İŞ ADAMININ DESTEĞİYLE İŞ İNSANLARINA VE İŞ ARAYANLARA İMKAN SAĞLAYAN ERDOĞAN'A AÇIK TEŞEKKÜR!


SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..



Gazeteci Fakir Yılmaz Cumartesi Günü Saat: 17.45’de de TEMPO TV’de Programa Başlıyor..


Her Cumartesi günü saat:15.45’de 


Sizde Tempo TV ekranına konuksunuz..


Ardahan Posoflu olduğu öğrenilen ve ata toprağı Posof ve Ardahan’a yaptırdığı devasa tekstil atölye binalarıyla gerek iş arayan bölge insanına gerekse bölgede bir şeyler yapmak isteyen iş insanlarına katkı sunan İş insanı Yasin Selami Erdoğan’a teşekkür eden Ardahan Tekstil’in iş ortakları Taner Badem ve ortağı Mehmet Yıldız Erdoğan beyin teşviği ile açtıkları tekstil atölyelerinde çoğu kadın 220 insanın iş bulduğunu belirttiler.




Taner Badem ile iş ortağı Mehmet Yıldız’ın Ardahan’da işlettiği ve şu an 220 insanın çalıştığı tekstil fabrikası ruhsatını dahil tüm resmi evraklarla hizmet verip, Ardahan’lılara iş sağladığı gibi ülkenin tekstil dünyasına da kaliteli ürünler sağladığını belirten Ardahan’lı iş insanı Taner Badem, sayın Erdoğan’ın eli öpülesi anne ve babasının adını verdiğimiz tekstil atölyemizde bugün birçok insan çalışıp, alın terleriyle ekmek kazanıyor. Bizim kadar bu dev tesisi yapan iş insanı sayın Yasin Selami Erdoğan’a teşekkür ediyoruz. Onun bu tesisi yapması bizi de memlekete yatırıma teşvik etmiş, çoğu kadın olmak üzere birçok insanın emeğiyle ekmek kazandırmıştır.




‘Gazeteniz aracılığıyla bir kez daha teşekkür ettiğim hemşerimiz, iş insanı Yasin Selami Erdoğan’ın bu güzel bakışını taşıyan insan sayısının artması umuduyla bizde kendi memleketimiz, ülkemize bir şeyler katmaya en önemlisi iş sağlamaya çalışmaktayız.’ diyen İş insanı Taner Badem, ‘Bu iyi niyetlerin devamı için katkı sunan herkese yerelinden geneline tüm siyasilere, resmi kurum amillerine ve zaman zaman bizleri ziyaret edip, moral veren yöneticilere SABRİ VE SANİYE ERDOĞAN TEKSTİL KOMLEKSİ ARDAHAN TEKSTİL adına teşekkürlerimizi bir borç biliriz.’ dedi.




Firma olarak İstanbul’da da bulunan tekstil atölyeleri sayesinde buradaki insanlara da iş imkânı sağladıklarını belirten Badem bünyelerinde bulunan iş alanlarında Ardahan’daki 220 kişi ve 400’e yakın insanla  emeklerinin karşılığını alıp, ülke ekonomisine ve iş istihdamına katkı sunmaya da devam ettiklerini de sözlerine ekledi.



BASINA BAŞÖRTÜ!


Bugün, ‘Havaalanına ne gerek var, önce yollar sonra havaalanı’ denen ama 20 Yıldan fazladır bir türlü bölünüp, yapılamayan Ardahan-Göle yolu gibi ülkede ithalatın, ihracatın yanında giriş, çıkışların sıfır derecede olduğu kör, pardon Türkgözü (Badele) adlı gümrüğünü yazacaktım.

Sonra Kafkaslara açılan, lobisi diye geçinenlerin birbirlerini yediği şu günlerde sınır ötesinde bulunan Ahıska’lıların akrabalarının yaşadığı Posof’ta yapılacak denilip, sürekli yardım toplanan ama bir türlü ortaya çıkmayan Caminin neden bitmediğini soracaktım.

Kısacası, bu yönde bir memleket yazısı yazmayı düşünürken CHP lideri, 6’li masanın kurucu aktörü Kılıçdaroğlu’nun twiterda açıklama yapacağını ilan ediyordu.

Aldığı ceza dolayısıyla siyaset yapma yasağı getirilmesine karşın partinin kapanmasına vesile olacak bir davranış içinde bulunup, CHP İstanbul İl Başkanlığına devam eden Kaftancıoğlu’nun da aralarında olduğu kadına özgürlük denip, bir türlü yasallaşmayan başörtüsü meselesini çözeceklerini iddia ederek, bu yönde meclise önerge getireceklerini belirten Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışı tüm kamuoyunu olduğu gibi bugünkü yazımı da bu yöne çekti.

Çünkü son yerel seçimlerle HDP’nin desteği ile birçok belediyeyi alan ve bu belediyelerin verdiği tam gaz destekle gündem oluşturmayı Erdoğan’ın elinden bir nebze de olsa alan KIlıçdaroğlu bu çıkışı ile ülkenin gündemine bir anda farklı taraftan yön vermişti, hem de meclisin açıldığı ilk gün.

Evet, Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışla 80 yıldır dini siyasetle bulaştırıp, bunun üzerinden siyasi kazanç elde edenlerin olduğu söylenen siyasi arenada birilerinin elindeki bu kozu alacağını iddia edilse de bende bu meselenin de adeta İmam Hatiplerin kurulmasına verilen onaya benzettim.


Çünkü aynı Kılıçdaroğlu’nun içinde bulunduğu siyasi dünyanın diğer dünya ile yani muhafazakâr seçmenle çokta bir araya gelemeyeceği, hele hele camide yatıp, kalksa da solcuyum, Atatürkçüyüm, laikim diyenlerin işi biraz değil,oldukça zor.. 

Yani özgürlük adı altında tüm samimiyetle Menderes ve MSP dönemlerinde başlanan, destek verilen İmam Hatip meselesinde olduğu gibi Kılıçdaroğlu’nun başında bulunduğu partinin ve benimde içinde bulunduğum solun, başörtüsü, din, dil gibi laiklik özgürlüğünün de içinde olduğu tam demokrasiyi, özgürlük, insan haklarını savunan zihniyetine o yakadan oy alamayacağını bilirim.


Ha bu arada yeni yasama dönemine açılan meclisin ilk işinin basın ve düşünce özgürlüğüne ek olacak olan yasayı tartışacağını da unutmamak gerekir.

Çünkü bu işlerin öyle hemen değil, İmam Hatiplere karşı çıkılmasını önleyen Menderesten beri verilen mücadele ile olduğunu da bilenlerdenim…

Yani Baykal’ın ‘bir ay dayanmaz’ deyip, önündeki yasal ve siyasal engelin kaldırılmasına katkı sunduğu Erdoğan’ın da başörtüsünün artık yasallaşması gerektiğini ama başta laikler, ulusalcılar olmak üzere birilerinin ‘Aha rejimi değişti şimdi de İran’da Arabistan’da olduğu gibi ülkeyi de buraya götürecek’ eleştirilerinin geleceğini düşündüğünden bu işi bugüne kadar kararnamelerle idare ettiğini de ve durup dururken Demirtaş’ın başını çektiği milletvekillerinin hapsedilmesine  neden olan adımı da da aynı CHP atmıştı.

Evet, ‘Dokunulmazlıkları kaldıralım’ diyen aynı CHP’nin bu yönde getireceği yasaya balıklama atlayıp, destek verdireceğini ve çıkacağı alenen görünen Sosyal Medya ve İnternet Haberciliğine Dönük Düzenlemeler İçeren Kanun Teklifi ile daha çok dolacak olan havuz denen basın ve medya ile ‘başörtü meselesini yasallaştırdım’ deyip, bunu da kendi lehine çevireceğini buraya not etmek gerekir.

Burada durup, ortaya koyduğu siyasi kişilik ve kimliği ile ‘Türkiye partisi olacağız’ diyerek Kayseri’den, Edirne’den, Rize’den, Çanakkale’den bile oy alıp, %3 ile %5 arasında dolaşan partisini bir anda %16’lara taşıyan Demirtaş’ın ülkede aranan solun lideri olma ihtimalinin bir hayli arttığı sürece de bir bakalım derim.

Çünkü başörtüsü meselesi gibi hiç gündemde yokken durup dururken ‘Haydi gelin dokunulmazlıkları kaldıralım’ dedirtilen ve Demirtaş’ın hapsine ön ayak olan aynı Kılıçdaroğlu şimdi de ‘gelin başörtüsünü yasallaştıralım’ diyor.




Aynı Kılıçdaroğlu ve CHP değil miydi MHP’li, milliyetçiler dahil tüm toplum fertleri tarafından sevilen Demiritaş’ın içeri gireceğini bile bile başına geçtiği ama hala yenemediği partinin ulusalcı kozmik odasını aşamayan.

Ve direndiğine inandığım, bildiğim aynı Kılıçdaroğlu o gün dokunulmazlıkların kaldırılmasına dirense de son anda istemeyerekte olsa onay verilmesinin önünü açandır.

Çünkü Demirtaş’ın Atatürk, Laiklik, Ulusalcılık dışında politika üretemeyen, %25’i 25.5 yapamayan CHP’yi tarihe gömerek, kendisi ülkenin en güçlü sol lideri, partisi HDP’nin iktidar olacak korkusu CHP’ye dokunulmazlıkları kaldırttığı gibi Baykallı CHP Erdoğan’ın siyasi yolunun önünü açmış, 9 kez yenilen Kılıçdaroğlu’nun da ortaya koyamadığı siyasetle Erdoğan’ı 21 yıldır iktidarda tuttuğunu da göz ardı etmemek gerekir.

Ve son söz.

AK Parti iktidarı gitse de başörtüsü konusu da İmam Hatipler gibi yasallaşacak ve buna en büyük katkıyı yine sağ olsun büyük devrimci CHP katkı sunarken siyasi kaymağını yine dini siyasete bulaştıranlar yiyecek.

Yaşasın basın özgürlüğü, sağ olasın CHP..



arşiv haberler 24.03/2021 tarihli haberler/yorum/reklamlar



Çeliktürk: İstanbul Tekstil ve Tasarım Şehri Olmalı..


Önümüzde ki cumartesi günü, saat 17. 45’te Gazeteci Fakir Yılmaz ile Gazeteci Özlem Şeyma Yılmaz’ın birlikte hazırlayıp, TEMPO TV’DE sunacağı, “Gazetecilerle Gündem” adlı programın bu haftaki konuğu olacak olan DM TEKSTİL’in Yönetim Kurulu Başkanı, Ardahanlı İş insanı Atilla Çeliktürk’ten önemli açıklamalar.


Gün geçtikçe yaşanamaz hale gelen İstanbul ve diğer 80 kentin kendine has özellikleri ile tanınması, tanıtılması ve buna göre yatırımlar yapılması için devlet tarafından teşvik edilmeli’ diyen Çeliktürk cumartesi günü TEMPO TV’ye konuk olacak.

Aynı zaman da Ardahan Dernekler Federasyonu ve Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı olan Gazeteci Fakir Yılmaz’ın, Akşam Gazetesi eski Yurt Haberler Müdürü Mustafa Dolu ile birlikte cumartesi günü, saat 17.45’te konuk etmeye hazırlandığı DM Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Çeliktürk, İstanbul’un artık tasarım şehri olması gerektiğini söyledi.



Yapılan görüşmede her şehrin kendine ait sanayilerinin olması, tek bir şehre toplanmaması gerektiğini, birkaç şehir dışında sanayilerin kurulmamasının zorluklarından bahseden İşinsanıi DM Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Çeliktürk, İstanbul’dan sanayinin kaldırılması gerektiğini, başka şehirlerde o ile uygun fabrikalarında kurulabileceğini İstanbul’un tasarım ve moda şehri olması gerektiğini belirtirken açıklamasını şöyle tamamladı.



“İstanbul, moda, turizm, müze, tarih, fuar şehri olmalı. Türkiye de ki tüm sanayiyi buraya kurarsan, İstanbul model şehir olmaktan çıkar, “diyen Çeliktürk, buna örnek olarak memleketimiz Ardahan’ın tüm şehirlerden farklı olduğunu söylerken, bu serhat şehrin merasının ve yaylalarının olması o şehri değerli ve zengin kılıyor. Bu kentin ülkenin kırmızı et deposu olduğunu ve yapılacak yatırımların bu özelliğine yönelik olmalı, diyerek bu ülkenin 81 kentinin kendine has özellikleri ile teşvik edilmeli’. dedi.



**GAZETECİLER ARTIK TEMPO TV’DE..


Tempo Tv’de televizyon hayatına devam etmekte olan Ardahan Gazeteciler Cemiyeti Başkanı, Gazeteci Fakir Yılmaz, www.kuzeyanadolugazetesi.com, 23 Şubat, Kocaeli Bakış, www.aryahaber.com adlı gazete vesiteleriden sonra Ali Tarakçı’nın yönetiminde bulunan Gerçek Gazete’sinde de yazmaya hazırlanıyor.

35 seneye yakındır gazetecilik mesleğini icra eden ve Ardahan’da Kuzey Doğu Anadolu, Son Vilayet, Göle Gölem, Hnaka/Damal ve Çıldır Gazeteleri çıkarıp, haber ve yolurmlar yazan ulusal bir çok gazetelerde muhabirlik yapan İstanbul Cağaloğlu’nda, Kocaeli’nde, Ardahan’da ve Türkiye’nin birçok kentinde mesleğini yapan Gazeteci Fakir Yılmaz 35 yıla yaklaşan gazetecilik mesleini Tempo TV’de devam edecek.


Kendisine ait 23 Şubat Gazetesi, Son Vilayet gazetesi, Kuzey Doğu Anadolu Gazetesi ve kuzeyanadolugazetesi.com sitesinde yazıları yaınlamakla beraber Ardahan Gazeteciler Cemiyeti ve Ardahan Dernekler Federasyonu Başkanlığı yaparak sivil toplum örgütlerinde de görevini sürdüren 5 çocuk, 6 torun sahibi olan Fakir Yılmaz gazetecilik görevini, her cumartesi saat 17.45’de canlı olarak yayınlanan “Gazeteciler ile Gündem” adlı programda Gazeteci Özlem Şeyma Yılmaz ile birlikte moderatör olarak gazetecilik hayatına devam ediyor.

Bunların yanı sıra çeşitli haber kuruluşlarında da yazılarının yayınlandığı Gazeteci Fakir Yılmaz şimdi de Gerçek Gazetesi’nde yazmaya hazırlanıyor.



MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Son iki haberimiz için TIKla abone ol, izle.. 




BAŞ DANIŞMAN NE YAPAR?!..


Piyasaların yeniden hareketlendiği şu günlerde   “bakanlar değişecek mi?”  sorusu da gündemin birinci sırasında.


Ülkenin 600 milletvekilin mecliste “indir, kaldır” diye el kaldırdığı belirtilen ülkede memur gibi atanan bakanların hangisinin değişeceği konuşula dursun, benim dikkatimi çeken sayıları ve maaşları milletvekillerini geçen, bol polis korumalı, makamlı başdanışmanlar çekmekte.



Çünkü başkanlık sisteminden bu yana Milletin Meclisinin taşındığı 1150 odalı sarayda kaç kişi ve kimin ne başdanışmanı olduğu artık kafa karıştırırken, sayılamıyor da.

Çünkü 20 yıla yaklaşan iktidarı boyunca kendisine katkı sunanları ya müteahhitlik yoluyla, ya da baş danışmanlıkla ödüllendiren Erdoğan’ın bu yönü, yani vefalı kişiliği ile yol arkadaşlarını takdir edişi takdir edilirken, bu takdirin senden, benden toplanan vergilerden oluşan paralarla maaşa dönmesi de ayrı dert ola dursun, bu baş danışmanların ne iş yaptığı da merak konusudur.




Çünkü aralarında Ardahanlı iki hemşerimin de bulunduğu, onca başdanışmanın danışman oldukları günlerde ki heyecanlarını kısa sürede kayıp edip, ortada kayıp oldukları da diğer bir gerçek.

Evet, bakanların değişeceğinin tartışıldığı şu günlerde bol maaşlı oldukları artık saklanmayan onca başdanışmanların hangisi yeni bir ödül alıp, bakan olacağı da merak edile dursun, bir bölümünün dokunulmazlıkları kaldırılıp, hapse atılan milletvekillerinin de danışmanlar gibi, orada, yani ondan başkasının dediğinin dinlenmediği ne işe yaradıkları da merak edilen diğer bir konu…




ARDAHAN İLGİLENMEYİNCE POSOF’A


GİTTİ.. SINIRA TEKSTİL FABRİKASI KURULUYOR!..


arşiv haber 19/03/2020 tarihli haber/yorum


Bir buçuk yıldır görevde olan ve yeni belediye çalışanlarını dışarıda getirmekle eleştirilen CHP’li Ardahan Belediye Başkanının ‘Ardahan’da işsiz kalmayacak’ diyerek basın açıklaması yaptığı şu günlerde kendisinin ve Ardahan’da ki idareci, stk başkanlarının ilgilenmediği iş adamı 400 kişilik yatırımını Posof’a kaydırdı.


Ardahan Merkeze bağlı Sulakyurt (Sarzep) köylü Ömer Uçar isimli Ardahanlı Tekstilcinin önce Ardahan’a kurmak istediği ancak belediye başkanının kendisiyle ilgilenmediği ve yer teminin de bulunmadığı için Posof’a kaydırılan Tekstil Fabrikasının alt yapısı bitti, makinaları getirildi.


Önümüzde ki günlerde açılıp, hizmete girecek olan dev yatırımın Posof Belediyesinin sunduğu arsa ve imkanlarla kurulduğu ve açıldığında yaklaşık 400 insana iş kapısı olacağı öğrenilirken, bu yatırımı yapan iş adamınında Ardahanlı olduğu ve Posoflularca kendisine teşekkür yağdığı da alınan bilgiler atasında oldu.



**Seçim Öncesi Vaatte Buluna Posoflu İş adamları Nerede?


İşsizliğin diz boyu olduğu ve yaşanan virüs paniği dolaysıyla zaten darda olan ekonomiyi canlandıracak dev bir yatırımı Ardahan’ın Posof İlçesine yapan Ardahanlı Tekstilci/İş insanı Ömer Uçar’ın Ardahan’da ki idarecilerden görmediği sıcak yüzü görüp, yatırmını kaydırdığı Posof’ta kurulan dev yatırımın işe başlayacağı şu günlerde yerel seçimler öncesi Posof Belediye Başkanına oy verilmesi halinde Posof’a yatırım yapacaklarını belirten Posoflu sözde İş adamlarından da haber alınamıyor.



KAHROLSUN MEDYA VİRÜSÜ!..


Herkesi korku çukuruna atan ve Azrail her an kapıda değilmiş gibi kapıların arkasına saklananlar size sesleniyorum ve diyorum ki; Önce şu haberlere bir bakalım..

 


‘Türkiye koronavirüs salgınına karşı mücadele verirken İstanbul’da yaşanan sahte alkolden ölüm vakalarında artış yaşandı.’


Ki bu haber yayınlandığında ülkede virüs denen şeyden  3 kişi daha öldü deniyordu. Onlarda yaşını tamamlamış 80-90’lık insanlar..


Ve devam ediyor haber;


‘Son dakika haberine göre son bir haftada İstanbul’da sahte alkolden ölenlerin sayısı 20’ye yükseldi. Yaşamını yitiren kişilerin Türkmenistan uyruklu olduğu öğrenilirken, sahte alkolün koronavirüse karşı koruduğunu düşünerek içtikleri iddia ediliyor. “Koronavirüsü ve hastalıkları kırıyor” yalanıyla içkileri piyasaya süren 7 kişi gözaltına alındı. İkinci dalga operasyonu da Esenyurt’taki sahte dezenfektan üretim merkezine yapıldı.’


Yani Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Tunus, Filistin, Doğu, Güneydoğu’da, hatta adına ‘Kan yolu’ denen Karayollarında onca insan ölürken 7 milyara yaklaşan dünyada topu topu 3-4 bin insan diğer adıyla grip  yeni adı Coranavirüsü denen olayda ölmüş ve bir çoğu da zaten bir ayağı diğer tarafta olanlar..


Ve ikinci habere bakalım..


‘Türkiye, Trafik Kazası Sayısında Avrupa’da İkinci


Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2016 yılı ‘Karayolu Trafik Kaza İstatistikleri’ raporuna göre, Türkiye karayolu ağında 2016 yılında toplam 1 milyon 182 bin 491 adet trafik kazası meydana geldi. Söz konusu kazaların 997 bin 363’ünü maddi hasarlı, 185 bin 128’ini ise ölümlü yaralanmalı kazalar oluşturdu. Trafik kazaları sonucunda 7 bin 530 kişi öldü, 304 bin 421 kişi yaralandı. Türkiye, Avrupa Birliği ülkeleri arasında toplam ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarında Almanya’nın ardından ikinci sırada yer alırken, maalesef ölü sayısında ise ilk sırada yer alıyor.’


 


Diğer habere de bir bakalım..


 


‘2003 yılında erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı 83 iken, 2016 yılında bu sayı 329’dur. 2017 yılında 320’dir. 2018 yılında 440 ve 2019 yılında 474’dür. Tüm bu verileri dikkate aldığımızda 16 yıldaki dehşet verici artış, yüzde 471 civarında olmuştur. Geneline baktığımızda 1 Ocak 2016 ile 31 Aralık 2019 tarihleri arasında en az 1652 kadın erkekler tarafından öldürülmüştür. Aynı yıllar içinde en az 1132 kadın cinsel şiddete, en az 404 kadın tecavüze ve en az 96 çocuk (2019 yılı) istismara maruz kalmıştır .’


 


Ve Suriye’den gelen yeni şehit haberleri..


Evet dünya da önüne geçilemeyen ölümün her an her yerde ve çeşitli adlarla kapımızı çalmıyormuş gibi son 20 gündür medyanın aracığı ile oluşturulan baskı ile adeta dünyayı durdurmanın anlamsızlığını hala anlamasam da  ortaya atılan komplo teorilerinden yorulduk artık.


Ve bana göre hiç bir paniğe gerek olmayan bu oyunun perdesinin nasıl kapanacağını ve yenisinin nasıl olacağını düşünmesi gereken biz insanların içeri kapatılıp, medya denen televizyonlar aracılığı ile iyiden iyiye çökertilmek istendiğinin anlaşılması gereken şu günlerde bu yönde haber izlememek, saçma sapan tartışmalara katılmamak bu virüs denen meretin en iyi ilacı ve antivirüsü olacaktır.


Ve ben ilk günde belirttiğim gibi hala öyle yapıyorum.. Sizi bilmem.. Yani takmıyorum.. Ellerimi de yıkıyorum, banyomu da yapıyorum, yemeğimi de yiyorum, dostlarımı da ziyaret ediyorum. Çocuklarıma olduğu gibi insanlara da sarılıyorum ve yazılarımı da, haberlerimi de yazıyorum..


Yani psikolojimizi bozup, bizi hasta etmek isteyenlere karşı onları takmıyor, işime, aşıma ve her gün okuduğunuz köşemi, haberlerimi yazıyor gelen gidenle de dalgamı geçiyor ve kahrolsun medya virüsü diyorum..


Ha bu arada sanatçı, tiyatrocu denen ama asıl virüslerden olan birinin kalkıp, sahnede Alevi inanlara yönelik dediklerine, alçaklığına ne demek gerek?..


Bilmem ama bir gazeteci olarak dün saklanmak istenen ve bugünlerde panik içinde kabul edilen virüsün sınır kapılarına dayandığını belirtip, bu yönde  twit attım diye ‘Halkı korkutuyor, halklar arasında bölücülüğe neden oluyor’ diye beni mahkemelere gönderen anlayış onu serbest bırakmış..


Kısacası ölümün hak olduğu şu dünyada ‘sen tedbirini al ama abartmadan da insanlık görevini de yap’ diyen anlayışla hareket edilmesi gerekirken, ‘nedir bu saçmalık kardeşim?’ deyip, artık normale dönmemiz gerekir diyor ve başta iktidar temsilcilerini olmak üzere kara haberlerle reyting üzerinden reklam almayı ihmal etmeyen medyadan, bakan, başkan hakkında ‘insanlığı korkutmaktan, psikolojisini çökertmekten’ davacı olduğumu savcılara duyuruyorum..


Bakalım hangi savcı çıkıp, bunca insanı paniklendiren, ekonomiyi çökertenler hakkında dava açacak?



POSOFLULAR 2020 YILINI


PUŞİ İLE KARŞILADILAR!


arşiv haber 01/01/2020 tarihli haber/yorum


2019 yılını geride bırakıp, 2020 yılına huzur içinde karşılayan Ardahanlılar yeni yıla sakince girdiler.


Başınd abulundukları şehirleri yeni yıla süslemeyen belediyeler başta olmak üzere iş yerlerinin vitrinlerini yenilemeyen esnafların da ekonomik sıkıntılar içinde olan vatandaşlar gibi sessizce ve sakince karşıladığı gözlenen yeni yıl öncesi çarşıda beklenen hareketlilik göze çarpmazken Ardahan’ın Posof ilçesinde Deve oyunu sergilendi.


Başlarına puşi, maske çekip, bölgede yaşamayan develeri canlandıran Posoflu gençlerin insandan oluşturdukları deveye AK Partili Belediye Başkanını bindirerek,kendilerince yeni yılı karşılayıp, eğlendiler.


Ardahan kent merkezinde mini yeni yıl partilerinin yanı sıra cafe, restoranlar ve Çıldır Gölü etrafında bulunan kıl çadır ve diğer tesislerde canlı müzikli etkinlikler düzenledi.


Kafkaslara açılan Türkgözü (Badele) Gümrük Kapısına sahip, Ardahan’ın Gürcistan’a sınır ilçesi Posof ilçesinde yeni yıla geleneksel olarak deve oynatarak girildi. Davul- zurna eşliğinde maketten hazırladıkları deveyi oynatan gençler, deveye bindirdiklerinden `yılbaşı harçlığı` topladılar. 


Vali ve yerel yöneticilerinin kendi özel sanal sayfaların da yeni yılı kutlayan mesajları yayınladıkları görülürken, vatandaşlarında kendi imkanlarınca dost ve tanıdıklara cep telefonlarında, sanal sayfalarının aracılığı ile yeni yılı kutlayan mesajlar göndererek 2020’yi karşıladıkları görüldü.



GÖLE BELEDİYESİ GIDA DENETİMİ YAPTI


Yeni yıla girilen Ardahan’ın Göle İlçesinde beleidye zabıta ekipleri gıda denetimi yaptı.


Göle Belediyesine bağlı Zabıta ekipleri vatandaşların sağlıklı ve güvenli alış veriş yapmaları için gıda ürünleri satışı yapan işletmelere yönelik denetim gerçekleştirdi. Yapılan gıda denetimlerinde son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin kontrolleri sağlanırken konuyla ilgili açıklama yapan Göle Belediye Zabıta ekipleri Komiseri Talip GÜLTEKİN açıkta satılan halkın sağlığını tehdit eden ürünlerin satışına izin verilmeyecek tarihi geçen mamullere de el koyduklarını belirten GÜLTEKİN Göle Belediyesi zabıta ekipleri olarak denetimlerimiz aralısız devam edecektir biz göle belediyesi olarak halkımızın sağlığını önemsiyoruz vatandaşlarımızın güvenilir ve sağlıklı ürünler tüketebilmeleri için göle belediye zabıta ekipleri olarak rütün çalışmalarımız aralıksız devam edecektir dedi


GÖLE HABER Kurbani DEMİR



Posof’ta Kırım Kongo Vakası!


1 Kişi Öldü, 1 Kişi Komada!


arşiv haber 31/05/2019 tarihli haber


Havaların iyiden iye ısınmaya başladığı şu günlerde Ardahan’ın Posof İlçesinde meydana gelen iki olayda bir kişi ölürken bir kişide koma halinde Erzurum’a sevk edildi.


Alınan bilgilere göre önce Ardahan’ın Gürcitan’a komşu ilçesi Posof’a bağlı Yurtbekler (Caksuyu( köyünde yerel ağızla Kene denen Kırım Kongo virüslü sinek böcek tarafından ısırılan bir kişi önce Posof’ta ardından Ardahan’da kaldırıldığı hastanede kurtarılamayarak hayta göz yumarken bu olayın hemen akabinde Türkgözü Gümrük Kapısınında bulunduğu Türkgözü (Badele) köyünde ikinci Kırım Kongo Vakası meydana geldi. Koma halinde getirilen hastanede tedavi edilemeyen şahsın acil vaka olarak Erzurum’a gönderildiği öğrenildi.


 


Kırım Kongo Nedir?


KırımKongo Kanamalı Ateşi (KKKA veya KırımKongoHemorajik Ateş, KKHA) keneler (özellikle Hyalomma cinsi) yoluyla bulaşan, zoonotik enfeksiyona yol açan bir viral hastalıktır.


Evcil ve vahşi hayvanların yanı sıra insanlara da bulaşabilir. Bunyaviridae ailesine bağlı Nairovirus soyundan virüslerin meydana getirdiği bu virüsler, 100 nm (nanometre) büyüklüğünde, Ribonükleik asit (RNA) içeren, heliksel kapsidli ve zarflı virüslerdir.


Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), Nairovirüslerin neden olduğu ateş, cilt içi ve diğer alanlarda kanama gibi bulgular ile seyreden kene kaynaklı bir enfeksiyondur. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelere rağmen, bu enfeksiyonlarda ölüm oranları hala yüksektir.


Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA) ilk kez 1944 ve 1945 yılı yaz aylarında Batı Kırım steplerinde çoğunlukla ürün toplamaya yardım eden Sovyet askerleri arasında görülmüştür. Hastalığa Kırım hemorajik ateşi adı verilmiştir. 1956 yılında Zaire’ de ateşli bir hastadan Kongo virüsü tespit edilmiştir. 1969 ise Kongo virüsü ile Kırım hemorajik ateşi virüslerinin aynı virüs olduğu belirlenmiş ve Kırım-Kongo kanamalı ateşi olarak hastalık yeniden adlandırılmıştır.


KKKA hayvanlardan insanlara keneler ile bulaşan bir enfeksiyondur. Güney Doğu Avrupa ve Güney Afrika arasında göç eden göçmen kuşlar üzerinde bulunabildiği gösterilmiştir. Bu kuşların virüsün iki kıta arasında taşınmasına yol açabildiği düşünülmektedir. Hyalomma soyuna ait keneler, ülkemizin de içinde bulunduğu çok geniş bir coğrafik alanda yaşamaktadırlar.


Hastalık sıklıkla Afrika, batı Asya ile Ortadoğu ve doğu Avrupa’da görülmektedir. Kırım-Kongo hemorajik ateş virüsünün Bulgaristan, Makedonyada, Pakistan, Irak, Afganistan, İran, Kosova, Kazakistan, Sahra altı Afrika ülkeleri, eski Sovyetler Birliği, Yugoslavya, Yunanistan, Arap yarımadası, Dubai, Kuveyt, Çin ve Moritanya’da salgınlar yaptığı bildirilmiştir.


Bu sendromlardan kanamalı ateşler grubunda yer alan Kırım-Kongo kanamalı ateşi (KKKA), 2002 yılında bahar ve yaz aylarında bazı illerimizde görülmüş ve Sağlık Bakanlığı’nın yapmış olduğu çalışmalar neticesinde hastalığın KKKA olduğu doğrulanmıştır.


VİRÜS İNSANLARA NASIL BULAŞIR?


İnsanlar virüsü; Enfekte kenelerin yapışması/kan emmesi sırasında salgıladıkları tükürük salgısı ile, Enfekte kenelerin çıplak elle ezilmesi sırasında temasla, viremik hayvanların kan ve dokuları ile temasla, viremik hastalarla (kan ve diğer vücut sıvıları) temas ile olmaktadır.


KİMLER RİSK ALTINDA?


Hastalık için çiftlik çalışanları, çobanlar, kasaplar, mezbaha çalışanları, hayvancılık ile uğraşanlar, veteriner hekimler, veteriner sağlık teknisyenleri, akut hastalarla temas olasılığı bulunan salgın bölgelerde görev yapan sağlık personeli, askerler, kamp yapanlar risk altındadır.


BELİRTİLERİ NELERDİR?


İnsanlarda; hastalık ateş, üşüme-titreme yaygın kas ağrıları, bulantı-kusma, ishal, yüzde kızarıklık, karaciğerde büyüme ve kanama ile kendini gösterir. Ateş, kırıklık, kas ağrısı, iştahsızlık, baş ağrısı, aşırı duyarlılık, sırt ağrısı, kol ve bacaklarda ağrı, mide bölgesinde ağrı, bel bölgesinde ağrı gibi belirtiler ile ani olarak başlamaktadır. Bazen bu bulgulara kusma, karın ağrısı ve ishal ilave olabilmektedir. Gövde ve kol ve bacaklarda cilt içi kanama görülebilir. Burun kanaması ve değişik alanlarda kanama bulguları bulunabilir.


KKKA, VİRÜS BULAŞTIKTAN NE KADAR SÜRE SONRA ORTAYA ÇIKAR?


Kuluçka süresi; virüsün alınma şekline bağlıdır. Kuluçka süresi kene ısırmasından sonra 2-14 gün arasında değişmekle birlikte genellikle 1-3 gündür. Virüsü içeren kan ve diğer doku ya da atıklar ile temastan sonra genel olarak bu süre 5-6 gündür ve 14 güne kadar uzayabilmektedir.


KENE ISIRDIĞINDA NE YAPILMALI?


Yapışan keneler; kesinlikle öldürülmeden, ezilmeden/patlatılmadan ve kenenin ağız kısmı koparılmadan, bir pensle doğrudan düz olarak, döndürmeden yavaşça çekilip alınmalıdır. Isırılan yere, bol sabunlu suyla yıkanıp temizlendikten sonra iyotlu antiseptik (tendürdiyot) sürülmelidir. (şayet sabunlu su bulunmaz ise alkol içeren mendiller kullanılabilinir).


TEDAVİ SÜRECİ


Spesifik bir tedavisi olmadığı için tedavi çoğunlukla semptomatik ve destek tedavisini içerir. Hastalık sırasında sıklıkla gözlenen trombositopeni gerektiğinde düzeltilmeli, pıhtılaşma faktörleri yerine konmalıdır. Bu amaçla trombosit süspansiyonları kullanılır. Ribavirin adlı bir ilacın ağızdan 10 gün süre ile uygulanmasının, yani oral ribavirin tedavisinin etkinliği kesin değildir. Bir kısım araştırmalar ilacın etkin olduğunu bildirmekte ise de ülkemizden yakın zamanda yayınlanan çok merkezli bir araştırma etkin olmadığı yönündedir. İlacın etkin olup olmadığına karar vermek için ileri klinik araştırmalar gerekmektedir. Hastalığı geçirenlerden elde edilen veya atlardan elde edilen bağışık serum uygulaması etkin olabilir. Bu konuda da araştırmalar devam etmektedir.


Modern tekniklerle hazırlanmış bir aşı mevcut değildir ancak araştırmalar devam etmektedir. Hastalığı geçirenlerin ömür boyu bağışıklık kazanabileceği bilinmektedir.


Gülhane Askerî Tıp Akademisi (GATA) Mikrobiyoloji bölümünden Prof. Dr. Ayhan Kubar’ın başkanlığında 2007 yılından beri yürütülen çalışmalar sonucunda Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’nin eski Aşı-Serum Merkezi Müdürü Mustafa Hacıömeroğlu tarafından geliştirilen bir serum, yüksek risk grubunda bulunan ve yüzde 90 ölüm riski bulunan 26 hastada kullanılmış ve bu hastalardan 24’ü iyileşmiştir.


YAKLAŞIK 850 KENE TÜRÜ VAR


Keneler zorunlu kan emici artropodlar olup dünyanın her bölgesinde yaşamaktadırlar. Keneler morfolojik olarak diğer artropodlardan farklı olup, vücutları tek bir parçadan oluşmuştur. Vücudun ön tarafında ağız organelleri yer almaktadır. Günümüzde yeryüzünde yaklaşık 850 kene türü bilinmektedir.


Hastalığa sebep olan virüs, 30’a yakın kene türünde tespit edilmesine rağmen, asıl olarak 7 türü aktif taşıyıcıdır.


Hyalomma marginatum marginatum Türkiye

Hyalomma marginatum rufipes

Hyalomma marginatum turanicum

Hyalomma anatolicum anatolicum Türkiye

Dermacentor marginatus Türkiye

Rhipicephalus rossicus (Rus kenesi)

Amblyomma variegatum Türkiye (yalnızca Hatay’da tek vakada görülmüş)



Tıkanma Noktası ve Kelebek Harekatı!.. 


İnsan denen canlının yaşamı boyunca karşılaştığı onca olayın adına kader dediği ve yaşamı boyunca başına geleni bazen kabul ettiği bazen de isyan edip, patladığı anların yorucu bir o kadar da işkenceli bir hal olduğunu gazetelerin 3. sayfalarında yer alan haberlerden anlamak mümkün..


 İnsan gerek iş hayatında gerekse özel hayatında yaşadığı gelişmeler karşısında direnmeye çalışsa da kimi kalp yorgunluğuna dayanamaz, kimiyse bir anda beyazlayan saçı, sakalıyla ve sinirden, stresten dökülen dişleriyle ısırdığı dudaklarının kanadığını bile anlamaz. “Ben ne badireler atlattım nasılsa bunu da aşarım” diyerek kendisini teselli eder…


Yani kendisini kandırdığını zannetse de çevresindekiler onun büyük bir sıkıntısı olduğunu fark eder. Ve o insanın bir hayalet gibi gezmesine, iş hayatından kopmasına, sosyal çevreden uzaklaşmasına üzülürken ona yaşadığı durumun ne olduğunu sorma cesaretini kendisinde bulamaz.. 


Zira konumuzun kahramanı olan o insanın yüz hatlarından yorgun olduğu kadar gergin olduğu da anlaşılır. Ama yaşanan durumdan onlarda tedirgin olurlar.. 


Çünkü bir kelebek misali çaresiz duruma düşüp, kanat çırpanın kanatlarının yarattığı rüzgarın er yada geç kendilerini de önce üşüteceğini sonrada kaldırıp bir kenara atacağını hissederbilirler… 


Buna “sadece bir insanın derdinden bana ne” düşüncesiyle duyarsız kalanlar, umursamaz tavırlar içinde olan kişiler de dahildir..


 Bu durumu en güzel anlatan ise her yaşanan olayda dillendirilen, “Kelebek Etkisi” başlıklı anlamlı meseledir…


Peki nedir kelebek etkisi? 


Kelebek etkisi denince herkesin aklına matematikçi, meteorolog ve aynı zamanda kaos teorisine çok büyük katkıları olan Amerika’lı Edward Norton Lorenz’in (23. 5.1916-17 Nisan 2008) verdiği analoji örneği gelir; Amazon ormanlarında bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de bir fırtınanın kopmasına neden olabilir..


          Daha sonra bu örneğin başka bir çok versiyonu karşımıza çıkmıştır. “Kelebek etkisi en basit tanımla bir sistemin başlangıç verilerinde küçük değişiklikler yapıldığında ön görülemez büyük sonuçların doğabilmesidir” der


Kelebek etkisini tam olarak anlayabilmek için kaos teorisini de anlamak gerekir. Aralarındaki ilişkiyi bir analoji ile açıklayabiliriz;Kaos teorisini yan yana dizilmiş domino taşları olarak düşünürsek kelebek etkisi birinci taşa dokunulmasıdır. Kaos teorisi, sürprizlerin doğrusal olmayan ve ön görülemeyenlerin bilimidir. Doğal bilimlerin çoğu fiziksel ve kimyasal reaksiyonlar gibi tahmin edilebilecek  olaylarla uğraşırken kaos teorisi türbülans, hava durumu, borsa gibi önceden tahmin edilemeyen ve kontrol etmenin imkansız olduğu doğrusal olmayan olaylarla ilgilenir. Kaos teorisi fraktal geometri ile açıklanabilir. Çünkü temellerinde yatan mantık aynıdır..


 Evet… En son olarak Beka ile başlayıp önce Kılıçdaroğlu’nun saldırıya uğraması, ardından diğer muhaliflerin mesaj almaları için gazeteci meslektaşlarım özel olarak dövülmesi ve”Pençe operasyonu”adıyla Kandil’e kadar uzanan sonuca baktığımızda; Düşen domino taşının etkisiyle kelebek kanatlarının çırpındığını ve etkisinin CHP ‘nin Büyükçekmece’ de ki seçim çadırının  baskınına kadar gitmesinden de anlamak mümkün..


 Yani bir kişi bilemediniz iki ile başlayıp binleri hatta milyonları etkisi altına alan aynı durum özel hayat denen alanda da can alıcı tusinamilerin oluşmasıyla canlıların yani boğulmaya kadar gider.. 


Peki, bir parmağa konan kelebeğin gerek o parmağın hareketi ile gerekse kelebeğin ürküp, kanat çırpması ile yaşanan, yaşanacak bu ve bu  gibi durumların aşılabilmesi için o zaman ne yapmak gerekir diye soracaklara cevap verecek olanların da o soruyu soranların yani hayat denen bu yolda anlatmaya çalıştıklarımızı sağından, solundan yaşayan kendileridir derim..