DEVLETİ ARDAHAN KAŞARI VE BALI MI DİNÇ TUTUYOR?


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..



Gazeteci Fakir Yılmaz ile Gazeteci Özlem Şeyma YHılmaz’ın birlikte hazırlayıp, her pazar günleri saat: 14.00’da TEMPO TV’de Sundukları Canlı Yayın Programı


Her Pazar günü saat:14.00’da 


Sizde Tempo TV ekranına konuksunuz..




MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



Ardahan Kaşarı ve Balı yediği ileri sürülen ve ilerlemiş yaşına karşın hala dinç olmasıyla konuşulan MHP Genel Başkanı, Prof. Dr. Devlet Bahçeli’nin Ardahan Kaşarı ve Balının kimler tarafından Bahçeli’ye gönderildiği konusuna yaptığımız araştırmada ise ilginç bir durum ortaya çıktı.


Çünkü Bahçeli’ye Ardahan Kaşarı ve Ballarını gönderinin bir süre önce Kadın başkanın yerine atanan yeni Ardahan MHP İl Başkanının veya MHP’ye yakın bir kimsenin değil başında siyasi bir kimlik olan resmi bir yerel kuruluş tarafından gönderildiği öne sürüldü.


Öte yandan Ardahan Kaşarı ve Balıyla kahvaltı yaptığı belirtilen Bahçeli bir süre önce atadığı yeni İl başkanının görevden el çektirdiği eski MHP İlçe Başkanlarını görevden alınmasına onay vermiş ancak yerlerine atanacak yeni isimler bulamayan MHP Ardahan İl ve İlçe Teşkilatları seçimlerin yaklaşmasıyla başlayan mitingler öncesi hala tam olarak yerine yerleşmiş durumda değil.


DÜNDE AYNI BUGÜNDE..


Demirel’in “Kürt realitesini tanıyoruz”, Mesut Yılmaz’ın, “AB yolu Diyarbakır’dan geçer” demelerinin üzerinden kaç yıl geçti bilmem ama bu kez kayyumla belediyesi yönetilen Diyarbakır’a bir kez daha giden Erdoğan’da yıllar önce “Kürt sorunu benim sorunumdur.’ demiş olduğunu hatırlarken 5 çocuğu, 6 torunu olan bir Kürt gazeteci olarak son günlerde yaşanan tartışmalara bakmak istesem de ‘son umut, mahkemesi kapatılmak istenen Anayasa’da’ denen bilgi çarpıtma yani yeni sansür yasasını hatırlıyorum.

Ve geriye dönüp, şu an bu dünyada olmayan Evren, Demirel, Mesut Yılmaz, Erbakan, Türkeş ve adına Kürt Sorunu denen sorunu yok sayıp, ‘Bu olsa olsa terör olaydır’ deyip, ‘Zaten kökünden çözdük, aha bitti, bitirildi’ diyen kaç içişleri, savunma bakanı, ölümü şüpheli denen Eşref Bitlis gibi onca komutanların bu yöndeki demeçlerine bakmak istiyorum.

Ve onca demeç, açıklamayı tek tek arayıp bulmak istesem de, bir anda vazgeçiyor 5 yetmedi 10 ve 15 maaş alan değil, ‘çocuk yapan PKK’lılar kim acaba?’ diye sorulan sorulara cevap arayan, ararlarken de biz Kürtlere ‘Erdoğan size terörist dedi..’ diyen ulusalcıların yani sözde solcuların tutum, söylem ve hal, hareketlerine bakıyorum.

Ve bunların yani Erdoğan’ı çürütmeye kalkanların karşı deyişlerine bakarken aynı Erdoğan’ın Kültür Bakanlığına bağlamaya çalıştığı Alevilerden biri olan eski komutan, demediğini bırakmadığı AK Parti’ye geçen vekilin eşine dediklerinden daha ağır ve incitici anlam, adlandırma yani kısacası faşo oluklarını duyup, işitip, okuyoruz.




Efendim Erdoğan bunu PKK’lılara derken üstü kapalı olarak Kürtlere dediğini yani Kürt olanların hepsini PKK’lı ilan ettiğini belirten ulusalcı faşist kafaların küçük beyinciklerinde hep duran Kürt düşmanlığının en açık ve bariz örneği ‘Efendim Erdoğan azınlıklara böyle diyemez, ayıp etmiştir’ diyordular.

Derlerken bu ülkenin nüfusunun büyük bölümünü olduğu gibi özünü taşıyan onca Kürde ‘azınlık’ demekle aslında kendilerinin politikaları yüzünden bugüne kadar gelen ve hala çözüm aranan sorunun başrollüleri bunların olduklarını da görmekteyiz.

Ha unutmadan kimyasal silah konusunda da bir tartışmanın devam ettiği bir sırada Deniz Gezmişlerin asılması için el kaldıran CHP’liler arasında dedesi bulunan aynı CHP’nin sözcüsü Öztırak’ın son sözleri bu ulusalcı faşist kafaları anlatan ve ‘tencere dibin kara benimki seninkinden kara’ dedirtiyor gibiydi…

Neyse dedim ya bilgi çarpıtma yani 3 yılla başlayan son sansür yasası ve onca ‘Sakın düşünme’ diyen yasa, anlayış, bakış varken ben 10 yıl önceye yani Erdoğan’ın Diyarbakır’a yapacağı ziyaretle yeniden gündemin ilk sıralarına çıkacağa benzer olan Kürt sorunu gibi hiçte güncelliğini kayıp etmeyen iki yazımıza bakıp, adeta bugünü anlatan o yazılarımı okumayanlarda okusun diyerek yeniden yayınlamayı daha uygun buldum.

Çünkü en iyisi bu tartışmalarda uzak durmak, durup, durduk yere kendi başımıza da yeni bir sorun açmayalım, en iyisi kendi kendimizi otosansürleyip yıllardır içinde çıkılamaz hal alan ve aşağı tükürsen sakal yukarı tükürsen bıyık olan konuyu onlara bırakmak en iyisi.

 Ve şimdi çoğu çoban olan Afganlarla ilgili yazıma ve yeşil sahada kalmak için mücadele eden Amatör takımlardan biri olan ama şimdi adı olsa da kendisi olmayan Aktaş gibi Türkgözü (BadeLE) Gümrüğü olmasına karşın ithalat/ihracatın sıfır derecede olduğu Ardahan’a bakalım.


**Afgan takımı..

Dün çıktı, maçta 9 gol yiyen Adanaspor’un Kulüp başkanının maç sonrası yaptığı açıklamaya baktığınızda neredeyse delireceğini görmek mümkün.

Çünkü Ardahan’ı temsil eden bir futbol takımının Ardahan’ın ileri gelenlerince desteklenmediği gibi var olan imkânlardan da yararlandırılmadığını görürsünüz.

Buna örnek olaraktan Afganlara tahsis edilen İl Spor Müdürlüğüne ait kapalı spor salonu gibi tesissilerinin bile Ardahan Spora verilmediğidir.

Adanaspor’un Başkanı Uğur Kaçar’ın bu ağır sitemine baktığınızda Ardahan’ı temsil eden ve onun ileri gelenleri olanlar olarak tanınanların Ardahan’a olduğu gibi Ardahan Spora ve diğer sportif etkinliklere da sahip çıkmadığını da görmek mümkün…


**Badele/Türkgözü..

Çıldır Aktaş’ı açmaya hazırlanan Ardahanlıların yıllardır açık olan Posof Türkgözü’ne ne kadar sahip çıktıklarını soracak olursak, önünüze koskoca bir sıfırın çıkacağından emin olan.

Çünkü sınır kapısı, dış ticaret, ithalat ve ihracat nediri merak etmeyen ve bu yönde ‘ne yapabilirim’ i hiç akıl edemeyen Ardahanlının kendini değiştirmeme inadı dolaysıyla Kafkaslara açılan önemli bir kapı olan Posof Türkgözü (Badele) maalesef hakkettiği katkıyı ne Posof’a nede Ardahan’a sunamamıştır…

Bundan etkili olan diğer bir neden ise Posof’un değişmezi olan, Ankara’da, Avrupa’da gelmeyen belediye başkanıdır…


Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.phparşiv haber 21/04/2017 tarihli haber/yorum


Kaşar Ağası Hayata Göz Yumdu..


Ardahan’da yapılan yaz etkinliklerinin ilk olan Göle Kaşar Festivalinin ilk ağalarından olan Hayrettin Şanlıtürk hayata göz yumdu.


Ardahan’ın Göle İlçesine ilk dev Süt ve Süt Ürünleri Fabrikasını kuran ancak daha sonra yaşadığı ekonomik sıkıntılar dolaysıyla bu fabrikayı kayıp eden Şanlıtürk oğlu Engin Şanlıtürk’ün ölümü ardından hayata küsüp, İstanbul’a, diğer oğlunun yanına yerleşmişti.


Bir süredir rahatsızlığı dolayısıyla İstanbul da tedavi gören


Göle’nin hayırsever eşraflarınden olan iş adamı Hacı Hayrettin Şanlıtürk sabaha doğru İstanbul da ki evinde hayatını kaybetti.


Cenazesi, İstanbul Esenyurt Parseller Mustafa Kemal Paşa Camisinde kılınacak olan Cuma namazından sonra Göle’ye getirilerek, kendi köyü olan Abur (Dengeli Köyü) köyün de defin edileceği öğrenildi.


Başsağlığı için iletişim:Uğur Şanlıtürk 0530 300 83 35


**ARDAHAN-GÖLE YOLUNDA


ASFALTLAMA ÇALIŞMASI..!


*07/06/2016 Tarihli Hbaerler


Kısa bir süre sonra İlimizden ayrılacak olan Ardahan Valisi Ahmet Deniz, Ardahan-Göle karayolunda başlayan asfalt çalışmasını denetledi.


Müteahhit firmalardan kaynaklanan sorunlar nedeniyle aksaklıkların yaşandığı yolda yeniden başlayan asfaltlama çalışmasını yerinde görmek üzere Göle yoluna giden Vali Deniz, yapılan çalışmalarla ilgili yüklenici firma yetkilisinden bilgi aldı.


Çalışmaların gidişatı hakkında Vali Deniz’e bilgi veren firma yetkilisi, iş sezonu sonuna kadar yolun 30 kilometrelik kısmını tek yön olarak sıcak asfalt yapacaklarını teahhüt etti.


Göle yolunun Ardahan için oldukça önemli bir yol olduğuna işaret eden Vali Deniz de, yüklenici firma yetkilisinden yoğun bir çalışma yürütmelerini ve sezon sonuna kadar verilen taahhüdü yerine getirilmelerini istedi. 


**ANKARA SATILIK..


20 Milyonluk İstanbul’da sayıları 600 bine yakın Ardahanlıyı güçlü bir lobi çatısı altında bir araya getirme çabası içinde mücadele verirken başta her geçen güniçinde çıkılmaz olan trafiğinden olmak üzere bin bir sorunla uğraşırken onca ayak kokusunu pardoni ayak oyunlarının oynandığı İstanbul’da baharın kokusunu hissedecek ne alan nede vakit bulamadığımı, Kocaelli’nden ve Adapazarı’nı geçtikten sonra anladım..

Hendek’te ki iş adamımız, hemşehrimiz Turgut Samancı’yı ziyaret ettikten sonra girdiğim otobandan başkent’e, Ankara’ya doğru yol alırken betonlaşan İstanbul’un mavi denizi bile beyazlattığı o bina ve asfalt görünümü gitmiş, yerine yeşilim doğa karşıma çıkmıştı..

Bolu Tünelinin bir gözünün kapandığını görüp, çoktandır tırmanmadığım yeşili Bolu Dağını tırmandıktan sonra aracımın Ardahan’a dönüşü his edercesine otobanın orta şeridinden ayrılmadan sessizce süzüldüğü otobanın da bir hayli eskidiğinin hissettiren irili ufaklı çukurlara girerken yollardan sorumlu yeni bakanın hemşehrimiz olduğunu ve onun da işinin bir hayli zor olduğunu düşünürken burnuma gelen güzelim doğa kokusunu ciğerlerime çekiyordum, solum ve sağımda ki fabrikaların üzerinde ki satılık, kiralık ilanlar dikkatimi çekti.

Adapazarı’ndan başlayıp, Ankara’ya kadar süren bu ilanların ben Ankara’ya girmeden önce yağan yağmurun ardından ortaya çıkan gökkuşağının şemsiylediği başkentin girişinde bir hayli artmaya başladığını da görüp, o çok özlediğim doğa kokusunu, yeşili unutmuş ekonominin ne halde olduğunu anlatan ekonomistlerin yazı ve yorumlarını hatırlıyordum..

Ve şimdi de ramazanı mana edip, evinden işine gitmeyen, ‘masrafı ne kadar azaltsam kardır’ demeye başlayan ve bu nedenle evinden işine gitmeyenlerin sayısının bir hayli artmaya başladığını hatırlatan İstanbul’dan sonra bu manzara, yani dev fabrikaların üzerine asılmış olan dev ‘Satılık’, ‘Kiralık’ pankartlar karşısında başkentten okurlarıma nasıl bir yazı yazacağımı düşünürken, ‘Ankara Satılık’ başlığının, İstanbul’dan Ankara’ya gelene kadar gördüklerimi özetlediğini düşünerek bugünkü yazıma nokta koyuyordum.