ARDAHANLI 2. SİLAH FABRİKASINI KURDU!


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..


Gazeteci Fakir Yılmaz Yeniden TV Programcılığına Başlıyor..


‘Gazeteci Fakir Yılmaz Île Îş Dünyası’ Yaşam TV’de Cumartesi Günü Saat: 17.00~19.00’da Yeniden Başlıyor..


İZLEMEK iÇİN Yaşam TV Türksat 4A Uydusu Frekans: 12034 MHz Symbol Rate: 27500 Polarizasyom: V (Dikey) Fec: 5/6


Ardahanlı bir Gümrük Firmasının Rus’yadan alınan  S-400 Füzelerinin ülkeye getirdiğinin bilgisine ulaşan gazetemiz, diğer bir Ardahanlının silah sektöründe ortaya oyduğu başarıya da ulaştı.


Birçoğu mühendis olan 200’e yakın insanın ekmek kapısı konumunda bulunan ve yerli silah üretiminde ülkenin önemli yerli şirketleri sıralamasında üst sıraları zorlayan MERTSAV Kırıkkale’de inşaatı biten ve önümüzdeki günlerde resmi açılışı yapılacak olan 2. Silah Fabrikasının heyecanını yaşıyor.




Ardahanlı İş insanlarımızdan olan Şenol Özcan’ın Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptığı MERTSAV Defense Systems adlı şirket İstanbul Pendik Kurtköy’de adım attığı iş hayatında dev ulusal bir silah şirketi konumuna geldi.




Yeni fabrikaları için gazetemize bir açıklama yapan MERTSAV Yönetim Kurulu Başkanı Şenol Özcan milli bir anlayışla yıllardır verdikleri mücadelelerinin hem ülkeye hem de başta hemşerilerimin olmak üzere herkesin gurur duyduğu bir eser haline gelmesi de beni en çok mutlu eden bir duygudur.


Gerek 200’e yakın insana iş istihdamı gerekse ülkemin ihtiyaç duyduğu Milli Sanayiye katkımız hepimizi mutlu eder. Ürettiğimiz ürünlerimiz ülkemizin dışa bağımlılığına son verdiği gibi milli gelire de döviz kazandırmakta. Gerek ülke ihtiyacı için gerekse dünya ülkelerine yapılan ihracatla katkı sunan MERTSAV’ın bundan sonraki hedefi ‘yapamazlar’ denilenleri ülkede üretmek ve tüm dünyaya pazarlamak olduğunu söyledi.



‘MERTSAV, 1994 yılında av tüfeği imalatı ile üretime başlamıştır. 1997 yılından sonra ise savunma sanayine yönelik çalışmalarına ağırlık vermiştir. 20 yılı aşan deneyimi, güçlü tasarım ve mühendislik yeteneği, son teknoloji makine ve ekipman teçhizatı ile savunma sanayinde oldukça önemli işler yapmış ve halen de yapmaya aday bir firmadır.’ diyen MERTSAV Yönetim Kurulu Başkanı Ardahanlı İşadamı Şenol Özcan Ardahan Hanaklı bir işadamımızdır.



ARDAHAN MİLLETVEKİLİ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?!. 


Evet,  Ardahanlı olduğumdan mı, Ardahan’ı ve Ardahanlıyı iyi tanıdığımdan mı, Ardahan’ın, Ardahanlının öz güveninin farkında olduğu anda önündeki tüm engelleri aşıp, inadına doğruya, inandığına, yanlışa karşı çıkışına ve en önemlisi tüm çakallıklara ve ölümlere rağmen bildiğimden mi bilmem ama ben Ardahan’ın, Ardahanlının, Ardahan’ın doğasında doğup, suyundan, ekmeğinden yetişenlerin bu ülkenin gidişatına yön verenlerin olduğunu iddia etmemden mi bilmem ama öldürülüp, adı da Ardahan’ın bir caddesine verilen Ardahan’ın ilk milletvekilinin neden, nasıl öldürüldüğünü daha iyi anlıyorum niye bu kadar Ardahan dediğimi.. 

Ama kendi ağaç kurdunun kendisini kemirmesi yani büyüdükçe iğnelerini yanındaki arkadaşına batırıp, öldüren kobuğ olduğunuda sık sık belirttiğim Ardahanlının kendi ağacının içindeki kurdu kendilerinin olmaya devam etmeleri halinde Deli Halit Paşa’nın sonu gibi sonlarla karşılaşacaklarını anlatmaya çalışsam da buna ne gücüm, ne imkânım ne de fesatların, hainlerin benim gibi düşünenlerden daha fazla oluşlarından dolayı etkim olmuyor bir türlü..


Evet, bu ülkede ilk Kongreyi yapan, İlk Hükümeti kuran, İlk Mavi/beyaz renkteki bayrağı göndere çeken, Cumhuriyet kelimesini dillendiren, ordu olmadan oluşturdukları çetelerle  Komünist Rus sistemine direnen, işgalleri, zulümleri, kara kışı aşan Ardahanlıların en son yerel seçimlerde güçlerini ortaya koyduklarının farkında olmazlarsa da mecliste öldürülen ilk milletvekillerinin neden öldürüldüğünü okuyup, düşünmeleri gerekmez mi?


Bilmem ama bugün ülke genelinde bir parti bile kurup, genel başkanlık denen önemli bir görevi bile yapabilen Ardahanlıların ‘Güçlü Bir Lobi’ kelimesinin anlatmak istediğini er ya da geç de olsa anlamalarını beklerken birçoğunun bunu anlamayıp, yalnız kaldıklarını ve yolun sonuna gelip, treni kaçırdıklarında suçu kendilerine değil, ”Ah hemşo, ah Ardahan” dediklerinde asıl suçlunun kendileri olduklarını da anlamazlar.

Örnek mi İstanbul’da 3, Kocaeli ve Çanakkale’de 1’er , Ardahan ve 5 ilçe 1 beldede 7 toplamda  12 Belediye Başkanı, Mecliste 7 milletvekili, saray da 2 danışman, onca siyasi, iş insanı, gazeteci, bürokrat, 3 gümrük kapısı, balı, kaşarı eti, doğası, tarihi, 2 ülkeye komşuluğuna karşın hala neden göç vermesi yetmez mi ve bu güce, lobiye, insana sahip olan Ardahan niye bu durumda diye düşünmekte gerekmez mi?

Bilmem ama Ardahan’ın ilk Milletvekili olan Deli Halit Paşa’nın mücadelesini ve öldürülmesine kadar giden hayatının kısa bir bölümünü anlatan aşağıdaki metni okuyalım mı? Suyunu içenin çelikleştiği, toprağı kadar can veren bir yanı Kafkaslarda, diğer yanı Karadenizde olan Ardahan’ı, Türk, Ahıskalı, Kürt, Alevi, Terekeme ve kirvesi Şavşatlı Ardahanlıyı bir kez daha anlamak için..

Evet o işte yazı..



DELİ HALİT PAŞA

ALLAH MEKANINI CENNET-İ ALÂ EYLESİN…


Meclisten cenazesi çıkan kahraman…

Rusların elinden Kars’ı alan adamdı…

Soyadı kanunu çıktığında bu yüzden “Karsıalan” ismini aldı…

Sadece Kars değil, Sarıkamış, Erzurum,

Nenehatun, Erzincan, Ardahan’ı da almıştı…

Savaş meydanlarının kahramanıydı…

Cepheden cepheye koştu…

Trablusgarp savaşı,

Balkan savaşı,

Kafkasya cephesi,

Kurtuluş savaşı…

İki tabancası vardı…

Birine “Namuslu” adını vermişti…

Onunla düşmana ateş ederdi…

Diğerine “Namussuz” der onunla savaştan kaçana ateş ederdi…

Savaş meydanındaki cesaretinden dolayı “Deli Halid Paşa” derlerdi ona…

1923’te Ardahan mebusu seçildi…

Halid Paşa, savaş meydanlarında olduğu gibi kürsüde de kükrüyordu…

Mecliste dönen dolapları ve entrikaları, yolsuzlukları deşifre ediyordu…

M.Kemal’in çevresindekiler ondan rahatsızdı…

Kel Ali ve Kılıç Ali başta olmak üzere…

Mecliste yaptığı bir konuşmada Gazilerin maaşlarının arttırılmasını isteyen Halid Paşa,

“Bütçede para yok” itirazlarına, mecliste dönen dolapları ifade eden şu cevabı verdi :

“Ben Kars’ta, Ermeni çetecilerden 70 araba mücevher ve altın alıp Ankara’ya gönderdim, Ne oldu bunlar..?”

Halid Paşa’nın bu sözleri önce derin bir sessizlik yarattı, Ardından masalara vurmalar ve sonra çıkan tartışma, gürültü, karışıklık ve kavga esnasında vuruldu Halid Paşa…

Enteresandır Halid Paşa, soğuk meclis odalarından birine yatırılmış, 5 gün tedavi edilir gibi yapılmış ve kurşun yaralarından değil ama zatürree etkisiyle ölmüştü…

Meclisten cenazesi çıktı Halid Paşa’nın…

Bu süre zarfında ifadesi bile alınmadı…

Doktor raporu yayınlanmadı…

Meclise gelen ama Halid Paşa’yı görmeyen savcı uygun bir zabıt tuttu…

Olay böylece kapandı gitti…

9 Şubat 1925’te TBMM’de vurulup, 14 Şubat’ta cenazesi çıkan Halid Paşa, M.Kemal’in yakın çevresindeki adamlar tarafından işlenen böyle bir cinayetin kurbanı oldu…

Mekânı cennet olsun…


Not: Bugünkü yazıma kaynak olan eski Ardahan İl Spor Müdürü olan ve şu an Kocaeli’nde İl Spor Müdürlüğünde Şube Müdürlüğü görevini yapan hemşehrim, arkadaşım Metin Çimli’nin Ardahan’ın eski milletvekili Deli Halit Paşa hakkında yazılan bir yazıyı bana göndermesi ve bu durum ardından Sabah Gazetesi Haber Müdürlüğüne atanan meslektaşım Erhan Öztürk’ün yeni görevi etkili oldu..







HANAKLI KÜVET VE İÇ KAPLAMADA MARKA!







Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php



MERTSAV’DAN ÖNEMLİ ATAK!


arşiv haber 29/04/2019 tarihli haber/yorum


İstanbul TÜYAP’ta 4 gün sürecek olan ve ülkenin olduğu gibi tüm dünyanın yakından takip edeceği Savunma Sanayi Fuarı Ardahanlı Sanayinin Yönetim Kurulu Başkanlığını Şenol Özacn’ın yaptığı MERTSAV ütrettiği 3 yeni silah ile bir hayli iddialı olacak gibi. 3’ü yeni ve ilk olacak olan toplam da 9 silahı Savunma Sanayi Fuarında görücüye çıkaracak olan MERTSAV yeni silahlar ile ülkenin silah üreticisi olmada önemli bir yolu daha geride bırakmayı hedefliyor.


Teknolojiyi 3 Silah’ta Birleştiren Firma MERTSAV!


Başta GÖzel Hareket Teşkilatı olmak üzere diğer tüm güvenlik güçlerinin yakından takip etmesi beklenen Savunma Sanayi Fuarı’nda 3’ü yeni olmak üzere toplam 9 silahı sergileyecek olan Ardahanşlı İşadamı Şenol Özcan’ın Yönetim Kurulu Başkanlığını yaptığı MERTSAV toplam 9 ürünle Savunma Bakanınında katılması beklenen furada gözde firma olma adına çok iddialı.



Hedefinin 1,5oo ile 2 Bin Metre uzaklıkta bulan Keskin Nişancı Tüfeği, TAB aldı Bomba atar ve Operesyonel tabanca olan TOKAT ile 3 yeni ürünü görücüye sunacak olan MERTSAV güvenlişk güçleinin taşımak zorun da olduğu 6 silahi da 3 silahta bir araya getirmiş.


Yeni açtığı fabrikası ile üretim merkezinin 2 fabrikaya çıkaran ve bir çoğu Mühendis ve Tekniker olmak üzere yaklaşık 200 insana iş istihdamı sağlayan MERTSAV TAB 40 ve Tokat markalı silahlar ile hem tüfek hem de bomba taşımak zorunda olan güvenlik güçlerine ikisini bir arada kulklanacakları bir silah üretti.



Her biri kendi katagorisinde dünyadaki ürünlere göre üstünlükleri olan üç ürünü birden üreten MERTSAV önümzde ki günlerde ve silah saniyinde adından en çok söz ettirecek fairma olacak gibi.


Konu hakkında bir açıklama yapan ve herkesi İstanbul TÜYAP’ta düzenlenen Savunma Sanayine davet eden Ardahanlı Sanayici Şenol Özcan, ‘Yeni ürettikkeri 3 silah ile ülke silah teknolojisine büyük katkı sundukları gibi ülkemizin bu alanda dünya da adından söz ettireceğine inanıyorum’ dedi.



**İki yazıyı bir günde yazmak..


 


Pazar tembelliğine alışkın olmama karşın günü alt üst eden ve yazı yazamayacak hale sokan gelişmeler ve moral bozan haberler alınca değil yazmak, el kaldırmanın zorluğunu saklamak adına, ‘pazar tembelliği’ der insan..


Halbuki pazar da olsa hedeflediğiniz bir plan ve programınız var, sabah ola, hayır ola deyip, uyumak için girdiğiniz yatakta kalkmak istemeseniz de sizi kaldıran, ‘haydi koş’ dedirten bir çok şey vardır hiç uyumayan beyninizde..


Ve sabah olduğunu anladığınız takırtı seslerinin geldiği kulağınızdan beyninize giden sinyaller sizi kalkmaya, gözlerinizi açmaya ve ayaklarınızı yürütmeye emretse de gece üstünüze aldığınız yorganı iyice üstünüze çeker, ‘ya bugün pazar değil miydi’ der, kaldığınız yerde uyumak isteseniz de daha bir saat önceki o uyku tadının da kaçtığını hisseder, bir sağa, bir sola kıvranırsanızda sizi davet eden wc’nin sinyali daha da ağır basar.


Ve istemesiniz ayağınız aşağıya, başınızı yorgandan dışarıya uzatıp, açtığınız gözlerinizle sanki yabancı bir yerdeymişcesine sağa, sola bakıp, bir süre düşündükten sonra uyku için girdiğiniz yatakta akşam yada gece düşündükleriniz ve yapmanız gerekenler hatırlar, o hiç çıkmak istemediğiniz yataktan bir anda fırlar, hızla bir orada bir burada gergince sağa sola koşturur, sonra da kendiniz aynanın karşısında saçlarını tararken yada kravat takarken veya makyaj yaparken bulursunuz.


Ayakkabılarınızın nerede olduğuna bakarken sofradaki bir iki parça yiyeceği alelacele ağzınıza attıktan sonra şişmiş ve bir haftanın yorgunluğu ile dinlenmiş olan  ayaklarınıza ayakkabıları giymiş, kendinizi kapıdan dışarıda bulmuş olursunuz.


Hedef akşamdan kalma işi çözmek, pazar da olsa kendinize olduğu gibi karşınızdakine verdiğiniz sözü yerine getirmek için koşuştururken unuttuğunuz şeylerde olur..


İşte bu unutulanların başında gelen ya telefonunuz yada cebinizde olmasını umduğunuz veya o günü alt üst edecek olan program oldu mu pazar denen şey kalmaz.


Sonra alt üst olan moraliniz dolaysıyla yapmak istediğiniz, yapacağınızı da yapamaz, kalktığınızda, dışarı çıktığınıza pişman olsanız da gidenin geri gelmeyeceğini anlar yeriniz de kala kalırsınız.


İşte o anlardan birini yaşadığım pazar günü asıl yapmak istediğim 34 yılı bulan gazetecilik hayatımda her gün yaptığım, yazdığım köşe yazımı yazmadığımı hatırlayıp, ‘vay be amma da bir gündü’ diyerek o günün alt üst olmasına neden olana kimsenin duymayacağı şekilde düm düz gidersiniz..


Ve bende aynısını yaptım, günü alt üst edenlere, yazımı yazmamı geciktirenlere bolca selam (!) göndersem de dün yazmadığımı bugün yazacağımla birleştirip, iki yazıyı gece uymayarak bir güne sığdırdım..


Ve bu iki yazımın birisi ülke sorunları ile ilgili diğeri ise kendimle ve yerelle ilgili konulardı.


 Ana bir insanın uyku halini anlatmam da üçüncü konu oluverdiğini anlıyordum.


Ülkemin ,içinde olduğu sorunların başında gelen ekonomik sıkıntının getirdiği moral bozukluğu ile iyiden iyiye rahatlayan İstanbul trafiğinde yol alırken aradığımın cevap vermemesi, arayanın ise benimle alakasız bir nedenle tartışması ve bu yetmez gibi her gelen sinyal ardından açtığında ‘kiminle yazışıyordun?’ denen whatsApp ile gelen ve moral bozduğu gibi geren mesajların yarattığı atmosferin günümüzü alt üst ederken, bir taraftan da direncimi arttırıyor, yaşananlara ‘haydi oradan, bildiğin gibi olsun, ne yaparsanız yapın, size inat ben yoluma devam edeceğim’ dedirten bir his ile işime bakıp, 34 yıldır kesintisiz yazdığım yazılarımdan ikisini birleştirerek günlük yazılarımı yazmaya başlıyordum..


Ve Başkan Erdoğan’ın kampa aldığı yeni seçilmişlere hitap ederken seçimler öncesi ‘Merak etmeyin 4,5 yıl buradayım’ dediği iktidarının yarım yılını 3 gün içinde unutup bu kez ‘4 yıl seçim yok’ dese de YSK’nın hala tartışılan İstanbul seçimleri için yapılan itirazlara cevap vermediğini de hatırlıyordum.


Ve en önemlisi yine aynı Başkan Erdoğan ‘takmıyoruz’ dese de yurt dışında gelen ekonomik baskıların her geçen gün arttığı ve piyasaların buna dayanacak halinin kalmadığını da hatırlıyordum..


Bunlar ulusal sorunlar konusunda başı çekerken benimde içinde olduğum yerel sorunları da ele almam gerekiyordu.


Ve bu sorunların başında bölgemde ki yeni belediye başkanlarına yönelik olarak oradaki hükumetin etkisinde ki mahalli idarecilerin bakışı ve de birlikte hareket etmemeleriydi..


Ve aynı başkanların da stk’lar başta olmak üzere hükumet ve mahalli kamu idareciler üzerinde baskı kuracak olanlarla temas kuramayışlarıydı.


Evet iki yazımı bir güne sıkıştırma adına ele aldığım bugünkü yazımın biri ulusal konulardı, diğeri ise başında bulunduğum stk ile diğer yerel sorunlardı.


Beni geren bir pazarı geride bırakırken yazmadığım yazılarımı yazıp, uyuyayım derken pazar günü geç kalkmanın getirdiği sıkıntının diğer geceyi de uykusuz bırakırtırsa da yazılarımı yazmanın rahatlığı ile yeni bir güne ve haftaya merhaba demek için uyumaya gidiyordum.


Ama gün boyu beni geren ve yazımı yazmamı unutturan mesajlardan bir yenisinin geldiğini görürken bu günün de, haftanın da hiç iyi geçmeyeceğini gülerek hissediyordum.


Bu yetmezmiş gibi seçimlerden sonra yaptığı ilk konuşmasında, ‘Türkiye İttifakına İhtiyaç Var’ diye aynı Başkan Erdoğan’ın seçimler ardından ikinci konuşmasında yeni seçilmiş olan başkanlarına seslenirken, ‘Daha bir şey bitmemiş’ demesinden karar almak üzere olan YSK hakimlerine, bana gelen mesajlar gibi üstü kapalı mesajlar yolladığını anlıyor ve önümüzde ki günlerin hatta yılın hiçte rahat geçmeyeceğini de anlıyordum.


Neyse gecenin saat üçüne sıkıştırmaya çalıştığım iki günlük yazımın bir hayli uzandığı ve iki yazıdan çok üçüncü yazıya doğru yol aldığını görünce, ‘Geleceği varsa, göreceği de var! ‘ deyip, ‘İki yazıyı bir günde yazmak..’ başlıklı yazıma noktayı koyuyorum..