PANDEMİDE GIDALARIN VE MUTFAĞIN ÖNEMİ..



MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



EVDE GIDA GÜVENLİĞİ

 


Dünya üzerinde her yıl binlerce kişi gıda zehirlemesinden hayatını kaybetmektedir. Gıda Güvenliği son yıllarda artan hastalıklar ve yaşanan Covid-19 pandemisiyle önemini bir kez daha göstermektedir.


Gıda yaşam için olmazsa olmaz bir ihtiyaçtır. İnsanın en temel hakkı güvenilir gıda tüketme hakkıdır.


Yapılan araştırmalar gıdadan kaynaklı hastalıkların çoğunun mikroorganizmalardan ve kimyasal maddelerden kaynaklandığı belirlenmiştir.


Gıda Zehirlenmesinin nedenleri:


– Gıdaların yetersiz soğutulmasından,


-Yiyeceklerin hazırlandıktan sonra servis edilene kadar oda sıcaklığında uzun süre bekletilmesinden,


-Gıdalara yeterli ısıl işlem uygulanmamasından,


-Ve uygun olamayan sıcaklıklarda depolanmasından kaynaklanmaktadır.


Satın alınan sağlıklı gıdalar evlerde de güvenirliğini sağlamalı. Evlerimizde ailemize sağlıklı gıdalar yedirmek ve gıdalarımızı israf etmeden sağlığını bozmayacak şekilde muhafaza etmek için yeterli düzeyde önlemler alınmalıdır.


Mutfakta Gıda Güvenliği:


Mutfaklarda mikroorganizmaların çoğalması, hastalıklara neden olması çoğunlukla mutfaklardaki uygulamalarla ilişkilidir. Besin kaynaklı hastalıklardan korunmak için uyulması gereken bazı temel kurallar vardır:


 


1)Temizliğe önem verin


*Özellikle korona sürecinde daha da ön plana çıkan husus; temizlik. Tuvaletten sonra, yemek yapmaya başlamadan önce ve yemek yaparken eller sık sık en az 20 sn yıkanmalıdır.


*​Mutfaklar devamlı olarak temiz ve düzenli olmalıdır. Mutfak lavabosu, kesme-doğrama tahtaları ve yemek hazırlama kapları sürekli olarak temizlenmeli ve mikroplardan arındırılmalıdır.


 


2) Pişmiş ve çiğ gıdaları ayrı tutun


*Mikroorganizmaların besinden besine bulaşmasını önlemek amacıyla çiğ et, yumurta, tavuk ve deniz ürünlerini diğer besinlerden ayrılmalıdır. Çiğ etten, pişmiş ete mikroorganizmaların bulaşması daha kolaydır. Bu nedenle çiğ ve pişmiş besinler birbirlerine temas etmeyecek şekilde saklanmalıdır.


*Çiğ gıda hazırlanmasında kullanılan bıçak doğrama gibi ekipmanlar başka yiyeceklerde kullanılmamalıdır.


 


3) İyice Pişirin


*​Yemeklerin pişirilmesi sırasında 70 ˚C’nin üstünde patojenler yok edilir, mikroorganizmaların büyük çoğunluğu ölür. Ancak piştikten sonra ağzı açık olarak tutulan besinlerin dışarıdan gelen mikroorganizmalarla çapraz bulaşma sonucu bozulma olasılığı oldukça fazladır.


*Özellikle et, tavuk, yumurta ve balık gibi hayvansal ürünlerin iyice pişirilmesi gerekmektedir.


 


4)Yiyeceklerinizi doğru sıcaklıkta saklayın


*Süt, peynir, tereyağı vb. sadece pastörize edilmiş sütten yapılan ürünlerin kullanılması gerekir. Eğer bu tip ürünlerin uzun süre saklanması gerekiyorsa soğutucularda saklanmalıdır.


*Deniz ürünlerini soğutucularda saklanmalıdır. Çok uzun süre bekletmeden pişirilmelidir.


*Donmuş olan besinlerin çözdürülmesi gerekirse, buzdolabı ısısında bekleterek çözdürülmelidir.


*Kuru depolarda muhafaza edilen gıdaların sıcaklığı 15-20 ˚C‘yi geçmemelidir. Nem oranı % 60-65 olmalıdır.


*Pişmiş yemekler oda sıcaklığında iki saatten fazla bekletilmemelidir.


 *Pişirilmiş fakat hemen tüketilmeyecek yemekler buzdolabında 0-4 ˚C arasında tutulmalı, servis edilecek yemeklerin ise 60 ˚C altına inmemesine dikkat edilmelidir.


 


5) Temiz su temiz malzeme kullanın


*Temiz su kullanın


*​Sebze ve meyvelerin temiz bir kap içinde ovularak yıkanması gerekir. Toz ve toprak mikroorganizmalar için en iyi bulaşma kaynağıdır.


*Yiyecek hazırlama ve pişme kaplarını iyice yıkanmalıdır. Aşınmış pişirme kaplarını kullanılmamalıdır. Çatlak ve çok küçük gözenekleri olan yüzeylerde mikroorganizmalar kolaylıkla çoğalabilir. Rengi değişmiş, yumuşamış veya çürümüş besinleri, böceklenmiş veya kemirgenlerce zarar görmüş besinlerin atılması gerekir. Bu tür besinler kesinlikle kullanılmamalıdır. 


*Konserve besinlerde sızıntı ve bombeleşme var ise bu tip besinler kesinlikle kullanılmamalıdır. Öldürücü olabilir.​


*​Yumurta satın alırken kabuğu temiz ve çatlak olmayanlar tercih edilmelidir. Mayonez gibi çiğ yumurtanın kullanıldığı ürünlerin hazırlanmasında temizliğinden ve tazeliğinden emin olmadığınız yumurtalar kullanılmamalıdır.


*Temizlik malzemeleri ve araç-gereçleri gıdalarla aynı depoya konulmamalıdır.  


*Düzenli temizlik, etkin haşere ve kemirgen kontrolü sağlanmalıdır.


 


Genel Depolama İlkeleri


*​Satın aldığınız besinleri hemen kullanmayacaksanız uygun sıcaklıkta depolayın.


*​Buzdolabını uygun sıcaklıkta (0-4 ˚C) olduğunu sık sık kontrol edin.


*Buzdolabının kapağını gereğinden uzun süre açık tutmayın.


*Çiğ et, tavuk ve balıkları ayrı paketlerde ve ayrı saklama kaplarında buzdolabının en soğuk rafında saklayın.


*Çapraz bulaşmayı önlemek amacıyla çiğ besinler ile pişmiş yiyecekleri ayrı raflarda, pişmiş yiyecekleri üst raflarda ve üzeri kapalı şekilde depolayın.


*​Çiğ kümes hayvan etleri, balıklar veya diğer etlerden damlayan suların kesinlikle diğer yiyeceklerle temasını engelleyin ve bu tür yiyecekleri mümkünse buzdolabının dondurucu kısmında depolayın.


*​Pişen yemekleri hemen servis edilmeyecekse, en fazla 2 saat içerisinde uygun koşullarda soğutarak buzdolabına kaldırın.


*Çabuk bozulabilen, dayanıksız besinleri, kalitelerinin en üst düzeyde olduğu zamanda satın aldıktan sonra en kısa sürede tüketin.


*​Dondurulmuş halde satın aldığınız besinleri kendi paketlerinde saklayın


*​Donduracağınız besinlerin üzerine besinin cinsini, dondurma tarihini yazarak etiketleyin.


Öğr. Gör. Yusuf ESEN


Gıda Mühendisleri Derneği Ardahan İl Temsilcisi




Corona Kinzodamalın


Yayla Yolunu Toprakla Kapattı!..


arşv haber 09/06/2020 tarihli haber


Başkan Erdoğan’ın uzun bir süre sonra yüz yüze görüşüp, bir araya geldiği bakanlar kurulu ardından gençlere getirlen sokağa çıkma yasağı dahil bir çok yasağın kaldırılıp, yeni normalleşmelere karar alındığını açıkladığı Coronavirüs paniği ardından alınan önlemlere toprakla yol kapatmanın da eklendiği ortaya çıktı.


Gazeteci Fakir Yılmaz YouTube da yayınlanan ArdahanTV için çekim yapmak için gittiği Kinzo Kalesine ve Ardahan Merkeze bağlı Bağdeşen (Kinzodamal) köyünün yaylasına çıkan yolunun Covit-19 önlemleri kapsamında alınan önlemler esnasında taş ve toprakla kapatıldığını gördü. 


Gazeteci Selmi Yılmaz’ında bulunduğu yola dökülen taş ve toprak dökülme nedeninin aynı zamanda Kinzodamal Kalesinin ve köyünün yaylasının da bulunduğu Bülbilan’a ve Ardanuç’a giden yoldan gelip, geçenlerin alınan Coronavirüs önlemlerini aşmak ve bu yayla yolundan Ardahan’a veya Ardanuç’a gitmeye çalışanları engellemek amacıyla olduğu öğrenildi.



Köylülerin kaldırılan yasakların ardınan bu yolunda temizlenmesini istedikleri görülürken, taş ve toprağın dökülerek Coranavirüs şüphesi ile gelip, geçenlerin engellenmeye çalışıldığı bu yolunda diğer yayla yolları gibi çok bozuk ve geçit vermez olduğu da dikkat çeken diğer önemli bir durum olarak gazeteciler tarafından fotoğraflandı.


Öte yandan yaklaşık 40 yıldır yapımı devam eden ve bir türlü bitmeyen Ardahan-Ardanuç yolu üzerinde köy bekçilerinin oluşturduğu bir kontrol noktasının da kurulduğu dikkat çekerken, Ardahan’ın 2 bin 581 rakımlı ve her yıl Ardahan’lıların yanı sıra Karadenizlilerin birlikte düzenledikleri Bülbilan Şenliklerinin de yapıldığı Bülbilan Yaylasının da hareketlendiği, bölge esnafının yaylaya çıkmaya başlayan Ardahan ve Karadeniz bölgesi köylülerine hizmet vermeye başladıkları da görüldü.



**Tefeciler Tutuklandılar!


Ardahan’da düzenlenen tefecilik operasyonunda gözaltına alınan 3 şüpheliden 2’si tutuklandı.


Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesi ekiplerince, suç örgütü kurdukları ve tefecilik yaptıkları iddiasıyla yakalanan Y.A. E.Ö ve Y.B.A’nın emniyetteki işlemleri tamamlandı. Savcılıktaki ifadelerinin ardından mahkemeye çıkarılan zanlılardan Y.A. ile E.Ö. tutuklandı. Y.B.A. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.



Fırtınaya 253 bin lira kaynak!


Ardahan’da, mayıs ayının son haftasında yaşanan fırtınada zarar gören binalar için İçişleri Bakanlığınca 253 bin 750 lira yardım yapıldı.


Vali Mustafa Masatlı, yaptığı açıklamada, 25 Mayıs’ta kentte şiddetli fırtınanın yaşamı olumsuz etkilediğini, bu nedenle vatandaşlara ait bazı binaların zarar gördüğünü anımsattı.


Söz konusu zararın tespiti için başlatılan çalışmanın kısa sürede tamamlandığını belirten Masatlı, şunları kaydetti:


“Hasar tespiti ve gerekli çalışmalar tamamlandıktan sonra 79 binanın onarımı için bakanlığımız ilimize 253 bin 750 lira kaynak tahsis etti. Söz konusu olayda vatandaşımızın mağduriyetinin giderilmesi için çalışmamız hassasiyetle sürdü ve tamamlandı. Dolayısıyla devlet olarak bize düşen, vatandaşımız için gerekeni en hızlı ve en doğru şekilde yapmaktır, onu yerine getirdik.” dedi.



Yeni Gündem Ayasofya..


Eş Genel Başkanları ve birçok milletvekili, belediye başkanı ve siyasetçisinin gazeteciler gibi sabahın erken saatlerinde evlerinden alınıp, hapse atıldığı, bu yetmezmiş gibi vekillik dokunulmazlıklarının kaldırılması ile bir türlü değişmeyen gündemi ve düşmeye devam eden oyların önüne geçemeyen iktidar şimdide Ayasofya’da namaz kılmak için gerekli çalışmanın yapılmasına karar alıp, emir vermiş.


Tabi bu arada güney sınırlarımızda yaşanan karışıklık yetmezmiş gibi başta Yunanistan ile olmak üzere batı ülkeleri ile gerginleşme politikası da devreye girmiş gibi..


Her gün biraz daha ayrışan toplumu barıştırması beklenen ve güçlü bir genel affın istendiği bir süreçte Corona’ya sığınıp, ortağı MHP’nin gönlünü alan yarım, yamalak bir af çıkarıp, başta esnafın olmak üzere birçok insanın ekonomisini yönlendirecek olan geniş kapsamlı bir sicil affını akıllına getirmeyenlerin oluşturmak istediği yeni gündemin adının Ayasofya olduğunu belirtip, bu sanal gündemle gözleri yeni bir alana çekmek istemesi ne kadar etkili olur bilmem ama başta Çamlıca Camisi olmak üzere yurt genelinde olan ve inşaatları devam eden camileri doldurmayanların yeni gündem dedikleri ama aslında riskli olan Ayasofya’ya niye taktıyı da sormak, sorgulamak gerek.


Çünkü daha bir, bilemediniz iki yıl önce Başkan Erdoğan’ın bu yöndeki baskı ve istemleri ‘Karanlık oyun’ diyerek reddettiğini de biliyoruz..


Ama yine de nerden çıktı diye anlamadığımız bu Ayasofya meselesine bir bakalım dersek yazımı bitirmeye niyetlendiğim bir anda sanki neyi anlamak istediğimi hissetmiş gibi Birgün gazetesinin bu yönde yayınladığı bir yorum geldi ekranıma..


Ve yazımı uzatmadan Birgün gazetesi’nin Politika Servisi tarafından hazırlanan ve bana göre bir rapor olan o yoruma bırakayım Ayasofya meselesini..


Türkiye’nin gündemi AKP-MHP ittifakı tarafından Ayasofya tartışmalarıyla işgal edilmeye çalışılıyor. Ekonomik, siyasal ve sosyal bunalımların yaşandığı ülkede, çözülmesi gereken birçok sorun varken iktidar kanadının kendi tabanını konsolide etmek amacıyla ürettiği bu özel gündem, kamuoyunun da tepkisini çekiyor.


Peki, Ayasofya tartışmalarının kökeni nereye dayanıyor? Tarihte önce kilise daha sonra da cami olan bu özel mekan, toplumlar ve devletler açısından nasıl bir anlam ihtiva ediyor? AKP-MHP iktidarının Ayasofya tartışmasını başlatmasının arka planında hangi siyasal hedefler yatıyor?


Ortodoksların ‘kutsal mekan’ olarak kabul ettiği Ayasofya’nın yapımı 537 yılında tamamlandı.


Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yaptırılan Ayasofya, Konstantinopolis Ortodoksluk Patriği’nin merkezi oldu. İmparatorların taç giymelerine ve birçok önemli törene şahitlik etti.


Ayasofya, 1453 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’da kontrolü sağlamasının ardından camiye dönüştürüldü. Osmanlı hanedanı tarafından İstanbul’un alınmasının bir ‘zafer tacı’na dönüştürülen yapıda, bütün mozaikler sıvayla kapatıldı ve etrafına dört minare inşa edildi. Bin yıl boyunca, Sevilla Katedrali’nin inşası tamamlanana kadar, dünyanın en büyük katedrali olma özelliğini korudu. Cumhuriyet döneminde ise müze olarak ziyaretçilerine kapılarını açtı.


1500 yıllık tarihi boyunca birçok badire atlatmış olmasına rağmen Ayasofya, hâlâ günümüzde bütün muhteşemliğiyle Tarihi Yarımada’nın en güzel noktasında yer almaya devam ediyor.


Cumhuriyet döneminde 1931 yılına kadar cami olarak kullanılan Ayasofya’nın o tarihte kapatılmasının ardından, Amerikalı arkeolog Thomas Whittemore, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiği izinle kilisedeki mozaiklerin ortaya çıkarılması için restorasyon çalışmalarına başladı.


Bu çalışmalar sürerken 1934 yılında Ayasofya, Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürülerek ziyaretçilere kapılarını açtı.


SİYASETİN KAÇIŞ RAMPASI OLARAK AYASOFYA


1934 yılından günümüze kadar hâlâ müze olarak tüm dünyadan ziyaretçilerin ilgisini çeken UNESCO Dünya Mirası listesindeki Ayasofya, Cumhuriyet tarihi boyunca birçok kişi ve kurum tarafından siyasetin bir aracı haline getirilmeye çalışıldı.



İlk olarak 1967 senesinde İstanbul’u ziyaret eden Papa 6’ncı Paul’un Ayasofya’ya giderek dua etmesinin ardından Milli Türk Talebe Birliği, bu ziyaretin ertesi günü Ayasofya’da namaz kıldı.


Müzenin statüsünün tartışılmaya başlandığı bu olaydan yıllar sonra, Osmanlı döneminde yapının dışına inşa edilen Hünkar Kasrı, 1991’de ibadete açıldı.


Temmuz 2016’da Ayasofya’da Diyanet tarafından ‘sahur programı’ yapılması ve bunun devlet televizyonu TRT’de ekrana getirilmesinin ardından Yunanistan’dan tepki geldi. Aynı sene ekim ayında, ibadete açık olan Hünkar Kasrı’na Diyanet tarafından imam atandı.


Ayasofya’nın tekrar cami olarak ibadete açılmasını savunanlar, müzenin tapusundaki cami ibaresini temel olarak gösteriyor.


AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, iktidarı boyunca sıklıkla gündeme gelen Ayasofya’nın statüsü konusunda her zaman kaçamak cevaplar verdi. Ancak mekandaki bazı dini etkinliklerle bir şekilde konu kamuoyunun gündeminde tutuldu.


AKP iktidarının ilk yıllarında Batı devletleriyle oldukça olumlu bir ilişkisi olan Erdoğan, Ayasofya’nın ibadete açılması konusuna önceleri olumsuz yaklaştı. Konuya dair geçmişte yaptığı açıklamalarda, Sultanahmet’in boş olduğu, Ayasofya konusunun ise ‘birilerinin oyunu olduğu’ gibi ifadeler kullandı.


Erdoğan, İstanbul ve Ankara gibi kritik birçok kentin kaybedildiği 31 Mart yerel seçimlerinin hemen ardından ise yaptığı bir konuşmada, çok yoğun bir talep olduğunu ve bu konuda ‘bir adım atabileceklerini’ ifade etmişti.


MAYIS 2020’DE TARTIŞMALAR YENİDEN ALEVLENDİ


Geçtiğimiz 29 Mayıs’ta Erdoğan’ın dev ekrandan bağlandığı Ayasofya’da “İstanbul’un Fethi’nin 567. yıldönümü etkinlikleri” kapsamında Fetih Suresi okundu.


Bu etkinliğin ardından Yunanistan’dan tepki geldi. Yunanistan Hükümet Sözcüsü Stelios Petsas, ‘Fetih’ etkinliklerini bir ‘meydan okuma’ olarak nitelendirdi.


Yunanistan’dan gelen açıklamaların ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “Yunanistan’ın Ayasofya’da Kur’an-ı Kerim okundu diye sesini çıkarması saçmalık ve haddini aşmaktır” ifadelerini kullandı.


Daha sonra yapılan karşılıklı açıklamalarla iki ülke arasındaki gerilimin dozu hükümetler düzeyinde yükseltildi.


AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, dün TRT ekranlarındaki konuşmasında, Ayasofya’nın statüsü konusunda Danıştay’ın vereceği karara göre hareket edileceğini söyledi.


Ayasofya konusunda 1934 yılındaki karara itaat edilmesi gerektiğini söyleyen tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı ise “Çocuk oyuncağı değildir, politika aracı yapılmamalıdır, tehlikelidir. Bunu karşılayacak gücünüzün olması gerekir” değerlendirmesini yaptı.


SİYASAL AÇIDAN NE ANLAMA GELİYOR?


Birçok kesim tarafından Ayasofya’nın statüsü konusunun tekrar gündeme gelmesi, AKP’nin gerek ekonomik gerekse de siyasal sıkışmışlığını aşmak için suni bir gündem yaratarak ‘odağı başka yöne çekme çabası’ olarak yorumlanıyor.


AKP’nin son 3-4 yılda sıklıkla yaptığı gibi, Ayasofya üzerinden de kendi tabanı üzerinde etkili olacak bir motivasyon yaratmaya çalıştığı yapılan değerlendirmelerde başı çekiyor.


Ayasofya tartışmalarına MHP lideri Bahçeli’nin de üst perdeden dahil olması ve “Ayasofya’dan çan sesi değil, Allah’ın izni ile ezan sesi yükselecektir” ifadelerini kullanması, bu yöndeki yorumlara önemli bir dayanak oluşturuyor.


Bu noktada Erdoğan- Bahçeli ikilisinin, ülke idaresinde karşılarına çıkan ve kendi ittifaklarını dağıtma potansiyeli taşıyan gerçek problemleri, Ayasofya ve benzeri suni siyasal tartışmalarla perdelemek istediği de söylenebilir.


Söz konusu suni gündemin, milliyetçi-muhafazakâr algıda ‘tarihsel düşman’ olarak görülen Yunanistan ile karşılıklı yaratılan gerilim teması üzerinden ilerletilmesi de konunun bir başka dikkat çekici boyutu olarak göze çarpıyor.


HEDEF MUHALEFETİ PARÇALAMAK MI?


Ayasofya tartışmasının bir başka yönü de iktidar cephesinin muhalefet konumundaki Millet İttifakı’nda oluşturmaya çalıştığı iç çatışma.


Millet İttifakı’na dahil olan partilerin din-siyaset ilişkisine olan farklı yaklaşımları, Erdoğan ile Bahçeli tarafından önemli bir koz olarak ele alınıyor.


Cumhur İttifakı’nın son dönemlerde sık sık din temelli tartışmaları gündeme getirerek, karşı cephede bir yarık oluşturma çabası sır değil. Ayasofya tartışmasından önce, Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın eşcinselleri hedef alan sözlerinin ardından başlayan tartışma da bunun bir tezahürüydü.


Millet İttifakı’nın güçlü partileri olan CHP ve İYİ Parti tartışmalarda net bir tutum almaktan kaçınırken, Saadet Partisi ise eşcinsellere karşı olan reddiyeci konumunu ısrarla vurgulama ihtiyacı hissetmişti.


Ayasofya meselesinde de Millet İttifakı’nın net bir tutum almaktan kaçınacağı tahmin edilebilir. Dün CHP Sözcüsü Faik Öztrak tarafından yapılan, “18 yıldır iktidardasınız. Şu anda parti devletini de kurdunuz. Tek adamın bir kararnamesine bakar iş. Bunu daha fazla istismar etmeyin. Bunun üzerinden siyaset yapmayın. Açacaksanız açın” şeklindeki açıklama da bunun açık bir göstergesi.


Millet İttifakı’nın diğer bileşenlerinin konu hakkındaki görüşleri daha net olsa da ittifakı korumak adına temkinli açıklamalar yapmaları gözden kaçmıyor.


İYİ Parti Meclis Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan, şahsi Twitter hesabından yaptığı açıklamada, bir yandan “Ayasofya’nın ibadete açılması temennisini” dile getirirken, diğer yandan da bunun bir iktidar taktiği olduğunu vurgulamadan geçmedi: “Ayasofya’da ezan okunuyor 5 vakit, olur da bilmeyenler vardır. Oylar düşmeye devam ediyor, hem de son sürat. Ayasofya meselesinin yeniden gündeme gelmesi de bundan. Malzeme kıtlığı çekiyorlar. İnşallah ibadete açılır ama vatandaş bir kere karar verdi; sizi iktidardan gönderecek.”


Saadet Partisi’nin bu konudaki tavrı ise iktidarın diğer bileşenlerine göre çok daha net. Parti, her sene “İstanbul’un fethinin yıl dönümünde” düzenlediği Ayasofya eylemini, bu yıl koronavirüs nedeniyle bir internetten düzenledi. ‘Ayasofya Cami’ ifadesini kullanan partililer, eylemlerini ‘camiyeayakkabiylagirilmez.com’ adlı web sitesinden gerçekleştirdi.


İktidarın Ayasofya tartışmasıyla hedeflediği seçmen konsolidasyonunun istenilen düzeyde çalıştığını söylemek zor. Toplum ekonomik sorunlarla yüz yüzeyken, insanlar kendi yaşantısına pozitif ya da negatif hiçbir etkisinin olmayacağını düşündüğü Ayasofya’nın ibadete açılması meselesiyle pek ilgili değilmiş gibi görünüyor.


Öte yandan Millet İttifakı da iktidarın deyim yerindeyse ‘kör göze parmak’ yapmaya çalıştığı bu hamleyi görmüş durumda. Gelişmeler şimdilik, Ayasofya üzerinden geliştirilen suni gündemin muhalefet hattına bir stres yüklemeyeceği yönünde.


Kinzodamal Yandı!


Ardahan merkeze bağlı Bağdeşen (Kinzodamal) köyünde 3 kardeşe ait 3 ev ve 3 ahır, çıkan yangında kullanılamaz hale geldi.


Ardahan merkeze bağlı Bağdeşen (Kinzodamal) köyünde 3 kardeşe ait 3 ev ve 3 ahır, çıkan yangında kullanılamaz hale geldi.

Ardahan Bağdeşen köyünde yaşayan Muhammet, Ali ve İbrahim Bozkurt kardeşlere ait ev ve ahırlarda dün gece yarısı henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Çıkan yangın sonucu üç ev ile evlere ahırlar alev alev yandı. Ev sahiplerinin ve köyün büyük bölümünün yaylada olması nedeniyle ölen ya da yaralanan olmazken, yangına itfaiye ve köy halkı müdahale etti. Tamamen yanarak kullanılamaz hale gelen ev ve ahırlarda itfaiye soğutma çalışması yaptı.

Bozkurt kardeşler yanan evlerini görünce gözyaşlarına boğulurken, jandarma yangının neden çıktığını araştırıyor.



arşiv haber 19/09/2018 tarihi haber/yorum


Serhat Ardahan Spor Destekleriniz Bekliyor


**İş Adamlarının Gelişi Bir Kelebek Harekatıdır..


**Fakir Yılmaz/Gazeteci


Sürekli göç veren ve batı illerinin adını metropol yaparak başta trafikte olmak üzere, betonlaşmada, yeşil alanların yok edilişinde ve diğer bir çok nedenden dolayı bunalıma sokan doğu illerine yönelik yatırım teşvikleri çıkaran ve bu teşviklerle birlikte başta doğulu iş adamlarına olmak üzere tüm iş adamlarına seslenen hükümetlerin en sonuncusu ve diğerlerinden biraz daha samimi olduğuna inandığımız, gördüğümüz mevcut iktidarıdır.

Ve bunlar olurken yine metropolerde bulunan ve doğu bölgelerimizden bu kentlere göç etmiş olan insanları gelenek, göreneklerini terk etmeden ‘Güçlü Bir Lobi’ oluşturma çabası içindeki federasyon, derneklerde başta kendi hemşerilerine olmak üzere batıda ki iş adamlarını doğdukları topraklara davet eder, yatırım yapmalarını ister.

Bunun en güzel örneğini sergileyen onca stk, federasyon ve dernekler arasında bulunan, son üç yıldır bu yönde ciddi çalışmalara imza atan İstanbul’daki Ardahanlıları temsil eden ve kısa adı ARDAFED olan merkezi İstanbul/Şişlide bulunan Ardahan Dernekler Federasyonudur.

Sık sık iş adamlarını bir araya getiren, onları bölge stk ve siyasileriyle tanıştıran ve memleketin olduğu gibi doğunun bu bölgelerde doğmuş ama doymak için başta İstanbul olmak üzere batı kentlerine göç etmiş olan ailelerin iş adamı, iş kadını olmuş fertlerini yatırıma çağıran ARDAFED’in bu yöndeki çağrısı yatırım teşvikleri kapsamında 6. Bölge olan Ardahan’ın Esnaf ve Sanatkârlar Odası’nın davetiyle sonuç vermiş ve bir grup Ardahanlı iş adamı memleketlerinde ne gibi yatırım yapılabileceğini öğrenmek, kendilerini de neler yapabileceğini görmek için topluca Ardahan’a geliyorlar.

Başta ARDAFED’in İşadamları Konseyi çalışmalarının öncüsü olan Ardahanlı İşadamı Ali Rıza Nasıroğlu olmak üzere ARDAFED Başkan Yardımcısı/İşadamı Erdinç Koçak, KAISİAD Başkanı Orhan Gökçe, Çıldır Federasyonu Başkanı/İşadamı Kemal Şimşir, Ardahan Pendik İl Derneği Başkanı/İşadamı Adnan Köroğlu, Ardahan Sultangazi Avrupa Ardahan İl Derneği Başkanı Akın Bozkaya, Ataman Özgür, Ayhan Korkmaz, Cebrail Kamacı, Dinçer Kızılkaya, Doğukan Tatar, Erkan Azeri, Evren Öztürk, Fahri Altun, Gültekin Özyıldırm, Halis Köroğlu, Halit Karahan, İmdat Tatar, Nihat Tanrıkulu, Sit Üstündağ, Serpil Çelik Savaş, Sezer Tatar, Sinan Savaş, Şamil Yağan, Şentürk Apaydın, Talya Atalay, Tarkan Kaya ve Veysel Karatay gibi iş adamı, stk başkanı, gazetecinin katılacağı bu gezi bugünkü Pınar Et’in ilk örneklerinden olan ilk adı Kars-Et olan Ardahan’ın vilayet olmasıyla adı Ardahan-Et Kombinası olan et kombinasının kurulmasına vesile olmuş yıllar önceki iş adamlarının Ardahan ziyaretini hatırlatır gibi..

Umut ediyor, umut ediyoruz ki başta kendilerini davet eden ESOB Başkanı Mustafa Morkoç olmak üzere Ardahan Valiliği, Ardahan Belediye Başkanlığı, Ardahan Ticaret ve Sanayi Odası, İlçe Belediye Başkanları, Yerel Basın ve kısacası Ardahan en güzel şekilde karşılanacak ve bana göre bir Kelebek harekâtı olan bu harekatın yarın daha da büyüyerek, bir o kadar ciddi büyük ziyaretlere, işlere dönüşür.

Dönüşsün ki; Artık kentleri boşaltmaya başlayan göçü durduracak olan ciddi yatırımların Ardahan’ın da içinde bulunduğu doğu illerimize de nasip olur.

Bu ziyareti çok önemsiyor, başta çatısı altında Ardahanlı İşadamları ve Sanayiciler Derneğinin de olduğu ARDAFED olmak üzere ESOB’a onlara inanan iş adamı, iş kadınlarımıza teşekkür ediyor, devleti temsil edenlerin bu ziyareti ciddiye almasını, siyasilerin ise bu önemli ziyaret siyasallaştırmadan sahiplenmesini, bu yolda ömrünü tüketen bir Ardahanlı, bir Gazeteci, birkaç stk başkanı ve Ardahan’ın 3. Lig de temsil etmek için Bölgesel Amatör liginde temsil eden ancak maddi ihtiyaca muhtaç Serhat Ardahan Spor adına rica ediyorum.

Çünkü.. 

Bir insan dünyayı değiştirebilir mi? İlk söylendiğinde çok zor görünüyor. Zor, ama imkansız değil… Tarih, insanlıklarıyla, buluşlarıyla, duruşlarıyla, görüşleriyle bazı insanların dünyamızı güzelleştirme örnekleriyle dolu.