HDP, CHP'Lİ ARDAHAN BELEDİYESİNDEN ÇEKİLECEK!..



MERHABA Bu haberi ve Ardahan’daki diğer gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



Alınan bulunduğu bilgilere göre aralarında HDP’li Milletvekillerinin de bulunduğu HDK heyeti yarın Ardahan’da olacak.


Bölge ziyaretlerine çıkan HDP heyetine Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Yöneticilerinin de eşlik edeceği öğrenilen toplantıda son yerel seçimlerde CHP’ye verilen desteğin ve CHP’li Faruk Demir’in başkanlık sürecinin masaya yatırılacağı ve halk adına belenen ama alınamayan bu desteğin geri çekildiğinin kamuoyuna deklere edileceği alınan bilgiler arasın da oldu.



Demirtaş’tan Millet İttifakı’na sert mesaj


HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, CHP, İYİ PARTİ ve SP’nin adını anarak “Şimdi bize vebalı muamelesi yapmaya kalkmasınlar. HDP’yi istediğiniz kadar eleştirebilirsiniz. Ama HDP’yi aşağılamaya, HDP’ye hakaret etmeye devam ederseniz cevabınızı vermekten çekinmeyiz,” dedi.


Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AKP’deki gerileyişe “HDP’lilerin dik duruşu, cezaevlerindeki ve dışarıdaki direnişinin” sebep olduğunu ifade ederken “O nedenle bize parmak sallayıp söylem dayatan bazı muhalefet sözcülerinin hadlerini ve hudutlarını bilmelerinde fayda var” diye konuştu.


Cumhuriyet gazetesinden Enver Aysever’e konuşan Demirtaş, “HDP için ‘Millet İttifakı’nın gizli ortağı ya da müttefiki deniyor. Kimsenin fotoğraf vermek istemediği, Türkiye’nin üçüncü partisinden söz ediyoruz, bu süreç sonunda ‘meşru’ ortaklık talep edilmeli mi? Eğer öyleyse CHP, İYİ PARTİ ve SP ile hangi ilkelerde bir araya gelirsiniz?” sorusuna şöyle yanıt verdi:


“HDP, Millet İttifakı’nın gizli veya açık ortağı değildir, bu defalarca belirtildi. Ben parlamento seçimleri için HDP’nin bir ittifaka ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. HDP, tek başına rahatlıkla yüzde 15’i geçebilecek güçtedir. Cumhurbaşkanlığı seçimi içinse zaten resmi olarak ittifak mümkün değil. Fakat bu konuda demokratik ilkeler etrafında işbirlikleri yapılabilir. Yeni anayasa, demokratik parlamenter sistem, örgütlenme özgürlüğü, ifade ve basın özgürlüğü, bağımsız ve tarafsız yargı konularında ilkesel uzlaşma sağlanması yeterlidir bana göre. Bu da imkânsız değildir. Bu ilkeler etrafında HDP ile yan yana gelemeyenler ne iktidara alternatif olabilirler ne de seçilseler bile ülkenin sorunlarını çözebilirler. Kaldı ki bugün HDP’lilerin dik duruşu, cezaevlerindeki ve dışarıdaki direniş olmasaydı kimse umuttan ve AKP’nin gerilemesinden söz edemezdi.



ARDAHANLI KADIN MİLLETVEKİLİ;


“İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılması anlamına gelir”


İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, AKP tarafından tekrar tekrar hedef haline getiriliyor. AKP tarafından sözleşmenin hedef gösterilmesine dair konuşan Ardahan Hanaklı HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, “İktidar kadını ailenin içine hapsetmeye,sadece aile olarak tanımlamaya yönelik bir politika izliyor” dedi.


İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, AKP tarafından tekrar tekrar hedef haline getiriliyor. Ancak ‘Toplumsal Cinsiyet’ kavramının tanımını yapan ilk uluslararası sözleşme olma özelliği taşıyan İstanbul Sözleşmesi, kadınların yaşam hakkının korunması için oldukça önemli. Kadınların yaşam hakkı için bu kadar önemli olan ve “ilk imzacısı olmakla gurur duyduğu” iktidarca her gün hedef gösterilen İstanbul Sözleşmesi’ne dair HDP Milletvekili Züleyha Gülüm ile konuştuk.


Gülüm, İstanbul Sözleşmesi’ndeki imzanın geri çekilmesinin gündeme getirilmesine dair, “İktidar kadını ailenin içine hapsetmeye, sadece aile olarak tanımlamaya yönelik bir politika izliyor. Erkek yargı değil, gerçek yargı istiyoruz” ifadelerini kullandı.


“KADINA YÖNELİK ŞİDDET MEŞRULAŞTIRILIR”


Gülüm’ün konuşmasının tamamı şu şekilde: “Bugünlerde İstanbul Sözleşmesi’ndeki imzanın geri çekilmesi tartışmaları başladı. İmzanın geri çekilmesi aslında kadına yönelik şiddetin normalleşmesi, meşrulaştırılması daha fazla artması anlamına gelir. Çünkü İstanbul sözleşmesi gerçekten uluslararası bir sözleşme olarak,kadınların mücadele ile kazandığı önemli kazanımlardan bir tanesi,6284 sayılı yasa ona bağlı olarak çıkmıştı. Yargıda ki erkek egemenliğiyle mücadelemiz, onun üzerinden daha kolay bir yerden yürütmemizi sağladı. Bugün biz erkek yargıyı değil,gerçek yargı derken İstanbul sözleşmesinin iptal edilmesi, erkek yargıyı daha da büyütecek,kadınlar aleyhine kararlar çıkmasına yol açacak bir ortamı yaratacaktır diyoruz.”



“HEP BİRLİKTE KARŞI DURUYORUZ”


“Kadın örgütleri, feministler, bütün kadınlar olarak imzanın geri çekilmesine hep birlikte karşı duruyoruz. Sadece sözleşme değil, nafakanın geri çekilmesi, kaldırılması, azaltılması, çocuk tecavüzlerine evlilik adı altında af getirilmesi tartışmaları var. Daha önce müftülere nikah kıyma yetkisi verilme meselesi vardı biliyorsunuz. İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin, TCK103 ‘e ilişkin yani çocukların uğradığı cinsel saldırı sonrası faillerinin affedilmesine ait yasal düzenlemeye karşı kadın örgütleri, feministler ve biz HDP Kadın Meclisleri olarak topyekün bir karşı duruşumuz var. Sokaklarda,meydanlarda hep birlikte sözümüzü söylüyoruz, mecliste sözümüzü söylüyoruz.”


“CEZAEVİNDEN ÇIKAN FAİLLER SUÇ İŞLEMEYE DEVAM ETTİ”


“HDP olarak bir kadın kampanyası başlattık”Kadın mücadelesi her yerde” bu kampayada farklı gündemlerimiz oldu;bir tanesi infaz yasasında ki eşitsizlik ve kadınları nasıl mağdur ettiğine yönelikti. Cezaevindeki kadınlar arasında ayrımcılık yapıldı .Siyasi tutsaklar corona ve ölümle baş başa bırakıldı. Sadece kendilerine destek verenler, kadına şiddet uygulayan, öldüren, tecavüz eden erkekler salıverildi dedi. Biz şunu ısrarla söyledik bu failleri hiç bir yasal düzenleme olmadan bırakıyorsunuz bu kadına yönelik şiddeti, çocuğa yönelik şiddeti artıracak nitekim öyle oldu. Cezaevinden çıkan failler suç işlemeye devam etti. Bu suçlarda ciddi artışlar meydana geldi.”


“KADINLARIN ÖZGÜRLÜK MÜCADELESİNE CİDDİ SALDIRI VAR”


“Kadınlar olarak İstanbul Sözleşmesi’nin ve 6284 nolu yasanın gerekli olduğunu ısrarla söylüyoruz. Hatta OHAL süreci boyunca sokağa ilk çıkan kadınlar oldu. 8 Mart, 25 Kasım yasaklamalarına rağmen sokağa çıktı kadınlar. Kadınların özgürlük mücadelesine çok ciddi saldırı var. Şunu biliyoruz ki kadın mücadelesine saldırı ne kadar yüksek olursa olsun kadınlar meydanlardan, alanlardan, meclisten, hiç bir yerden çekilmeyecek çekilmedi.”


“AKP KADIN DÜŞMANI BİR POLİTİKA YÜRÜTÜYOR”


“Sadece İstanbul Sözleşmesi değil, kadın kazanımlarına yönelik çok uzun zamandır AKP iktidarının bir saldırı dalgası var. Biz buna kadın düşmanı politika diyoruz. Çok çeşitli yönlerden saldıran bir hat güdüyor iktidar. Kadın kurumlarını kapatıyor,dernekleri kapatıyor, kadın kurumlarında kadın özgürlük mücadelesi veren kadın arkadaşlarımızı gözaltına alıyor,tutukluyor. Bu yöntemle susturmaya, sessizleştirmeye çalışıyor. Vakaların üstünü örtmeye çalışıyor. Özellikle Şırnak’ta,Batman’da gerçekleşen çocuklara yönelik cinsel saldırı olayları sonrası devlet yetkililerin normalleştiren açıklamalar yaptığına dikkat çekti. Bu suçların cezasız kalmaması gerektiğini ısrarla söylüyoruz.”



“İKTİDAR UZUN ZAMANDIR TECAVÜZCÜLERE AF YASASINI GETİRMEK İÇİN UĞRAŞIYOR”


“Çok uzun zamandır tecavüzcülere af yasasını getirmek için uğraşıyor iktidar. Nasıl ki ülkede faşizmi kurumsallaştırmaya çalışıyorlarsa bunun bir aracı olarak kadın özgürlük mücadelesini geriletmeye,kadınları ‘makbul kadınlar’ olarak tanımlayıp o sınırlara çekmeye yani toplumu biçimlendirmeye çalışıyorlar dedi. İktidar kadını ailenin içine hapsetmeye, sadece aile olarak tanımlamaya yönelik bir politika izliyor bunu sadece son süreçte değil mesela Kadın Bakanlığı’ndan kadın adının çıkartılması, sadece Aile Bakanlığı’na çevrilmiş olması,yine toplumsal cinsiyet eşitliğini tanımlayan kelimelerin bütün devletin kurumsal yapılarından çıkartılmış olması örneklerinde görüyoruz. Mesele sadece bir sözleşmenin geri çekilmesi değil aslında, topyekün saldırı. Kadını tanımlayan, dört duvar arasına sıkıştıran, her şeye itaat etmesini, boyun eğmesini öğreten bir kadın kimliği dayatması var. Çok farklı yöntemler kullanarak algı operasyonları yaratmaya çalışıyorlar.  Toplum bunu istiyor,toplum talebi,aile düzenimiz bozuluyor gibi sanki kendi niyetleri bu değilmiş gibi açıklamalar yapan derneklerinin sözlerini öne çıkartıyorlar. Önceleri ‘Boşanmış Babalar Derneği’ diye bir şeyi dikkate alıyorlardı. Şimdi basına yansıyan ‘çocuk yaşta evliliklere karşı çıkmak Allah’ın emirlerine karşı çıkmaktır’ diyen bir dernek ortaya çıktı. ’15 yaş altı çocuğun evlendirilmesine karşı çıkılamaz’ diyen bir takım kurumlar ortaya çıkmaya başladı. Kendi direk sözünü kuramadığı zaman böyle yapılar aracılığıyla birilerinin açıklamalarını öne sürüyorlar. Bunu toplumun topyekün talebi gibi sunuyorlar. Biz bir bütün olarak bunun gerçek olmadığını,bu toplumun asla buna rızasının olmadığını biliyoruz.”


“ASIL DERTLERİ ERKEK EGEMENLİĞİN ZAYIFLAMASI”


“İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmasını isteyenlerin sesleri çok çıksa da bu ufak bir kesim. Erkek egemenliğinin zayıfladığını söylüyorlar başka cümleler kursalar da bu kesimlerin derdi erkek egemenliğinin zayıflıyor olması, kadınların özgürlük mücadelesini ilerletiyor olması ile ilgili. İstanbul Sözleşmesi kadınların uzun yıllardır mücadele ile kazandığı uluslararası bir sözleşme ve neredeyse bu konuda kadına yönelik şiddet konusunda evli olsun olmasın, ev içerisinde ayrım yapılmaksızın, LGBTİ+’ları da içine alan, çocuğa karşı işlenen suçları da kapsayan erkek şiddetinin önlenmesine ilişkin çok önemli bir düzenleme. Şimdi bunu kaldırmak istiyorlar aslında erkek egemenliğini büyütmenin derdi bu.”


“ASLA VAZGEÇMEYECEĞİZ”


“Kadın mücadelesi kendi öz gücüyle mücadele ediyor, etmeye devam edeceğiz. Asla vazgeçmeyeceğiz.”



AKP’nin hergün hedef gösterdiği İstanbul Sözleşmesi nedir?


İstanbul Sözleşmesi olarak bilinen “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi”, AKP tarafından tekrar tekrar hedef haline getiriliyor. Ancak ‘Toplumsal Cinsiyet’ kavramının tanımını yapan ilk uluslararası sözleşme olma özelliği taşıyan İstanbul Sözleşmesi, kadınların yaşam hakkının korunması için oldukça önemli. Peki İstanbul Sözleşmesi nedir?


İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açılan bir Avrupa Konseyi sözleşmesi. Mart 2019 itibarıyla toplam 46 devlet ve Avrupa Birliği tarafından imzalandı. Türkiye ise 12 Mart 2012’de sözleşmeyi onaylayan ilk ülke oldu.


11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul’da gerçekleşen Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu toplantısında imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi’nin resmi adı, Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi. Kadına yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesini amaçlayan, hukuki bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası belge niteliğinde. 1 Ağustos 2014 itibariyle yürürlüğe giren sözleşme bugüne kadar 34 ülkece imzalandı ve onaylandı. Sözleşmeyi imzalamasına karşın henüz onaylamamış ülkelerin sayısı 12, Avrupa Konseyi üyesi olup sözleşmeye imza atmayan ülkeler ise Rusya ile Azerbaycan.


İLK DEFA ULUSLARARASI BİR SÖZLEŞMEDE “TOPLUMSAL CİNSİYET” KAVRAMININ TANIMI YAPILDI


İstanbul Sözleşmesi “toplumsal cinsiyet” kavramının tanımını yapan ilk uluslararası sözleşme olma özelliği de taşıyor. Toplumun, kişilere, cinsiyete dayalı olarak biçtiği rollerin varlığına ve bu kapsamda kadınlara yönelik uygulanan şiddete dikkat çekiyor. Kadına yönelik şiddetin bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılık türü olduğunun altını çiziyor.


TÜRKİYE ONAYLAYAN İLK ÜLKE


Sözleşme İstanbul’da imzaya açıldığından bu adla anılıyor. Türkiye, aynı zamanda sözleşmeyi imzalayan ve onaylayan ilk ülke. Sözleşmeyi, herhangi bir maddeye çekince koymaksızın, imzaya açıldığı 11 Mayıs 2011 tarihinde imzaladı ve 14 Mart 2012’de de onayladı.


ŞİDDETİN HER TÜRLÜSÜ İLE MÜCADELE AMAÇLANIYOR


İstanbul Sözleşmesi’nin en önemli özelliği, biyolojik veya hukuki, ailevi bağ olup olmadığına bakılmaksızın ev içi şiddetin (örneğin eski veya mevcut eşler, evlilik dışı partnerler, birlikte ikamet edilen aile fertleri, akrabalar veya birlikte ikamet edilen başkaları tarafından yöneltilen şiddetin) ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin standartlar öngören ve Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk belge olmasıdır.


KADINA YÖNELİK AYRIMCILIĞI DA YASAKLIYOR


Kadınlar ve erkekler arasında hukuki ve fiili eşitliğin gerçekleştirilmesinin kadına yönelik şiddeti önlemede anahtar bir unsur olduğunu benimseyen Sözleşme, kadınlara yönelik ayrımcılığı da yasaklamaktadır.


EKONOMİK ŞİDDET TANIMLAMASI


Sözleşme, yalnızca barış dönemlerindeki değil, silahlı çatışma dönemlerindeki ve silahlı çatışma sonrasında devam eden şiddeti de yasaklamaktadır. Sözleşme,“toplumsal cinsiyete dayalı” ayrımcılık ve şiddeti temel almıştır ve toplumsal cinsiyeti tanımlayan ilk uluslararası belgedir. Sözleşme’de, ekonomik zarar veya ekonomik ızdırap da kadına yönelik şid­det biçimlerinden biri (ekonomik şiddet) olarak tanımlanmıştır.


SÖZLEŞME KAPSAMINDAKİ SUÇLAR


İstanbul Sözleşmesi taraf devletlere aşağıda belirtilen davranışlara yönelik cezai ya da hukuki yaptırım uygulamayı zorunlu kılıyor. Sözleşme kapsamındaki suçlar şu şekilde sıralanıyor


  • Ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik)
  • Taciz amaçlı takip;
  • Tecavüz dahil, cinsel şiddet;
  • Cinsel taciz;
  • Zorla evlendirme;
  • Kadınların sünnet edilmesi;
  • Kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama.


Sözleşme bu tip şiddet olaylarına sıfır tolerans gösterilmesini, mağdur olan kimse failin eşi, hayat arkadaşı ya da ailenin bir ferdi ise, aile içinde işlenen suçların gizli kalmamasını amaçlıyor.


KADINA YÖNELİK ŞİDDETİN ÖNLENMESİ İÇİN DEVLETTEN TALEPLER


Sözleşme ayrıca, taraf devletlerden, belli koşullar nedeniyle şiddete açık hale gelmiş olan kadınların özel ihtiyaçlarının göz önünde bulundurulmasını da talep ediyor. Sözleşmenin kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla devletten talepleri;


  • Kadınlara yönelik şiddetin kabullenilmesine neden olan tutumların, toplumsal cinsiyet rollerinin ve klişelerin değiştirilmesi;
  • Mağdurlar üzerinde çalışan profesyonel kadroların eğitilmesi;
  • Farklı şiddet türleri ve bunların travma yaratıcı özellikleri hakkında farkındalık yaratılması;
  • Eğitimin her kademesinde, eşitliği ele alan konuların ders müfredatına dahil edilmesi;
  • Halka ulaşabilmek için STK’larla, medyayla ve özel sektörle işbirliği yapılması.


KADININ KORUNMASI İÇİN


Sözleşmenin şiddete uğrayan kadının korunması için devletten talepleri;


  • Tüm tedbirler içinde, mağdurların ihtiyaçlarına ve güven içinde olmalarına en büyük önemin verilmesinin sağlanması;
  • Mağdurlara ve çocuklarına psikolojik ve hukuki danışmanlığın yanı sıra tıbbi yardım da sağlayan özelleşmiş destek hizmetlerinin düzenlenmesi;
  • Yeterli sayıda sığınma evinin tahsis edilmesi ve günün her saati kullanılabilecek ücretsiz telefon yardım hatları sağlanması.


FAİLİN YARGILANMASI İÇİN


Şiddet uygulayan failin yargılanmasına yönelik devletten talepler;


  • Kadınlara yönelik şiddetin suç sayılmasının ve gerekli cezaların verilmesinin sağlanması;
  • Gelenek, töre, din, yada “namus” gerekçelerinin, herhangi bir şiddet eyleminin bahanesi olarak kabul edilmemesinin sağlanması;
  • Soruşturma ve yargılama sürecinde mağdurların özel koruma tedbirlerinden yararlanmalarının sağlanması;
  • Kolluk kuvvetlerinin yardım isteyenlere anında yardıma gidebilmelerinin ve tehlikeli durumlara yetkinlikle müdahale etmelerinin sağlanması.


6284 SAYILI KANUN


İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılmak istenmesinin nedenlerinden biri; 6284 sayılı kanun. İstanbul Sözleşmesi doğrultusunda; 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun çıkarıldı. Çıkarılan bu kanuna göre; devlet, şiddetten şikâyetçi olan kadına, dilerse çocuklarıyla birlikte barınma imkânı veriyor. Süreç sona erene değin maddi yardım sağlıyor. İş ve hatta kimlik değişikliği yapmak isterse yardımcı oluyor. Şiddet uygulayan hakkında en az bir ay süreyle uzaklaştırma kararı alınıyor.


Sözleşmenin tamamına buradan ulaşılabilir.


Kaynak: https://listelist.com/istanbul-sozlesmesi-nedir/


Kaynak: https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/istanbul-sozlesmesi-nedir-istanbul-sozlesmesinin-icerigi-5907052/



Gazeteci Aranmaz, Aranır..


Öncelikle sanaldan aldığı ile mahalle ağzıyla ”kıytırıktan” haberler yapan ve sonrasında da ”Bu toplantılara, ziyaretlere, görüşmelere neden gazeteci davet edilmiyor?”  deyip, dert yanan ve adam yerine konulmayan gazeteciler başta olmak üzere her insan davet edildiği yere gitmek için şartlarını zorlamalı, gitmeli.. Gidemezse de davetini aldığı yerin, kişinin haberini yapmalı, kamuoyuna duyurmalı diye düşünen bir gazeteci olduğumun bilinmesini isterim..

Çünkü Atasözlerimizden olan ‘Çağrıldığın yere erinme, çağrılmadığın yere de görünme” atasözüde, dinen de  ”Davete icabet etmeyen, Allah ve Resulüne isyan etmiştir” gibi bir çok önemli söz davetin önemini anlatır..

Gelelim asıl konumuza ve Kars Belediyesinin bölge gazetecilerini Kars’a davetine..

Tüm dünyada olduğu gibi yerelde de hiçbir zaman değerini yitirmeyeceğini düşündüğüm gazeteciliğin, internet denen sanal ortam dolayısı ile bitmek üzere olduğu yönünde iddia ve görüşlere bir gazeteci olarak katılmıyorum. 

Her gün değişen gündemin ana değiştiricileri olan gazetecilerin hep birlikte hareketi halinde dakika başı değişen gündemi onların yarattığını önce gazeteciyim diyenler bilmeli, algılamalı ve unutmamalı.

Çünkü, ‘öldü, bitti..’ denen gazeteciliğin sanalda da gazetecilerin oluşturduğu gündemlerle yaşandığını anlaması gerekenler yine gazetecilerdir.

Son yıllarda her alanda olduğu gibi gazetecilikte de yaşanan deformasyonu önleyecek olanında başta gazeteciler olmak üzere her kesin, her alanda bir araya gelip güç birliği yapmasıdır.. Bu düşüncenin önderleri de toplumun aydınları olan yine gazetecilerdir. 

Bu nedenle toplumun önünü açan ve birer ışık olan gazeteciler kaybolmamalı, aranıyor duruma düşmemelidirler. 




Kars Belediyesinin katkıları ile bir araya gelmeleri için yapılan davetin çok önemli bir davet olduğunu düşünüp o toplantıya katılmalarını umduğum bölge gazetecilerinin onların açtığı bu yolda yürümek isteyen yeni ve genç gazetecilere de ışık tutacağını bilmelidirler. 

Dünya düşünceleri ne olursa olsun, gazeteciliği yaşatmak istiyorsa bir gazeteci kendi yerine yeni gazeteciler yetiştirme ve mevcutlarla bir araya gelerek biz halen yaşıyoruz, gazetecilik ayaktadır ve gerçek gündemi biz oluşturuyoruz demeliler. Bütün olumsuzluklara gözümüzü, kulağımızı kapatıp mutlulukla çalışmalarımıza devam etmeliyiz. Zira neşe ve çalışma, birbirini davet eden iki temiz şeydir. 

Çarşamba günü Kars’ta, Kars Belediyesinin ev sahipliğindeki kahvaltılı toplantıya katılacak gazeteciler aranıyor demiyorum… 

Çünkü gazeteci aranmaz, yaptığını kamuoyuna anlatabilen gözlerin aradığı gazeteciler olmalıyız..

Bu nedenle;  Bir gazeteci olarak tüm meslektaşlarımı bu önemli toplantıya davet ediyorum.


Haydi davete icabet etmek gerek. Zaten okumak kelimesinin bir anlamı da davet etmektir. 

Son bir söz; “Biriniz bir davete çağrıldığı zaman hemen ona gitsin” Hz. Muhamned



Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php


HDP Değiştirmezse Kayıp Eder!


arşiv haber 09/09/2015 tarihli haber


Yaklaşan 1 Kasım Genel Seçimleri öncesi Ardahan’da geniş çaplı bir araştırma yapan gazetemiz muhabirleri Ardahan’da hangi partinin seçimi kazanabileceğini analiz etti.


Gazetemiz muhabirlerinin Hoçvan, Göle, Damal, Hanak, Çıldır, Posof ve Ardahan Merkez da yaptığı araştırma da, Ardahan’da üç partinin yarışacağıni tespit ederken bu partilerden AK Parti ve HDP’nin 1. Sıra adaylarını değişmemesi halinde oy kaybı yaşayacağını tespit etti.


**Taşkın Aktaş’la Dibe Vurur..


Orhan Atalay ile iki döenmidir oy kaybı yaşayan Adalet ve Kalkınma Partisi gibi aynı aday ile ısrar etiği görünen HDP Genel Merkezinin Ardahan’da aynı isimle seçime girmesi halinde seçimi kayıp edeceğini belirten Ardahanlı seçmen partinin tabanı ve görüşlerinden uzak bir isimin kısa geçen milletvekilliliği sürecini çok kötü kullandığını belittikleri görülürken, 1 Kasım Genel Seçimlerin bu isim ile gidilmesi halinde HDP’nin ilk kaybı Ardahan’da yaşayacağına işaret etmekteler.


**Ülkücüler yürüdü, Vekl ve İl Başkanı kaçtı..


Yaşanan gelişmeleri karşısında pasif kalmakla suçlanan, geçtiğimiz ay göz altına alınıp,  tutuklanan HDP’lilere sahip çıkmamakla eleştirlen, canlı kalkan eylemi çadırı kuramayan HDP A rdahan Milletvekilinin son olarak ülkücülerin yürüdüğü akşam parti binasını terk edip, kaçtığı bunun da en son hatası olduğunun belirten HDP’liler ‘biz bu aday ile seçime gidersek işimiz zor’ diyerek, ‘HDP Genel Merkezinin tabana daha yakın, partini görüş ve siyasetini gerektiği gibi savunan adaylar ile seçime gidilmesi gerektiğinin farkına armalıdır’ demekteler.


**Eletktrikleri kesik parti de siyaset yapıyorlar..


Öte yandan Milletvekili olan HDP’nin Ardahan İl Binasının elektriklerinin aylardır kesik olduğu öğrenilirken, partililerin karanlıkta kaldığı ve erkenden parti binasını terk etmek zorunda kaldıkları öğrenilirken, adeta tek adam olarak kalan İl Başkanı Ergün Koç’un nerede olduğu da bilinmiyor.