AVUKATLAR DEĞİL MAHKEME SONUÇLANDIRDI!



MERHABA Bu haberi ve Ardahan’daki diğer gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 


https://www.youtube.com/channel/UCDwxU5TIdZejp-mbbNw5fmw


Her seçilen muhtarın kolunun altına aldığı kara çanta ile başında bulunduğu köyde ”yayla davamız var, Avukat tutmamız gerek” diyerek topladığı paraları verip, zenginleştirdiği onca Avukatın keşif üzerine keşif isteyip, uzattırdığı ama rahmetli Kemal Sunal’ın ”Davacı” adlı filimine konu olan bir şekilde yıllarca bitirilemeyen onca yayla davasının sürdüğü


Ardahan’da Ardahan Adliyesi aldığı örnek bir karar ile iki köyün kavga etmektense barış içinde birlikte kullanmalarına karar verdi.


Ardahan Hoçvan Samanbeyli Köyü ile 

Döşeli Köyü Davalık Yaylayı Ortak Kullanacaklar..


Mahkemenin verdiği karar Ardahan Merkeze bağlı Samanbeyli (Sığırpert) ile Döşeli (Beberek) arasında yaşanan mera sorunu çözüm bulamayınca karşılıklı dava açtılar. Döşeli köyünün ısrarının ardından yerel mahkemeye verilen ve uzun yıllar süren dava sonuçta Yargıtay’a taşınmıştı

15 Yılı Aşkın Devam Eden Dava Süreci 3 Temmuz 2020 tarihinde son buldu.

Karar Sonucu davalık olan ve yıllarca avukatlara para taşınan meranın her iki köyün Müşterek kullanımına karar verildi.



İki Gözü Kör Olanlar..


 


Bugünkü yazıma, ”Bu yaşıma kadar gözlerimin gördüklerini, kulaklarımın duyduklarını anlatmayla başlayacağım” desem de bana göre bir mahalle baskısı olan ama ”dinin emri” denerek yasaklanan ve ”Hatasız dost arayan dostsuz” kalır diyen ataların freni ile benim gibi bir çoğumuzun anlatacaklarından vazgeçip, yaşamı boyunca gördüklerini, duyduklarını anlatmaktansa içine atmayı, dert edinmeyi yani üç maymunu oynamayı tercih ederiz..

Ve en önemlisi açık olduğunu sanıp, gerçekte ise aşkın ana merkezi olan kalp gözü gibi, takıntılarla sulanmış, körlenmiş beyni gibi güzel kaşlarla süslenen iki gözünün de kör olduğunu anlamayanlara sıkça anlatılan ve son olarak meslektaşım Okay Gönensin’in de köşesine aldığı bir hikâyeyi ben de buradan köşeme alıp, işleyeceğim belki kalp gözü dahil kör gözler, sağır kulaklar açılır diyerek…

Hikâyede iki fakir adam vardır. Bunlar komşu. Birkaç davarı, tavukları, küçük arazileri var. Ve ikisi sürekli kavga hâlindeler. Tavuk yüzünden, tarla yüzünden, küçük büyük her mesele yüzünden kavga ediyorlar.

Hızır iki adamı izliyor ve müdahale etmeye karar veriyor.

Bir gün ikisinden birisinin kapısını rastgele çalıyor. Adamı alıyor karşısına, “dile benden ne dilersen” diyor, “ne istersen yapacağım, ama sana yaptığımın iki katını komşuna da yapacağım.”




Adam uzun uzun düşünüyor, sonra Hızır’ın karşısına geçiyor: “Hızır Aleyhisselam, senden dileğim şudur: Benim bir gözümü kör et.”

Bu hikâyenin devamı birçok farklı şekilde yazılmıştır. Hızır ikisine birden gitseydi, ikisinin de ikişer gözü mü çıkmış olurdu? 

Ve hikâyeye farklı devamlar yazılır, ama bu arada iki fukaraya çok yüz de takılır.

Hep birlikte körleşme denebilecek bu duruma baktığımızda da karşımıza;

Aydın düşüncenin, insana bakışın ve en önemlisi demokrasi anlayışının henüz ulaşmadığı bir evreyi yaşayan köylerdeki çeperlerin diplerinden çıkıp, şehirlere götürdükleri sosyal hayat, siyasal yaşam hatta siyasette de bu iki fukaranın yaşadığı “benim bir gözüm çıksın, yeter ki onun iki gözü de kör olsun” ruhuyla yapılıyor.

Çatışma alanları arttıkça da bu ruh hâli için bazen “iki göze iki göz” bile bir tür “galibiyet” sayılıyor…

Toplumun “gerçek” çatışma alanları var. Bu alanları, hiç kimse gözünden olmadan daraltmanın ve yok etmenin yolları da var. Bu yolları açmak yerine, yeni çatışma alanları üretmek, karşıdakinin iki gözüne karşılık bir gözünü feda eden köylünün ruh hâlinin egemenliğinde söz konusu oluyor.

Şu anda herkesin içini karartan çatışmaları, inatlaşmaları, “el mi yaman bey mi yaman?” vuruşmalarını madde madde sıralamak da mümkün. Her maddenin iki ya da üç, dört tarafında da pozisyon almış olanların hepsinin “bir göze iki göz” hesabıyla hareket ettiklerini de görmekse hiç zor değil.

Kısaca başta, ‘Güçlü bir lobi’ denerek yapılan ve benim de başında bulunduğum sivil toplum örgütcülüğünde yani dernekçilikte daha net gördüğüm, “Bir göze iki göz” ruhuyla yapılan savaşların sonuçları her zaman biraz daha fazla ve hep birlikte “körleşme”dir.

“Körleşme”de savaşın nasıl çıktığını hatırlayan kalmaz, sadece savaşın kendisi kalır.

“Körleşme”nin insanlara ne vaat ettiğini bilmek için de fazla uzağa gitmeye gerek yok, çevremizdeki dramlar başarabilmişse tek gözünü koruyabilmiş olan herkese yeter.



Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php


AVUKAT TUTUKLANDI!


arşiv haber 07/12/2018 tarihli haber/yorum


Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında “ByLock” kullandığı gerekçesiyle gözaltına alınan avukat, tutuklandı.


Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) soruşturması kapsamında “ByLock” kullandığı gerekçesiyle gözaltına alınan avukat, tutuklandı.


Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen FETÖ/PDY soruşturması kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarılan Ardahan Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü avukatı Büşra C, Ardahan Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince gözaltına alındı. Emniyetteki işlemlerin ardından Ardahan Adliyesi’nde savcıya ifade veren Büşra C, tutuklama talebiyle Ardahan Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi. Büşra C, çıkarıldığı mahkemece, “Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan” tutuklandı. Büşra C’nin eşi eski komiser Yasin C’nin de firari olduğu öğrenildi.


fakir yılmaz ile ilgili görsel sonucu


 


YATAKTA GÜNDEMİ TUTMAK


Kimin belediye başkanı adayı olacağı en çok tartışılan İstanbul’da düzenlemiş olduğumuz 2. Ardahan Günlerini düzenledikten sonra ülkemizin 3 gümrük kapısı olan 2 ülkeye komşu Serhat Ardahan’a dönerken Erzincan yakınlarında talihsiz bir kaza geçirmem üzerine yaklaşık 1 aydır yatağa mahkum kaldım.

Hareketli birisi olarak zorunlu yatalak olmamın verdiği sıkıntı için de bir taraftan gelen giden dostlarımı karşılarken diğer taraftan da mesleğim gereği gündemi tutmaya çalışıyorum.

Tabi başta yaklaşan yerel seçimler olmak üzere ülkenin gerçek gündemini takip ederken gazetecilik mesleğimi de yerine getirmeye çalışıyorum. 

Bana göre İstanbul’u çok iyi tanıyan ve CHP tabanıyla bire bir ilişkisi olan İstanbul seçmeninin olduğu gibi ülke seçmenini yakından bilen Ardahan’lı Gürsel Tekin’in adını konuşması gereken CHP’nin Beylikdüzü Belediye Başkan’ın adını öne çıkarması hatasını gören Başkan Erdoğan’ın Binali Yıldırım’a gerek kalmadı dercesine açıklamalar da bulunması ve İstanbul’u çokta tanımadığına inandığım Ekrem İmamoğlu’na onun derecesinde bir aday arayışına girdiğini görmekteyim.

İstanbul’un yanı sıra Ardahan’ın da için de bulunduğu 81 vilayetin başkan adaylarını tartışıldığı şu günler de bana göre bu başkanlara başkanlık yaptıracak meclis üyelerinin dikkate alınmadığını görmekteyim.

Çünkü belediye başkanı olacak kişiden değil onunla birlikte oluşturacak kadrolarda beklenti varken sadece bir kişiyi ilahi güç görmek hatadır.

Ve bu hataları Ardahan’da da görmekteyiz.

Çünkü herkes ‘Kim aday olacak?’, ‘Aday olanlar bu işi yapabilecek mi?’ diye tartışırken aday olanların, aday edileceklerin hangi plan, proje ile ve de kimlerle yani hangi meclis üyeleriyle kadro kuracaklarını tartışmaz.

Hal bu ki bir insandan bir adaydan  beklentileri olanların  onun kadrosuna bakması gerekir. 

Yani yatakta zorun da kaldığım bu süreçte tutmaya çalıştığım gündemin hiçte iç açıcı olmadığını söylemek en doğrusudur.

Bunu da gelen gidenlerin sohbetin de anlıyordum. 

Ardahan ve 81 ilin 5 yılını yönlendirecek yerel seçimler öncesi