Gazeteci Fakir Yılmaz ile Gazeteci Özlem Şeyma YHılmaz’ın birlikte hazırlayıp, her pazar günleri saat: 14.00’da TEMPO TV’de Sundukları Canlı Yayın Programı
Her Pazar günü saat:14.00’da













İç politikada sıkışıp, ne yapacağının arayışı içine giren ve kendisi gibi futbolcular başta olmak üzere çalışanlara, halka zulüm yapan manyak oğulun, babası Saddam’ı hatırlayan var mı?
Bilmiyorum ama Suriye’ye yeni bir harekât yapılması düşünülen, Rusya ve İran’ın karşı çıktığı, ABD’nin bölgedekilerini silahlandırmayı hızlandırdığı Temmuz ayı ardından yaklaşan seçimler ve bir hafta kalan Ağustos ayı nedense bana Irak’ın işgalini ve yaşananları hatırlattı…
Çünkü hala kan revan içinde olan ve son olarak Ardahanlı iki genç hemşehrim Öktem kardeşlerinde iş yaptığı dost bildiğimiz Cezayirli yetkililerin ziyaret edip, Arap Birliğine yeniden katılmasını istediği Suriye’ye komşu olan Irak’ta yaşananlar hemen her gün ekranlarda gazetelerde ve dünya gündeminde olmaya devam ediyor.
Evet, Temmuzun son haftasına girdiğimiz günlerde yaklaşan Ağustos ayını en çok hatırladığımız yıl 1990, gün ise 2 Ağustos’tur..
Saddam’ın Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesiyle başlayan ve Kuzey Irak’taki Barzani yönetimindeki özerk bölgeyi yönetenler değil de, o bölgeyi sömürüp yiyenler gibi Kuveyt’i yöneten El Sabah ailesi İran-Irak savaşında Saddam Hüseyin’e milyarlarca dolar yardımda bulunmuştu.
Bu cömert yardımın nedeni ise Saddam Hüseyin’e sevgiden çok İran’a duyulan husumet idi. Saddam Hüseyin ise tüm Sünniler adına savaştığı için El Sabah ailesinin bu borcu silmesini bekliyordu.
Ve aynı tek adam Saddam Hüseyin ülke içinde umduğunu bulamayınca Kuveyt’in OPEC petrol üretimi kotalarını ihlal ettiğini öne sürdü, zor kullanarak Kuveyt’i işgal etti.
Dünyanın cendermesi ABD ise Kuveyt’in işgaline kadar olan süre boyunca Irak ile ilişkileri normalleştirmeye çalıştı. Saddam Hüseyin ise bu konuda iş birliğine sıcak bakmadı.
Kuveyt’in işgali sonrasında Başkan George H. W. Bush hemen safını belirledi; ABD saldırganın yanında yer almayacak, mağduru koruyacaktı. Yetmedi tek adam tarafından yönetilen Irak’ın da içinde olduğu bölgeye demokrasiyi getirecekti…
İlk adım Saddam Hüseyin’in saldırı alanını genişletmesine engel olmaktı.
ABD’nin sivil yönetimi Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) konusunda ABD ordusunu daha yaratıcı düşünmeye zorluyordu. Daha yaratıcı proje üretmek görevi de Wolfowitz’e verildi. Siyasi danışman askeri danışmana dönüşmüştü.
Wolfowitz, “Batı’dan Kuşatma” adını verdiği yeni bir strateji geliştirdi. Buna göre ABD ordusu cepheden savaşmayacak, düşmanı arkadan kuşatacaktı. Genelkurmay Başkanı Colin Powell ve Schwarskopt bu stratejiyi mantıken geçerli bulmadılar ve reddettiler.
Irak savunma hattını kırmak için daha büyük bir askeri destek gerekiyordu. Schwartzkopf’un emrinde 265 bin asker vardı, o ise bunun iki mislini talep ediyordu. Başkan Bush ”ne isterlerse verin” dedi.
Ve Bush aynı dönemde BMGK’dan 668 nolu kararı çıkarttı. Bu karara göre Irak’ın, Kuveyt’ten geri çekilmesini sağlamak için her türlü askeri harekete olanak sağlanıyor ve Saddam Hüseyin’e Irak’tan çekilmesi için 5 Ocak 1991 tarihine kadar bir süre tanınıyordu.
Çöl Fırtınası (Operation Desert Storm) operasyonu 17 Ocak 1991 sabahı saat 02:40’da başladı. İki ABD helikopteri Irak açısından hayati önem taşıyan iki radar istasyonunu imha etti. Bunu izleyen dakikalar içinde F-117 uçakları Bağdat üzerinde dolaşmaya ve Bağdat’taki en önemli hava savunma sistemleri ve hükümet binalarını bombalamaya başladılar.
Bu saldırılar 40 gün sürecek büyük bir hava saldırısının açılış salvolarıydı. Irak hava güçleri geri çekildiler ve karşı saldırıya geçmediler.
27 Ocak gününe gelindiğinde koalisyon güçleri hava üstünlüğünü ele geçirmişlerdi. Saddam Hüseyin ise İsrail’e attığı Scud füzeleri ve Basra Körfezine akıttığı binlerce varil ham petrolle cevap verdi.
Her bombardıman ile Irak ordusu biraz daha zayıflıyor ve böylece ABD askerlerini bekleyen tehlikeler azalıyordu. Altı hafta süren bombardımanlarda 100 bin sorti yapılmış, 300 cruise füzesi kullanılmıştı.
Ön cephede savaşan Irak ordusunun kayıpları yüzde 50’ye varmıştı. Cumhuriyet Muhafızlarının kayıpları ise yüzde 25 civarındaydı. Bütün bunlara rağmen 23-24 Şubat günlerinde son saldırılarını yapacak olan ABD askerlerinin ve deniz kuvvetlerinin çok rahat oldukları söylenemezdi.
24 Şubat 1991’de Kuveyt’te kara operasyonu başladı. Deniz kuvvetleri büyük bir direnişle karşılaşmadılar. Irak ordusu kimyasal silahlar kullanmadı. Günün sonunda Saddam Hüseyin birliklerine geri çekilmelerini söyledi.
26 Şubat’ta ABD askerleri ile Cumhuriyet Muhafızları karşılaştılar, 27 Şubat akşamı ABD komutanları bir gün sonra Irak ordusunun ortadan kalkmış olacağını söylediler. Ancak o gün gelmeden Çöl Fırtınası Operasyonu sona ermişti.
Ama savaş alanında durum sona ermemişti. ABD 24. Tümeni ateş altında kaldı. Cumhuriyet Muhafızları hala ayaktaydı. Ancak asıl felaket askerlerden değil, Irak halkından geldi.
Iraklı Şiiler güneyde, Kürtler kuzeyde ayaklanarak Saddam Hüseyin’i devirmek için harekete geçtiler. Saddam Hüseyin ABD’ye karşı kullanamadığı tüm silahları kendi halkları üzerinde kullandı.
Binlerce insan öldü, yüzbinler kaçmak zorunda kaldılar. Kuzeyde Türkiye sınırına yığılan Kürtlere karşı kimyasal silahlar kullanıldı.
Bunlar yaşanırken hala Güney Irak’ta bulunan ABD güçleri kıllarını kıpırdatmadılar. Sonuç epik boyutlara varan bir insani kıyım oldu.
ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi yeni bir felakete daha imza atmış oldu. ABD şiddete karşı şiddet uygulayarak düzen sağlayacağını düşünmüş ve bir kez daha fena halde yanılmıştı.
Irak, ABD müdahalesiyle daha büyük bir kargaşa ve daha büyük bir şiddetin içine itilmişti. Bush, göz göre göre Kürt halkını Saddam Hüseyin’in önüne atmış, kendi askerlerini korumak pahasına bölge insanlarını ölüme göndermişti.
Nisan ayı başında Bush ABD ordusuna Kürtlerin yardımına gitmesi için emir verdi. “Operation Provide Comfort” (Huzuru Temin Harekâtı) başlatıldı. Bazılarına göre bu güvercinlere yem atmaktan farksız bir insani yardım programıydı.
Binlerce Kürt insanı dağlarda aç susuz, ilaçsız kalmıştı. ABD uçakları havadan yardım paketleri atarken karadan giren ABD birlikleri Türkiye-Irak sınırında bir “güvenlikli bölge” oluşturdular.
Irak Kürtlerinin Filistinliler gibi mülteci olabileceğini düşünen ABD Kürtleri Irak’a geri dönmeye ikna etmek, bunun olabilmesi için de Kürtlerin Irak’ta güvenliğini sağlamak zorundaydı. 24 Haziran 1991’de 2. Huzuru Temin Harekâtı başlatıldı.
Savaş bitmiş ama bir başka savaş başlamıştı. Türkiye’deki üslerinden hareket eden ABD uçakları, Fransız ve Türk Hava Kuvvetleri ile birlikte Irak’ta 36. paralelin üstünde bir uçuşa kapalı bölge oluşturdular.
Bunun amacı Irak Kürtlerinin Bağdat merkezi yönetimine karşı korumaktı. Uzun vadede ise Kuzey Irak’ta otonom bir Kürt devleti oluşumunun yolunu açmaktı. 2. Huzuru Temin Harekâtı 1996 yılına kadar devam etti.
Bu süre zarfında ABD uçakları 42 bin sorti, diğer müttefik ülkeler ise 20 bin sorti yapmışlardı. Tüm bu çabalara rağmen, operasyonlar sona ermedi sadece yeni bir ad altında devam etti “Re-designated Northern Watch” (Yeniden şekillendirilen Kuzeyden Keşif Harekâtı). Bu operasyon sonucu 36 bin sorti daha yapıldı.
ABD Kuzey Irak’ta Kürtleri koruma altına alırken, Güney Irak’ta “Southern Watch” (Güneyden Keşif) operasyonunu başlattı.
Suudi Arabistan’da demirlemiş ABD savaş gemilerinden kalkan savaş uçakları Irak’ın güneyinde 32. paralel altında kalan bölgelerde hem hava hem de karada Irak ordusunun hareketini engelliyordu.
Irak’taki Şiileri Saddam Hüseyin’den korumak amacıyla yapılan bu operasyon, diğer yandan da Saddam Hüseyin’i zayıflatma amacını güdüyordu.
ABD’nin bu girişimlerine karşı Irak ordusunun yaptığı saldırılar hemen etkisizleştirildi. Uçuşa kapalı bölgelerde uçmaya kalkan Irak uçakları anında düşürülüyordu.
Bu arada Bill Clinton 1993 ‘de ABD’nin 42. Başkanı olarak yemin ediyor ardından Saddam’ı bir çukurda biten hikayesinin sonuna gelen süreç yaşanmıştı..
İşte bir hafta kalan Ağustos 2’ye doğru giderken Suriye’de yaşananların yanında Irak’tan gelen çatışma, tatil bölgesine düşen ve içinde çocuklarında olduğu bombalar ardından gelen şehit haberleriyle zaten ısınan havalar iyiden iyiye ısınıyor ve daha yakıcı hale geliyor.
Ki umarım Saddam’ın yaptığı hatayı birileri yapmaz ve bu bölgede akmaya devam eden kanlar, zaten hep akan kırmızı kana dönmez…
Bu nedenle Ağustos ayına ve seçime doğru giderken dikkatli olmak gerekli. Oynanan bu karanlık oyunları bozan, barışçıl adımlar umarım atılır diyorum.





İLAÇSIZLIKTAN ÖLEN BEBEKLER!..
Corona’nın yeniden hortladığı, aşımızın son durumunun ne olduğundan çok haberdar olmadığını bilmediğimiz ve kamuoyunun merak ettiği birçok soruya cevap verilmediği bu ülkede, yazmak, anlatmak veya feryat, figan etmek ne kadar etkili olur?
Ve birçok şeyi 20 yılda yaptıklarını ileri sürüp, bugünkü gibi hep sağ, muhafazakâr iktidarların yönettiği ülkenin yüz yılının, 80 yılını boşa geçirdiğini iddia edenler gibi bizlerin de yaşananlardan çok haberdar olmadığını, yasaklanmak istenen sanal ortam dolayısıyla duyuyor, öğreniyor, bilgileniyor ya seviniyor veya üzülüyoruz.
Bunun en açık örneği 10’larca hafta 100’lerce bebeğin pençesinde kıvrandığı SMA hastalığını giderecek olan ilacın yani şu anki adıyla Zolgensma olan ilacın bu ülkede olmadığı gibi ülke dışında olanında çok pahalı olduğundan bebelerin yaşaması için getiremediğimizi ve bu nedenle birkaç insan tarafından açılan onca samimi kampanyaların bile buna çare olmadığı birçok bebeğin sessiz sedasız o güzelim gözlerini bizlere bakarak, ölüp, gitmesidir.
Evet, ‘SMA (spinal müsküler atrofi), omurilikteki motor sinir hücrelerini etkileyerek yürüme, yemek yeme ve nefes alma gibi temel kabiliyetini ortadan kaldırır. Bebekler için bir numaralı genetik ölüm nedenidir. Kas kaybı ve zayıflığa sebep olan ve çok sık rastlanmayan bir hastalık…’ Bu hastalığın tedavisi gibi ilacı da olmayan bir ülkede yaşadığımızdan haberiniz var mı?
Bilemiyorum ama benim gibi bir çoğumuzun SMA hastalığını ve bu hastalık gibi onca hastalıktan bihaber ve tek başımıza olduğumuzu ama ‘Ben devletim’ deyip, 5 hatta 11 maaşlar almaları yetmedi ihaleleri 5’li çetelere elden vermekten babalık, analık yapamadıklarından olacak ki duymaz, bilmezler.
Ve SMA ilacını üretemedikleri gibi getiremediklerini de bilmeyiz. Getirilenlerin ise dünyada tek ve yıkılası denen Amerika’da olan firma tarafından sorumluluk alınmadığı için devletle sorunlu olduğu ve bu soruna yıllardır çözüm bulunmadığını da öğreniriz.
Veya her insanın her an engelli, hasta olabileceğini düşünmeden ‘Bana ne deyip’ 3 maymunları oynarız.
‘Bebekler ölmesin’ diyerek buradan birde benim seslendiğim ülkenin iktidarına, muhalefetine ve kamuoyuna diyorum; bu ülkede onca sorunun sıkıntının yanında SMA Hastalığı diye bir hastalık olduğunu ve bu hastalığa yakalanan bebeklerin devletin Sağlık Bakanlığı başta olmak üzere yetkili, ilgililerin yeterince ilgi göstermediklerinden ilacına, tedavisine parasızlıktan çözümüne çare olunmadığından haberdar mısınız?
Değilseniz çevrenize bir bakın bunların çoğu çocuk hatta bebek olduklarını görecek, duyacak ve bu ülkede birçok bebeğin de büyükler gibi yaşamlarının tadını alamadan ölüp, gittiğini duyacaksınız.
Ha, bu arada birde başka bir sorun daha var oda bu hastalığın ilacı kadar önemli bir konudur. O da hak hukuktan, eşitlikten, eğitimden, insan haklarından, alt yapıya, sağlığa kadar insanlarının mutlu yaşaması için oluşturulan devlet görevini yapmadığı takdirde bu hastalığın insanlara yaşattığı sıkıntıyı umuda yönlendirip, çeşitli adlarla oluşturulan ve kime gittiği belli olmayan paraların toplanıp, iç edildiği sözde veya gerçekten samimi ve özde SMA kampanyalarını da yakından takip etmeli derim…
.jpg)
GAZİ’Yİ İNŞA EDEN DEMİR İNŞAAT..
Ardahan Hoçvan Hasköylü hemşerimiz İsmail Demir’in diğer bir özelliği DEMİR İNŞAATIN merkezi konumundaki Sultangazi’de bulunan birçok binada emeğinin olmasının yanında adeta bu ilçede yaşayan Ardahanlı hemşerilerimizin rehberi konumunda kişiliğiyle tanınmakta.
İnşaat firmasının yanında emlakçılıkta da Sultangazi de en çok tanınan firma olan DEMİR İNŞAAT’ın Yönetim Kurulu Başkanı İsmail Demir birçok hemşerimizin ev sahibi olmasına katkısı olan Demir’in diğer bir özeliği de Ardahan’dan İstanbul’a, Gazi’ye gelen hemen her hemşeriye yardımcı olması ve telefonları başta olmak üzere isim, isim, adres olarak her hemşerinin nerede olduğunu bilmesi ve bu hemşerilerimizin birlikte hareket edip, gerek bulunduğu ilçede gerekse İstanbul genelinde birlikte hareket etmelerine sunduğu katkısıyla da dikkat çekmekte.
MUHALEFETE ZAMAN VERİN!..
Son mahalli seçimlerde yaşanan değişimle yeniden yeşeren umutların gün geçtikçe solmaya başladığı muhalefet kanadının iktidara çalıştığını söylersem “yok canım” demeyin.
Bugün yaşananları İstanbul’da tekrarlanan seçimlerle fark edip seçmeni 3.kez sandık başına göndermeyerek yormayan Erdoğan’ın da fark ettiği ve adeta “Bırakın ne yapacaklar bakalım? “dediğini daha iyi anlıyoruz. Çünkü aynı Erdoğan” Nasılsa 2023 e kadar ben buradayım”diyordu
Yerel yönetimleri birçok yerde kazanan ama iki yıl geçmesine rağmen incir çekirdeğini doldurmayan işleri dahi beceremeyen muhalefet kendisine yönelen seçmeni yeniden iktidara yönlendirdiğini “Ah elim kırılsaydı da vermeseydim” serzenişi içinde olan seçmenin isyanında da görüyoruz.
Çünkü aynı Erdoğan kendi partisine de gına getiren cemaatler başta olmak üzere kendi adıyla Belediye Başkanı olup yan gelip yatanların darmadağın ettiği bu belediyeleri yeniden toparlayıp derleyecek yeni bir anlayışa ihtiyaç olduğunu ve bu anlayışın da muhalefetin elinde olduğunu biliyordu. Ve öyle de oldu.
Yani büyük iddialarla seçim kazanıp yerel yönetimlerin başına geçenlerin kısa süre içinde kayış atmalarına neden olan içleri boşaltılmış, kurumsallıkları kaybolmuş resmi evraklar gibi demirbaşların bile darmadağın, toz duman olduğu şu geride kalan iki yıl içinde anlaşılamamış, şunun şurasında 3 yıl kalmıştı.
İki yılın 4-5 ayını “Hayırlı olsun” ziyaretleriyle geçiren 5-6 ayını da hükümet engelleriyle geride bırakan, kalan aylarında ise pandemiyi sıkıştırıp beceriksizliklerini de “Zaman verin” diyerek geçiştiren muhalefet Belediyeleri bu nedenle “iktidara çalışıyor” tezimizi güçlendiriyor.
Halbuki şu dünyaya yeni gelen insan oğlu doğumundan ölümüne kadar bin bir sorun ve engelle karşılaşmasına rağmen yaşamaya, engel ve sorunları aşmayı kendisine hedef etmiş değil mi? Ki bu durumu her insan gibi o insanları umutlandırdı, muhalefet kanadında toplayanlar da bunu bilmiyorlar mı? Demek bilmiyorlar ki “zaman verin” deyip duruyorlar. Boşa giden zamanı görmeden.
.jpg)
.jpg)
Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php
ARDAHAN’dan Haftanın İlk Haberleri
arlşiv haber 02/07/2017 Tarhli haberler
**Fetonun Sivil Yapılanmasına Ömür Boyu Ceza İstendi!
**Bu da Ceza Evin de ki Damal Bebeği!..
**Göle’den Sonra Ardahan’da Yayla Kavgası!
İki Köy Arasında Silahli Kavga 1 Kişi Ağır Yaralı
Ardahan’da dün iki köy arasında yaşanan köy kavgası kanlı bitti.
Göle’de sonra Ardahan köyleri de yayla için bir birine düştü.
Alınan bilgilere göre öğle saatlerinde yaşanan olay da bir kişi açılan av tüfeği ile kolundan ve tek saçmanın isabet ettiği dalağından yaralandı.
Hastaneye kaldırılan sirozgom (Sarıyamaç) köyünden Fevzi. A’ın oğlu Serkan. A kolu ve vücuduna denk gelen tek saçma ile ağır yaralandı yaralı Serkan. A Ardahan Devlet Hastanesine kaldırıldı.
Hastanede acilen ameliyata alınan yaralının kolunda ciddi parçalanma ve tek saçmanın isabet ettiği dalağın büyük derecede hasara neden olduğu ve şu anda Ardahan Devlet Hastanesinde Yoğun bakımda olduğu öğrenildi.İddialara göre Sarıyamaç Köyünün çobanı Derindere (heve) köyünün arazisini otlattığı ve bunun üzerinde Derindere Köyü Halkından Birkaç kişinin cobani darp etmesi ileri sürüldü. Bunun üzerinde Sarıyamaç köyü halkından bir grup Derindere Köyü yaylasına giderek çobanın neden dövüldüğünü sormaları ardından iki grup arasında önce sözlü sonra taşlı sopalı kavga çıktığı ve ardından, Derindere Köyünden Alirıza D.’nın Oğlu olduğu (ismini öğrenemediğimiz) 16 yaşında bir kişinin ateş açması sonucu Serkan A.’yı vurması ile araya giren vatandaşlar olayın büyümesini engelledi. Haber: Serkan Hanoğlu
**Kerimoğlu Kardeşler Kılıçdaroğlu’nu Yanlız Bırakmıyor…
16 Gündür yollarda olan CHP Genel Başkanını br an yanlı bırakmayam binlerin arasında Ardahanlılardfa var.
Başta Ardahan Damallı olan İstanbul Bakırköy Belediye Başkanı Dr. Bülent Kerimoğlu olmaqk üzere kardeşi Mutlu Kerimoğlu olmak üzere bir çok Ardahanlının yanlız bırakmadıkları görüldü.
**Bu da Cezaevin de ki Damal Bebeği!..
Yeteri desteği ve tanıtımı yapılamayan Ardahan’ın simgelerinden olan Damal Bebeği şimdi de cezaevinde yapılmaya başlandı.
Ardahan Kapalı Cezaevinde bulunan tutuklu ve mahkümler tarafından yapılan ve 150 TL. ile 70 Tl. arasında satışa sununa Cezaevinde ki Damal Bebeklerinin ana vucudunu oluşturan madde porsenel olması dikkat çekti.
**Feto’nun Sivil Yapılamasına Ömür Boyu..
Bu yıl 1 Yılı dolacak olan 15 Temmuz Darbe Girişimini yaptıkları öne sürülen Feto Örgütünün Ardahan kanadına ömür boyu hapis istendi.
Alınan bilgilere göre savcılığın 38 kişilik Fetonun Ardahan yapılanması hakkında hazırladığı iddianemde tutuklu olanlara ömür boyu hapis istendi.
Aralarında bir çok tanıdık isimin olduğu Fetonun Ardahan yapılanmasının davasına önümüzdeki günlerde başlanması bekleniyor.
**HDP’lilere de Operasyon..
Öte yandan Ardahan’ın Göle ilçesinde yapılan opsrasyonda 8 HDP’linin gözaltına alındığı ve sorgulamaları için savcılıktan 7 gün izin alındığı öğrenildi.
Geçtiğimiz gün görülen ve 9 kişinin serbest kaldığı davada HDP Ardahan İl Başkanı ile DTP İl başkanı hala tutuklu bulunuyor.
**Askerlerde devam ediyor..
Ardahan’da, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) darbe girişimine katıldıkları iddiasıyla aralarında dönemin 25. Hudut Tugay Komutanı ve eski Ardahan Garnizon Komutanı Tuğgeneral Erdem Kargın’ın da yer aldığı 25’i tutuklu 27 eski askeri personelin yargılanmasına devam edildi.
Ardahan Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmaya, sanıklar ile avukatları ve yakınları katıldı.
Sanıkların ifadelerinin alındığı duruşmada ayrıca 41 tanık dinlenildi.
Tutuklu sanıklardan eski askeri personel astsubay Ali Dıkı ile uzman çavuşlar Avşin Koçak, Çağdaş Çelik, Gökhan İbiş, İsmail Kesgin, Kenan Sakarya ve Yusuf Etöz’ün adli kontrol şartıyla tahliyesine karar veren mahkeme heyeti, duruşmayı 27 Temmuz’a erteledi.
İddianame
Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 86 sayfalık iddianamede dönemin 25. Hudut Tugay Komutanı ve eski Ardahan Garnizon Komutanı Tuğgeneral Erdem Kargın’ın da aralarında olduğu 25’i tutuklu 27 askeri personel “sanık” sıfatıyla yer alıyor.
FETÖ/PDY’nin ortaya çıkışının yanı sıra örgütün devlet kurumları ve Türk Silahlı Kuvvetlerindeki (TSK) yapılanmasıyla darbe teşebbüsü sırasında yaşananlara yer verilen iddianamede, Kargın’ın olay günü askerleri kışladan çıkardığının, darbe girişiminin başarıya ulaşması halinde FETÖ/PDY tarafından sözde “Ardahan-Artvin bölgesi sıkıyönetim komutanı” olarak atanacağının belirlendiği kaydediliyor. İddianamede, Kargın’ın da aralarında bulunduğu 25’i tutuklu 27 askeri personelin 10 yıldan 3’er kez ağırlaştırılmış müebbete kadar hapsi isteniyor.
**GÖLE KAYAK MERKEZİNİN İHALESİ YAPILDI..
Göle halkının beklentisi ve özlemi olan Göle Kayak Merkezi; İlçe Kaymakamı Zafer Oktay başkanlığında ve Birlik üyelerinin katılımı ile yapılan açık ihaleyi Grant Yapı firması 1.700 milyon+KDV bedeli ile aldı.
Ardahan Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay, ülkemizde ki en kaliteli kar kristallerinin bulunduğu Göle de, neden bir Kayak Merkezi ve Buz Pisti olmasın diyerek Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç İle yaptığı görüşmeler sonuç vermiş Pistin yapılacağı yer,zemin ve kar ölçümleri yapılarak dün Göle Kaymakamı Zafer Oktay başkanlığında yapılan ihaleye B,r, Fransız diğeri İtalyan firması katıldı.
KAYAK MERKEZİ, FESTİVAL’İN İKİNCİ GÜNÜ TEMELİ ATILACAK.
Yapılan ihale sonucunda 1700+KDV bedeli ile Grant Yapı firması kazandı. Yer tesliminden sonra 90 gün içinde Kayak Merkezi yapımı teslim edilecek. Teleski çıkış mesafesi 705 metre olacak iki adet günü birlik kullanılacak tesis yapılacak. Bunlardan biri aşağıya ait istasyona diğeri ise yukarıya seyir terası olarak yapımı planlanan Göle Kayak Merkezi’nin açılışı Festivalin ikinci günü (Cumartesi Günü) temeli atılacak.
ülkemizde ki en kaliteli kar kristallerinin bulunduğu Göle de, neden bir Kayak Merkezi ve Buz Pisti olmasın sorusunu Ardahan Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay’ın çabaları ile yanıt bulurken Göle’ye önemli katkı sunacak bu yatırım; Göle sosyal hayatı ve ekonomik katkısı ile ülke genelinde bir tanıtım sağlaması önemli bir yer tutması acısından büyük önem taşımaktadır.
Ardahan Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay öncülüğünde Göle Kaymakamı Zafer Oktay, Belediye Başkanı Akın İsmailoğlu ve Ak Parti ilçe başkanı İlhan Gültekin’in çabaları ve emeği ile yapımı süren yatırımlarla yeni, çağına uygun halka daha iyi hizmet verecek bir şehir kurmak için Göle’yi bir şantiye alanına çevirdikleri bu çalışmalar önümüzdeki süreç ile birlikte tek tek yerine oturarak ayağa kalkması bizlere yeni bir şehrin nasıl şekillendiğini de vermiş olacak.
**Spor Fabirkası Yapılıyor..
Ardahan Kayak Merkezinin bir türlü bitmediği Ardahan’a ikinci kayak tesisinin ihalesini yapıldığı şu günlerde Ardahan merkezde sporcu fabrikası yapılıyor.
Ardahan Karagöl Mahallesinde inşaasına başlanan Spor Fabrikasında bir çok dalda sporcunun yetişeceğini belirten Ardahan İl Spor ve Gençlik Müdürü Bülent Akar inşaatına başladıkları fabrikanın bitmesiyle kentteki sğortif faaliyetlerin daha da çoğalacağını belirtti.
**BOKS SPORCULARIMIZDAN TÜRKİYE ÜÇÜNCÜLÜĞÜ
Türkiye Boks Federasyonu Başkanlığımızın faaliyet programı doğrultusunda, 18-26 Mayıs 2017 tarihleri arasında Burdur ilinde yapılan Üst minikler Türkiye Boks Şampiyonasına İlimizi temsilen katılım sağlayan sporcularımızdan, 41,5 kg da Muhammed AKTÜRK ve 76 kg da Borancan SURAL Türkiye 3.sü olmuşlardır.
**Karanlık ve Beyaz…
Ardahan’ın Hanak ilçesinin Alevi köylerinden olan Pikloplu bir üniversite öğrencisinin yanına aldığı Giresunlu arkadaşı ile inandığı davası uğruna ülkeyi sarsacak bir eyleme giderken neler düşündüğü bilmek ne kadar zor ise tasvip etmediğimiz bu eylemin kanlı bitmesine neden olanların vicdan azabı çekip çekmediklerini de anlayamayız..
Ama bu eylemi tetikleyen ve gerçekleşmesi için kolları sıvayanların ülke genelin de yeni bir karanlık oyunu sergilemeye hazırlandıklarını, savcının ölümü ile sonuçlanan ve hepimizi derinden sarsan rehine olayı öncesi dini ağırlıklı bir dergiye yapılan saldırı ile görmek gerekirdi..
Çünkü İBDA-C’ye yakınlığıyla bilinen ve örgütün Kağıthane’de ki Adımlar Dergisine yapılan ve bir gazetecinin ölümüne neden olan bombalı saldırıyı görmezden gelenler Çağlayan Adliyesine, ardından İstanbul Kartal ilçesinde ki AK Parti İlçe Teşkilatına sonra da İstanbul’un kalbi olarak bilinen Aksaray’da bulunan İstanbul Emniyet Müdürlüğüne yapılan saldırıları da görmemiştirler..
Yada birileri bugün, belki yarın yaşanacakların görülmemesi için ülkenin enerji santrallerinin şalterleri gibi birilerinin gözlerini, kulaklarını kapatmış ve bu karanlık esnasın yine bir Ardahanlı olan Gazeteci Baransu’nun ortaya çıkarıp, yayınladığı belgeler ardından açılan Balyoz Davasını süt beyaz yapmıştır..
**Ardahan Diasporası..
Azınlık anlamına gelen Diaspora kelimesini yakıştırdığımız Ardahan’ın dışında yaşayanların sayısının hiçte az olmadığını sanırım hepimiz bilmekteyiz..
Çünkü İstanbul başta olmak üzere bir çok batı kentinde yaşayan Ardahanlıların sayısının şu an devam eden göç dolaysıyla 102 Bine kadar düşen Ardahan nüfusundan 3 bilemediniz 5 kat daha büyüktür..
İşsizlik, yoksulluk ve imkansızlık gibi nedenlerle ana yurtlarından koparak başka yerlerde yaşamak zorunda kalan bir çok topluluk gibi Ardahanlıların da yoğun yaşadığı İstanbul ve Ankara arasında mekik dokuduğum şu günlerde adı küçükte olsa kendisi bu kadar büyük bir diasporanın siyasete yine çaktığını görmenin üzüntüsü içindeyim.
Gerçi şimdilik CHP’nin ön seçiminde çakan, İstanbul ve Ankara’da ki Ardahan Diasporasının hala umutları var..
Çünkü CHP’nin ön seçimin de yarışan bir çok Ardahanlı siyasetçinin diğer vilayetlerin adayları karşısında adeta ezilip, listelerin sonlarında yer alması ile şok olan Ardahan Diasporası bu kez umudu bu hafta sonu adaylarını açıklayacak olan AK Parti’ye, MHP’ye ve de HDP’ye çevirmiş..
CHP olmadı deyip, diğer partilerde aday aday olanların listelere girip girmeyeceğini sadece merak eder..
Ama bu yönde, yani seçim öncesi hiç bir çabası olmayan ve kaz yemekten göbekleri gibi boyunlarını büyüten İstanbul, Ankara ve diğer illerde ki Ardahan Diasporası üyeleri gibi Ardahanlılar gidip, görüşlerine katıldıkları partilere üye olmaktan bile aciz oldukları ortaya çıktı..
Kısacası CHP’nin ön seçimiyle görüldü ki; Partileri, yıllarca 3-4 kişi ile idare ettikleri tabela derneklerine benzeten Ardahan Diasporası bir kez daha çökmüştür..
**Şerefsizce suçlamalar..
Ve Mart’ta sona erdi..
Ve yarın 1 Nisan..
Ve Nisan 7’da kimin hangi parti de milletvekili aday olacağını görecek, duyacak ve yazacağız…
Ve yeni bir yarış başlayacak..
Bu kez kimler kazanacak, kimler kayıp edecek diye tartışacak, konuşacak, yazacağız..
Birileri konuşurken, tartışırken bir şey denmeyecek ama biz yazınca da bazı şerefsizler de ‘para aldılar öyle yazıyorlar’ diyecek..
Ve seçimi almak için, karılarını mebus karısı yapmak için birileri gecesini gündüzüne katacak, biz de onların çalışmalarını, demeçlerini, attıkları adımları takip edip, yazmaya devam edeceğiz..
Birilerinin bu memlekete hizmet etmesi için yine yazacak, yine kavga edecek, yine yapmadıklarını halka anlatacağız..
İşte bu süreçte dedesinin adını bir okula vermekten öteye gitmeyenlerle, bir değil 2-3 kez seçilenlerle, bu kez olmadı son kez diyenlerle büyük bir mücadele verdik, bunların neden olmamasını anlatmaya çalıştık..
Bunu yaparken bazı şerefsizlerin şerefsizce suçlamarıyla karşı karşıya kaldık..
Sadece bundan mı ki? Spor’da STK’daki eleştirlerdede..
Ardahan’ı düşünüp, Ardahanlının gerçekte ne düşündüklerini yazınca kıyamet koparıp, yazdığımız gerçekleri saklamak için adice, şerefsizce, çakalca suçlamalarla karşılaştık..
Kimin kim olduğu belli şu Ardahan’da halkın sırtına yapışmış keneleri sökmeye kalkınca birilerinin bir yerleri kanadı, kanadıkça da bizi para almakla suçladılar..
Ama bugün yarın hepsi unutulacak, onlar varsa şerefleriyle baş başa kalacaklar ve biz yazmaya devam edeceğiz..
**Ankara’da Hisedilmek..
Yoğun siyaset atmosferi içinde önemli gelişme ve çalışmaların gözlerden kaçtığını bana hissettiren son Ankara ziyaretim de iki beraber olduğun Ardahan STK temsilcilerinin Ankara’da gördükleri saygınlık beni onurlandırdığı gibi mutluda etti..
Çünkü birilerinin seçilir seçilmez geldikleri Ankara’da mecliste kovulduklarını, gece de gazino gazino dolaşıp eğlendiklerini bilen bir olarak aynı zaman da Ardahan Şoförler e Otomobilciler Odası Başkanı olan ve Ardahan Esnaf ve Sanatkarlar Odalar Birliği Başkanlığını yürüten Yılmaz Özer, Ardahan Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı İsmail Kahya, aynı zaman da Serhat Ardahan Federasyonu Kurucu Başkanı olan Ardahan’ı Güzelleştirme Derneği Başkanı Burak Taştan ve Başkan Yardımcısı Ömer Yılmaz ve benim gibi Ankara’da onlara katılan CHP Ardahan İl Genel Meclis Üyesi Ercan Özer’in Ankara’da ki itibarları karşısında bir gazeteci bir Ardahanlı olarak çok mutlu oldum..
Ardahan’ı Vilayet eden Ardahan’ı Güzelleştirme ve Tanıtma Derneğinin ortaya koyduğu projesi kapsamında Ankara’da ESOBB, ESOB Başkanları ile birlikte birlikte ziyaret ettikleri Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu Genel Başkanı Mendevi Palandöken’i, Türkiye Şoförler Odalar Federasyonu Genel Başkan Yardımcısı Burhan Aksak’ı ve
TESK ve TŞOB’tan sonra, başkanı hemşehrimiz olan Türkiye Jeofizikçiler Derneği Başkanı Dr. Murat Yılmaz’ın ardından AB Ofisi ve Dernekler Dairesi Başkanlığını ziyaretleri ardından gördükleri saygı kendilerine olduğu gibi güzel işlerin yapılması halinde ülke de saygıyla karşılanacağını ortaya koyan Ardahan’aydı..
**Kadıoğlu’nun Ardahanlıları..
Geçtiğimiz gün yapılan açılışla bir kez daha gündeme gelen İstanbul Esenyurt’ta ki Ardahan Kültür Evi’nde neden Ardahan Federasyonuna yer verilmediğini sorgulayan Ardahanlılar, bu kültür evinin Kadıoğlu ve onun Ardahanlılarının olmadığını ve en önemlisi Kültür Evi yönetiminin bir an önce kongreye gitmesini istenmektedir.
Bu konuda yazılı ve sesli bir açıklama yapan Ardahan Kültür Evinin eski başkanı Tuncer Dağ’ın ‘Kültür Evi Kongreye Gitmelidir’ çağrısı genel seçimlerin gölgesinde kalmamalı ve ‘Kadıoğlu’nun Ardahanlıları’ oldukları ileri sürülen mevcut yönetimin bir an önce değişmesi gerekir..
Neden mi?
Çünkü açılışında AK Partinin reklamının yapıldığı Ardahan Kültür Evi’nin birilerinin reklam yaptığı ev değil, bir çok Ardahanlının yaşadığı İstanbul’da ki tüm Ardahanlılarındır..
Birilerinin kendi özel işlerinin yürümesi için yerel ve genel yöneticilere Ardahan ve Ardahanlıları pazarlayamayacağını ortaya koyması gereken tüm Ardahanlıların Ardahan Kültür Evi’ni mevcut yönetiminin bir an önce değişmesi için gerekli baskıyı ortaya koymalı diye düşünüyorum..
Konu hakkında görüşlerine başvurduğum ve Tuncer Dağ’ın kongre istediğini hatırlattığım mevcut emanetçi başkan Hacı Eftail Çiftçi’nin, ‘İstediği kadar kongre desin. Ben görevimin başındayım. Günü geldiğinde kongreye de gideriz’ demesinin adeta ‘Haydi oradan’ anlamına gelirken, asıl aşılması gerekenin Efrail Çiftçi değil Tuncer Dağ’ı olduğu gibi şimdi de Çifçiyi yönlendirip, hem soldan, hem de sağdan malı götürenlerin olduğunu da bilmek gerekir..
Kim mi onlar? Yazdığımda ŞİMşekler çakacak bekleyin..
**AK Parti’nin Adayı Yusuf Demirci mi?
İki ay on gün kalan genel seçimler öncesi bir hayli hareketli olan Ankara’ya 10 gün için de ikinci kez gelirken dikkatimi çeken ilk şey 06 plakalı başkentte benim 75 lakalı aracım gibi bir çok yabancı plakalı aracın çoğunluğu oldu..
81 Vilayetin hemen hepsinin plakalarını görmenin mümkün olduğu şu günler de Ankara otelleri de siyasilerin çokluğundan dolayı adeta tıka basa dolu..
Sabah partilerin genel merkezlerinin , akşamları otel lobilerinde siyasetin geleceğini belirleyecek olan aday adayları bol bol sohbetlerine de rastladık..
Başta Ardahan’ın olmak üzere 81 Vilayetin yeni milletvekili adaylarını belirleyecek olan partilerin başında gelen AK Partinin gece gündüz çalıştığını, CHP’nin iste resmi bir daire gibi akşam saatlerinin hemen ardından boşaltılıp, lambalarının söndürüldüğünü görürken AK Parti’de yeni bir gelişme duyuyoruz..
Ki bu gelişme ilginç olduğu kadar net olmayan bir gelişme olsa da gözardı edilmeyecek bir konu olarak değerlendirip, araştırmaya başladık..
Çünkü AK Parti’nin mevcut aday adayların dışında şu an İl Başkanı Yusuf Demirci’yi de değerlendirmeye aldığı ve milletvekili adaylığı için gerekli başvuru dosyasını hazırlayıp, Ankara’ya getirmesini istendiği yönün de bir bilgi alıyorduk.
Olur mu, olmaz mı diye bakarken aynı isimin yatakta uyurken il başkanı edildiğini de hatırlıyorduk..
**Gündemi Kim Belirliyor?..
Öcalan’ın 10 Maddelik çağrısı ve İzleme Heyetinin oluşturulması gerektiğini belirtmesiyle başlayan Başkan Erdoğan’ın hükumete ve HDP’ye yüklenmesiyle devam eden sonra da Arınç ile Gökçek’i karşı karşıya getiren gelişmeler ile kafası karışan ülkenin merak ettiği diğer bir şey de bu ülkenin gündemini kim belirliyor sorusudur..
Çünkü Başbakanın yaşananlardan, yaşanacaklardan habersiz olduğunu son açıklamasında görülürken, bu ülkenin gerçek gündemini belirleyenlerin başkaları olduğunu da anlamıyor değildik..
Evet Öcalan’ın10 Maddelik çağrısı ve Dolmabahçe’de ki İzleme Heyetinin ilanı ardından başlayan ve bir an da AK Partinin gerilmesine kadar gelen tartışmaların altında yatan bu ülkenin gündemini oluşturanların bir kişi değil, iki kişi olduğunu ortaya koyuyordu..
Ve bu iki kişinin biri Başkan Recep Tayyip Erdoğan, diğeri ise Öcalan’dır..
Ve her ikisinden önce de ‘Ne sorunu kardeşim’ denen Kürt Sorunudur..
Bu ülkenin gerçek ve en önemli sorunlarından bir olan Kürt Sorununun bir çok hükumeti olduğu gibi AK Partiyi de sallamaya başlamış, öncül artçılarla sarsmıştır..
Çünkü bu sorun bir çoklarından daha ağır, hükumetlerin geleceğini belirleyen bir gündemdir..
**Birilerine Dur denmelidir..
Birilerinin şu günlerde Ardahan ve Kars siyasetine rol biçmeye çalıştığı bir sırada yerel dinamikleri görmezlikten gelen partilerin genel merkezlerinin bölge de geniş çaplı ve çok gizli bir araştırma yapmasından büyük bir fayda olacaktır..
Çünkü yoksulluğun diz boyu olduğu, göçün hala hızla devam ettiği Ardahan ve Kars’ta siyaset yapanların adeta dibe vurduğu ve halka rağmen birilerinin bölge üzerine siyasetten erk olma isteğine kurban edildiği görülecektir..
Güneydoğu da aşiretlerin, Doğu’da ise ailelerin üzerilerinde hüküm kurduğu halkın birilerinin siyasi egolarına kurban edildiğinin en son örneği bölge de sıfıra inmiş siyasilerin yeniden aday gösterilme çapaların da görmek mümkün.
İşte en son olarak Kars’ta CHP’nin gösterdiği adaylar..
İşte Zeki Naci Tahran ile Kars’ta seçimi kazanacağını sanan CHP’yi yanıltanlar..
Evet başta CHP Genel Merkezi olmak üzere diğer tüm partilerin bölgede aday gösterecekleri adayları tespitten önce Kars’ın Digor ilçesinin en dip köyünde, Ardahan’ın en uzak köyünde ki memet efendiye soracağı gerekli isimleri Ankara ve İstanbul’da ki kafa kol ilişkilere kurban etmesi, ne böl geye, ne halka, nede partilere bir fayda getirmeyeceği görülmelidir. Yani birilerine dur denilmelidir..
Aksine partiler gibi bölge, halkta kayıp edecektir.
Örneği mi yıllardır yoksul kalıp, göçle boşalan bölgedir..
**Öküz Öldü mü?
Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Kürt sorunu yok’ diyerek frenlediği barış süreci tartışması dün Arınç ile Gökçek arasında yaşanan krizle devam etti..
Gerçi dün sabah saatlerin de muhtarlara hitap ederken, tavrını daha da sertleştiren başkan Erdoğan herkesi şaşırtmaya devam ediyordu.
Çünkü perde arkasında ne olduysa olmuş, başkan hükümete çok kızmıştı..
Tam bunu tartışmaya başlayan kamuoyu İ. Melih Gökçek’in twitleri ile şok oluyordu..
Gökçek’in beklenmedik bir üslupla yüklendiği Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın akşam saatlerinde Gökçeği kucağa bindiren o sert açıklamasıya zaten toz duman olmuş ortalık iyiden iyiye karışmış, herkes ne oluyor demeye başladı..
Kiminin hükümet çatırdıyor, kiminin üç dönem şartına takılıp, Arınç’ın gider ayak ‘bana kalmadı, size de kalmasın’ dediğini, kimin ise Öcalan’ın bu ülkenin gündemini belirleyen gerçek aktör olduğunu belirttiği dün bu yaşananlar ardından en çok sorulan soru, ‘Öküz öldü mü?’ sorusuydu..
Çünkü ortaklığın bittiğini gösteren bu gelişmelerin seçime doğru giden AKP’yi 17 Aralıkta ki dalgadan daha ağır bir dalgaya çarpmış, tsunamiye çevirmişti..
**Orhan Atalay Çıkmazdı..
AK Parti’nin Haziran’da yapılacak olan Genel Seçimlerin de ‘kimleri aday edelim?’ sorusuna cevap aradığı ve bu sorusuna STK’lardan da cevap almak istediği şu günlerde tüm ülke de olduğu gibi Ardahan’da da stk’lara davetiye çıkarıldığını biliyoruz..
Aslında davetiye değil, seçimden seçim hatırlanan STK’lara emir edercesine yapılan bu formalite davete ilk karşı çıkan biri olarak ‘sandık açılırsa gideriz’ haberini yapmış ve bu haberimiz üzerine bir çok dernekte ‘Evet, haklı bir çıkış ve bizde sanık açılmazsa sandığa gitmiyoruz’ denmiştir..
Benim de başında bulunduğum Ardahan Gazeteciler Cemiyeti başta olmak üzere Ardahan’da ki önemli stk’ların ‘Sandık açılmazsa, bizde gitmeyiz’ diyerek gitmeyecekleri bu demokrasi oyunu oynansaydı bile mevcut milletvekili Orhan Atalay o sandıkta da çıkmazdı..
Çıkmazdı diyorum, çünkü 4 yıldır bir derneğin kapısına gitmeyen, merdivenini çıkmayan bu adam toplumun büyük kesiminin temsilcileri olan STK’ları kullanacağı oyların hiç birini alamazdı ve o sandıkta çıkmazdı..
‘Bundan nasıl emin olursun?’ diyenleriniz olacaktır, ama inanın bunu soranlar bile Orhan Atalay’ın yeniden Ardahan Milletvekili olmasını istemeyenlerin başında bu soruyu bana soranlar gelecekti.. Çünkü onlarda Ardahan’da Atalay’ın vekilliğinden memnun değiller, ona da iyi biliyorum..
**KRİZİN ALTIN DA FİDAN VAR..
Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın ülke gündemini sarsan, ‘Kürt sorunu yok, Kürt vatandaşlarının sorunu var. İzleme heyeti nereden çıktı. Dolmabahçe görüşmesi çok tehlikeli bir görüşmedir’ açıklamalarıyla şok olan kamuoyu Başkan’ın bu çıkışının ne anlama geldiğini sorup, sorgulayıp, anlamaya çalışıyor..
Başkan’ın bu çıkışının altında ne olduğunu merak edenlerden biri de benim..
Ama benim bu yönde bir tahminim var desem bana gülmeyin ve ‘Gerçekten olabilir’ deyin..
Efendim Başkanın bu çıkışı yani hükumete bile fırça atmasının altın da ne var biliyor musunuz?
MİT Müsteşarı Hakan Fidan Var..
Çünkü Hakan Fidan’ın milletvekili olmasını isteyen Başbakan Ahmet Davutoğlu’nu boşa çıkaran Başkan’a kızan başbakan ve hükümet karşı atağa geçerek yeniden MİT’in başına gelen ve Kandil ile Devlet arasında ki barış görüşmelerini yürüten Fidan’ı aradan çıkardı..
Evet, başkan ile hükumet arasında bu kriz var.
Ve kamuoyuna açıklanamayan asıl meselede budur..
Üsti kapalı yaşanan iç çatışma da budur..
Yani Hakan Fidan’ın milletvekilliğini geri çeken Başkan’a hükümet karşı hamle ile Hakan Fidan’ı devre dışı etti.
Başkan’da, ‘elemi bende ortamı gererim’ dedi ve yaptı..
**HDP Damallı Alacak mı?
Ardahan’ın aday adaylarının belirlenmeye çalışıldığı şu günler de HDP’den Milletvekili Aday Aday olmak için bir çok siyasinin adeta sıraya girdiğini de görmekteyiz..
Geçen seçimlere nazaran bu seçimlerde 9 Aday Adayın yarıştığı HDP Ardahan’da bu aday adayların için de bir de Alevi aday adayın olması bana göre çok önemlidir..
Ki bu aday adayın birileri gibi elesine değil, samimi bir duruş ve de istekle HDP’den Milletvekili Adayı olduğuna da şahit oluyoruz.
Göleli Hafız ve İşadamı Ertan Hamitoğulları, Hoçvanlı İşadamı Mahir Sural, eski köy muhtarı Osman Genç’in yanı sıra Damallı İşadamı Güner Kökat gibi bir çok isimin milletvekilliği için başvurduğu HDP’nin bu seçim de hem kuzey kazalarından, hem de Alevilerden oy almasının yolunun liste bir ile liste iki dengesini çok iyi kurması gerektiğini, bunun için de şu an 9 kişi olan aday adayların büyük bir fırsat olduğunu belirtmden geçmeyeceğim..
Tarihin de ilk kez bu kadar Alevilere yaklaşan, Alevilerin bir o kadar yanında yer aldığı HDP’nin bunu çok iyi değerlendirip, fırsata çevirmesi halinde Ardahan, Hoçvan e Göle’de aldığı oylara Damal, Hanak ve Göle’de ki aday alevi oylarını da kendi hanesine eklemek için ele geçirdiği fırsatı en iyi şekilde değerlendirmesi ve birilerinin üzerinde değil geneli değerlendirmesi gerektiğini düşünüyorum..
**Üzüldüm, Güldüm..
Dün, il dışın da olduğum için katılamadığım bir basın toplantısı düzenleyen AK Parti Ardahan Milletvekili Prof. Dr. Orhan Atalay açıklamasında, basından dertli olduğunu da dile getirip, ‘bazı yerel gazetelerin yapılanları görmemezlikten gelip, olumsuzlukları ise abarttıklarını vurgulamış ve eklemiş, ‘Menfaat beklentisi içinde olan bazı gazeteciler, kişisel çıkarlarının olmaması durumunda hemen karalama kampanyasına başlıyor.’ demiş.
Tüm eleştirilerimize karşın adını her yazdığımız da prof. unvanını elinden almayıp, emeğiyle hak ettiğine inandığım bu diplomasına saygı gösteren gazetecilerin başından geldiğim için ve Ardahan adına beklediğimiz hizmetleri alamadığımızdan dolayı kendisini en çok eleştiren bir gazeteci olarak üzerime aldığım bu açıklamasını Ankara’dan İstanbul’a dönerken okuyunca hem üzüldüm, hem de güldüm..
Üzüldüm,.. Çünkü gazeteci geçinenler, ‘Siz bu lafı kime di yorsun?’ diye bir soru soramadıkları gibi ya bunu kendile rine dediği için yüzleri kızarıp, kabul ettikleri yada bu yönde açıkları vardı da sormamışlar..
Güldüm.. Çünkü Atalay ile değil menfaat, Ardahan’ın sorunları ile ilgili normal bir görüşmem bile olmamış..
Çünkü seçmenin olduğu gibi benim telime de çıkmamıştır.. Birde bizi doğrulayan olumsuzlukları kabul edip, yapamadığı hizmetleri birazcık(!) abarttığımızı kabulüne güldüm..
**CHP’nin Yeni Yönetimi..
Kimin milletvekili adayı olacağı tartışılan CHP Ardahan’da sessizce yürütülen diğer bir operasyonda geçtiğimiz günlerde görevden çekilen eski yönetimin yerine gelen Sırrı Atalay Cantürk’ün İl Örgütü Listesidir..
Bu listede, yani CHP’nin yen yönetimin de kimlerin olacağını merak eden Ardahan kamuoyunun bu listenin Sırrı Atalay Cantürk’ün mü, yoksa Ensar Öğüt’ün mü, belki de eski il başkanlarından Yalçın Taştan’ın veya benim mi diye sorar..
Buna neden ise 15 gündür 20 kişisinin adını bir kağıda yazıp, Ankara’ya CHP Genel Merkezine götüreyemeyen bir İl Başkanı ne kadar başarılı olur bilmem ama bana soracak olursanız biraz irade zayıflığı, biraz korkak, azda çekingen bir İl Başkanı olacak, ‘Kimsenin adamı olmamak i,in çabalarken, şaşırıp, birilerinin adamı olacak’ denilen Sırrı Atalay Cantürk..
Ben hala şans eriyorum ve Sırrı Atalay Cantürk’ün diğerlerinden daha iyi bir il başkanı olacağına inananlardanım..
Ve bu şansı en iyi şekilde kullanıp, önümüzde ki genel seçimlerde Faruk Köksoy gibi milletvekili olma hayallerini kuruyor diyorum..
**MHP Ardahan Milletvekili..
AK Parti, CHP başta olmak üzere BDP’nin, hatta DSP’nin aday adaylarının kimler olacağının merak edildiği şu günlerde Ardahan’da 5 bin oy tabanı MHP’de milletvekili olmak için şimdiye kadar iki, üç aday adayın baş vurduğunu biliyor muydunuz?
Evet, HDP’nin %10 Seçim barajını Ardahan’ın iki milletvekillinden birini alıp geçme hesapları yaptığı bir sırada MHP’de milletvekili olmak için şimdiye kadar 2 Milletvekili aday adayının başvuruda bulunması dikkat çekici değil mi?
Çünkü MHP’nin Ardahan’da seçimi kazanamayacağını sanan ve bu nedenle ya AKP’ye yada CHP’ye oy vereceği tahmin edilen Ardahan’da. MHP’liyim diyenin, ‘Hayır HDP’nin kazanacağım dediği yerde MHP’de seçimi alabilir’ demesi gerekir..
Alır mı?
Bir bakalım..
İki as aday, Çıldır ve Posof’ta 7 bin oy, Hanak’ta 4, Damal’da 500, Ardahan Merkez de 4, Göle’de bin..
Ne etti? AK Parti mevcut adayla, CHP hacı Öğüt ile, HDP Göle’de 8 binle, birde Saffet Kaya bağımsız derse aşağı inecek olan vekil seçilme oranı ile MHP’de bir vekil alamaz mı?
Bence samimice asılırsa olmayacak olur..
fakiryilmaz323@hotmail.com-0.535 418 32 58