BU ÇAMLAR NE KADAR YAŞLI?!.

 



SÎZDE KONUĞUMUZ OLUN..


Gazeteci Fakir Yılmaz Yeniden TV Programcılığına Başlıyor..


‘Gazeteci Fakir Yılmaz Île Îş Dünyası’ Yaşam TV’de Cumartesi Günü Saat: 17.00~19.00’da Yeniden Başlıyor..


İZLEMEK iÇİN Yaşam TV Türksat 4A Uydusu Frekans: 12034 MHz Symbol Rate: 27500 Polarizasyom: V (Dikey) Fec: 5/6


Orman Bakanlığının Bölge ve İl Orman Müdürlük ve Şeflikleri aracılığı ile ‘Gençleştirme, Genişletme’ adı altında sürdürülen orman kesiminin tüm hızıyla devam ettiği bölgede tek tek acımasızca devrilen çamların birçoğunun daha genç fidan ya da fidanda biraz daha büyük çamlar olması dikkatlerden kaçmıyor.


Kesilerek yok eden ormanları oluşturan çamların yaşlı olduklarından dolayı kesilmek zorunda olduklarını belirten orman yetkilileri ise fotoğrafta görüldüğü gibi gencecik onca çamın yerde olmasına ne dedikleri de bilinmiyor.



 


**Bölge Traktörcüleri Para Derdinde..


 


Çam ağaçlarının genç, yaşlı demeden tek tek değil topluca kesilerek devrildiği bölgede süren orman katliamı devam ederken bölge halkı kız öncesi kesilirken birkaç parça ağacı, kozayı evine götürme telaşında bu katliama göz yumarken çoğu zengin insanların olan traktörler de acımasızca kesilen çamları taşıyıp, para kazanmanın derdinde oldukları görülmekte. 


Bu traktörcülerin büyük bölümünün ağaç kesimine onay verenlerin başında geldiği de ileri sürülen bölgede ki siyasiler de gelen tepkiler en aza indirmek için birkaç fidan dikimi yapıp, verdikleri pozlarla yerel insanlarla, gazetecilerle, federasyon, derneklerle irtibata geçmeyip, ‘her şeyi biz yaparız, en akıllı bizleriz’ deyip, adlarına da platform koyanlar gibi ortadan kayıp olup gittikleri de görüldü.



Oeman Kesimi İle İlgili En Son Yorum


GÖLE’DE ORMAN KESİMİ JANDARMA DESTEĞİ İLE YERLE BİR EDİLİYOR, ORMAN KESİMİNİ GÖRÜNTÜLEMEK YASAK, GEÇMİŞ OLSUN YEŞİL GÖLE/Acar Dağ


Canibek ormanları yerle bir edilirken görüntülemek yasak, herkes suskun neden yasak olduğunu biliyor musunuz? Çünkü yaşlı kesiyoruz dedikleri ağaçlar daha gencecik, kimse ormana girip görüntüleyemiyor, ormana giden insanların elinden telefonları alınıyor. Nedeni ise genç ağaçların kesildiğini ispatlanmasını istemiyorlar, ıspatlansa ne olacak zaten bu halkın boynunu keseniz ses çıkarmazlar.

Jandarma ile kesim yapmanıza gerek yok zaten halk kendisi kesiyor, orman kesimine halk dünden razı, bu aşamadan sonra sesiz kalan herkesin kalbini kırabilirim.

Ormanlarımıza sahip çıkamadık, çünkü bu halk çıkarcı, çünkü bu halk korkak, bu halk ormanın değerini bilmeyecek kadar bilinçsiz,

Mangal da kül bırakmayan ey STK lar lafa gelince hepimiz Göle sevdalısıyız,

Bumu sizin Göle sevdanız, biz Göle sevdalısı değiliz biz başkanlık sevdalısıyız, bize başkan desinler yeterli , Hele birde Göle derneklerin en üst çatısı olan Göle dernekler federasyonu bu güne kadar gıkı çıkmadı, sadece bazı köy dernekleri orman kesimine karşı çıksada bunlarında gücü yetmedi, Ormanların kardeşlik platformu kuruldu kurulmasına ama burada sesini yükselteni guruptan atarak susturuyorlar, orman kesimine karşımı tarafmı inanın daha çözemedim, diğer dernekler herkes bir liderlik havasına girmiş görüntü var ses yok, şimdi soruyorum STK larada, halkımızada, kendime de soruyorum her yazın tatile gittiğimizde Sarı çamların gölgesinde kadehleri tokuştururken hiç vicdanınız sızlamayacakmı, 30 yıl içerisinde ormanın %50 %60 azalmasının sebebi nedir? Birkaç yıl sonra çöl topraklara yeşil Göle sevdalısı olduğunuzu söyleyebilecek misiniz, mangalda kül bırakmayanlar orman katledilirken korkudan bir kelime bir yorum dahi yazıp tepkinizi gösteremediniz,

Aman efendim nasılsa devlet kesecek devlete karşımı geleceğiz durduramayız kesimi diyenler korkaktır, durdurulabilir yeterki birlik olsun.

Sıradan bir profil resminizi paylaşın yüzlerce kişi beğenip yorum yazar, ama orman katliamına kimse bir yorum bile yazamıyor nedir bu korku anlamış değilim. Neticede orman bakımı adı altında ormanımız yok edilmeye devam ediyor biz halen sesiz kaldıkça bu katliam devam edecek.


FASULYE de KENDİNİ NİMETTEN SAYARMIŞ!


Elbette ki bu yazının muradı fasulyenin faydalarını sayıp dökmek değil. O eskidendi. Şimdi olsa olsa, bünyeye ve cebe zararları anlatılır kendini nimetten sayan fasulyenin…’ diye yazısına başlayan Neşe Doster’in 2019 yılının 10 Mart’ında ele aldığı yorumunu okurken bende bu konuya yani kendini nimetten sayanları farklı bir yönden kendi iç dünyamla ilgili bir şeyler anlatmak istedim.


Çünkü basın ve medyanın havuzuna düşmeden önce fikir ve kalemleri ile mesleğimin önemli kalemi olan ama şu an iktidara yaranma kulaçları içinde yüzen havuzun dalgaları arasında kaybolup, gündemde olmayan birçok önemli kalemlerinden olan Doster’in kendisini, beni, seni, onu, onların yaşadıklarını farklı bir şekilde anlatıyordu.


Ve Doster’in ‘fasulye de kendini nimetten sayarmış’ başlıklı yazısının son yıllarda yaşadıklarımı bir kez daha anlatmaya çalışacak olan yaşadıklarımı bana yazdıran bugünkü yazıma ilham oluverdi.


Ve yine benim de arada bir ele aldığım ve çoğunlukla kendi özel hayatımı anlattığım cumartesi günleri yazılarım hariç 35 yıla yaklaşan ve “Her Gün Yazıyorsam Sebebi Var” başlıklı köşemde ele aldığım yazılarıma zaman zaman konuk olan konuların başında yine bu kendilerini fasulye sananlar ve özel hayatım gelir.


Evet, bir gazeteci sayılırsam benim de aralarında olmasam da kenarında, kıyısında olan bir aydın, toplum önderi, lideri olanların özel hayatlarının yine o toplum, kamuoyu denilenlerce çok merak edildiği ama ben dahil o aydın, toplum önderi, lideri diye bilinenler de baskıcı toplumun etkisinden kendilerini kurtaramayıp, sakladıkları, öteledikleri ve bunu yaparken de daha da gizemli hale getirdikleri özel hayatları ile savaşır, dururlar.


Şimdi  siyaset ve ekonomi ilgili esaslı yazılar yazmaya çalışan biri olarak tanınan benim durup, durduk yerde buna neden ihtiyaç duyduğumı soranlar da olacak biliyorum.


 Ve “Bu nerden çıktı, ekonomi çok kırılgan durumda, ne ilgisi var özel yaşananları sık sık dile getirmenin?” diyebilirsiniz? Çok ilgisi var anlatayım! Ancak benimde  aralarında olduğum birçoklarının hataları, günahları sebebi  ile işlemek isteyişleri dolayısıyla fasulyeyi doların değerine kadar liraya çıkarıp onore edenleri kutlayarak başlayayım…


Ve tam da burada; Onca fabrika, iş yeri kapanıp, kiracı arandığı bir zamanda bir günde bir ilde 300 fabrika açma törenleri yapanların ülkeyi üçe katlayan, görmediğimiz bolluğu yaşatan, varlık kuyruklarıyla tanıştıran, çevreyi- yeşili- ağacı- ormanı koruyan, çiftçiyi abad eden, ülkemize topyekun çağ atlatan, bizi sarayla, köprüyle, alt geçitle, duble yolla, AVM’yle, gökdelenle tanıştıran yönetime değil de özel hayata dokunmak geldi içimde kaynayan ve her an patlayıp beni ve patlatanları da yakacak olan volkanı az da olsa soğutmak için..


Aslında benim yaşadıklarımı yaşayan ama ”sus ya, dur kız, etme oğul”baskılarının etkisiyle özelleriyle, iç dünyaları ile hep savaşanların sayısı da pek fazladır, benim gibi bu konuya da cesaret edip, dem vuranlardan..


Yani, ”Özel hayatın özgürlüğü var” deyip, başka ülkelerin özgürlüklerine müdahale etmekle geçinen sözde medeni batı dünyasının gazına gelip, kardeşi, kardeşe kırdırmaktan çekinmeyen ülkelerin başında gelen Irak’tan, Suriye’den ve Ermenistan’dan daha şiddetli bir şekilde iç dünyalarında savaşanlar hakkında bazı bilgiler vermeye çalışalım!


Söz buraya gelmişken; İktidarın nimetleri ile televizyon ekranlarına sıkça çıkan, mitinglerde konuşan, bilboardlara yerleşen, reklam afişlerinden, otobüs duraklarından, bina cephelerinden, üst geçitlerden, köprülerden dev posterleriyle el sallayan, seçim kampanyasını tek adaymış gibi götüren, bağıra çağıra yaptığı tüm konuşmalarında; yüzüne gergin bir ifade, çatık kaşlar, sert ifadeler yerleştirenler gibi bende bizlere gerçekleri hatırlatmayı görev saydığımın da bilinmesini isterim.



Yeri gelmişken; “Ekonomik krizden güçlenerek çıktık!” diyen damat bakanın esip gürlemesini, Ortadoğu, Arap Baharı, Akdeniz ve Ege’den sonra Kafkaslara uzanıp, kapısını kapatarak, dünya ile ilişkisini kestiğimiz Ermenistan’ın bir kez daha saldırdığı “Azerbaycan kardaşımızın arkasında dağ gibiyiz” sözlerini bir kez daha düşünelim!


Çünkü bu şekilde gürlediğimizde olayın üzerinden kısa bir süre geçmeden bir anda sus-pus olan ardından en önce masaya oturan yine biz oluruz ama iktidarımızın da ömrü uzar her ne hikmetse..


Neyse gülmeyen, kahkaha atmayan, neşesiz insanlar artmışsa, insanımız hep tedirgin, hep sert, hep somurtkan hale gelmiş, ya da getirilmişse orda durup derin derin düşüneceğiz. Bunun nedeni nedir, ya da niye böyle oldu sorusuna özelimizde yaşananlara kafa yormalı, hatta cami imanına olmazsa da günah çıkarma kafesi olarak bildiğim Kilise’ye gidip papaza pardon medeni adıyla psikoloğa gidip içimizdeki yanan volkanın nedenini anlatmalıyız diye düşünürüm.


Tabi, dün tesadüfen rastladığım o psikoloğa yaşadıklarımı ayak üstü anlatmaya çalışıp, merhem isterken yaşadıklarımla, anlattıklarımla bir anda onunda benden beter kendi iç dünyasında yaşadıklarıyla savaştığını ve anlattığım özellerimle onun yaşadıklarıyla kendisini baş başa bıraktığımı ve ”Sen sadece kendin mi sanır sın?” dercesine ”topuğa kuvvet” bir anda yanımdan kaybolup gideceğini de hesaba katarak…


Ha unutmadan kendi hata ve günahlarım yüzünden tanışıp, değer verdiğim ve birçokları gibi onunda kendisini dev aynasında görerek, akıllı, sadık diye kendisini yutturan ve beni, çevresini, sanalda bol bol paylaştıklarını sözde beğenip, gaz verenleri kandıran fasulyenin faydalarını, zararlarını ve nasıl olup bir anda kendisini nimet saymasını bir dahaki yazıma bıraktığımı da bilmenizi isterim.


Çünkü güneşe doğru uzanırken yanındakinin omuzuna bastığını fark edemeyen Ayçiçeği gibi kendisini nimetten sayan ama sadece ilkokul öğrencilerinin aldıkları ödevin ardından pansuman pamuğun içinde yetiştirdikleri bir Fasulye olan ve yaşamı boyunca görmediği, tatmadığı ve senin gibi birilerini benzettiği, yüzü parlak, sıcak ama içi karanlık ve kor dolu güneşe uzanmak için avını yemek, yutmak için ağaç dallarında gezen Yılan misali sana sevgiyle, saygıyla sarıldığını hisseder gibi yaparken, aslında seni boğduğunu bilen biri olarak…










HANAKLI KÜVET VE İÇ KAPLAMADA MARKA!




 








MERHABA Ardahan’daki gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



arşiv haber 04/06/2020 tarhArdahan Küçük Sanayi Sitesinin yapımına büyük katkısı olan eski Sanayi Bakanı Abdulkerim Doğru ile Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı iken bir anda Cumhurbaşkanı danışmanı olan ve yapılan erken seçimlerde boşalan ve kendi köyünün de bulunduğu bölgede bulunan Yalanızçam Kayak Tesislerine gerekli ödeneği bile çıkaratamamakla eleştirilen kısa bir süre içinde olsa eski Turizm ve Kültür Bakanı olan Ardahanlı Yalçın Topçu’dan sonra yeni bir Ardahanlı isim bakan mı olacak?!. 




Conravirüs paniği ardından ilan edilen normalleşme süreci ardından AK Parti Yönetimi Merkez Yürütme Kurulu ile bir araya gelen Başkan Erdoğan’ın aralarında Ardahanlı Korkmaz Karaca’nın da bulunduğu yeni ekibini kurma hazırlığı içinde olduğu iddia edildi.


Ankara merkezli iddialara göre önümüzdeki günlerde yeni bir ekiple yol almayı planladığı ileri sürülen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oluşturmayı düşündüğü yeni bakanlar kurulu için çalışmalarını hazırladığı ve her an kamuoyuna açıklayacağı belirtilirken bu bakanlar arasın Ardahanlı olan Başkan Erdoğan’ın şuaınki danışmanlarından olan Korkmaz Karaca’nın da olabileceği de belirtilmekte.



**Korkmaz Karaca Kimdir?


Şehir Kulübü diye bilinen Ardahan’ın simgelerinden olan tarihi taş binanın sahiplerinden olan Ardahanlı bir ailenin çocuğu olan İş adamı, Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi. 1978 yılında İstanbul’da doğdu. Baba tarafından Ardahanlı; anne tarafından Rumeli Mübadili bir aileye mensuptur.



İlköğrenimini Maltepe’de Feyzullah Efendi İlkokulu’nda, orta ve lise öğrenimini ise Marmara Koleji’nde tamamladı. Üniversite eğitimine Uludağ Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi alanında başlayan Karaca yüksek tahsilini ABD’de iş idaresi eğitimi ile son verdi Lise yıllarından itibaren iş hayatına atılan Korkmaz Karaca birçok özel sektör kuruluşunda yönetici olarak görev yaptı.  


Halen uluslararası bir firma olan ‘Gübre, Hurda ve Doğalgaz’ sektöründe faaliyet gösteren ‘Indagro Group’ Türkiye Temsilciliğini sürdürmektedir. Karaca aynı zamanda 2007 yılında kurduğu ‘Karaca Danışmanlık A.SF ile birçok kamu ve özel sektör kuruluşuna yönetim danışmanlığı hizmeti veriyor.


Mega Varlık A,Ş., Dap Holding, Sbk Holding, Doğan Holding, Yeditepe Faktoring, Acarlar İnşaat, Sütaş A.Ş. başta olmak üzere birçok özel sektör şirketine danışmanlık hizmeti verdi. Sözcü Gazetesi ve İnternethaber Medya grubunda yazıları yayınlandı. 2007 – 2009 yılları arasında Fox TV’de İş ve Siyaset dünyasını konuk aldığı TV programları yaptı. 2010 – 2017 Yılları arasında Deniz BAYKAL’ın Danışmanlığı görevinde bulundu.


Cumhurbaşkanlığı Ekonomi Politikaları Kurulu üyesi oldu



ÖLMEK İÇİN AZRAİL’E GEREK VAR MI?


Corona saçmalığına inanmadığım gibi bir şey daha var desem, kimilerinin, ‘Ula bu kafir, hem de tam kafirmiş’ diyeceklerini bile bile varlığına inansam da, ‘zahmet etmesine gerek yok’ dediğimi siz bilmesenizde Allah biliyor.. 


Çünkü ölüm korkusu ile dinin emri olan camilerde bir araya gelmeyi bile terk eden insanoğlunun ölümüyle ilgili özel birine yani Azraille gerek olmayan sıkıntılar, son dakikada gelen kara haberlerle  yaşanan gerilme ile adına küçük kıyamet denen yani ölmeye neden onca olay var ki Azrail Alehiselama bile gerek kalmıyor..

Kimilerinin ‘Hadi oradan sende..’ deyip, bana katılmayacaklarını da bilen ben bu dünyada ölüm için Azrail’e çok görev düşmediğini iddia ediyorum.

Çünkü ölüme neden olan o kadar çok olay var ki; Azrail başta olmak üzere birisinin özel olarak gelip, senin canını almasına gerek kalmıyor bile..

Çünkü insan denen varlığın öncelikle değerini bilmediği zaman akışı içinde yol aldığı ölümün  anbe an her canlıya yaklaştığı aşikâr olurken biz insanların ‘Kader, zaman, süre’ diyerek kendimizi teselli edip, her sorun, sıkıntı ile yaklaşan değişmez sonu düşünmeyerek ve en önemlisi Corona saçmalığında olduğu gibi ölü sayıcılığını ‘normalleşme’ adı altında bir anda bir kenara itip yaşananlara ve yaşanacaklara karşı oralı olmayışımız da bile ölüm olduğunu anlamayız..




Örnek mi..

Esnaf olanın çek senet derdi, evli olanın çel çocuk derdi, ya da evlenemeyen, bu dünyaya bir eser bırakmadan giden, şoför olanın yol derdi, hatta ‘mafyayım’ diyenin 1 kuruş etmez bir mermiye her an kurban gitme stresi varken Azrail’e gerek var mı bilinmez..

Başbakan gibi büyük  bir makamda olmasına karşın bakım evine attığı annesinin öldüğünü duyup, cenazesine katılamayan Hollanda Başbakanı Rutte’nin de içinde olduğu biz insanların dert görmediğini sanarken onca sorun sıkıntının aslında bizi adım adım ölüme götürdüğünü anlamasak da asıl ölüm her an yaşanan diş ağrısı,   beyazlayan saçların dökülmesi, ani, şok bir haberi, gelişmeyi, hatta yanlış bir adım ile tetiklenen kalp krizi korkusunu, meme, akciğer kanserine yakalanma riskini ve niceleri hep ölüme işaret değil mi Azrail alleyhisselama iş düşecek diye bekleyenlerin aslında ölüme doğru yürüdüklerini bilmeden..

Kimi sevdiğine kavuşamama, kiminin ‘seviyorum’ dediğinin işkencesine, kiminin ise tam kavuşacakken yaydığı radyasyonuyla  başta beynini olmak üzere vücut hücrelerimizi öldürdüğü ileri sürülen teknolojiden önce attan düşüp ya da gelişen teknolojiden sonra son model, havalı araçla kız istemeye gitmenin heyecanı ile yaşadığı trafik kazasında hayata göz yumması gibi nicesinin sanki yarın yokmuş gibi dünyadaki tüm yiyecekleri yeme telaşıyla yedikleri ile aslında obez değil de ölümü vücuduna enjekte ettiği şu dünyada inandığım bir şey var; Oda bu dünyada yaşayan bizlerin dün ölenleri ‘Azrail  geldi, canını aldı..’ diye geçiştirirken bugün her dertte, keramette kendisine yaklaşan ölümü düşünmez bile..

Evet, son 3 aydır ölü sayarak dünyayı korku atmosferine sokanların normalleşme adı altında beyaz bir polisin siyahi bir insanın nefesini kestiği şu dünyada yapılan onca silah, atılan onca bomba, dili, dini, rengi için siyasette olduğu gibi normal yaşamda nefes almasına engel olunmak ölüm değil de nedir? 

Sanırım dünyayı ve 7 kat semayı yaratan Allah’ın görev verdiği Azrail’de benim gibi düşünüyor birbirini yiyen, öldüren, zulme, cinnete yani ölüme doğru iten onca insanı izlerken.. 

Ha unutmadan sanalda toplayıp aldığı kararlar ardından maskeleri indirmeme şartı ile normalleşme diyerek topluma yaşama gereğini hatırlatan Başkan Erdoğan’ın Corona saçmalığı boyunca çeşitli neden ve adlarla ceza yiyen insanların da onca saçma cezasını af ettiğini de ilan etse daha çok puan alacak ve ha bugün, ha yarın denen seçime giderken daha rahat olacak diye düşündüğümü de..

Kanuni Sultan Süleyman’ın hasta yatağında söylediği söz olarak bilinen 

“Halk içinde, ‘Mu’teber bir nesne yok devlet gibi, olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” diyerek rica ediyorum..

Çünkü o cezaları yiyenlerde şu an kara kara o cezaları nasıl ödeyeceklerini düşünerek adeta can çekiştiklerini düşünmüyor değilim..



ESKİ  HABERLERİMİZ İÇİN TIKlayın.. 


http://arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com/ardahan.php



Bakanlık ‘Ödenek Yok’ Diyor..Atalay yapılacak diyor..


04//04/2015 Tarihli Haber