Küba’nın da içinde olduğu okyanus ötesinde yaşanan 7.9 şiddetindeki depremde bir bina bile yıkılmaz ve kimse ölmezken, Elazığ’da yaşanan ve bizim belediye başkanlarının hiç suçu yokmuş gibi yeniden müteahhit avına çıkılan depremin ardından Afrika seyahatine pardon ziyaretlerine çıkan Başkanı arayan okyanus ötesindeki diğer Başkan bizim başkanla konuştuktan hemen sonra adeta Filistin’i İsrail’e ilhak ettiğini duyuruyordu.


Öte yandan diğer Başkan yani sıcak denizlere inme hesapları yapan ve bunu Suriye’den sonra Libya’da at oynatarak ortaya koyan Başkanda yeni bir göç hareketini başlatan operasyonlara ve bombalamalara izin veriyordu.


İsrail’in hükümet kuramaz hale getirilen siyasetinden yeni bir başkan yaratmaya çalışan başkanlar birbirlerini arayınca asıl depremin yaşandığını anlamayız.


Kısacası dün İran ile savaşacağı tartışılan ABD başkanı Trump bölgede hayata geçireceği her plan öncesi bir zamanlar “Ben BOP’un eş başkanıyım”diyen bizim Başkan Erdoğan’ı arar Edoğan’da Trump’la görüşmelerini genelde ortadoğu ve Afrika’dayken “Başkan beni aradı” diyerek açıklar, ardından kendisi de briketten kulübeler yapmaya hazırlandığı Suriye’den Esad’ı aramaz, Esed dediği Başkanı destekleyen Başkan Putin’i arar, “Yeni bir göç dalgası yaratma” diyerek.


Esed’e olduğu gibi Amerika’nın Feto gibi yıllarca beslediği sonra Kaddafi’yi ortadan kaldırıp, bölgeye yeniden gönderdiği ve Libya’yı karıştıran darbeci Hafter’e de çok kızan bizim başkan ve başkanların yön verdiği dünyada bir türlü yörüngesine oturamaz yer yüzünden bombalarla, yer altından depremlerle sarsılarak insanları ağlatır..


Ha bu arada başkanların anlayışı dolayısıyla devre dışı bırakıldığı ileri sürülen meclise gelmesi beklenen ve genel bir affa dönüşmesi istenen 2. Yargı Reformu da yine ertelendi gibi..



*Hayat Devam Ediyor!..


CHP eski Milletvekili Ali Özcan’ın yıllar önce Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmasında Deprem Uzmanı diye tv ekranlarında  boy gösterenlerden daha net şekilde yer ve zaman belirttiği Depremin yıktığı Elazığ ve Malatya’daki acıları derinden hissettiğimiz şu günlerde hayat öyle ya da böyle devam ediyor.


CHP’li Milletvekilinin 4 yıl önce dikkat çektiği ve ülkenin en büyük fay hattından birinin geçtiği Elazığ’a ve ülkenin her yanında  onca sorunun aşılmaya çalışıldığı normal hayat akışının da sürdüğünü Başkan Erdoğan’ın Depremin hemen akabinde yurt dışına gitmesi, İmamoğlu’nun da Deprem bölgesine gittikten sonra Kayak Merkezine gittiği iddialarıyla devam ediyor.


Bu durum özel hayatlarda da böyledir. Bunun en bariz örneği de dün ömür boyu birlikte yaşayacağını düşündüğün sevdiklerin, yaşanan bir deprem neticesinde ellerinin arasından kayıp gider adeta.


Hayatın devam ettiği sorun ve ayrılıkların devam edeceği şu dünyada aslolan, dünya var oldukça eser bırakmak değil midir?


Yaşamın anlamı öldükten sonra iyi ve güzel bir şekilde anılacağınız  eserlerde gizlidir. Geleceğe yönelik eser bırakmayan insan kısırdır. Benjamin Franklin’in belirttiği gibi”Öldükten sonra unutulmak istemiyorsanız, ya okunmaya değer bir kitap yazın ya da yazılmaya değer işler başarın”.


Bu nedenle hayatımızı alt üst eden yaşanan depremler gibi bizi derinden sarsan olaylara karşı daha cesur ve kararlı olmalıyız ki son olarak Elazığ ve Malatya’daki yıkılan, yıkılırken de onca insanı yok eden ağırlıkta olmamalıyız. Aksine kendimiz yıkılırken etrafımızda bulunanların da kanadını kolunu kıracağımız gibi onlara da hayatı zehir ederiz kendimize ettiğimiz gibi..



**KAISÎAD/KAI diasPARA’sı..


 


1992 yılında yeniden Vilayet olan ama Kars diasPARA’sının gölgelemeye devam ettiği Ardahan ve Iğdır İlleri bu ülkenin 81 Vilayetlerini oluşturur yani Kars ayrı bir kent, Ardahan ayrı bir kent, Iğdır ayrı bir şehirdir.


Ve biz Ardahan ‘lıların ısrarla üzerinde durduğu bu gerçeği kabul etmek istemeyen KAI,KAISAD diasPARA’sının gölgesinden bıkan Ardahan’lılar geç de olsa sözümüze geldiler.


Son olarak Ankara’ da yapılan ve Karslı eski ulaştırma Bakanının önünü çektiği diasPARA’nın etkinliği ardından yaşananların özeti ve gerçeği Zafer Tahiroğlu’nun ele aldığı aşağıdaki yazıdır.


İşte diasPARA’ya Ardahanlıların isyan yazısı:


 ARDAHANLILAR,ARDAHAN ADINI KAI FEDERASYONLARININ KULLANMASINI İSTEMİYOR..


Ardahanlılar KAI’nin adlarını kullanmasını istemiyor ve gerekirse REFERANDUMA gideriz diyorlar..


Geçtiğimiz gün yazdığım KAI Federasyonu ile ilgili yazıma birileri sessiz kaldı kalmasına ama Ardahan için bir şeyler yapma gayretinde olan,Gazeteci Fakir Yılmaz,Sevdamız Ardahan derneği başkanı  Levent Pehlivan’ı arayıp teşekkür ettiler,yazının muhataplarından ise ses seda çıkmadı, belli ki onlar akıllı ve büyük insanlar olduğu için bizleri muhatap alıp cevap verme gereği duymamışlardır! Çünkü onlar büyük adamlar biz kim oluyoruz onlara akıl vermeye çalışmakla!


Gazeteci Fakir Yılmaz İstanbul’da Ardahan Federasyonu üzerinden KAI’nin etkinliğini kırmaya uğraşırken buna inat birileri ısrarla KAI gölgesi altında farklı hesaplar peşinde koşmaya devam ederken,Ankara’da da KAI’ye ilk başkaldıran Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı Ergüder Şimdi’yi yanlız bırakan Ardahan siyasetçileri ve bazı STK temsilcileri bu tavırlarından dolayı herhangi bir açıklama yapmadıkları için Ardahan üzerinden rant toplayan KAI Federasyonları bu durumdan hayli keyif almış durumdalar.


Ardahan için çırpınan ve o sevda ile bir şeyler yapma gayretinde olan Sevdamız Ardahan Derneği Başkanı Levent Pehlivan dün beni arayarak bu duruma isyan edip,”Abi Ardahan ismini şu KAI’den nasıl sildirebiliriz bu adamlar bizim ısrarla üzerinde durduğumuz DOĞU EXPRESİ’NİN SON DURAĞI ARDAHAN OLSUN projesine de engel olacaklar o yüzden bu adamların Ardahan adına etkinlik yapmalarına müsaade etmememiz gerekiyor bu konuda gerekirse REFERANDUM’a gideriz” dedi.


Bir Ardahanlı olarak bu duyarlılığa sahip bir dernek başkanına teşekkür edip,bu insan kadar en küçük bir endişesi olmayıp gidip KAI’nin etkinliklerinde boy boy resimler çektirip poz verenler,iş olsun diye Ardahan’ lıya sorup burada’da türkü söyleyeyimmi diye şov yapanların olduğu bu süreçte Levent Pehlivan’ın da sesini Ergüder Şimdi gibi yükseltmeye başladığı apaçık ortada.Buna Destek olan STK Başkanı Mustafa Morkoç ve diğer STK ların sesi yavaş yavaş çıkmaya başladı ve Pehlivan’ın dediği çizgiye Ardahanın tüm  STK’ları gelecektir.Ardahan adını KAI Federasyonları yaptıkları etkinliklerde kullanmamalıdır meselenin özü bu, çünkü Ardahan’ın gerek Istanbul’da ve gerekse Ankara’da kendi Federasyonları vardır ve Ardahan adına bunlar etkinlik yapmalıdır ve yapıyorlar da.


Ardahan’ın birlik ve beraberliği için uğraşan bu Ardahan sevdalısı insanların bu mücadelesine destek vermek ben Ardahan’lıyım diyen her onurlu insanın görevidir.


KAI Federasyonlarının bu konuda şapkalarını önüne koyup bu durumu iyi analiz etmeleri ve Ardahan’ın yakasından düşmeleri gerekiyor. 


Doğu Expresiyle Kars’a gelen yerli ve yabancı turistlere Ardahan’ın sınırları içerisinde % 80 olan Çıldır Gölünü Kars’ın olduğu yalanının anlatıldığı programların sahiplenilmesinin karşısında sessiz kalan KAI’lerin neden istenmediğinin bir gerekçesi de bu durumdur,çünkü Uçaklarda bile yolcuların okuması için basılan dergide Çıldır gölünün Kars’ın olduğunu anlatan yazıyı geçen Ardahan dönüşü okudum ve şaşırdım.


Ardahan insanı bu yalan beyanlar karşısında dik duracak noktaya geldi ve kendisini Kars’ın arka bahçesi olarak gören bu anlayışa son vermeye kararlıdır.


İşin özeti bu..


ARDAFED YİĞİT’TEN SONRA


MUSTAFA SARIGÜL İLE GÖRÜŞTÜ..


arşiv haber 20/05/2018 tarihli haber/yorum


4-8 Temmuz’da İstanbul Bakırköy’de Bal Festivali düzelmeye hazırlanan Ardahan Dernekler Federasyonu ARDAFED yönetimi çalışmalarına devam ediyor.


Geçtiğimiz yıl bir ilke imza atarak, İstanbul’da gerçekleştirdiği, ‘Ardahan’ı Tanıtma Günleri’ ile başta İstanbul’da ki Ardahanlıları olmak üzere 4 gün içinde 1,5 Milyon insanı Maltepe Etkinlik alanına toplayan ve unutulmayacak dev bir organizasyona imza atan ARDAFED Yönetimi bu kez İstanbul’un Avrupa yakasında organizeye hazırlandığı Ardahan Bal Festivaline hazırlanıyor.


‘Ardahalılar İstanbul’da Top Koşturuyor’ parolası ile bu yıl ilk olarak hem ‘14 Yaş Gençler Arası Futbol Turnuvası ‘ hem de Ardahan 23 Şubat Futbol Turnuvasının 3 üncüsünü düzenleyen ve 4-8 Temmuz’da gerçekleşecek olan Bal Festivali öncesi çalışmalarına ara vermeden devam eden ARDAFED Yönetim Kurulu geçtiğimiz gün ziyaret ettiği KAI eski Başkanı/İşadamı Sabri Yiğit’ten sonra ARDAFED’in Genel Merkezinin de bulunduğu İstanbul Şişli ilçesinin eski Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün konuğuydu.


ARDAFED Başkan Yardımcısı Name Yılmaz Fidan, Şemsettin Şenel, Celil Ünlü , Mahmut Şenel ve Emine Sarıdede’nin yanoı sıra aynı zamanda Sarıgül’ün danışmanları arasında olan Ardahanlı Orhan Karabayır ile birlikte makamında görüştükler Mustafa Sarıgül aynı ilçede ve aynı sokakta olmakla şeref duyduğu Ardahan Dernekler Federasyonun ilk kuruluş yıllarında katıldığı gecede tanıştığı Ardahanlılardan bir çoğu ile bugün dost olduğunu ve bu dostluğu perçinleyerek her geçen gün büyüttüğünü belirtti.


Bal Festivaline katılma sözü veren Şiili eski Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül bu yönde kendisine düşen her görevi yapacağını da belirtti.



**Kura Nehrine Karanfil Bırakıldı..


Osmanlı-Rus Savaşının 141. yılında 93 Harbi şehitleri anısına Kura nehrine karanfil bırakıldı.


Ardahan Belediyesince, 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında Ardahan’a giren Rus ordusu ve beraberlerindeki Ermeni birlikleri tarafından canlı canlı yakılarak şehit edilen Tükler için “93 Harbi Şehitlerimizi” anma programı düzenlendi.



“93 Harbi” olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşının 141. yılı münasebetiyle düzenlenen, 93 harbi şehitlerini anma programı çerçevesinde Tarihi köprüde ilk mücadeleyi veren ecdat yad edilerek, Kura nehrine karanfil bırakıldı.


Karanfillerin Kura nehrine bırakılması sonrasında açıklama yapan Ardahan Belediye Başkanı Faruk Köksoy, “Ardahan’ın ilk işgal acısını yaşadığı günlerden biri olan 17 Mayıs 1877 gününün 141. yıl dönümünü bugün anmak için buradayız. 93 harbi şehitlerini anma etkinliğini ilk defa yapıyoruz. Burada savaşların, işgallerin sivillere, kadınlara, çocuklara nasıl bir acı bıraktığı ve en büyük çileyi sivillerin yaşadığını izah etmeye çalışıyoruz. Bu vesile ile Filistin‘de yaşanan acıları dünyaya ve bütün insanlığa hatırlatmak istiyoruz. ve sivillere ve Müslümanlara yönelik katliamları kınıyoruz, lanetliyoruz. Büyük devletlerin ve Birleşmiş Milletlerin artık dünyadaki kana, göz yaşına, zulme son verme iradesini göstermelerini diliyoruz.” şeklinde konuştu.



Dilimi konuşamıyorsam suç kimde?






  Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var

fakiryilmaz323@hotmail.com


Ardahan’da ki seçim gündemini almak için beni canlı yayına konuk eden TRT Kurdi’deydim.


Kardelenlerin yerini mis kokulu bin bir çiçeğe ve gözlere ilaç olan yeşil doğaya bıraktığı Ardahan’ın simgesi olan Kura Ovasını izleyen tarihi Ardahan Kalesin de canlı yapılan yayın öncesi ve sonra yaşadığım zorluk beni hem üzdü, hem de utandırdı.

Üzüldüm..

Çünkü ana dilim olan Kürtçeyi özgürce ve rahatça konuşamama sıkıntısını yaşadım.

Utandım..

Çünkü suçun tamamen başkalarının değil, kendimde de olduğunu da anladım..

Evet, yeni bir seçime doğru giderken başta 16 yıldır iktidar da bulunan ve bir dönem büyük puan toplayan bir davranış içine girip, bugün buzlukta donan barış süreci başlatan, devletin elinde olan TRT’de önce TRT 6 adında adı değiştirip, TRT Kurdi’nin önünü açan Erdoğan ayrı,

Kendisini ziyaret etmekle bir puan daha alan İnce ve diğer rakipleri ise bol keseden vaatler yapmaya başladıkları şu günlerde kimse bu ülkenin ana sorunlarının başında gelen hak, hukuk ve özgürlüklerine istendiği kadar dem vurmuyor.

Vuranlar da, gerek KHK, gerekse ‘Aman aman milliyetçi oylar kaçar’ diye kaçamak vaatlerle sözde başta ülkenin can alıcı ve de yakıcı Kürt sorunu olmak üzere tam anlamıyla yerleşmiş bir demokrasinin gereği olan konular hakkın da ciddi bir şey diyemiyor.

Yani bu ülkenin ana sorunları olan ana dil özgürlüğü ve bu ülkenin mozaiği olan Türkçe ve diğer dillerin eğimde yer alması, ekonomi, terör, insan hakları, özgürlükler gibi birçok sorunun üzerine gidemeyen siyasiler yeni bir seçime doğru yol alırken, yine pansuman görevi yapan vaatlerin ötesine geçemediklerini görmekteyiz.

Yasa dışı örgütlerinin sıra toplumun ve tabanının ret ettiği çukur anlayışını taşıyanların demokrasinin önünü de ki engellerin temizlenmesine engel olup, zaman zaman zorunlu ötelenmesine neden olduğunu da belirtmek gerektiğini hatırlatmakta gerekir.

Ancak tüm bunlara karşın ülke yöneticilerinin de bunların yani antidemokratik uygulamaları bahane edip, ortaya koydukları terörizmi yine mana edip, KHK ya da diğer antidemokratik uygulamalara çanak tutmaları maalesef bitmesi gereken sorunları daha da büyüttüğü de diğer bir gerçek..

Hâlbuki terörizmin anti ilacının gerçek anlamda bir demokrasi anlayışı olduğunu bizlerde, bu ülkenin yöneticileri de iyi biliyorlar.

Bunun en açık örneği, yıllarca yasaklanan Kürt dilinin hükümet ve iktidar yanlısı da olsa ve de ‘Yetmezse de buna da şükür’ dedirten TRT Kurdi’dir..

Evet, son KHK’larla yeniden ortaya konulan anlamsız uygulamalarla kapatılan onca Kürtçe tv ve radyoya karşın devletin kontrolünde de olsa yayınına devam eden TRT Kurdi bu ülkede yok olmaya yüz tutan Kürtçeyi yeniden canlandırdığını da kabul etmek gerekir.

Kürt olan biri olarak gün geçtikçe asimilasyona uğramış biri olarak canlı yayınına çıktığım TRT Kurdi’de ana dilim Kürtçeyi konuşmaktan zorlanırken suçun kimde olduğunu da yeniden düşünme fırsatı buldum.

Çünkü ana dilimi rahatça konuşamama sıkıntısı içinde gerek TRT Kurdi, gerekse diğer alanlarda olduğu gibi ana dilim olan Kürçe’yi konuşmaya konuşmaya evimizde kendimize koyduğumuz oto sansürle asimilasyona uğradığımı hem de ezilerek bir kez daha anladım.

Yani adı üzerinde Ana dil olan dilimin evimden konuşulmadığını da hatırlayıp, suçun tamamen evimin dışında yaşanan baskı ve antidemokratik uygulamalarla değil, bizlerin her alanda olduğu gibi dil konusunda da kendi kendimize oto sansür uyguladığımızı ve kendi ana dilimize sahip çıkmadığımızın utancını yaşadım.

Kısacası onca baskı ve antidemokratik uygulamaları suçlarken kendimizin de bu baskı ve antidemokratik uygulamalara inat en azından evimizde dilimizi canlı tutma çabasına gitme zahmetinde bulunmadığımızı, Kanal A gibi yayın yapsa da yine de kızmayıp, TRT Kurdi’yi izlemektense Acun’u milyonluk yapan Survivor’u izler, Kürtçe’den çok İngilizce’yi ezberler, Kürtçe’ye kardeş olan Türkçe’yi bile beğenmeyip, iş yerlerimize yabancı isimler verenler yine biz değil miyiz?

Evet, TRT Kurdi’nin canlı yayınına katılıp, Kürtçe, Türkçe’yi bir birine katan bir konuşma yapan, bunu yaparken yine de Ardahan’a Havaalanı diye bilen bir Kürt olarak bir kez daha anladım ki; Biz Kürtler de Türkler gibi aslımıza, gelenek, göreneklerimize, dilimize hatta Fransızların karşıma ukalalığından bulunduğu dinimize yeterince sahip çıkıp o cevher olan kültürümüzü, yaşam biçimimizi haşıl ederiz.

Sonra da, ‘Suç kimde?’ diye yine döner bir birimizle kavga eder, güzelim ülke de diller zenginliği yaşayan kardeşliğimizi zedeleriz.

Yani en kolay yol olan suçumuzu kapatmak için bu güzelim ülkede topu bir birimize atar hem zaman, hem de dillerimizi kayıp ederiz.

Ve gün geçtikçe de hep birlikte asimilasyona uğrar, yabancı dillerin esiri, özentisi olur, yerli malları unuttuğumuz gibi bugün önüne geçilemeyen ve ceplerimizi boşaltan yeşil dolarlara mahkûm oluruz.

Evet, ben suç bende diyorum ya sizce suç kimde?