POSOFLU COVİT-19 HASTASI PLAZMA BULUNAMAYINCA ÖLDÜ!



MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



Alınan bilgilere göre Kocaeli’nden Ardahan Posof’a giden ve 20 gün önce Covit-19’a yakalandığı tespit edilen ve Ardahan Devlet Hastanesinde tedavi altına alınan Gülaçar’ın üç gün önce kan ihtiyacı olduğu sanal ortamda ”ÇOK ACİL KAN ARANIYOR Ardahan Devlet Hastanesinden Duyurulur! Ardahan, Kars, Artvin, İğdır, Erzurum veya çevre illerden Covid olupta iyileşen hastalardan>>> 0 gurubu pozitif plazma kana<<< acil ihtiyaç vardır. Adnan Gülaçar'' şeklinde 

duyurulmaya başlandı.  Ancak yapılan tüm çağrılara karşın kan bulunamadı ve Adanan Gülaçar’ın hayata göz yumduğu haberi geldi.



Esenyurt Belediye Başkanı da Coronaya yakalandı..

Sosyal medya Twitter hesabından bir açıklama yapan Ardahan Göleli, İstanbul Esenyurt Belediye Başkanı Kemal Deniz Bozkurt, yeni tip koronavirüs (Covid-19) testinin pozitif çıktığını açıkladı.

Evine dinlenmeye çekildiğini belirten Bozkurt sanal ortamda yaptığı açıklamada kendisinin iyi olduğunu vatandaşların kurallara uyması gerektiğini belirterek herkesin dikkatli olmasını istedi.



**İbrahim Akdemir’de Covit-19’a Yakalandı..


Öte yandan Ardahan Merkeze bağlı Tepesu (Gürcübeg) köylü iş adamı İbrahim Akdemir’de Corona virüsüne yakalandığı ve İstanbul’da tedavi altına alındığı bilgisi alındı.



BEN SİZİ BEĞENEMİYORUM..


 


Korona belasının ölü sayıcılığna döndüğü ülkemde ve tüm dünyada daha hızlı bir şekilde akan ve bizleri de esir alan sanal  ortamda baş döndüren bir hızla yapılan paylaşımları takip etmeye kalktığımızda boşa harcanan zamanın sosyal hayatımızdan çalınan saatler olduğunu  fark ederiz.

Gökyüzüne bakmaya hasret kaldığımız yeryüzündeyse yaşanılması gereken sosyal hayatı unutturan sanal ortamın adeta “Beni Beğen” yarışına döndüğü bir süreci yaşayan bizlerin aslında iyi birer dedikoducu olduğumuzu ve “Meraklı Melahat” diyerek suçladıklarımızın aslında kendimiz olduğunu da görmezden geliriz.

Evet ilk başta askeri bilgileri elde etmek ve yeri geldiğinde bir silah olarak kullanılması düşüncesiyle ortaya çıkarılan İnternetin adının değiştirilerek sanal ortam denilmesinden bu yana insan oğlunun içine düştüğü ve kendisini kurtarma adına çaba göstermeyip boğulurcasına içinde çırpındığı sanal ortamın teknoloji, bilim, bilgi edinilen bir alan olmaktansa dedikodu yuvasına, kim nerede ne yapıyor ve “Beni Beğen” butonuna dönüşmesi küskünlükleri de meydana getirmeye başladı.

Zira herkesin kendisi gibi boş ve bol zamanlı olduğunu sanıp dünya, ülke, sosyal hayat ile alakası olmayan paylaşımlar yaparak iş yaptıklarını sananların dertlerinin sosyal hayat, gerçekler değil kendilerinin beğenilmesi olduğu da diğer bir gerçek.




Evet, internetin dünyamıza girdiği ilk günden bugüne kadar bir çok insanın benim arkadaşlık kanalımla birbirlerine ulaştığı şu zamanda binlerce takipçisi olan biri olarak dost, eş, arkadaşın beğenilerini beğenmemekle suçlandığımı anladığımda kendi kendime gülmedim değil..

Çünkü bırakın paylaşımları durumlarına  bakmaya  bile vakit bulamadığım bir çoklarının ‘Dağ dağa küsmüş bir birinden haberi olmamış’ misali kızıp, sitem etiklerini de duyuyordum.

” Vay be derde bak” diyerek gülümseyip, geçtiğim bu haksız ve anlamsız sitem ve de küskünlükleri düşünecek vakti olmayan biri olarak tüm dostlarımı takip etmeye çalıştığımı, habercilik anlamında önemli fotoğraflarından faydalandığımı hatta zaman zaman da sanalda paylaşılanları görüp,kontörüm gider diye düşünmeden kendilerini bizzat aradığımı bilenlerin aynı durumda kendilerinin de olduğunu bilen biri olduğumu tüm dostlarımın, takipçilerimin, takip ettiklerimin bilmesini isterim..

Ha bu arada özelikle toplumsal ve siyasal konular başta olmak üzere benimde bir çok önemli paylaşımlarımın olduğunu ve beğenelerin ‘elesine’ beğenip, geçtiklerini ama haberin ya da yorumun devamında kendilerini ilgilendiren düşüncelerin olduğunu bile düşünmeyip, başlık hariç gerisine bakmadıklarını ama ” iş olsun, salata dolsun” diyerek beğeniler yaptıklarını da ve benim de bu duruma düşmemek için kasten değil, bilerek beğeniler yapamadığımın bilinmesin, önemle rica eder, toplumu ilgilendiren, insanlığa katkı sunan, ülkemizin barış ve refahı için yapılan tüm paylaşımların başımın üzerinde yeri olduğunun bilnmesini rica eder sizlere bol paylaşımlı, beğeniler dilerim..



 


Eski haberlerimiz için TIK la http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php


POSOF KAYMAKAMI


KAYYUM OLARAK ATANDI..


arşiv haber 05/12/2016 tarihli haber/yorumlar


Kaymakam ve Vali Yardımcıları Kararnamesi Resmi Gazete’de yayınlandı.


Ardahan kaymakamlarının da aralarında bulunduğu kararname ile 616 mülki idare amirinin görev yerleri değişirken 2 yıldır Posof’ta kaymakamlık yapan Posof Kaymakamı Ufuk Özen yeni atandığı Güroymak’ta kayyum belediye başkanlığını da yapacak.


Posof’un yeni kaymakamı da Akçakent Kaymakamı Enver Yılmaz atandı.


Hanak Kaymakamı Mehmet Balıkçılar’ın Ardahan’a komşu Erzurum’un Narman ilçesine atandığı son kararnamede Hanak’ın yeni kaymakamı da Polateli Kaymakamı Adem Uslan atandı.


Çıldır Kaymakamı Tamer Kılıç’ın Bayburt Vali Yardımcılığına atanırken yerine Yazıhan Kaymakamı Bedirhan İmamoğlu Çıldır’ın yeni kaymakamı oldu.


Çıkan son kararnamede uzun süredir boş bulunan Ardahan Valiliği Hukuk Müşavirliğine de atama gerçekleştirildi. Dikmek Kaymakamı Soner Özer’in Ardahan Valiliği Hukuk Müşavirliğine atandığı öğrenildi.


Tahini çıkan kaymakamlar verilen veda yemekleri ile Ardahan’dan uğurlandılar.



**Posof’un İlk Belediye Başkanının Kadın Olduğunu Biliyor musunuz?


Ardahan’ın Gürcistan’a komşu ilçesi Posof’un ilk belediye başkanının bir kadın olduğu ortaya çıktı.


Ahmet Acar’ın 2002 baskılı, “Posof Tarihi” kitabında Posof’un ilk Belediye Başkanı olarak belirttiği ve fotoğrafına yer verdiği Münire Hanım (oturan)…

Acar’ın ifadesine göre Gürcü işgali yıllarında (1918-1921) bir süre Münire Hanım, Belediye Başkanı olarak görev yapmış! Yalnız bu ne kadar doğru bir bilgidir, bilemem! Gürcü işgali yıllarında Belediye teşkilatının olup olmadığına dair ben bir nota rastlamadım. Yok eğer verilen bilgi doğru ise Anadolu’nun ilk kadın belediye başkanının Posof’tan çıktığını söyleyebiliriz.


Kynak: Kaan Gündoğdu


**ELİN AŞIĞI İÇİN PROGRAM DÜZENLEYENLER KENDİ DEĞERLERİNİ GÖRMEZDEN GELİRLER!..


Geçtiğimiz günlerde İstanbul Beykoz’da Beykoz Belediyesinde maddi destek almak için kendini paralayanlar elin aşığını anarlarken kendi değerlerini görmezden geldi.

Ardahan ve Posoflu onca değerin adeta unutulduğu ve Edebiyatımızın her alanında eserler vermiş, âşıklık geleneğimizde pîr olarak kabul edilen, geleneğin en usta âşıklarından Posoflu Âşık Zülâlî’yi vefatının 59. yılında hiç bir etkinlik ve anma olmadı.



SENDE BIRAKIP GİTTİN..








  Fakir Yılmaz Yazıyorsam Sebebi Var

fakiryilmaz323@hotmail.com

 
 


Bir yılı daha geride bırakmaya bir ay kalırken gidenin bizden gittiğini fark etmeyiz bile..

Ve tam tersi yeni bir yıl geliyor diyerek sevinir, üstüne üstlük bizden giden yılları, canları, cananları geri alacakmışız gibicesine bir de piyango bileti alır, heyecanla son kalan ayında tükenmesini bekleriz..

Halbuki gidenlerin giderken ömrümüzle birlikte anılarımızı da alıp gittiğini düşünmeyiz bile..

Daha dün gibi kırmızı Şahin’i mi terk edip, 3 yıl önce tanıştığım, sevdiğim, aldığım, bir çok anıyı birlikte yaşadığım beyaz Opelimle buluşurken yaşadığım heyecan gibi bugün onca güzellikler gibi onlarında olmadığını anlamanın üzüntüsünü çaktırmadan yaşadığım gibi 2016 yılının 11 ayının nasıl gelip, geçtiğini anlamadığım gibi hepimizi her saniye, her dakika, her gün, her ay ve yıl bizden gidenleri hesaba katmayız bile..

Kar yağarken beyazlanan doğanın bizlere inat her yıl hemde kendisini yenileyerek doğduğunu da anlamak istemeyip, bizi bırakıp, gidenlerin saçlarımızı beyazlattığını, dişlerimiz döktüğünü, dizlerimiz gibi kalplerimizi de yorduğunu fark etmek istemeden yeniden yeniden sarılmak istediğimiz hayatın sevdiklerimizle, anılarımızla, aşklarımızla birlikte çekip gittiğini göremeyiz bile..

Çünkü her yeni gelene sevinip, gidenleri unutmaya çalıştığımız bir yılı daha geride bırakırken Kırımız Şahinim gibi geride kalan aylar içinde ‘Ben gidiyorum, senin daha yaşayacakların, çekeceklerin belik de seveceklerin var’ dercesine Kocaeli yolun da geçirdiği kaza sonucu beni öldürmeden pert olan 2004 model aracım Opelim gibi nelerin beni bırakıp gittiğini hesaplamak istemediğim gibi can dediğimiz, canan diye sarıldığımız, ölmez diye düşündüğümüz nicelerinin de beni, seni ve de onu bırakıp gittiğini akla bile getirmek istemeyiz 2016 yılınında bizi terk etmeye hazırlandığı şu güzelim, ama geri dönüşü olmayan dünyada..


**Çayan Çapan ve Spor..


Dün, ‘Senden bırakıp gittin’ ele aldığım yazımda trafik kazasında kayıp ettiğim Opel marka aracım dahil beni, seni, sizi, onu ansızın, beklenmedik bir anda bırakıp, ansızın çekip gidenleri az çok anmaya, anlatmaya çalışmıştım..

Ve o gidişlerin ne kadar acı olduğunu hatırlamış ve bu yaşananların bir insanın hayatında ne kadar olumsuzluklara, üzüntülere ve ondan olanları koparıp, koparıp götürdüğünü anlatmaya çalışmıştım..

Ve bu yazının ardından geçtiğimiz gün iş yerinde yaşanan hırsızlık olayı ardından emeğiyle aldığı eşyaları çalınan arkadaşım, 3. Bölge Ardahan İl Derneği Başkanı Özgür Polat’a destek için o çok Ardahanlı var denen, ama Ardahanlının çokta erk olmadığı Esenyurt’a gittim.

Benim gibi bir çok Ardahanlının destek için geldiği Polat’ın iş yerine girip, içine daldığım koyu sohbeti dinlerken bir çay içmiştim ki acı acı çalan telefonuma bakınca eşimin aradığını gördüm..

Cevap vermek için aldığım haber her gün bir kaybı yaşayan ve bu kayıpların çok yorduğu beni bir kez daha derinden vurdu..

Çünkü dün trafik kazası sonucu kayıp ettiğim aracıma yazdığım yazıda ki gibi bir kayıp daha yaşamış, bu kez yine bir arkadaşımı, Çayan Çapan’ı hemde trafik kazasında kayıp ettiğimin haberini alıyordum..

İlk şoku yaşayıp,haberin içeriğini iyice aldıktan sonra Çayan Çapan’ın bir trafik kazası sonucu hemde bize yakın bir yerde hayatını kayıp etmiş, oda bizi bırakıp, derinden üzmüştü.

Ve en önemlisi o çok sevdiği Göle Spor’u yetim bırakıp gitmişti.

Ve bizde çok değerimizi kayıp etmenin üzüntüsüyle yerimizden kala kalmıştık..

Allah rahmet etsin..


**KERİMOĞLU’NA AÇIK MEKTUP..


Sayın Başkan öncelikle merhaba..

Başkanım bu memleketin derdini uzun uzun anlatıp, çok yoğun olan siz sevgili doktor başkanımı üzmek istemem..

Ancak toplumun aydını ve önderlerinin kendi toplumları karşısında da sorumluluklarının olduğunu hatırlatarak başlamak istediğim bu açık mektubuma kırılmayacağınızı umuyorum..

Sayın Başkan;

Sanırım sende benim gibi Ardahan’ın olduğu gibi senin ilçen olan Damal’ın ülkenin en yoksul ileçlerinden biri hatta birincisi olduğunu ve işsizliğin diz boyunu geçtiği için göçün hızla devam ettiğini bilmekte ve bu göç edenlerin senin ailen gibi şu an önemli bir ilçesinde belediye başkanı olduğun İstanbul’a başta olmak üzere batıya göç etmeye devam ettiğini bilmektesin.

Ve bu insanlarımızın bir umutla çıktıkları gurbet yolunda seninde geçtiğin o zorlukları senin ve benim gibilerinin de yardımıyla aşıp, evine bir ekmek, aşına bir katkı sağlamak için çırpındığını bilmektesin..

Ve en önemlisi bu toplumun senin gibi kendi içinde çıkan aydınlara, siyasilere, iş adamlarına ihtiyaç duyduğunuda..

Sayın Başkan;

İstanbul gibi dev bir metropolün önemli bir ilçesinde belediye başkanı olma gibi önemli bir görevin sana verilmesinin senin kendi toplumunda kopmanı gerektirmediği gibi o toplumun senden çok değil, sadece gülen bir yüz, sıcak bir ilişki ve en önemlisi moral vermene ihtiyaç duyduğunu da bilmelisin..

Çünkü toplum önderlerinin en önemli görevinin balık vermek değil, balık tutturmayı öğretmek ve onlara önderlik etmek olduğunu bilmemize karşın her ne hikmetse hele hele öyle yada öyel böyle seçilip yada atamayla bir makama oturuduğumuzda bunu bir türlü düşünmeyip, şu anda elimizde bulunan imkanları toplumumuz yararına seferber etmesekte sağından, solundan, kenarında kendi yakınımıza bile vermemek içinde çırpınır, hatta cüdamlıymışlar gibi uzak durduğumuz da bir gerçektir..

Bu nedenle; Sizin bu yoksul topluma sahip çıkıp, önderlik ederek 20 milyonluk İstanbul’da olduğu ve yurt genelinde oluşturulmaya çalışılan ‘Güçlü Bir Ardahan Lobisi’ ne olduğu gibi partinizin ve ülkenizin önder bir kişiliğiyle ile hareket etmeniz gerektiğini hatırlatır, bu önemli  günlerin hızla akıp gittiği şu günleri en iyi şekilde değerlendirmemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatırım..

Ve eğer yarın torununuz, çocuğunuz, hemşehrinizin sizin adınızdan onurla, gururla bahsetmesi için bir eser bırakmanın o eserinde şu an içinde bulunduğunuz siyaset alanında ve hemşehrilerinizin kalbinde olacağınıda bilmenizi isterim..

Yani yarın ‘Ya şurada bir başkanımız vardı, Allah için bu toplumun bir araya gelmesi, ayakları üzerine durması için önderik yaptı, başardı ve bu toplumun önünü açtı’ detirtmek kadar güzel olan ne olabilir?..

İşte bu nedenle mektubuma son verirken bir kez diyorum ki;

Gel şimdiye kadar ortaya koyduğun tavrını gözden geçir, teknokrat bir anlayışı terk ederek, kendi toplumunun senden beklediklerini yoğun olan sen değil, senin önderlik edeceğin bir kadro ile yeniden masaya yatır adını tarihe yazdırmasanda halkının gönüle yazdır..

Bu mektup sana bir dost tavsiyesi..

Ne demişler, İyi olacak hastanın ayağına doktor gider..

Kısacası;

Er geç iyi olacak şu anki hasta diyebileceğimiz toplumumuzun hazırda bir doktoru varken, yenisini aramazsa daha iyi olmaz mı? 


**ARDA/FED’DE 1 YIL..


Kendilerine toplum lideri, önderi, bilmişi dedirtip, gereğini yerine getirmeyenlerin kendilerini başkan diye yutturdukları bir alanda gerçek anlamda başkan, toplum lideri, aydını, yol göstereni olmaya çabalayanlarda yok değil..

Seçimden seçime cebinde ki paranın da kudreti ile öne çıkıp, ‘seçilirsem size tüm dünyaları bağışlayacam’ deyip, kazaen seçildikten sonra da önce göbeğini büyütürken, çevresini daraltanların toplum lideri, başkan, aydını hatta vekili diye yutturduğu bir alanda zor, bir o kadar da ulvi bir görevi üstlenmek yürek işi, cesaret işi olduğu da bir gerçektir..

Durup, durduk yerde başbakan edilen ama ‘bende anlamadım niye başbakan edildim’ denilen bir alanda başkanlık gibi zor bir görevi üstlenmekte yürek işidir..

Yılda bir kaz gecesiyle başkan olduklarını hatırlatanlar, adına birlik, hemde büyük buluşma dedikleri geceler ile başkan olanların, kendileri yetmez gibi milletin başına birde şeyimden birim başkanı diye başkan enflasyonuna neden olduğu bu alanda zor bir o kadar da güçlü bir lobi hayali ile bir araya gelmek isteyen bir toplumun önderi, başkanı olmakta sadece bir insanın değil, aslan, kaplan hatta fil yüreğine ihtiyaç vardır..

İşte batıda ki en büyük stk’sı konumunda olan ve bugün 60’a yaklaşan dernek sayısıyla her geçen gün daha da büyüyen, güçlenen Ardahan Dernekler Federasyonuna başkan vede yöneticisi olmakta bir o kadar onurlu ve yürek isteyen bir iş olduğunu her geçen gün biraz daha iyi anlamaktayız..

Bir yıl önce yani 29 Kasım’da bu görevi arkadaşlarım Mahmut Şenel, Sıtkı Dursun, Yener Bayrakçı, Özkan Mavzer, Halis Öztürk, Tuncer Çelik, Yüksel Kılıç, Ramazan Tan, Terlan Kaya, Muhtesim Sarıkaya, Bayram Bozkurt ve diğerleriyle ARDA/FED’in yönetimini üstlendik..

Bu süre içinde en iyisini, en güzelini yapılmayanı yapma arzusu içinde kolları sıvarken içimizde olan bazıları da bugünkü çantacı, cepçi, facebookçu derneklerin yöneticileri gibi sözde başkan, yöneticilerde kayış attı..

Ama biz bir ekip olarak Ardahan ve Ardahanlılara yakışanı yani en iyisini yapmak için mücadelemize devam ettik ve iş adamlarımızın da katkıları ile ARDA/FED yönetimi olarak dopdolu bir yılı geride bıraktık..

Kemal Nahit Bay, Ensar Öğüt, Necati Ünal, Ali Rıza Nasıroğlu, İmdat Tatar, Volkan Süt, Mahmut Şenel, Taner Tekin, Ertan Bulut, Veysel Karatay, Togay Çoban, Mutlu Kerimoğlu, Turgay Akpınar gibi duyarlı bir çok iş adamı, siyasetçilerin katkıları ile önemli toplantılar gerçekleştirdik.

Gençlerimizle bir araya gelip, ‘Ardahanlılar İstanbul’da Top Koşturuyor’ deyip, dünyanın en büyük metropolünün ortasında güzel bir turnuva düzenledik..

İş adamlarının yanı sıra İş kadınları konseylerinin temellerini attık.

İstanbul’da ki siyasi parti temsilcilerini ziyaret edip, muhatabınız ARDA/FED’dir dedik..

Logomuzu ulusal ve yerel bir çok basın kuruluşunda yaptığımız etkinlikler vasıtasıyla tanıttık, amaçlarımızı İstanbul’da ki gibi Ankara, Ardahan, Göle ve İzmir’de etkinliklerimizle ortaya koyduk..

Ve en önemlisi bir yılı geride bırakırken kendimizden, cebimizden verip, canımız kadar önemsediğimiz Ardahan’ı mızın KAI denen gölgede kurtulması için KAI dernek diasporasını karşımıza alıp, elimizin tersi ile kenara atıp, halka anlattık..

Ve bir Ardahanlı kimliğinin oluşumu için yeni Ardahan Dernekleri kurdurup, eskilerini de yanımıza alıp, gecemizi, gündüzümüze katarken önümüze konulan engelleri, namussuzca arkadan vurmaları, hendek kazımaları da aşıp bir yılı başarıyla geride bıraktık..

Şimdiki hedef; Yaklaşan kongremize kadar başta burunlarından kıl aldırmayan siyasileri olmak üzere bu toplumun önderi, başkanı diye ortalıkta gezenleri toplum deşifre etmek..


**Bir Diktatör Düşünün..


Adı: Fidel Alejandro Castro Ruz, Kübalı Marksist-Leninist devrimci ve Küba Devrimi’nin önderi. Yaşamı boyunca ve ölümünden sonra çeşitli lider ve muhalif kesimlerce diktatör olarak da nitelendirilmiştir.

Buna neden ise iktidara geldikten sonra iktidarı bırakmaması ve başkalarına seçme ve de seçilme hakkı vermemesi..

Bir ülkeyi yıllarca tek başına idare eden  Castro’nun diktatör mü, yoksa halkın adamımı olduğunu tartışmak için öncelikle diğer dikta yönetimlerinin başındakilerine bakmakta fayda var..

Çünkü birine diktatör demek için Catro’yu örnek verirsek yanılırız..

Ancak Libya lideri Kaddafi’ye de diktatör diyen bizler Kadafi’nin devrilene kadar ülkesinde ki doğal kaynakları önce kendi vatandaşlarının hizmetine sunmuş, onca kabilenin yaşadığı Libaya’yı tim emperyalist güçlere karşı ayakta tutup, Lİbya’yı huzurlu bir ülke yapmıştı..

Ama kendisine karşı olanları da bugünkülerin yaptığı gibi susturmayı başarmış, öldürtmüş, yok etmişti..

Peki, yerine kardeşini koyup, giden Castro’da öyle değil miydi?

Bilmem ama benim kafam karışık,.. 

Peki, sizce kim diktatör?

Yoksa önce insan hakları diyen Avrupa’da ki liderler mi?

Yada koltuğu yakalayıp, bırakmak istemeyen bizdekiler mi?


**Cumartesi günü yazmak..


Kanun Hükmünde Kararnamelerle yönetilen ülke de değil siyasetle ilgili aşkla, sevda ile ilgili yazmanın bile sakıncalı hale gelmeye başladığı bir süreçte cumartesi yazılarına devam etmek istiyorum, hem de şiir yazarak.. 

Ama ben yazarken dikkatimi dağıtmasın, sadece kulağım duysun diye arkama aldığım televizyon da şiir kitaplarından bahseden haber spikerine gelen mesajlar da gazeteci olan spiker de hain ilan ediliyor..

Çünkü gelen mesajda ‘Bırak şiiri okumayı da sen önceden söylediklerini şimdi niye söylemezsin, korktun mu, sana da sıra gelecek’ diyordu..

Şiir kitabını tanıtırken bile tehdit alan gazeteci spikerin bu mesajı okurken yüz şeklini gördüğümde değil şiir yazmak, fıkra anlatmanın bile artık siyasallaştırılıp, kin ve nefretle hareket eden bir anlayışın getirdiği sonuçla yazı yazarak gazeteciliği yapmak isteyenleri bir hayli zorda bırakacak gibi..

120’nin üzerinde gazetecinin hapiste olduğu bir ülkede gün geçtikçe şiir yazmak, şair olmak, grup yorum gibi türkü söylemek bile tehlikeli hale gelmekte olduğunu görmekte, anlamakta bir cumartesi günü yazısı yazmaya hazırlandığımız bir sırada..