KOYUN KURBANLIK İÇİN GÖZDE.. Birde paraları dönse!



MERHABA Bu haberi ve Ardahan’daki diğer gelişmeleri görüntülü izlemeniz için youtube ArdahanTV Kanalımıza abone olmanız umuduyla. Görüntülü haberlerimiz için TIKla abone ol, izle.. 



**Dinen de uygun..


Pandemi ile daha da ağırlaşan ve 4 ay önce başlayıp devam eden Kovit-19 salgını dolayısıyla tüccarın gelmediği, hayvanların satılmadığı bu nedenle hayvan sayısında büyük artışın yaşandığı Ardahan’da Koç ve Koyunlar kurban kesmek isteyenlerin gözdesi durumunda.


Yaşanan ekonomik sıkıntılarında etkisiyle vatandaşın ilgisinin dinende uygun olan küçükbaş hayvanlara yönelmeleri diğer bir etken.

Bilindiği gibi İbrahim aleyhisselamın, Allahü teâlâ bir oğul verirse, onu Allah için kurban edeceğini söylemesi üzerine Hazret-i İbrahim, sözünde durup oğlunu kurban etmek istedi. Cenab-ı Hak, (İbrahim, gerçekten rüyasına sadakat gösterdi. Elbette bu açık bir imtihandı. Oğluna karşılık ona büyük bir kurbanlık koç fidye verdik. İhsan sahiplerini böyle mükafatlandırırız) buyurulmasından bu yana başta Koç olmak üzere Koyun cinsi hayvanların kurbanlık denince akla ilk gelen hayvanlar olarak İslam Aleminin dinen ve  birinci alışkanlıları arasında yer almakta.


Birde paraları dönse..


Öte yandan Ardahan’da yetiştirilip, başka kentlere götürülen kurbanlık sevkiatı da hızla sürüyor. En yakın Rize en uzak İzmit olmak üzere bir çok kente götürülen Ardahan Kurbanlıklarından elde edilen gelirin kentte yatrım olarak dönmeyeceği merakla beklenmektedir.



Arada Gümbürtüye Gidenler..


 


Mehmet Metiner ile İçişleri Bakanı Süleyman Soylu arasında yaşanan tartışma sıcaklığını korurken, kurt gibi uluması ile gündeme gelen ve atanmış tarım bakanına çıkışı ile gündemden düşeceğe benzer MHP Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt’un geçtiğimiz günlerde yeni parti kuran Ardahan Milletvekili Öztürk Yılmaz gibi partisi tarafından ihraç edilmek üzere disipline sevk edildiğini öğrendiğimizde, etme bulma dünyası atasözü aklıma geldi.


Ve son günlerdeki yazılarıma konu olan bu ata sözlerinin hiç ama hiç önemlerini ve anlamlarını yitirmediği de..


Tabi bu arada başta havuz medyası olmak üzere ”biz havuzda değiliz” deyip kendilerine merkez basın adını veren ulusal basın ve medyanın oralı olmadığı birçok şey daha gündeme taşındı..


Birincisi hala neden hapiste olduğu bir türlü anlaşılamayan HDP eski eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın CHP ve İYİ Parti başta olmak üzere HDP’nin büyük desteğini alanların üzeri kapalı demeçlerle HDP’yi dizayn etme çabalarına karşı sert çıkışıdır. İkincisi ise “evli” eski sevgili tarafından önce dövülüp, ardından öldürülerek, yakıldıktan sonra beton dolu bir kovaya konulan cesedi ile gündeme gelen  Muğlalı 27 yaşındaki üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’in öldürülmesi ile yeniden gündeme gelen kadın cinayetleridir. 


Ve de yeni barolara yol açan, sanal ortama da sansür getirmeye çalışan iktidarın, ‘’Toplumsal Cinsiyet’’ kavramının tanımını yapan ilk uluslararası sözleşmeden çekilmek istemesi oldu.


Tabi bu arada sanatçıların ”Korkmayacağız” başlığı ile Fransada ki “sarı yelekliler” eylemine benzer çıkışını da unutmayalım.



Ülkenin yanı sıra ağzına taktığı maske ile “benden milliyetçi yoktur” twitter mesajını atarak seçmenine seslenen Trump’ın ve Avrupanın yani hristiyan aleminin, cuma günü namaz kılacağımız Ayasofya adımımıza karşı, nasıl bir hamle yapacakları da diğer ve asıl bir konu olarak “şimdilik” bir kenarda durmakta. 


Gelelim başlığımıza 10 yıl önce Ayasofya da değil Suriye de namaz kılacağını belirten başkan Erdoğan’ın oturma sancıları çeken, başkanlığını yaptığı başkanlık sisteminin geride kalan iki yılını anlattığı programında gideceği söylenen Esad’ın pardon Esed’in seçim yaptığını bizzat kendisi açıklarken, bu seçimin demokrasi ile alakası olmadığını ve “Ben yaptım oldu” demek olduğunu da söylerken kendisinin “atı alan üsküdarı geçti” sözlerini de hatırlatıyor gibiydi.


Yani bunca yoğun gündem arasında iktidardan düşeceği söylenen Esad’ın seçim yaptığı da gümbürtüye gitmişti.


Aynı başkan Erdoğan, Libya’da da işlerin her an gümbürtüye gideceğini de anlatıyor gibiydi. 


Kısacası uluyan Enginyurt gibi Soylu’dan fırça yiyip “ardından biz kardeşiz” diyerek adeta tükürdüğünü yalayan Mehmet Metiner gibi birçok kişinin gümbürtüye gittiğini de görmekteyiz.


Bu arada unutmadan Demirtaş’ın dikkat çektiği muhalefetin yani İyi Partinin ve CHP’nin de HDP’ye üstü kapalı parmak sallaması da HDP’nin yani yaşananları izleyen Kürt seçmeninin “bunlarla bu iş yürümez” diyerek ya kendi başına seçimlere gitmesi ya da Ak Parti ile yeniden kurulacak sıcak temasla tüm muhalefeti gümbürtüye götüreceği görülüyor gibi.


Kısacası bu dünyanın etme bulma dünyası olduğunu herkes bilmeli ve görmelidir.




Kurban Paraları Yine Dönmedi!


arşiv haber 31/08/2017 Tarihli haber/yorum


Hayvancılık yaparak geçimlerini sağlayan Ardahanlılar geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yılda kurbanda beklediklerini alamadılar.


Alınan bilgilere göre geçtiğimiz kurban bayramında Ardahan’da başka illere götürülen kurbanlıkların büyük bölümü ya satılmadı, satılanların ise parası Ardahan’a gelmedi ya da geri getirildi.


Konu hakkında açıklamalarda bulunan Ardahanlı kurban besicileri başta Rize’ye olmak üzere İstanbul ve diğer illere götürülen hayvanların büyük bölümünün zararına satıldığı kalanların ise borç karşılığında kasaplara verildiğini, satılan kurban paralarının ise Ardahan’a değil başka illere yatırım olarak gittiğini belirttiler.



Gazeteciler Partisi Muhalefet Yapıyor mu?


 


Fakir Yılmaz/Gazeteci


Varsa demokrasinin 4. kuvveti denen gazetecilerim son yıllardaki hallerine mevcut muhalefet partilerine sarı adını alan sendikalara ve bir çoğu kağıt üzerinde olan stk’ları eleştirmenin çokta haksızlık olduğunu kabul etmek gerekir.


Çünkü bir ülkede basın denen önemli etkeni oluşturan gazetecilerin bile bir araya gelip, bir birlerine destek vermediği gibi yalakalık adına kendi arkadaşlarını bir küçük reklam yada kaymak uğruna satışı dolaysıyla gazetecileri muhalefet yapmadığı bir toplumda muhalefet beklemek zor bir iştir..


Bu ülkede gazeteciliğin ne aşamada olduğunu her gün biraz daha tiraj kayıp eden gazeteler bakmakla görebileceğimizi gibi kağıt alacak gücü kalmayanların da sanal ortamı da bir kenara bırakıp whatpsaap üzerinden bir birleri ile didişmekten öteye geçmediğini görürken bundan en iyi faydalananın iktidarın olduğunu da kabul etmek gerekir.


Birçok kurum, kuruluş ve siyasi partiler gibi her bir tarafa saçıldığının farkına varmayan muhalefetin öncüsü olan ve toplumun gözü, kulağı, ağzı olduğu iddia edilen gazetecilerin eskisi gibi yazamaması, konuşmaması, söylememesini fırsat bilip ‘Çaldığım düdük’ diyen bir iktidar da rahatça kendi gazetecileri ile oluşturduğu tozpembe dünya’nın hali de, ülkenin durumnuda bu olur.


Kısacası; Bu ülkenin diğer bir sorunu da iktidardan korkup, kuyruğunu bacaklarına almış olan gazetecilerdir.


Hâlbuki ne olursa olsun gerçek anlamda gazeteci olduğunda inanın tüm korkular, hapis tehditleri, ekonomik baskılar yine o gazetecilerin asıl sahibi olan toplum tarafından bedeli ödenir ve gazetecilerin gereğini yapması için tüm yollara açık tutulmaya çalıştığını dünyada ki gazetecilik tarihine baktığınızda görmek mümkün değil mi?


Yani gazetecilerin bile muhalefet yapmadığı bir dönemin yaşandığı ülkede başta muhalefet partilerinden olmak üzere kimseden bir şey beklemek hele hele iktidara direnen bir toplumun olması çok zor ve olmayacak iştir.


Bu toplumun aydınları olarak geçinip, varsa demokrasinin 4. Kuvveti olarak kendilerine ad verilen gazeteciler, ‘işim, aşım, düzenim bozulur’ diyerek yazmıyorsa, konuşmuyorsa, söylemiyor ve fotoğraflamıyorsa kusura bakmayın Ayşe Bakkalın, Tamirci Celilin ya da siyasi, muhalefetin iktidar üzerinden etkisini beklemeyin.


Çünkü toplumun sesi, kulağı ve gözü işini yapmıyorsa o gözü, kulağı ve gözü taşıyan beyin çalışmaz, vücudun yüreği cesaretli olamaz.


Ve bu ülkede ki iktidarın karşısında gerçek muhalefet bulunamaz, beklenemez ey kendisine gazeteci deyip, gerçek görevini yapmayan gazeteci arkadaşlar..