Gazeteci Fakir Yılmaz ile Gazeteci Özlem Şeyma YHılmaz’ın birlikte hazırlayıp, her pazar günleri saat: 14.00’da TEMPO TV’de Sundukları Canlı Yayın Programı
Her Pazar günü saat:14.00’da


https://www.youtube.com/channel/UCDwxU5TIdZejp-mbbNw5fmw
Bir hayli yoğun olan mitingde konuşan HDP eş Başkanı Buldan, kendisi gibi Kadın olan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in adını vermeden “O kadın varya o kadın Mecliste ve her yerde bize saldıran o kadın, 6’lı masada bulunan o kadın şunu bilmelidir ki, Kürt ve Türk halkı seni Susurluk’tan çok iyi tanıyor, seni 28 Şubat’tan tanıyor bu nedenle her fırsatta bize saldıran sen şunu bilki; bu kafayla kazanamayacaksınız, kaybetmeye mahkumsunuz ”dedi.
HDP eş Başkanı Pervin Buldan adını vermeden o kadın diyerek sert çıktığı Akşener’e “Ama şimdilik bu kadar diyerek” adını vermeden 6’lı masaya da kapıyı tam kapatmamaya da özen gösterdi.
Buldan konuşmasında adını vermeden yüklendiği Meral Akşener’i eleştirdikten sonra “Şimdilik bu kadar” diyerek 6’lı masa ile köprüleri tamamen atmamaya da dikkat ettiği görülürken iktidar partisi ve ortaklarına da yüklenmeyi unutmadı.
Ardahan’da yapmış olduğu mitinge katılımın fazla olması dikkatlerden kaçmadı. Geniş bir kitleye hitap eden HDP eş Başkanı Buldan , geçen hafta Ardahan Damal dernekler federasyonu ve bizleri ziyaret ettiler. Bizde iadeyi ziyaret yapıyoruz sizin için geldik, iyiki varsınız iyi ki buradasınız ”dedi.
Ardahan İnönü caddesinde bulunan HDP il başkanlığının önünde yoğun bir kitleye seslenen Buldan, daha sonra şehir merkezinde esnaf ziyaretleri yaptıktan sonra Erzurum Karayazıya hareket etti.
Memleket Güllük, Gülistanlık..
Başkanı 657’ye tabi memurlara hakaret ettiği gerekçesiyle siyaset yasağı dahil cezalandırılması istenen İstanbul belediye seçimleri gibi ‘seni başkan yaptırmayacağız’ diyen HDP kazandı diye İki seçimin üst üste getirildiği 2015 seçimlerinden bugüne baktığımızda yani yarısının seçim tartışmaları yarısının pandemiyle, tümü ise ekonomik krizle geçen 2022 yılını da geride bırakmaya az kaldığını görmekteyiz.
Ve Türkiye’nin Kafkasya’ya açılan iki gümrük kapısına sahip Ardahan’da hastanenin her gün şikayet edilmesi, hayvan hastalıklarının her geçen gün yayılmasına karşın meydanların açık tutulması, başta yüksek kesimlere olmak üzere kar yağışının başlamasına rağmen, 20 yıldır bir türlü bitirelemeyen Göle yolu gibi Çıldır ve diğer yolların soğukların başladığı şu günlerde asfaltlamaya devam edilmesi bunca boş geçen yıllar gibi çok önemli şeyler değil sanki..
Zira başta Ardahan ve Hanak Belediye Başkanları olmak üzere yerel yöneticilerinin makamlarında bulunmadığı memleketimde sorun yokmuş gibi sanalda ve yalaka takımları aracılığıyla herşeyi güllük, gülistanlık göstermek isteyenlerin derdi bu yılda yapılmayan Ardahan kent içindeki yollar, kaldırımlar, parklar, bahçeler değil, yapılmaya başlanıp 5 yılda ancak 478 metre kazılan ve bu gidişle 50 yılda bitmeyecği söylenen Posof/Ulgar, tünelinin yanında Şavşat/Sahara, Çıldır/Mozoret Tünelleri ise hiç değil onların derdi ‘Ben kazandım, sen kaybettin’ diyerek bu dert ve sorunları hatırlatanları susturmaktır..
İl Başkanı ile Îlçe Başkanı ve yönetiminin aralarının olmadığı HDP eş Başkanı Pervin Buldan’ın seçim öncesi geldiği, MHP’nin yeni İl Başkanını görevden aldırdığı İlçe Başkanlarının yerine yenilerini bulamadığı bu yetmezmiş gibi komşu kent Kars’ta MHP İl Teşkilatının toplu istifa ettiği memleketimde sus pus olmuş bir muhalefetin yokluğu yetmezmiş gibi elektrik, su, tabela, vergi borçlarını toplama derdine düşen belediyelerin siftah yapmadan kepenk kapatanları umursamadığı bir kentte gazeteciler de, ajanslar da bugün hala devam eden göç dolayısıyla nüfusun 95 binin altına düşmesine rağmen gözlerine taktıkları pembe gözlüklerle her şeyi güllük, gülistanlık göstermeye devam ederler..
‘Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın’ düşüncesiyle yaşananları görmezden gelenlerin birikmesine neden olduğu onca sorunun altında ezildiklerinin farkına varmadan oluşturulan güllük, gülüstanlık algısıyla yaşar giderler. Akşam saat 19.00’da cadde ve sokaklarda kimsenin kalmadığı Ardahan’da..
Üniversitenin kendi kampında, diğer kurumların kendi havasında günü kurtarma hesapları ile resmi daireleri açıp kapattığı Ardahan’da var olan ama görülmek istemeyenlerle bir yılı daha geri de bırakıyoruz..
Kısacası; her şeyin güllük, gülistanlık olduğunu sanıp, hiç bir şeyin güllük, gülistanlık olmadığını anlamadan..
Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php
arşiv haber 16/01/2017 tarihli haber
VEKİLİ SATMIŞLAR!..
IŞİD’in kaçırdığı CHP’li vekilden AKP’lilere: Sattınız beni
3 yıl önceki Musul Başkonsolosluğu görevi sırasında 43 personeliyle birlikte konsolosluğu basan IŞİD tarafından kaçırıldıktan sonra serbest kalan CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz’ın, Cenevre görüşmelerine yönelik, “basbayağı Kıbrıs’ı satıyorsunuz” çıkışı Meclis’te ilginç bir tartışmaya yol açtı.
Hürriyet‘in haberine göre, CHP’li vekil Yılmaz, “Seni elçiliğinden alan devlet yine vermeyecek. Seni vermedik Kıbrıs’ı verir miyiz be” diye laf atan AKP’lilere, “Sen sattın beni, ne kurtardın, teslim ettin” tepkisini verdi.
Tartışma tutanaklara şöyle yansıdı:
CHP’li Öztürk Yılmaz: Sayın Cumhurbaşkanı kamuoyunda söylüyor ama Cenevre’de verilen harita var, yüzde 29,2 ve hala bunu da Rumlar kabul etmemiş, ‘daha ineceksiniz’ diyor. Bu verilen yerlere 100 bin Rum’un yerleştirileceğini sağır sultan bile duydu. Bunun dışında KKTC’de kalacak topraklara da mülkiyet çerçevesinde 50-60 bin Rum’un geleceğini de herkes biliyor. Ya neyi saklıyorsunuz? Çıkın deyin ki, ‘biz vermiyoruz’, dağıtın masayı.
AKP İstanbul Milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı: Vermiyoruz, vermiyoruz.
Yılmaz: Veriyorsunuz işte. Basbayağı Kıbrıs’ı satıyorsunuz.
Çamlı: Biz aldık, vermiyoruz. Hadi bakalım.
AKP Muğla Milletvekili Nihat Öztürk: Seni kurtardığımız gibi işte. Rahat ol, rahat.
Çamlı: Seni elçiliğinden alan devlet yine vermeyecek.
Yılmaz: Sen sattın beni, ne kurtardın? Teslim ettin. Konuşturma beni.
Öztürk: Sen kendi kendine mi kurtuldun?
Yılmaz: Teslim ettin. Konuşturma burada. Terbiyesiz.
Öztürk: Vermeyiz biz Kıbrıs’ı, sen rahat ol. Seni vermedik Kıbrıs’ı verir miyiz be.
**Atalay İŞID’i Büyüteni Buldu!
*28/01/2016 Tarihli Haber
İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği (İSİPAB) Türk Grubu Başkanı, AK Parti Ardahan Milletvekili Orhan Atalay, DAEŞ’in 2010’a kadar sınırlı sayıda militanı olan, çok da korku salmayan bir örgüt iken, bu tarihten sonra çoğaldığını belirterek, “Ne zaman Maliki Irak’ta iktidar oldu; bütün Sünnileri dışlayan, onları umutsuz yolculuğa mahkum eden politikalar güttü, işte o zaman DAEŞ’in insan kaynağı 2 binlerden 50 binlere kadar çıktı” dedi.
Atalay, “Irak’ın başkenti Bağdat’ta düzenlenen 11. İSİPAB Konferansı’nda alınan kararlar, bölge sorunları ve DAEŞ’in nasıl ortaya çıktığı” konularında açıklamalarda bulundu.
Orhan Atalay, konferansın bu yılki ana başlığının, “hep birlikte, terörizme ve aşırıcılığa karşı mücadele etmek” olduğunu belirterek, “Bu terör ve aşırıcılık ne yazık ki İslam dünyasına büyük zararlar veriyor. Terör, tarihi, medeniyeti, kültürü yok ediyor, birlikte yaşam iradesini ve geleceği ortadan kaldırıyor; böyle bir illet terör. Osmanlı’yı 1915-1920’li yıllarda bu coğrafyadan küresel aktör olarak devreden çıkartıp, bu bölgeyi kendi amaçları ve menfaatleri için yeniden dizayn eden güçlerin 100 yıl önce tohumlarını ektiği ağaçtan şimdi acı yemişler devşiriliyor. Bu terör o yemişlerin ete, kemiğe bürünmüş halidir” ifadesini kullandı.
Atalay, bu bölgelerde demokrasinin gelişmesine izin verilmediğini, diktatörlerin desteklendiğini söyledi.
AK Parti’li Atalay, terörle mücadele etmenin, sadece teröristi biyolojik olarak ortadan kaldırmakla mümkün olmadığına, terörün beslendiği, kendisine gerekçe kıldığı yapının düzeltilmesi gerektiğine dikkati çekti.
“Sistani’nin ‘DAEŞ’e karşı cihat farzdır’ fetvasından sonra…”
Maliki’nin Irak’ta iktidar olmasının DAEŞ’e etkisine işaret eden Atalay, şöyle devam etti:
“DAEŞ 2010’dan sonra azdı, bu tarihe kadar sınırlı sayıda militanı olan, çok da korku salmayan bir örgüttü, El-Kaide’den kopmuş bir yapısı vardı. Ama ne zaman Maliki Irak’ta iktidar oldu; bütün Sünnileri dışlayan, onların hak ve özgürlüklerini ellerinden alan, onları umutsuz yolculuğa doğru mahkum ve mecbur eden politikalar güttü, işte o zaman birden bire DAEŞ’in insan kaynağı 2 binlerden 50 binlere kadar çıktı.
Irak işgalinden bu yana, oradaki kanaat önderleri Sünni-Şii mezhep çatışmasını engellemek için ciddi çabalar sarf etseler de bu tehlike halen atlatılmış değil. Ne yazık ki Maliki iktidarı bu soruna tuz biber ekti, bunu kurumsal hale getirdi. DAEŞ’in Musul’u ele geçirmesinden sonra Şii lider Sistani’nin ‘DAEŞ’e karşı cihat farzdır’ fetvasından sonra, 100 bin sivilden oluşan gönüllü halk birlikleri oluştu, bunlar çeşitli isimler altında tugaylar oluşturdu ama bir süre sonra kontrolden çıktı. Irak’ta devletten asker olarak maaş alan insanların yarısı gerçekten asker, diğer yarısı ise değil. Dikkatlerimiz Suriye’de ama Irak daha riskli bir bölge. Bağdat’ta Maliki’den önce Sünni nüfus daha fazla iken, şimdi tam tersi söz konusu, bu durum Sünnilerde korku ve endişeye neden olmuş. Bu da 10-20 yıl sonra o coğrafyada çıkacak mezhepler arası çatışmanın duygusal zeminini hazırlayan, hatta rasyonel zeminini hazırlayan bir tehlike.”