Fakir Yılmaz’ın da bir konuşma yaptığı etkinlik ardından bir açıklama yapan Dursun Akçam’ın oğlu ve Dursun Akçam Kültür Vakfı başkanı Dr. Alper Akçam şu açıklamayı yaptı.
İSTANBUL YAKACIK’TA YAYLA RÜZGÂRLARI
24 Eylül Pazar günü İstanbul Yakacık’ta Dursun Akçam’ın sonsuzluğa uğurlanışının 14. Yılında dostlarla buluştuk.
Tanıtım metinlerinde “Ölçek’ten, Ardahan’dan, Cılavuz’dan, Çarıklı Ayakların Ardından” demiştik. Kartal Belediyesi Yakacık Kültür Merkezi’nde Ölçekliler, Dudunalılalar (yeni adı Balıkçılar) Ardahanlılar, Cılavuzlular, Karslılar, Artvinliler buluştu. İstanbullular, Tekirdağlılar, Bursalılar katıldı onlara. Türkiye’nin dört bir yanından insanlar bir araya geldi.
Dursun Akçam’ın köylüsü, Dursun Akçam’ın yanında, yıldızlara uğurlanmış çok sevdiği insan Cemal Aktaş’ın (Taso Cemal) oğlu Bedir Aktaş’ın tulumu karşıladı gelenleri…
Prof. Dr. Oğuz Makal’ın hazırladığı “Kafdağı’nın Ardındaki Dursun Akçam” belgeselinin izlenmesinden sonra konuşmalara geçildi. Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı İstanbul Temsilcisi Yılmaz Şentürk, Vakıf Başkanı Alper Akçam’dan sonra, Kartal Belediye Başkan Yardımcısı Gülcemal Fidan, Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği İstanbul Anadolu Yakası Şube Başkanı Zübeyit Çelik, Kura Havzasını Koruma
ve Yaşatma Derneği Başkanı Cevdet Şentürk, Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı Fakir Yılmaz, İstanbul Ardahan İli Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ahmet Demirbaş, Dursun Akçam’ın köylüsü Nevin Çelik ve daha birçok katılımcı söz alarak düşüncelerini, duygularını dile getirdiler.
Sonra Taso Cemal’in bir diğer oğlu Arslan Aktaş babasından emanet dilsiz kavalıyla sahne aldı. Arka arkaya yayla çobanlarının efkârlarını seslendiren ezgiler yankılandı kültür merkezinde… Büyük bir sessizlik ve derin duygular kaplamıştı salonu. İçli, yürek titreten bir hava sardı herkesi.
Programın sonunda Turgay Şentürk ekibindeki orkestra arkadaşlarıyla birlikte Anadolu’nun dört bir yanından türküler söyledi…
Etkinlik bitiminde Dursun Akçam ve Alper Akçam’ın kitapları imzalandı. Vakıf çalışmalarına katkı için bağışlar yapıldı (Tuncay Şentürk, Adalet Sarıçam ve başkaları…)
Katılımcılar arasında ÇYDD İstanbul Şişli Şube Başkanı Ersin Varlık Aslamacı, sosyal medyada Alper Akçam aracılığıyla Dursun Akçam ve birbirleriyle tanışmış Serpil Beşok, Alev Peşte, Sait Özkan, Yunus Küçük, Şengül ve Dr. Volkan Sinan ve onlarca dost da vardı.
Etkinliğin dikkat çeken bir diğer yönü de katılımcılar arasında çok sayıda genç insanın bulunmasıydı…
Siyasetin kirli yüzüyle günlük yaşamı altüst, insanları birbirine kırgın kıldığı, düşman etmeye çalıştığı bir zaman diliminde, dostluğun, kardeşliğin, sevginin, barışın, emeğe saygının, özgürlük ve adalet için çekilmiş çileli bir yaşama değer verme duygusunun bir araya getirdiği yüzlerce kişi 24 Eylül Pazar günü Yakacık’ta ikinci bir zaman dilimine geçti, farklı bir dünya yaşadı…
Bu güzel imeceye omuz verenlerin, yüreğini böylesi erdemli duygularla dostlarına açanların yaşamına yıldızlar yağsın; yolları hep aydınlık, yoldaşları can olsun…
Dursun Akçam Günleri Devam Ediyor..
01/07/2017 Tarihli Haber
Ardahan’da Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı tarafından 13 yıldır sürdürülmekte olan Kültür ve Sanat Günleri başladı.
Haber: Erdal Karasansar
Kars Havaalanı’nda Ankara, İstanbul ve İzmir’den gelen bilim insanları ve sanatçıların karşılanmasıyla etkinliğin ilk adımı gerçekleştirildi. Ankara’dan ayrı bir araçla gelen Yeni Kuşak Köy Enstitülüler Derneği Ankara Şubesi üyeleri ve dostlarının da katılımıyla kafile Ardahan’a doğru yola çıktı.
KONUKLARA FESELLİ, BİŞİ VE KETE İKRAMI
Ardahan yakınlarındaki Dursun Akçam Ormanı’nda tulumcu Fırfır ve oğlunun çaldıkları davul zurna eşliğinde Ardahanlılar tarafından karşılanan konuklar ve katılımcılar bu alanda, diz boyu yeşilliğin, renk renk çiçeklerin içinde yöresel oyunlar oynadılar.
Daha sonra Ardahan’a, Dursun Akçam Kültürevi’ne geçildi. Burada konuklara feselli, bişi, lokum, kete gibi yörenin geleneksel yiyecekleri sunuldu.
ARDAHAN VE SÖZLÜ KÜLTÜR ZENGİNLİĞİ
Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Alper Akçam yaptığı açılış konuşmasında, Güneybatı Kafkasya, ya da Kuzeydoğu Anadolu olarak adlandırılan bu yörenin dünyanın en zengin kır çiçeği örtüsüne sahip, yeryüzünün en uzun diliyle doğa tarafından donatılmış Kafkas Arısı’nın vatanı olduğu kadar, aynı zamanda çok zengin bir sözlü kültür ve oyun zenginliğini de yaşattığını, bu gerçekliğe vurgu yapabilmek ve konuşu tartışmaya açabilmek için de bu yıl etkinliğe konu başlığı olarak “Sözlü Kültürün Yaşamamızdaki Yeri” konusunu seçtiklerini söyledi.
ÖRGÜTSÜZ ÜRETİCİ SÖMÜRÜLÜYOR
Yörede üretilen dünyanın en değerli özelliklerini taşıyan sütün, balın ve peynirin ne yazık ki yeterince tanınmadığını ve üretici örgütsüzlüğü nedeniyle yöre halkının aracılar tarafından sömürüldüğünü, sıkıntılar çektiğini bildiren Akçam, Omega 3 bakımından çok zengin, kansere karşı koruyucu çeşitli alkoloidler taşıyan sütün litresinin köylü tarafından 90 kuruşa tüccara verilmek zorunda kalındığını, aynı paraya bir litre sağlıksızlık kaynağı kola ya da pet şişe içinde su alınamadığını vurguladı. Dünyanın en güzel, en lezzetli ve en sağlıklı sütünün, balının, peynirinin değerlenebilmesi, yöredeki üreticinin ve yaşamın önünün açılabilmesi için üreticinin bir an önce kooperatif ve birliklerde örgütlenmesi, kamu ve devlet güzleri tarafından bu yaraya ivedilikle parmak basılması, zengin kültürün korunması için de kültür ve sanat etkinliklerinin yapılması, üreticiye ve farklı düşüncelere söz hakkı verilmesi gerektiğini söyledi.
BİR AVUÇ İNSANIN ÖRNEK ÇABASI
Dursun Akçam Kültürevi’nin bölgede her kesin söz hakkının bulunduğu, hoşgörünün, barışın ve kardeşliğin önde tutulduğunu belirten Akçam, böyle bir mekân olarak yaşamını sürdürebilmesi için popüler ve egemen bakış açısının tuhaf karşıladığı, zaman zaman karşı çıktığı, çıkar ve siyasi iktidar hedefleri olmayan bir avuç insan olarak ellerinden geleni yaptıklarını sözlerine ekledi… Akçam, daha sonra gelen konukları salonu dolduran Ardahanlılara tanıttı, etkinliği özverili bir çabayla izleyen, ulusal ölçüde duyurusunu yapan Ardahanlı basın mensuplarına da teşekkür etti.
Etkinliği kutlayan ve ülkenin çeşitli yerlerinden gelen çok sayıda iletiden bir kısmının arada okunmasından sonra Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanı Fakir Yılmaz, Damal ve Hanak Belediye Başkanları birer konuşma yaptılar.
SÖZLÜ KÜLTÜRDE AKSAN VE ANLAYIŞ FARKLILIKLARI
Ardahanlı konuşmacı, etkinliğe İstanbul’dan katılan Nuray Demirel Söğüt, salondaki dinleyiciler tarafından zaman zaman kahkahalarla kesilen konuşmasında yöre kültüründe kuşak farklılıklarının oluşturduğu kimi aksan ve anlayış farklılıklarını dile getiren, anılardan oluşmuş bir konuşma yaptı.
İNAT HİKAYELERİ’Nİ ANLATTI
Ardahanlı sinemacı Reis Çelik, Dursun Akçam Kültürevi’nde özveriyle çalışmasını sürdüren bir avuç insanı akan sulara, geçen yıllara karşın rengini ve direncini yitirmeyen bir dere içindeki taşlara benzetti. Yörede yaptığı film çekimlerinde sözlü kültürden yararlanmaya çalıştığını, İnat Hikâyeleri adlı ödüllü yapıtını bu kültürün gücü üzerine kurduğunu söyledi.
ALFRED HEİLBRONN’UN BOTANİK BAHÇESİ
İlk günün son konuşmacısı olan Prof. Dr. Oğuz Makal, İstanbul Üniversitesi’nin kuruluş yıllarını, Nazi Almanyasından kaçan çok değerli öğretim üyelerine Cumhuriyet yöneticilerinin sağladığı olanakları anlattı. Daha sonra bu öğretim üyelerinden Alfred Heilbronn tarafından kurulan, İstanbul Üniversite yerleşkesi içinde yer alan ve hemen hiç kimsenin varlığını bilmediği Botanik Bahçesi’ni konu alan, Oğuz Makal tarafından yapımı gerçekleştirilmiş bir belgesel izlendi.
**Dursun Akçam Kültür Günleri Başlıyor..
*27/06/2017 Tarihli Haber
HAYDİ AYDINLIĞA / DOSTLUĞA PAYLAŞMAYA DAYANIŞMAYA, BAYRAMLAŞMAYA..
Ardahanlı yazar Dursun Akçam için geleneksel hale getirilen Dursun Akçam Kültür Sanat Günleri’nin 13.’sü 30 Haziran 2 Temmuz tarihleri arasında Ardahan’da gerçekleştirilecek. Üç gün boyunca halka açık ve ücretsiz düzenlenecek olan etkinlikler, bu yıl da kültür ve sanatı Ardahanlılarla buluşturacak.
Ardahan Dursun Akçam Kültür Evi’nde 30 Haziran Cuma günü saat 17.00’de “Sözlü Kültürün Yaşamımızdaki Yeri” başlıklı sempozyumla açılışı yapılacak olan etkinlik kapsamında tiyatro, belgesel sinema gösterimi, açık oturumlar, kır şenliği ve fidan dikimleri yapılacak.
Etkinliğin ilk gününde yönetmen Reis Çelik “Sözlü Kültürün Sinemamızdaki Yeri” başlıklı bir sunum yapacak. Çelik’in ardından ise Nuray Demirel Söğüt “Ardahan’da Sözlü Kültür ve Kuşaklar Arası İlişkiler” başlıklı bir konuşma yapacak. Birinci günün kapanış etkinliği ise Prof. Dr. Oğuz Makal’ın yönetmenliğini yaptığı “İstanbul’da Bir Gizli Bahçe: Alfred Heilbronn Botanik Bahçesi” adlı belgesel sinema gösterimi olacak. Gösterim öncesinde yönetmen Prof. Dr. Oğuz Makal da bir sunum gerçekleştirecek.
Etkinliğin ikinci günü, saat 11.00’de yapılacak olan “Sözlü Kültürün Edebiyatımızdaki Yeri” başlıklı panelle açılacak. Panelin konuşmacıları Mahmut Temizyürek, Mazlum Vesek ve Alper Akçam. Etkinlik, panelin ardından saat 15.00’te Dursun Akçam Ormanı’nda yapılacak olan Kır Şenliği ile devam edecek. Katılımcılar burada fidan dikimi de gerçekleştirecek. İkinci gün, Alper Akçam’ın yazdığı “Hey Atlılar” adlı tiyatro ile kapanış yapacak. Alper Akçam’ın Çıldır’da anlatılan bir yöresel fıkradan esinlenerek yazdığı oyun, Bir Nefes Tiyatro Topluluğu tarafından sahneye konulacak.
Kültür Sanat Günleri’nin üçüncü günü iki ayaklı yapılacak açık oturumlarla başlayacak. “Ardahan’ı Okuyanlar Ardahan’ın Yazanlar” başlığıyla sabah saat 10.30’da gerçekleşecek ilk oturumda Kenan Karabağ, Kaan Gündoğdu ve Erdal Çakıcıoğlu konuşmacı olacak. Saat 12.00’de başlayacak “Sözlü Kültürün Eğitimimizdeki Yeri” başlıklı ikinci açık oturumun konuşmacıları ise Prof. Dr. Firdevs Gümüşoğlu, Dr. Canan Kaftancıoğlu ve Bünyamin Tetik. Açık oturumların ardından saat 15.00’te Çıldır Gezisi düzenlenecek. 13. Dursun Akçam Kültür Sanat Günleri, bu gezi sonrası Dursun Akçam Kültür Evi’nde gerçekleşecek olan Şiir ve Söz Akşamı ile sona erecek. Bu son etkinlikte Barış Kocaoğlu, Zehra Cankan ve Ardahan Üniversitesi öğrencileri sahne alacak.
“BU ÇAĞRIYI DUYUN”
Bu arada etkinliği 13 yıldır geleneksel olarak düzenleyen Dursun Akçam Kültür Sanat Vakfı, yazılı bir açıklama ile katılım çağrısı yaptı. “Dostluğa, dayanışmaya, paylaşmaya çağırıyoruz” denilen duyuruda şu ifadelere yer verildi:
“30 Haziran 2017 Cuma günü 13. Dursun Akçam Kültür ve Sanat Günleri başlıyor.
13 yıldır kültür ve sanatla birlikte yaşayacağız diyoruz; 13 yıldır ufkumuzu, ömrümüzü kültürle sanatla açacağız diyoruz.
Dostluğa, dayanışmaya, paylaşmaya çağırıyoruz.
Herkese söz hakkı, herkese kendisi olarak yaşama olanağı diyoruz… Kendi dilimiz, kendi sesimiz, kendi kültürümüzle herkese kucak açalım diyoruz…
Tiyatro. sinema, açık oturumlar, kır şenliği, fidan dikimi…
Ardahan, yalnız dünyanın en uzun diline ve tüm nektarları toplayabilme olanağına sahip Kafkas Arısı’yla, dünyanın en zengin kır çiçeği örtüsüyle, dünyanın en güzel ve en değerli Pinus Silvestris ormanlarıyla, balıyla, kaşarıyla değil, çok sesli, çok renkli, barışçı ve hoşgörülü kültürüyle de ilgi odağı olacak; dostluğun, kardeşliğin, sanatla paylaşmanın ışığını hep yakacak.
Anadolu’nun çatısındaki bu çağrıya uyun dostlar, kara kotanın derince yardığı kara topraklarda hotaklık yapanlar, tırpan çekenler, düğünlerde papağa at binenler, şimdi ülkenin ve dünyanın dört bir yanına dağılıp hayatı üretmeyi sürdürenler, emeklerini hayata katanlar, bu çağrıyı duyun…
30 Haziran’da Ardahan’da buluşalım, dostça, kardeşçe kucaklaşalım…
DURSUN AKÇAM KÜLTÜR VE SANAT VAKFI YÖNETİM KURULU…
**Akçam gönüllüleri Yakacık’ta toplanıyor..
18/02/2016 Tarihli Haber
Edebiyatımızın büyük çınarlarından Dursun Akçam’ın adına kurulu olan Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı’nın çalışmalarını İstanbul’a yaymayı ve vakfın İstanbul’da bir temsilciğini açmayı hedefleyen yazarın Ardahanlı hemşerileri, Yakacık’ta yapacakları toplantı ile yol haritası belirleyecek. Toplantıya Dursun Akçam’ın oğlu yazar Alper Akçam da katılacak.
Hemşerileri, Ardahan’ın yetiştirdiği en önemli değerler arasında gösterilen, kitapları ve yaşamıyla Türkiye edebiyatına iz bırakmış büyük yazar Dursun Akçam için harekete geçti. Akçam’ın köylüsü Yılmaz Şentürk’ün öncülüğü ile yola çıkan “Dursun Akçam Gönüllüleri Girişimi”, 11 yıldan bu yana Ardahan’da faaliyet yürüten Dursun Akçam Kültür ve Sanat Vakfı’nın çalışmalarını İstanbul’a yayarak, yazarın daha geniş kitlelere ulaşmasını ve gelecek kuşaklarca tanınmasını hedefliyor.
Daha önce Gebze’de bir toplantı yapan gönüllüler girişimi, 28 Şubat’ta Kartal Yakacık’ta daha geniş katılımlı bir toplantı ile yol haritası belirleyecek.
Dursun Akçam’ın oğlu yazar Alper Akçam’ın da konuşmacı olarak katılacağı toplantıda Ruhi Su Dostlar Korosu üyesi Karabey Aydoğan’da bir müzik dinletisi sunacak.
ŞİMDİ OMUZ VERME ZAMANI
Yakacık Kültür Merkezi’nde 13.00 ve 17.00 saatleri arasında gerçekleşecek olan toplantıya katılım çağrısı yapan Akçam’ın köylüleri, “Tüm Ardahanlıları, Ölçek köylülerini, Cılavuz ocağından aydınlanmış Karslı hemşerilerimizi bu imeceye omuz vermeye çağırıyoruz. Ele ele, omuz omuza verirsek, birlikte düşünür, birlikte üretirsek, yırtık çarıklarıyla çıktığı hayat yolculuğunu Almanya’nı Hamburg şehri kıyılarına adını vermeyi başarmış dünya çapında bir yazar ve mücadele insanı olarak tamamlamış bir adı çocuklarımıza örnek bir model gibi yaşatabileceğimize, hayatımıza daha iyi sahip çıkabileceğimize inanıyoruz” ifadelerini kullandılar.
Toplantıyla ilgili detaylı bilgi 0532 707 45 52 ve 0537 467 12 92 numaralı telefonlardan alınabilir.
DURSUN AKÇAM’A DAİR
Yaşamının önemli bir kısmı sürgünler, açığa alınmalar ve türlü baskılarla geçen Dursun Akçam, 12 Eylül sonrası yurtdışına çıkmak zorunda kalır. Hayatının 11 yılı ülkesinde uzakta Almanya Hamburg’da geçer. Burada olduğu gibi oraya da unutulmaz izler bırakır Akçam. Onu unutmayan Hamburglu dostları, Dursun Akçam’ın ismini, 11 yılını geçirdiği Wilhelmsburg’da bir kıyıya verir. Dursun Akçam Kıyısı, Ağustos 2015’te aile yakınlarının da katıldığı bir törenle açılır. Akçam’ın dostu Marco Moreno, açılışın ardından şunları yazar:
BU ŞENLİK ARKADAŞIMIZ DURSUN’U ÇOK MUTLU EDERDİ…
Güneşli bir günde Dursun-Akçam-Kıyı yolunda yaklaşık 180 kişi yürüyüş için toplandı. Cemalettin Zeyrek ve Grubu “Kültürlerin Grubu” Doğu Anadolu şarkılarını caz stilinde seslendirdiler. Yürüyüş grubuna Akçam Ailesi, İlçe Belediye Başkanı Grote, Parti Temsilcileri, Kütüphaneden eski iş arkadaşları, tanıdıklar ve sevenleri katıldılar. Dursun Akçam’ın, kültürlerarası çalışmalarından dolayı Hamburg- Wilhemsburg şehrinde bir sokak tabelası ile onurlandırılarak, Perihan, Helin, Dr. Taner Akçam, Yasemin ve Zeynep Ateşman ile birlikte, İlçe Belediye Başkanının tabelayı açma anı, günün doruk noktasını oluşturdu.
Daha sonra konuşmalar ve müzik programı için Sanatçı Katrin Milan’ın Kültürlerarası Bahçesine gidildi. Yeşiller Partisinden bir politikacı, Belediye Başkanı ve ben Dursun Akçam’ ı onurlandıran konuşmalarımızla Wilhemsburg’ u etkiledik.
Konuşmaların ilk etkili anı, Zeynep Ateşman’ın dedesi üzerine söylediği sözler oldu. Dedesinin azimli kişiliğini vurgulayarak bir anısını dile getirdi. Dursun Akçam tüm ailenin bir arada olduğu bir sabah, hazırlanmamış kahvaltı masası için evdeki tüm çocukların kahvaltı hazırlanana dek bağırarak şarkı söylemelerini istemişti.
Konuşmaların ikinci etkili anı, “Güneşim” adlı şarkının Ulrich Kodjo Went, Sedat- Aysel Boyraz ve benim tarafımdan okunması oldu. Şenliğin sonlarına doğru Kültürlerarası Bahçesi tüm katılımcıları, ki bu arada katılımcıların sayıları 300 kişiyi geçmişti, Sedat Aysel Boyraz’ ın müziği eşliğinde yemeğe davet etti.
Onur Konukları arasında Dursun Akçam ve Akçam Ailesinin arkadaşları, örneğin, İrfan Cüre, Ayhan Taşdemir, Olcay Beiersdörfer, Cero Yağbasan, Dr. Bodo Schüman, Basından gelenler, Milletvekili Freimut Duve ve eski gazeteci arkadaşları vardı.
Kütüphane Müdürü Joachim Elsner’ in eşi bir ara bana dedi ki: Bu Şenlik arkadaşımız Dursun’un çok hoşuna giderdi. Sonuç olarak belirtmeliyim ki, son derece dokunaklı olan bu kutlama ile gurur duydum. Bu onurlandırma ile yüzlerce Kürt ve Türk çocuğuna, bu sokak ile birazcık da olsa, memleket duygusu verdik. Bunu yaparken her türlü milliyetçiliği dışlayarak, kültürlerarası köprüler kurabileceğimizi de kanıtladık. Teşekkürler Dursun Akçam, teşekkürler Yasemin ve Zeynep Ateşman, Teşekkürler Alper, Cahit, Helin ve Taner Akçam. Yardımlarınız ve güveniniz için…
MARCO MORENO / HAMBURG / ALMANYA
ÖNER YAĞCI’NIN KALEMİNDEN DURSUN AKÇAM:
KARS’IN KÖYLÜĞÜNDEN CILAVUZ’A, ÖĞRETMENLİĞE, YAZARLIĞA BİR ÇOCUK
Ardahan’ın Ölçek Köyü’nde 1930’da doğar Dursun Akçam (oğlu, onun doğumunun 1927 olduğunu söyler). İlk öğrenciliği Kuran kurslarında hocaların yanındadır. Dindar, sofudur. Köyde açılan geçici Halk Dershanesi’nde okuma yazma öğrenir. Sınavla Ardahan’da 4. sınıfa yazılır. 5. sınıftan sonra okumayı düşIeyemez bile. Ama Cılavuz’da açılan Köy Enstitüsü’ne köy çocuklarının ”dövlet” tarafından okutulacağı söyIentisi dolaşmaya başlar ve önce düş, sonra gerçek olur orada okumak.
1945’te girdiği enstitüyü 1950’de bitirir. Önce Kars’ın Oluklu köyünde, bir yıl sonra kendi köyünde olmak üzere Kars yöresinde 1956’ya, Gazi Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümüne girinceye kadar öğretmenIik yapar. 1958’de Ardahan Ortaokuluna Türkçe öğretmeni olarak atanır ve orada bir yıl kalır, askerliğini yedeksubay öğretmen olarak Kuleli Askeri Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak tamamlar . 1960-63 arasında Kırıkkale Lisesi ve Keskin Ortaokulunda öğretmendir.
1963’te ” Analar ve Çocuklar” adlı röportajı, Milliyet gazetesinin açtığı ”En Önemli Yurt Gerçekleri” konulu yarışmada ”Ali Naci Karacan Armağanı” kazanır ve ertesi yıl kitap olarak yayımlanır. 1964’te Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu’nun (TÖDMF) yönetimindedir ve ertesi yıl Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) kurucularından biri ve ilk saymanı olur. 1967’de yeniden TÖS yönetimine seçiIir ve Kayseri Kongresi’nde ikinci başkanlığa getirilir. ”Ölü Ekmeği” adlı öykü kitabı 1969’da basılır.
12 Mart döneminde Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesince tutuklanır ve TÖS davasında yargılanır, 8 yıl 10 ay hapse mahkOm edilirse de Yargıtay sürecinde beraat eder ve bu süre içinde hep açığa alınmış durumda kalır. Daha sonra Ankara Atatürk Lisesi’ne atanır ve oradan İncesu Ortaokuluna sürgün edilir. ”Haley” adlı öyküsü 1975 Antalya Film Şenliği’nde Birincilik Ödülü alır. Sürgünlerle, açığa alınmalarla, resen emekli edilmekle geçen günlerden sonra öğretmenlikten ayrılır.
1976’da gazeteciliğe başlar ve Cumhuriyet, Milliyet, Akşam, Vatan gazetelerinde yazılar yazar. Demokrat gazetesinin kurucularından ve yöneticilerinden olur; köşe yazılarını, dönemin kitlesel ve devrimci günlük gazetesi olan Demokrat’ta yayımlar ve öykücülüğünü sürdürür. 12 Eylül’de faşistlerin hedeflerindendir. Çünkü O, sözünü esirgemeyen bir yazar, örgütçü ve Demokrat’ın sorumlusudur. Yurtdışına çıkar ve yıllarca sürgün yaşamı sürdürür. 11 yıl ülkesine dönemez. Edebiyatçılar Derneği’nce Onur ÖdüIü’ne değer görülür (2003). 19 Eylül 2003’te, iki aydır tedavi gördüğü akciğer kanserinden ölür.
Varlık, Yeni Ufuklar, Demet, Köy ve Eğitim, İmece, Pazar Postası, Son Havadis, Dünya, Milliyet, Cumhuriyet, Akşam, Vatan, Yön, Devrim, Türk Dili, Forum, Milliyet Sanat, Yeni Toplum, Demokrat Dergi ve gazetelerinde yazıları ve öyküleri yayımlanan Dursun Akçam’ın kitaplarının yeni basımları ”Arkadaş Yayınevi”nce yapılmaktadır.
Köylü anaların ve çocukların sorunlarını iki ayrı bölümde aktardığı “Analar ve Çocuklar”(1964; 1963 Karacan Armağanı) ve Doğu Anadolu kırsal kesimi insanlarının sorunlarının ele alındığı röportajlardan oluşan “Doğu’nun Çilesi” (1965) tam anlamıyla bir röportajlar dizisiyken; röportaj havası taşıyan ve 17 öykünün yer aldığı “Maral”daki öyküler (1964), daha önceki röportajların öyküleştirilmiş biçimi gibidir. Bu öykülerde insanın içini sızlatan ve insanı acı acı güldüren yaşam kesitleriyle karşı karşıya geliyoruz. insanın Iokmasını boğazında bırakan acı gerçekler, dayak yemiş duygusu veriyor insana. Araştırma ve inceleme şansı veren röportajla etkileyici olacağını düşündüğü için bu türü seçmiştir.
“Sanatı toplum hizmetinde bir araç olarak görenIerdendir.” O.
Sanatının temeli olarak gördüğü dil konusunda şöyle düşünür:
”Yazar, genel kuralları içinde Türkçe’nin en güzeIini, en doğrusunu, hakçasını yazan, yapan kişidir. Sözcüklere işlev, içerik kazandırmak, yeni sözcüklerIe dilimizi zenginleştirmek de yazarlık fonksiyonunun bir gereğidir. Gerçek bu olunca yazar, halk dilinde yaşayan canlı, renkli sözcükleri bir kıyıya atamaz… Köy insanını en iyi anlatan onun dilidir.”
Öykü havasının egemen olmaya başladığı öykülerden oluşan ”Ölü Ekmeği”nden (1969) sonraki, kırsal kesim insanlarının ve köyden göç eden köylülerin sorunlarının araştırıldığı röportaj-öyküler olan ”Taş Çorbası” (1970) ile ”iç göç” olgusuna değinmeye başlayan Akçam; 9 öykünün yer aldığı “Köyden indim Şehire” (1973) ile bu olguyu derinleştirir. Özellikle, kente gidip de oğlunun tutuklu olduğunu öğrenince tüm dünyası yıkılan tipik baba Derviş Dede’den (Akova’dan Irgatları Derviş); kente göçen iki köylü ailesinin geçimsizliğinin işlendiği (Kaz Eti), Yeter Teyze’nin kente uyum sorunlarının ele alındığı (Köyden indim Şehire)(Üç Silahşor Kanunu)(Köyün Enisdosu) öyküleri Dursun Akçam öykücülüğünün özelliklerini taşır. O, “…Köy edebiyatı hikaye ve romanıyla artık kendisini tekrarlamaktan, monotonluğa düşmekten kurtulmalıdır. Kuru saptamalar, duygusal dövünmeler aşılmalıdır.” der ve bu düşüncesini yapıtlarında hayata geçirir.
Dursun Akçam’ın özgün ürünleri olan röportajları ile bunları öyküleştirdiği yapıtları uzun süre iç içe yolculuk yapmıştır.
”Dursun Akçam’ın öykülerini okurken, ağladığınız yerde güler, gülerken ağlarsınız.” diyor, aynı damardan beslenen, aynı gelenekten gelen dostu Fakir Baykurt.
“Kanlıdere’nin Kurtlan” (1975; 1976 Türk Dil Kurumu Roman Armağanı) romanında, köyün ve köy insanlarının, kasaba ve kentle, kasaba ve kentin çeşitli katmanlardan insanlarıyla, kurumlarıyla ilişkisi anlatııırken toplumsal yapı eleştirel bir gözlemle aktarılır. Susuzluğun kuraklıkla birlikte daha da yoksullaştırdığı, aç bıraktığı Çeşmir Köyü’nde köyün ağası Bekir’le ilçedeki parti başkanı Feramuz ve ildeki Milletvekili Haşim Beyin işbirlikleri sonucu oluşan katmerli bir sömürü vardır. 1950’Ii yıllardır. Bu üçlü; satın aldıkları ve kullandıkları kimi kişilerin, bir eşkıya tetikçi Altındiş Kör Haydar, bir veteriner (Hüsamettin) ve gazetecinin (Bozkurt) yardımıyla din sömürüsü yaparak köylülere amansız baskı kurmakta, onları sömürmekte, ezmektedir. Şarbon hastalığı yayarak köylünün hayvanlarının ölmelerine yol açarlar. Ta Osmanlı döneminden başlayarak köylülerin başına bela ağalığın Cumhuriyet kurulduktan sonra da devam ettiğini; inönü döneminde köye okul açıldığı, o dönemde öğretmen Resul’ün öldürüldüğü, sonra DP döneminde de ağalığın baskı ve zulmünün sürdüğü çeşitli olaylarla ve geri dönüşlerle anlatılır romanda. Kentte işçilik yapıp konuşmayı ve yasaları öğrenmiş olan Koca Mürsel’in oğlu Merdan’ın gelişiyle bir şeyler değişmeye başlatır. Köylüler artık yağmur duasına çıkmazlar, derenin önündeki ağanın kurduğu bendi yıktılar mıydı tarlalara su gelmeye başlayacaktır. Ağa’nın adamlarıysa köylüleri döver , jandarmaya tutuklatır. Ama köylülerin gözü açılmıştlr artık. Doğanın acımasızlığına eklenen egemen güçlerin temsilcilerinin baskılarıyla dayanılmaz hale gelen yaşamda uç veren soylu bir direnişini destansı romanıdır Kanlıdere’nin Kurtları.
Günce, anı ve gezi notlarından oluşan “Altta KaIanlar” (197 4) ile faşist saldırılarda ezilen insanları anlattığı söyleşilerden oluşan “Kan Çiçekleri” (1977) Akçam’ın 12 Eylül öncesi yayımladığı kitaplardandır.
12 Eylül ertesindeki dönemde Almanya’da basılan “Alaman Ocağı”, “Dağların Sultanı”ve “Öğretmeni Kim Öptü?” adlı kitaplarında, Almanya’daki çeşitli uluslardan siyasal göçmenleri gülmeceyle anlatır. Almanya’dan kara gülmece öyküleri denilebilir bunlara. Baskıcı düzenlerden kaçıp Almanya’ya iltica etmiş olan çeşitli uluslardan ve kültürlerden gelen insanların ironik anlatımıdır bu öykülerde okuduğumuz.
Dizi öykülerle bir gülmece romanı bütünlüğü gösteren ”Generaller Birleşin” (Alan Yayıncılık, 1988), “Almanya’nın Hababam Sınıfı” altbaşlığıyla yayınlanır ve kitap Rıfat Ilgaz’a adanmıştır. Kitabın başına koyduğu “Kısa Açıklama”da şunları söyler Dursun Akçam:
”Güldürü diyoruz ama okuyanları gerçekten güldürebilecek miyiz? Güldürü sanatı ayrı bir ustalık isteyen zor bir zanaat. Öyleyse neden soyundun bu işe diyenler olabilir? Zorunluluktan kısacası. Daha önce iki dilde (Almanca-Türkçe) yayınladığım Alaman Ocağı adlı kitabın Türkiye’ye sokulması yasaklandı. Yine F. Almanya’da baskısı yapılan bir başkasının da baş kişisi bir Kürt olduğundan ulusal sınırlarımız içinde yayımlanması sakıncalı görülmüştü. Eh ne yapaIım, bu kez de böyle bir yolu, yasaksız, sakıncasız bir yolu denemek istedik. Biraz da akıllandık galiba! Kusurumuz hoşgörüle.”
Kitapta, politik nedenlerle Almanya’da yaşamak zorunda olan yabancılar için sekiz aylık Almanca dil kurslarından bir kesit anlatılır. Bu kurslara katılanlara Alman İş ve İşçi Bulma Kurumu (Arbeitsamt) her ay bir ücret ödemektedir. Ama kursların amacı yabancılara Almancayı öğretmekten çok başbelası yabancıları bir süre bir yerde oyalamaktır. Günde beş saati bulan derslerin nasıl doldurulacağı da sorundur elbette. Ve bu kurslarda çeşitli ülkelerden gelen çeşitli yaş ve mesleklerden, çeşitli ideolojilerden insanların birbirleriyle okul yöneticileri ve öğretmenleriyle ilişkilerinde bin bir gülünçlükler, ilginçlikler yaşanmaktadır. Kitaptaki bir roman bütünlüğünde anlatılan 15 dizi öykü böyle bir kursta geçen olayları hicvetmektedir. Akçam’ın ”hafif çitlekler” dediği bu öyküler de gerçekten de bir Hababam Sınıfı ile karşılaşırız. Tanışma işle başlayan Dişi Jokey’le süren öyküler olağanüstü ince alayla dolu olan Generaller Birleşin adlı bölümde olduğu gibi dünyada ve ülkemizde yaşanan olaylarla bütünleşerek sürer gider. Bir toplumsal taşlama da diyebiliriz bu öyküler bütününe.
12 öykünün yer aldığı “Sevdam Ürktü”de (Simavi Yayınları, 1992) Akçam, her biri için gurbet ve sürgün olan Almanya’da yaşayan Türk ve başka birçok ulustan göçmenlerin birbirleriyle ilişkilerini, inançlar, dilIer, siyasetler, ideolojiler ve kültürler arası çatışmaları alaycı biçemle gülmece öyküleri olarak aktarıyor. PoIitik göçmenlerden entellik taslayanlara, uyumsuzluk ve hiçlikle yaşama boşvermiş gençkızlarla delikanlılara uzanarak yaşanan insanlık dramından çizdiği tipIerle toplumun her kesimine göz atıyor. Yabancılaşmayla ve kültür bombardımanıyla karşı karşıya gelen insanların yaşadıkları sıkıntıları, düştükleri sevgi açlığını, bunalımları anlatıyor. Farklı kültür ve yaşam biçimi anlayışlarıyla süren cinsler arası ilişkilerdeki çarpıklıkları ve yoğun sevgi arayışını gülünç öğelerle zenginleştirerek sunuyor.
“Haley” (Seçilmiş Öyküler, Arkadaş Yayınevi, 2002), Akçam’ın seçilmiş öykülerinden oluşuyor. Adını Antalya Film Festivali’nde Birincilik Ödülü alan öyküden alan bu kitaptaki öyküler, onun gülerken düşündüren ve köyden kente göç olayının insanlar üzerindeki etkilerini işlediğr öyküleridir. ”Ucu Ucuna Yaşam”da (Arkadaş Yayınevi, 2002) Türkiye’ye dönüşünde Almanya yıllarını yazan Akçam, 12 Eylül dönemi Türkiyesini yurtiçinde ve yurtdışında yaşayanları anlatır. Almanya’daki politik göçmenler, onların ülkede kalan aileleriyle ilişkileri, olağanüstü değişimlerin yaşandığı dünyada ve Türkiye’de başgösteren yeni çelişkiler, yeni ilişkiler, yeni düş kırık!ıkları arasında elbette güzellikler de fışıkıracaktır. Fışkıran bu güzelliklerden biri de büyüyen bir aşktır…
”Kafdağı’nın Ardı” (Arkadaş Yayınevi, 2002): Sade, çarpıcı ve ustalıklı bir destan roman; dahası özyaşamöyküsel içtenlikli bir anlatı. Simurg söylencesinden yola çıkarak Kaf Dağı ile Kafkas Dağları arasında bir özdeşlik kuran Akçam’a göre, çaresizliğe yazgılı çocuk aradığı ışığa ulaşmak için birçok engeli aşmak zorundadır. Kafdağı’nın ardında doğanın hırçınlığı ve acımasızlığı ile birtakım insanların zalimliği ve baskısı altında olan insanların yazgısıdır sanki yoksulluk, açlık, çaresizlik içinde yaşamak. Bu insanların içinde, bu acımasız koşullardan kurtulmak için didinip duran bir köylü çocuğu vardır. Didinir, çabalar, çaresizliğe düştüğü çokça an olur ama sonunda aradığı ışığa ulaşır. O ışık Cılavuz Köy Enstitüsü’nün ışığıdır ve çocuğun kurtuluşu olacaktır Cılavuz.
Oğlu Alper Akçam şöyle diyor roman için:
”Kafdağı’nın Ardı, onun son ve yaşam felsefesini çocuksu bir gözle anlattığı başyapıtıdır diyebiliriz. Yazın yaşamının en olgunluğa ermiş anında çocukluğuna dönüp memleketini, kendini, birlikte yaşadığı insanları bir kez daha sorgulamış, hayatla bir son el daha oynamıştır .”
Bireyci, bunalımcı, soyut değildir onun tüm öyküleri, romanları; toplumsalcı, iyimser ve somuttur. Alaycılık, gülmece, kara gülmece öğelerinin yoğun olduğu görülür tüm yazdıklarında. Anadolu aydınlanmasının simge adlarından biridir o; kaygılı, öfkeli, isyankar, boyun eğmeyen, küskün, çığlıklar atan bir çocuk…
Aydınlığı sonsuzluğa aksın Dursun Akçam’ın.
.jpg)
zombilerden haberiniz var mı?
Başkan Erdoğan’ın bile yolda geçerken gördüğünü ve dikkat çektiği zombilerin sayısının bir hayli arttığı ülkenin Ardahan’da da esrar ve uyuşturucunun elden ele dolaştığı iddialarını duyan yetkili yada etkili kimse var mı bilmem ama bende Başkan Erdoğan gibi bugünlerde bir çok zombi gördüm desem inanın..
Evet ülkede genelinde sayıları bir hayli artan ve artık her arada, her sokakta, her caddede ve tv kanallarında görülmeye başlayan zombiler Ardahan’da da dolaşıyor..
İki gümrük kapısının olduğu ama ithalat, ihraaat yapılmaktansa kumar ve eğlenmek için sınırların geçildiği Ardahan’da da zombi var..
İşsiz olan gençleri zombileştiren, Aileleri huzursuzlaştıran bu durumun önüne neden geçilmediği ve bu gençleri zombileştren esrar ve uyuşturucunun nasıl olupta Ardahan’a kadar getirildiğini düşünürken camilerde Kur’an kurslarına katılan çocuklara trafik dersi bile bu önemli konuda neden ciddi bir çalışmayı da göremiyoruz..