Yazıma başlamadan önce bir anımı sizinle paylaşmak isterim:
Ki ; bu anım da yine yazdığım ve mahkemelik olduğum unutmadığım ve hala güldüğüm bir yazımdır.
Evet, o günlerde bugünkü panik gibi o gün de iç çatışmalar bir hayli yoğun ve gergindi..
Bugün,’Ha bitti, az kaldı’ denen ama buna da inanmadığım gibi o dönem PKK, Askeri ve Kamusal alanlara bomba yüklü araçlarla saldırılar düzenliyordu. O günlerde de bugün ki gibi kamu ve askeri alanların önleri, girişleri bariyerlerle kapatılarak, önlemler alınıyordu.
Ve zamanın Tugay Komutanı bugünküler gibi yine de içeri kapanmamış, çarşıda gezerdi.. Ama etrafında dört, bilemediniz on tam donanımlı, silahlı askerle birlikle geziyordu..
Yani baba rolünde olan büyüğümüz bile korktuğunu ima ederken, bizim de bugünkü gibi korkmamıza neden oluyordu..
Ama yine o günlerde bunun tam tersi aynı komutanın eşi dikkatimi çekmiş ve ‘Yenge senden cesur komutanım’ başlığı ile o günkü yazıma konu olmuştu..
Yürekli, halk sever, toplum içinde olmaya özen gösteren komutanın sevgili güzel eşi sabahları kalkar, eşinin korumalarla gezdiği çarşı da aslanlar gibi tek başına hemde yaya yürür, erken açan esnaflarla selamlaşır, sabah siftahını yaparak gününe başlardı. Çarşı da gördüğü bizim mutruf dediğimiz ama bizlerden farkı olmayan arkadaşlarını alıp askeri kuaföre götürür, bakımlarını yaptırırdı. Bende bu durumu “Yenge Senden Cesur Komutanım” başlığı ile yazıya dökmüş, aşağı da bugünü anlatmaya çalıştığım dünü özetleyerek toplum liderlerinin ve ordu komutanlarının durumunu anlatmaya çalışmış ama komutanla mahkemelik olmuştum..
Davanın konusu da, “Devlet Memurunu Aşağılamak” idi!
Gerçi o dönemin hakimi beni anlayıp , gülümseyerek beraat ettirmişti ya!
Şimdi umarım davalık olmayacağım bugün ki yazıma gelelim ;
Olağanüstü bir durumun yaşatıldığı, yaşandığı şu günlerde medya ve internet aracılığıyla pompalanmaya devam eden korkunun ne kadar süreceği ve bu korkunun ne getirip, ne götüreceğini düşündüğümüz şu günlerde benim hala ısrarla bu yaşatılan durumun çok önemsenmediğini ve gün geçtikçe virüsün yayılarak can kaybının büyüdüğü derecesine ulaştığı yönünde ki ısrarım sürmektedir.
Benim gibi bu duruma tepki gösterenlerde yok değil..
Çünkü kuyuya atılan bir taşın bulandırdığı suyun gün geçtikçe bizleri zifiri karanlık bir atmosferin içine soktuğu şu günlerde toplum lideri, ordu komutanı olmanın sorumluluğunun ne olduğunu da masaya yatırıp, sorgulamak gerekmez mi?.
Bilmem ama bugünkü lider, hatta komutanların evden çıkmadığı şu günler de yaşanan, yaşatılmak istenen atmosferi kırmak için ne yaptıkları tartılışır.
Geçmişteki liderler ve komutanların yapmış olduklarına bakarak bugünü değerlendirme şansını birlikte yakalayabiliriz.
Geçmişe bakmadan önce kendimizi aile reisi, annesi olarak değerlendirirsek anlatmak istediğimi biraz daha iyi anlarız diye düşünüyorum..
Çünkü bugünlerde eve kapanıp, bizi yönetmeye çalışanların bir süre ekranlarda göremediğimiz Başkan bugünlerde ekranlardan sürekli insanlara ,’evde kalın, dışarı çıkmayın’ der oldu.
Toplum liderleri ve ordu komutanları sizlerde birer aile üyeleri olarak kendi ailelerinizle empati yapın derim..
Şimdi gelelim toplum liderliğine ve ordu komutanlığına..
Hey sen evinde kaç kişi var ve bunlar sen oldukça ‘Dünya gelse bizi yıkamaz’ demiyor mu?!
Bilemiyorum ama tüm ailelerde anne, baba nasıl davranırsa diğer aile bireyleri de öyle davranış sergileyip, o psikoloji ile hayata devam etmez mi?
Kapısı bir tekme ile açılacak olan kapatıldığınız eve ‘virüs girmez’ derken o evde anne ve baba varsa kendinizi güvende saymıyor musunuz?
Tabi ki evet..
Çünkü baba evdeyse güvendesiniz, anne yanınızdaysa rahatsınız..
Ve dünyanın en korunaklı evi sizin eviniz değil mi?
Şimdi gelelim geçmişe Peygamberimizden başlayarak, aklınıza gelen tüm liderlere, Mustafa Kemal’e ve bugüne toplum lideri ve ordu komutanlarına..
Bütün Orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi işgal edilmiş olabilir. Silah yok, yiyecek yok ve düşman çok güçlü..
O zaman toplum lideri ve ordu komutanları eve mi kapanmıştılar?!.
Sarıkamış dağlarına 90 bin askeri süren o ordu komutanına inananlar bilmiyorlar mıydı, o karlı dağlar aşılsaydı zafer gelecekti, ölüm değil, mutluluklar yaşanacaktı..
Yunan yetmez bugünkü tüm kapitalistler bir araya gelmiş, İstanbul Boğazı, Çanakkale, İzmir, Ardahan, Samsun, Trakya, Maraş’ı sararken o günkü komutanlar eve mi kaçtılar, liderler toplumu içeri mi kapattı?!.
Tam tersi..
Ne diyordu Atatürk?!..
O Atatürk Askerlere; “Ben size savaşmayı değil, ölmeyi emrediyorum” dememiş miydi?!.
Peki, bugün insanlara eve kapanın diyen Başkan Recep Tayyip Erdoğan toplumun lideri olarak 15 Temmuz’da halkı sokağa çağırmasaydı kendisinin ve bizim halimiz nice olurdu bilemiyorum.
Bilmem ama bugün yaşananlar geçmişteki lider ve ordu komutanlarının değerini bir kez daha ortaya çıkardığını görüyoruz…
Arap çöllerinde idealist bir lider olan Peygamberimizin onca saldırı ve yokluk, kıtlık, vebalara karşı ‘Hele durun, az evden çıkmayın mı?’ diyerek mi liderlik yapmış, Mekke ve Medineyi terk mi etmişti? ..
Bilmem ama kazanılan tüm zafer ve savaşlara liderlik yapmış olanların hiç ama hiç birisinin inandığı davadan geri adım atmadığı ve gelen virüste olsa, bitlenme de olsa, verem, kuduz, açlık, veba, kıtlık aklınıza ne gelirse yaşanan, yaşatılan ve yaşanacak tüm güçlere karşı kurşun yiyen göğsünü germiş, dik durmuş ve direnmiş toplumunu, askerlerini korkutmadan tam tersi cesaret vererek hep bir adım ileri demişler, geçmişin tüm liderleri ve de ordu komutanları..
Camileri kapatarak, insanları evden dışarı çıkartmayarak sanal ve medya illeti ile psikolojisini bozmaya çalışarak, ekonomiyi, sosyal hayatı bitirerek, sanal ortamda 24 saat ölümü hatırlatarak toplum liderliği, ordu komutanlığı yapılır mı?..
Bilemiyorum ama ben yine aynı yerde, aynı alandayım..
Şuna bir kez değinmeden geçemeyeceğim..
Bu ülkenin yeniden doğuşuna liderlik, önderlik, komutanlık yapan Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları bir çok savaş ve virüs ile hep birlikte savaşarak bu ülkeyi bize bıraktılar. Bugünleri onlara borçluyuz..
Ve ben çokta ileri gidemezsem de hiç ama hiç geri çekilmediğim 51 yıl boyunca olduğu gibi bugün de coronaymış, virüsmüş demiyor, ‘Korkunun ecele faydası var mı’ diyerek herkesin er geç tadacağı ölüm günüme kadar yaşamaya devam ediyor ve diyorum ki;